Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Bu hafta, Nisan 2026 tarihli Türkiye Sigorta Birliği Durum Belgesi ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) Mayıs 2026 dönem sonu verilerinden söz edeceğim. Buna göre, Türkiye’de sağlık sigortaları kapsamında 9,6 milyon aktif poliçe ve 8,4 milyon tekil sigortalı var.

İstihdam Edilen Nüfus Sağlık Sigortacılığı İlişkisi

2025 işgücü verileri dikkate alındığında; bu veri istihdam edilen nüfusun yüzde 26, toplam işgücünün yüzde 24’ü anlamına geliyor. İstanbul’da bu oran yüzde 54’e ulaşmaktadır.

Genel olarak ortalamanın üstündeki iller sıralandığında;

▪ Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’da yüzde 32,

▪ İzmir’de yüzde 31,

▪ Bursa, Eskişehir ve Bilecik’de yüzde 30,

▪ Ankara’da yüzde 29 olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, sağlık sigortalılığı oranı

genellikle büyükşehirlerde ve sanayi bölgelerinde daha yüksek oranda

görülüyor.

Buna karşılık bazı illerde bu oran yüzde 10’un da altına düşüyor;

▪ Antalya, Isparta ve Burdur’da yüzde 17,

▪ Adana ve Mersin’de yüzde 14,

▪ Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane’de yüzde 13,

▪ Samsun, Tokat, Çorum ve Amasya’da yüzde 12,

▪ Kayseri, Sivas ve Yozgat’da yüzde 11,

▪ Konya-Karaman, Şanlıurfa-Diyarbakır, Van-Muş-Bitlis-Hakkâri ile Ağrı-Kars-

Iğdır-Ardahan’da yüzde 6-8 arasında bir oran ile karşılaşılmaktadır.

Kadın çalışanlarda tekil sağlık sigortalı sayısı kadın istihdamının üçte biriyken erkeklerde yüzde beşte biri seviyesinde kalıyor. Yani, kadın çalışanlarda sağlık sigortalılığı, erkeklere kıyasla 1,6 kat fazladır.

Aktif poliçe yoğunluğu olarak ise; Türkiye genelinde 15 yaş üzerindeki her 100 kişiye 14 sağlık poliçesi düşerken, İstanbul’da 33 poliçe düşmektedir.

Risk Yönetiminde Birlikte Çalışabilirlik

Sigorta Birliği Pozisyon Belgesi, sadece sorunları değil makroekonomik hedeflerle uyumlu dönüşüm perspektifini de anlatmaktadır. Çünkü, sigorta sektörünün büyümesi; yatırım finansmanı desteğiyle olası risklere karşı dayanıklılığı da artırabilecektir. İlgili paydaşlarla “birlikte çalışabilirlik” ilkesiyle risk yönetimi yaklaşımı, bir yandan bugünü bir yandan da geleceği güvence altına alacaktır.

Bu bakışla değerlendirildiğinde, “Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi” başlığı altında;“Kamu tarafından sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanı, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomiler için önemli bir mesele haline gelmiş, finansmandan kaynaklanan zorluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu kapsamda, tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunulmuş, birtakım politikalar ile de sistem desteklenmiştir. Ülkemizde de özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zemine oturtulması, anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu sayede hem kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükü hafifletilecek hem de sigorta sektörünün kapsayıcılığı artırılacaktır”

ifadesi yer almaktadır.

Teşvik

Teşvik sistemi kapsamında; tamamlayıcı ve özel sağlık sigortalarına ilişkin kamu tarafından sağlanacak finansal teşviklerle geliştirilmesi ve sigortalıların sayıca artması hedeflemektedir. Bu hedefe yönelik olarak ise;

▪ Özel sağlık sigortası primlerinin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,

▪ Devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden düşülerek sigorta ettirenden alınmaması ve

▪ Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi önerilmektedir. Doğal olarak devlet teşviki sağlanması için, mevzuat değişikliği gerekliliği vurgulanmaktadır.

Veri

Veri Paylaşımı başlığı altında, tamamlayıcı sağlık sigortası mali risklerinin Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile birlikte karşılandığı, bu nedenle bir yandan teminat kapsamı sorgusu diğer yandan da ödeme miktarı kontrolü gerektiği belirtilmektedir.

Yani, tamamlayıcı sağlık sigortası hizmetinde GSS tazminat bilgisi ortaklaşa MEDULA kullanımı yoluyla risk analizi yapılabilmeli, GSS ile birlikte provizyon alınabilmelidir. Ayrıca, e-Nabız üzerinden SBM ile çalışan bir sistem oluşturulmalıdır. Konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ve SBM ile Protokol imzalanmışsa da artık poliçe öncesi döneme ait beyan eksikliklerinin yine SBM aracılığıyla sigorta şirketlerinin erişimine açılması doğru olacaktır. Risk analizi ve fiyatlamanın doğru yapılabilmesi, prim maliyetlerin düşürülmesi ile sağlık sigortacılığının yaygınlaştırılmasına kalıcı katkı sağlayabilecektir.

Sağlık Sigortası ve Finansal Dayanıklılık

Aslında, sağlık sigortalarının tedaviye erişimi öngörülemeyen ve ertelenemeyen sağlık harcamalarının hane halkı bütçesindeki yıkıcı (katastrofik) etkisini azaltan ve finansal güvenliği destekleyen vaz geçilmez finansal dayanıklılık kaldıracıdır. Finansal dayanıklılık, nicelik kadar nitelikle de ilgilidir. Dolayısıyla, sigortalı sayısı kadar, hizmet sunucu kurum ve sigortacı arası süreçlerin kalitesiyle birlikte düşünülmeli ve böylece güçleneceği hiç unutulmamalıdır.

Hedef kitle ve ürün açısından bakıldığında, sigortacılık vizyonunda illere ve bölgeler dağılımına dikkat edilmeli, niş alanlar bu dağılıma uygun olarak belirlenmelidir. Niş alan belirlemede sigortalılık bilincindeki artış, sayı artışı için de tetikleyici olacaktır. Buna paralel olarak veri ve süreç aşamaları kalitesi de kritik hale gelecektir. Bu yüzden, bu yazıya konu olan sigortacılık kurumlarının verilerini düzenli ve kural tabanlı olarak toplaması ile paylaşması, sadece sigortacılık adına değil aynı zamanda sağlık alanında da oldukça değerli katkılar sağlayabilecektir.

Orta ve uzun dönemli katkılar arasında ilk sırada akla gelen; karar vericilerin, bilgiye dayalı yönetim açısından bu konuda duyarlı olmalarıdır. Bu duyarlılık, sürdürülebilir politikalara dönüştürücü modellerle desteklenmelidir. Ortaya çıkacak sonuçlar ve olumlu etkileri, öncelikle büyüme ve takip eden kalkınma ataklarını her zaman görünebilir durumda olabilecektir.

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Gündeme getirmek istediğim konu, TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş. Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Buna göre, 743,8 milyar lira prim üreten sigorta sektörü, önceki yıla göre üçte bir oranına yaklaşan büyüme göstermiş. 498,5 milyar TL hasar ödemesi gerçekleştirilirken, toplam 1,3 katrilyon TL’lik teminat hacmi ve 3,2 trilyon TL’lik fon büyüklüğü bu dönemin en göze çarpan büyüklükleri olmuş.

Bununla birlikte sigortacılığın milli gelire oranını gösteren penetrasyon oranı, 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 2,62’ye yükselmiş. 2030 yılı için hedeflenenin yüzde 4,7 olduğu hatırlanırsa, bu hedefe ulaşmak zor olmayacak gibi…

Farkındalık ve Aidiyet Artışı

Bugün gündeme getirmek istediğim konu, sözünü ettiğim TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş.

Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte. Kamunun yaşlı bakım sigortası hazırlıklarını tamamlayacak modellerle, artan bu ihtiyaçlar birlikte düşünüldüğünde sağlık sigortacılığının büyüme alanlarının hem genişleyeceği hem de çeşitleneceğini öngörmek hiç de zor olmayacaktır.

Öte yandan, TSB Mayıs 2026 analizine göre Türkiye’de 9,6 milyon yürürlükte sağlık sigortası poliçesi ve 8,4 milyon tekil sigortalı bulunuyor. Sağlık sigortalıları, istihdamdaki nüfusun dörtte birini aşmış olsa bile, özel sağlık sigortası kapsamı dışında olan nüfus hiç de az değil. Bu yüzden, sağlık sigortasını çalışanlar için önemli bir aidiyet aracı olabileceğini düşünen sigorta yöneticilerinin sayısı giderek artıyor. Özel sohbetlerden, yeni ürün tasarım ve çeşitliliğine kadar bu yaklaşımın birçok farklı örneği verilebilir. Yani, sağlık sigortacılığını stratejik bir yatırım olarak görenlerin artışına şaşmamak gerekiyor.

Aidiyet duygusundaki artış çalışanların beklentilerini de şekillendirecektir. Doğaldır ki böyle bir talep, sigorta sektörü karar vericilerini de sağlık sigortacılığında yenilikçi ürünlere zorlayacaktır. Özellikle kurumsal poliçelerde yaşanabilecek bu yenilikçi yaklaşımlar, kamu ve özel sağlık sigortacılığının “birlikte çalışabilirlik” model arayışlarını beraberinde getirebilir.

Holistik Bakış

2025 TSB Sektör Raporu verilerine bakıldığında; prim üretimi artışı kadar, talebin odaklandığı alanları da görmek mümkündür. Sağlık sigortacılığı hem üretim hem de talep yönünden belirgin bir büyüme gösteren sayılı alanlardandır. Zira, bazı branşlarda poliçe adetlerinde büyümenin görülmediği alanlar da bulunmaktadır.

İşte tam bu yüzden, sigorta ihtiyacının ne yönde değiştiği iyi analiz edilmelidir. Bu bağlamda, merkezden uç noktaya değil, belki de uçtan merkeze bakmak gerekebilir. Böylece, dağıtım kanallarının sadece tek bir ürün yerine sigortalının tüm risklerini yöneten bir bakışa kavuşturulması hedeflenebilir. Her alanda olduğu gibi, burada da holistik yani bütüncül bakış düşünülebilir. Sağlık riskini, diğer risklerle beraber yöneten bir sigortacılık anlayışı, dağıtım kanallarından başlayarak daha dengeli bir risk dağılımını sağlayabilir.

Klasik sigorta branşları ile beraber oluşturulacak poliçeler gibi, yeni yeni sigorta ürünleri de düşünülebilir. Örneğin, yaşlı bakım sigortası bugünlerde tekrar tartışılmaya başlandı. Oluşturulacak model, genç yaşta başlatılabilecek çalışan prim kesintileriyle havuzu büyüteceği gibi, dünya örneklerinde de görüleceği üzere, özel sektörün sınırlı alan ve içerikte modele katkılarının gerçekleşebileceği tasarımlar için harekete bile geçilebilir.

Uzun Ömür Takibi

Geçenlerde, “Uzun Ömür Yarışı” adlı bir habere rastladım. XPRIZE Healthspan 2026 Finalistleri adı altında aşağıda adları ve ülkeleri sıralanan finalistler açıklandı https://www.xprize.org/news/10-finalist-teams-awarded-1m-to-advance-in-xprize-healthspan-101-million-race-to-transform-healthy-aging);

  • AgelessRx (ABD),
  • Goda Laboratuvarı (Japonya),
  • Johns Hopkins (ABD),
  • Longeveron (ABD),
  • Minicircle (ABD),
  • Mitokondriyal All Stars (ABD),
  • NYC-Vita (ABD),
  • RETRO-EPIGERNA (Çin),
  • RPRGAON-Progeria (Güney Kore),
  • ZAMAN GEZGİNİ (Japonya).

Amacı, tedaviden sonraki bir yıl içinde kas, bilişsel ve bağışıklık fonksiyonlarını en az 10 yıl boyunca izleyerek güvenli ve erişilebilir tedaviler geliştirmek olarak açıklanan çalışma uzun ömür biliminin şu alanlarını kapsıyor: rejeneratif tıp ve kök hücre terapileri, gen tabanlı ve
mitokondriyal tedaviler, yeni ilaçlar ve biyolojik ilaçlar, ekstraselülük veziküller, mevcut ilaçların, nutrasötiklerin ve yaşam tarzı müdahalelerinin kişiselleştirilmiş kombinasyonları.

2026’dan 2029’a kadar finalistler klinik denemelere yönelecek ve yarışmanın nihai olarak 2030’da 81 milyon dolara kadar nihai ödüllerle sona ermesi planlanıyor.

Futurist Ufuk TARHAN, geçenlerde “Sağlık Sektöründe Trilyon Dolarlık Pazarlar Yaratacak Teknolojiler” başlığı altında sekiz alandaki büyümeye ilişkin görüşlerini paylaştı (https://x.com/futuristufuk/status/2085595023878369321). Bunlar; yaşlanma karşıtı ilaçlar, yenileyici tıp, erken hastalık tespit sistemleri, uzun ömür odaklı sağlık klinikleri, yapay zeka destekli sağlık tahmin platformları, uzun ömür sigortaları ve finansal ürünler, yaşlanan nüfus için teknolojiler, kamu destekli uzun ömür altyapısı başlıklarından oluşuyor.

Sonunda da şu tavsiyelerde bulunuyor; sağlıklı kalmak için akıllı ve disiplinli yaşamalı, teknoloji ve yatırım sağlık alanına yönelmeli, geleceğin mesleklerini arayanlar buna göre düşünmeli, liderler, uzun yaşam ekonomisini yatırım planlarına almalı.

İki Kilit

Konuyu, Osman Müftüoğlu Hoca’nın sözünü ettiği “modern longevity’nin iki kilidi” görüşünü aktardığı yazısının bir bölümü ile tamamlamamın uygun olduğunu düşünüyorum (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/2026/08/03/longevitynin-iki-kilidi-var); ilk kilit hayata yıl eklemek, ikincisi ise yıllara hayat eklemek. Osman Hoca, asıl meselenin “artık kaç yıl yaşayacağımız değil, o yılları nasıl yaşayacağımız” sorusunu soruyor ve “90 yaşına ulaşmak başarıdır ama 70 yaşından sonra hareket edememek, yalnız kalmak, başkalarına bağımlı yaşamak ya da hafızamızı kaybetmek bu başarının eksik kaldığını gösterir” vurgusunu yapıyor. Bu bağlamda, modern “Geroscience” ana hedeflerinden biri “hastalığın sıkıştırılması” olduğunu belirterek, amaç ömrün son 15-20 yılını hastalıklarla geçirmek değil, sağlıklı dönemi mümkün olduğunca uzatıp hastalık dönemini hayatın en son bölümüne sıkıştırmak olduğunun altını çiziyor. Bu yüzden de, longevity yalnızca doktorların işi değildir başlığının altında kaldırımlardan evlere, dengeli bir bütçeden dostluklara kadar bir çok değişken sıralıyor…

Bu hafta konusunda aynı tema altında uzmanlaşmış saygın kişilerin görüşlerini de içeren bir ufuk turu yapmış olduk. Zaten onların söylediklerine ve yazdıklarına benim bir ekleme yapmam beklenemez. Sağlık sigortacılığıyla başlayıp sağlıklı yaş almak ile tamamlamak istedim. Bu kapsamda da yeni ufuklar ve gelecek öngörülerini paylaştık.

TÜİK; ortalama sağlıklı yaşam süresini 57 yıl olarak açıkladı. 65 yaşında ortalama yaşam süresi ise 18 yıl olarak bildirilmişti. Sonuç olarak, TÜİK istatistiklerine göre, 65 yaşındaki bir kişinin 83 yaşına kadar yaşayacağı ve bunun 57 yılının sağlıklı olacağı öngörülürse kalan son 25 yılının sağlıksız şekilde geçebileceğini hesaplamak mümkündür. Bu süre hem kişi hem toplum açısından çok uzun bir süredir. Bu süreye yönelik olarak önceden düşünerek model oluşturmak sadece yöneticilerin hatta sağlık yöneticilerinin değil, hepimizin ortak önceliği olmalıdır.

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi”.

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf). Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan (World Economic Forum) Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi” (The Longevity Dividend: The Business Case for Linking Health and Wealth).

Fırsat Maliyeti

En basit ifadesiyle, seçmediğiniz alternatiften dolayı kaybettiğiniz kazanç fırsat maliyeti olarak tanımlanır.

Rapor, sadece üç düşük teknolojili müdahalenin sağlık sistemlerine 5,8 trilyon dolardan fazla tasarruf sağlayabileceğini, 2040 yılına kadar 645 milyar dolar daha ek verimlik nedeni olabileceğini ortaya koyuyor. Bunların tamamı aslında fırsat maliyetidir ve aynı zamanda fiziksel ve finansal tüm nedenlerin birlikte anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekliliğini de gösterir.

Bu üç basit ve uygun fiyatlı değişiklik; evlerde halı bandı ve tutunma barlarıyla düşmeye karşı koruma önlemi alınması, fiziksel aktivitenin artırılması ve işitme cihazlarına erişimin kolaylaştırılmasına dayanmaktadır.

Böylece; uzun ömürlülüğü yaşlılık sorunu olarak değil, yaşam boyu fiziksel ve finansal sağlığın iç içe geçmişliği olarak anlamanın gerekliliğini vurgulanıyor. Uygun fiyatlı konutlardan, yaş almada ayrımcılığı azaltmaya kadar uzanan uzun ömürlülüğü destekleyici müdahalelerin çokluğu anlatılıyor. Uzun ömürlülük ekonomisinin daha geniş kapsamda anlaşılmasıyla önemli yatırım getirileri sağlayabileceğinden söz ediliyor.

Aslında, uzun ömürlülüğün, yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin sorunu veya artan emekli sayısıyla oluşan bir bilanço dar boğazı olarak yanlış ele alındığı söyleniyor.

Rapor; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Vietnam, Kolombiya, Endonezya, Meksika, Çin, Hindistan, Singapur, Brazilya, Nijerya, Güney Kore, Tayland, Kanada, Hollanda, İngiltere, ABD., Fransa, Hırvatistan, Japonya’nın yer aldığı 21 ülkeden veri toplanarak sayısal analizleri içeriyor.

Sağlık ve Zenginlik

Uzun ömürlülüğün, gelecek yirmi yılın en önemli sağlık sorunu olarak ele alınabileceği ama aynı zamanda hafife alınan ekonomik fırsatlardan biri olduğu ifade ediliyor. Demografik yelpazenin her kesiminden o ülke için bir fırsat sunulduğu aktarılıyor.

“Uzun Ömürlülük Getirisi” olarak; sağlık ve zenginliği birleştirmenin gerekçesinde, ilerleme ve yeniliği, sağlık ve zenginlik arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığı örnekliyor. Hatta, soyut bir demografik zorluğu somut bir ekonomik fırsata dönüştüren üç belirgin ve küçük müdahale modellenerek, toplumların böyle planlamalarla neler kazanabileceği sayısal olarak ortaya konuluyor.

Uzun ömürlülük geçişine hazırlanmak için kapsamlı reformlar veya denenmemiş teknolojiler gerekmediği de vurgulanıyor. Düşük maliyetli, veriye dayalı ve uygulanmaya derhal başlanabilecek küçük müdahalelerle ilerlenebileceği anlatılıyor.

Gerekenin; hükümetler, işverenler ve sağlık finansmanındaki karar verici kurumlarının fiziksel ve finansal sağlığı ayrı ayrı alanlar olarak ele almayı bırakmaları olduğu açıkça ifade ediliyor.

Uzun ömürlülüğü toplumsal bir zorunluluk olarak anlamanın, trilyonlarca dolarlık tasarrufun önünü açabileceği, ek bir ekonomik büyüme sağlayacağı ve küresel düzeyde toplumların refah düzeyini iyileştirebileceği gerekçelendiriliyor.

Kronik Bakım Endeksi

Konuyla ilişkili bir başka rapordan daha söz etmek istiyorum. Bu Rapor da çok yakın zamanda Sigorta Gazetesi’nde yayımlandı (https://sigortagazetesi.com/38-ulkenin-kronik-bakim-endeksi-aciklandi-turkiye-kacinci-sirada/). Rapor, Kronik Bakım Endeksi’nden söz ediyor. Zürich Sigorta Grubu tarafından söz konusu raporda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECDüyesi 38 ülkenin on yıllık verileri analiz edilmiş.

Rapor, kronik hastalık yükü ve sağlık sistemlerinin cevabı açısından Kronik Bakım Endeksi’ne iki farklı bakış açısı getirerek ülkelerin bu yükü yönetmeye ne kadar iyi hazırlandığını ölçen bir endeks sunuyor. Sonuçlar, bakımın zaman içinde ne kadar amacına uygun organize ve koordine edildiği ile sunulduğunu gösteriyor. Daha kötü sonuçlar genellikle parçalı bakım, sınırlı erişim ve koordinasyon eksikliğiyle ilişkilendiriliyor.

Endekste İsviçre ve Hollanda’nın, 100 üzerinden 80 ve 78 ile ilk sıralarda yer aldığı görülüyor.  Onları; Lüksemburg, Norveç, Güney Kore, İsrail, Belçika, Avustralya, İsveç 70 ve üstü puanlarla takip ediyor. Letonya, Litvanya, Yunanistan, Polonya ve Macaristan ise 30’dan az puanlarla en düşük sıralarda yer alıyor. 38 ülke arasında 59 puanla 18.sıradaki Türkiye’nin altında İtalya ve İngiltere 57, Almanya 55 puanla bulunuyor.

Rapor’da; ne kadar erken harekete geçilirse, bakım ne kadar sağlık hizmetiyle entegre edilirse ve sağlık sistemlerinin ne kadar ötesinde düşünülürse, o kadar iyi sonuçlar alınabileceğini vurgulamaktadır. Halen, sağlıklı kalmayı desteklemek yerine tedaviye odaklanıldığı belirtilse de sağlık politika yapıcıları, işverenler, sigortacılar ve endüstri sorumlularının uzun dönemde sağlıklı yaş almayı hedeflemelerinin daha doğru olacağı yazılmış.

Bu sayede, kaynak verimliliği ve finansal dayanıklılık artışıyla daha proaktif bir süreç yönetilebileceği iddia ediliyor. Bu bağlamda en çarpıcı başlık ise sonuçların harcamaya değil, kaliteye bağlı olmasıdır. Bazı ülkelerin sağlık sistemleri benzer bile olsa, amaca ulaşma, koordinasyon ve hizmetlere erişim farklılıkları endeksteki sıralamayı değiştirebilmektedir. Bu yüzden fırsat; daha erken, entegre, paylaşımlı bakım olarak gösterilmekte, önleme ve koordineli bakımın önemi vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, özellikle ülkemizde daha uzun yaşayıp, daha az sağlıklı, hatta yaş aldıkça sağlıklı bile olmadığımız açıktır. Ne yazık ki ek olarak, çoğunlukla ekonomik imkanların yaşla birlikte azaldığını da mutlaka dikkate almalıyız.

Yapılan araştırmalar, daha fazla önleme, daha erken müdahale konusunda, başta sağlık sigortacıları olmak üzere, sağlık sisteminin tüm paydaşları olarak ortak sorumluluk gerektiğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle bu nedenleri düşündüğümüzdeülkemiz kamu ve özel sağlık sigortacılığında yıllardır tartışılmakta olan yaşlı bakımı ve uzun süreli sağlık sigortacılığı açısından konunun özenle değerlendirilmesinde büyük yarar vardır.

Yaşlanan bir dünyada ortaya çıkan zorlukları ve fırsatları etkili bir şekilde ele almak için sağlık ve zenginlik arasındaki etkileşimleri anlamak çok önemlidir. İşte tam da bu açıdan, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü doğru anlayarak sadece bir sonraki yıl tazminat prim oranını düşürmeye odaklanmak yerine analiz etmek gerekir. Zaten gelecek buradadır…

Geleceğin sağlık sigortacılığı, sigortalısının tazminatını yönetmeyi temel alacaktır.  Bunun bir önceki aşaması da kişinin kendi sağlığını yönetmesidir.

Kamu veya özel sağlık sigortacıları, sigortalısına her geçen gün artan uzun ömürlülük ve buna bağlı tedavi harcaması faturaları ödemekten; hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, dolayısıyla sağlık riskini paydaşlarıyla birlikte ekosistem bakışıyla yöneten bir sorumluluğa evrilecektir. Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler ve uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurlar bu sorumluluğun alt bileşenleri olacaktır.

Sağlıklı bireylerin sağlık giderleri her yaşta daha düşüktür, bu hiç unutulmamalıdır. Ayrıca, yaş alma sürecinde sağlıklı çalışanların işlerinden ayrılma oranının daha az olduğu da önemli bir değişkendir. Bu durumu daha fazla sürdürülebilirliğe odaklanarak ilerletmek, bir yandan kişiler için daha fazla finansal dayanıklılık diğer yandan da sağlığa yatırım yapmak için karar vericilere daha fazla kaynak fırsatı sağlayacaktır.

Tersi, sadece parasal olarak değil hakkaniyet açısından da kötü sağlık maliyettir. Sağlık hizmetlerinin maliyetleri artığı gibi, işgücü kapasitesinde azalmalar da görülebilir. Bunlar, finansal baskılara yol açabilir ve sağlığın korunması ile geliştirilmesi konusundaki kaynak arayışlarını zora sokar. Finansal baskılar olduğunda, kişilerin sağlıklı kalmalarına yatırım yapmak için seçenek ve kaynaklar sınırlanacağından, sonuç daima kötü sağlıktır.

Stratejik Aktör Sigortacılık

Stratejik Aktör Sigortacılık

2026 ilk çeyrek TSB verilerine göre, sigortacılık prim üretimindeki yüzde 30’a olarak açıklanmış. Bu veriler enflasyondan arındırıldığında, reel büyüme epeyce sınırlı kalmaktadır. Sağlık sigortalarında üretim büyümesi fazla olsa bile, medikal enflasyon yüksekliği maliyet ve sürdürülebilirlik sıkıntılarına yol açmaktadır. Sigortacılık genelinde ve sağlık sigortacılığı özelinde teknik yaklaşım ve uzun dönemli kârlılık bakışına ihtiyaç artık daha öne çıkmaktadır. “Herkesin yaptığını değil yapmadığı yapan” anlayışı ile fark oluşturabilir. Sadece fark oluşturmaz ve hangi sektörde olursa olsun aynı zamanda aranan olur.

Bu hafta sigortacılık ile yakından ilgili 2026 dünya hastanecilik sıralamasını aktaracağım.  32 ülkeden 2530 en iyi hastane listesinde Türkiye’den 35 hastanenin yer aldığını paylaşacağım.

Sigortacılık ve Risk

Sigortacılık teorisinde de pratiğinde de hep dikkat edilmesi gereken birkaç önemli başlıkla başlamak istiyorum. Bir riskin sigorta edilebilmesi için; gerçekleşmemiş olması ama gerçekleşme ihtimali bulunması gerekir ama ne zaman gerçekleşeceği de bilinmemelidir. Bu arada sigortacılık yalnızca risk gerçekleştiğinde ödeme yapan bir yapı olarak görülmemelidir.

Özellikle, sağlık sigortacılığında dünyada ve Türkiye’de gelinen noktaya bakıldığında, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından 2026 Nisan ayında paylaşılan “Sigorta ve Emeklilik Sektörü Durum Belgesi” adlı Rapor verilerle desteklenerek önemli konuları gündeme taşımaktadır (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf).

Hatta, TSB daha da ileri bir vizyonla, sigortacılığı; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve finansal istikrarın geleceğine katkı sağlayan stratejik bir aktör olarak ifade etmektedir. İster bireysel ister kurumsal açıdan bakılsın sağlık sigortacılığında da bu yaklaşım; kapsayıcılık, erişilebilirlik ve sürdürülebilirlik açısından olmazsa olmazdır.

2030 vizyonu doğrultusunda; bugüne göre iki kat büyüme, toplam prim üretiminin 50 milyar Amerikan doları olması ve sigorta penetrasyon oranının yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi hedefleniyor. Sigorta penetrasyon oranı kavramının, toplanan toplam sigorta primlerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya oranı olduğu hatırlanırsa, ekonomik büyüklük ve sigortacılık alanındaki gelişmişlik düzeyini gösteren makroekonomik gösterge olduğu kolaylıkla görülecektir. Böyle bir hedef, yalnızca niceliksel bir büyümeyi değil; sigortacılığın ekonomideki ağırlığının artması, risklerin geniş tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesini gösterecektir.

Mevzuat düzenleme önerilerini içeren dünyaya uyumun sağlanmasına yönelik başlıklar bulunmaktadır. Hukukî güvenlik ilkesinin belirlilik, geçmişe etkili düzenleme yasağı ve güvenin korunması olmak üzere üç alt başlık içerdiği Rapor, sağlık ve hayat branşları başta olmak üzere özel nitelikli kişisel verilerin işlendiği sigorta branşları için kişisel veriler ile ilgili düzenlemelere ilişkin mevzuat uyumunun sağlanmasını özellikle vurgulamaktadır.

Hedef Yeni ve Genç Sigortalılar

2026 ilk çeyrek TSB verilerine göre, sigortacılık prim üretimindeki yüzde 30’a olarak açıklanmış. Bu veriler enflasyondan arındırıldığında, reel büyüme epeyce sınırlı kalmaktadır. Sağlık sigortalarında üretim büyümesi fazla olsa bile, medikal enflasyon yüksekliği maliyet ve sürdürülebilirlik sıkıntılarına yol açmaktadır.

Sigortacılık genelinde ve sağlık sigortacılığı özelinde teknik yaklaşım ve uzun dönemli kârlılık bakışına ihtiyaç artık daha öne çıkmaktadır. “Herkesin yaptığını değil yapmadığı yapan” anlayışı ile fark oluşturabilir. Sadece fark oluşturmaz ve hangi sektörde olursa olsun aynı zamanda aranan olur.

Yaklaşım, daha fazla poliçe üretmek yerine, doğru riski doğru fiyatlama yapanlar gelecekte daha çok aranan olmalıdır. Bu bağlamda; dijital satış ve pazarlama kanalları, ekosistemde gerekirse rakiplerle de iş birliği ve genç nüfusa yönelerek yeni sigortalılar hedeflenmelidir.

Ayrıca, “kritik hastalıklar” konusundaki yararlar da dikkate alındığında, uzun süreli sigortaların erken yaşlarda alınması ile önlenen yaşam kayıplarıyla kalp hastalıkları ve kanserden ölüm riski daha önceden tespit edilerek koruyucu ve sağlığı geliştirici önlemler almak kolaylaşacaktır.

Alana Özgü Eğitimli İnsan Kaynağı 

Sigorta sektörünün 2030 vizyonunda yer aldığı gibi, sağlık alanında da büyümesi, yeni yeni ürünlerle çeşitliliğini artırması, genç nüfusu hedefleri arasında önceliklendirmesi gibi doğru olacaktır. Güçlü, alana özgü eğitim almış donanımlı insan kaynağı altyapısı da bu sürece ciddi destek sağlayacaktır.

Hep sıralandığı gibi; dijitalleşme, siber tehditler, yeni dağıtım modellerine odaklanmak doğru bir tercih olur. Böylelikle sadece nicelik değil, nitelik artışı ile kapasite büyümesi de yaşanabilir. Bunlar değişim ve dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak dikkate alınmalıdır.

Bu bağlamda; başlatılan üniversitelerle iş birliğinin farklı modellerle artarak devamı çok önemlidir. Eğitim programlarının teşviki, ilgili bölüm öğrencilerinin kısa ve uzun dönem staj imkanlarının geliştirilmesi, yurtiçi yurtdışı burs programları oluşturularak gönüllü, nitelikli adayların kazandırılması burada akla gelen ilk başlıklar olabilir.

Sağlık sigortacılığının kendine özgü kısıtlılıklarını da dikkate alacak biçimde karar verici süreçlere ekosistem paydaşlarının katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Özellikle yeni işe başlayacaklar, halen çalışanlar ve aracılara yönelik güncel müfredatla eğitim ve sertifikasyon ön şart haline getirilmelidir.

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Bu hafta, Türkiye Sigorta Birliği Nisan 2026 tarihli Durum Belgesini değerlendirmek (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf) istedim. Konuya özellikle değinmeyi planladığım için de biraz geciktim açıkçası. Nedeni çok basit.  Rapor, sigortacılığın sürdürülebilir büyüme vizyonunu ile Türkiye ekonomisine yönelik stratejik katkı alanlarını verilerle ortaya koymaktadır. Bu nedenle, geliştirilen slogan olan #SigortasızOlmaz vizyonunu paylaşmayı önemli buluyorum.

Bugünün Büyümesi ve 2030

Aktif büyüklüğün 4,2 trilyon liraya ulaştığı, hatta 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne erişen sigortacılıktan söz ediliyor. Bu rakamlar, 2025 yılı aynı dönemine göre, yüzde 59 büyüme ve yüzde 63 öz sermaye artışına karşılık geliyor. Prim üretimi sadece bu yılın ilk üç ayında 396 milyar liraya ulaşmış. Toplanan prim yüzde 46 artarken ödenen tazminat yüzde 85 büyümüş.

Rapor’da, 2030 vizyonu kapsamında iki kat büyüme hedefinin yer aldığı hedefiyle  başlamalıyım. Bu hedef kapsamında; toplam prim üretiminin 50 milyar ABD dolarıpenetrasyon oranının da yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi öngörülüyor. Penetrasyon oranı, sigorta primlerinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı olarak bilinir ve 2025 yılında yaklaşık yüzde 2,8’dir. Ekonomide sigortacılık ağırlığının artışı, risklerin tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesinden de söz ediliyor.

Rapor’un içerdiği başlıkların, ekosistem paydaşlarınca değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

13 Ayrı Odak

Rapor, 13 ayrı alanda yapılabilecekleri bölümlere ayrılmış olarak sıralıyor;

  1. Sektörün Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi,
  2. Dağıtım Kanallarının Yapılandırılması, Niteliğinin Artırılması ve Çeşitlendirilmesi,
  3. Türkiye Hayat Sigortacılığında Yeni Bir Evre: Yatırım Fonlu Sigortalar,
  4. Finansal Sigortalar ile İlgili Gelişmelerin Sağlanması,
  5. Yenilikçi Sigorta Ürünlerinin Geliştirilmesi,
  6. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik (ESG) Çalışmalarının İlerletilmesi,
  7. Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi,
  8. Banka Sigortacılığının Geliştirilmesi,
  9. Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) Hayata Geçirilmesi,
  10. Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü,
  11. Trafik Sigortasına Köklü Çözüm Getirilmesi,
  12. Sigortacılık Mevzuatının Değişen Dünyaya Uyumunun Sağlanması,
  13. Katılım Sigortacılığının Geliştirilmesi.

Özel Sağlık Sigortacılığında Vizyon

Rapor’da sağlık, sadece yedinci bölüm olarak değil, aslında beşinci, onuncu ve on ikinci bölümlerle de yakın ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir başlık olabilir. Zaten, Türkiye Sigorta Birliği 18-19 Eylül 2024 ve 10 Ocak 2025 tarihlerinde yapılan Arama ile Önceliklendirme Konferansları Raporları da bu başlıklarda yapılabilecekleri içermekteydi.

Tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunularak, kamu politikaları  ile desteklenmektedir. Rapor, özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için;

  • kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesine,
  • veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesine,
  • anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesine

vurgu yapmaktadır.

Böylelikle, kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün hafifletileceği ve sigortacılığın kapsayıcılığının artırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, tamamlayıcı sağlık ve özel sağlık sigortalarına kamunun finansal teşvikleriyle sağlık sigortalılarının artırılmasının önemine değinilmektedir.

Bu bağlamda;

  • özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,
  • devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden indirilerek sigorta ettirenden alınmaması,
  • Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi

önerilmektedir.

Böylece, devlet teşviki sağlanması için mevzuat değişikliği ihtiyacı bulunmakta olup ilgili mevzuata devlet katkısına ilişkin hüküm eklenmesi önerilmektedir.

Risk Gerçekleşmeden Sigorta

Sigortacılığın, artık risk gerçekleştiğinde tazminat  ödeyen bir yapı değil; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve geleceğin finansal istikrarına katkı sağlayan stratejik bir aktör konumunda olması hedeflenmektedir.

Dolayısıyla, sigortacılığın; risk, teknik yaklaşım ve sürdürülebilir bir kârlılığı hedeflediğini öne çıkaracağının altını çizeceğini söylemek iyimser bir yorum olmayacaktır. Önümüzdeki süreçte; yalnızca poliçe üretimiyle değil, doğru riski doğru fiyatlayan yapıyı yönetme anlayışıyla ilerleyeceğini dikkate almak gerekecektir.

Yeni sigortalı bakışı da bu dönemde değer kazanacaktır. Yenilemede de fiyat rekabetinin yerini ilk sigortalanacaklara erişim stratejileri alabilecektir. Dijital kanallar, ekosistem iş birlikleri ve genç sigortalılar bu değişime damgasını vurabilecektir.

Sağlık sigortaları açısından da medikal enflasyonun oluşturduğu maliyet baskısı sürdürülebilir bir fiyatlamanın en önemli riski olabilecektir.

Sağlık sigortacılığında bunlara ek olarak;

  • kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sigortalılığa geçiş ile genç yaşların hedeflenmesi,
  • yaşam kalitesi artışı ile engellik azaltılması bağlamında koruyucu ve sağlığı geliştirici poliçeler üretilmesi,
  • kritik hastalıklar gibi alanlarda

riski önceden belirleyerek yöneten yaklaşımlar da düşünülmelidir.

“Tanıştık Ama Bağ Kurabildik mi?”

İşin özü, sigortanın ihtiyaç anında yapılmayacak bir süreç olduğu yaklaşımına  dayanmaktadır. Bu yüzden, sigortacılıkta da veriyi yönetmek şarttır. 34 milyonu aşan tekil aktif sigortalının varlığına değinilirken, sadece son 10 yılda sisteme giren ama artık aktif olmayan 46 milyonu aşkın kişinin varlığından da söz ediyor. Sadece bu iki veri bile, yalnızca penetrasyon değil, sürekliliğin de dikkate alınmasının önemini gösteriyor.

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında ise oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.