OVP Basamaklar Arası Entegrasyonun Sağlık Sigortacılığına Etkisi

OVP Basamaklar Arası Entegrasyonun Sağlık Sigortacılığına Etkisi

Son iki haftadır, Orta Vadeli Program’dan (OVP) sağlık sigortacılığına etkisi bağlamında söz ediyorum. Bu hafta da bir başka açıdan devam edeceğim. Özellikle, hepimiz konuşurken kulağımıza çok hoş gelen ama uygulamaya geldiğinde, bizler de karar verici olsak, zorlanabileceğimiz ve paydaşların bir kısmı tarafından hep riskli görülen bir başlığı değerlendirmeye çalışacağım.

Başvuru Önce Hastaneye

Program’da yer alan “Sosyal Güvenlik Sisteminin Mali Sürdürülebilirliği” başlığı altında sıralanan maddede;

“Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sistemi içerisindeki etkinliği artırılacak ve hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilecektir”

ifadesi yer almaktadır (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2026/09/Orta-Vadeli-Program-2027-2029.pdf).

Sağlık hizmetleri kullanım kültürü gereği, doğrudan hastaneye, hatta Üniversite Öğretim Üyesi muayenesi için Üniversite Hastanesi’ne gitmek ne yazık ki alışkanlığımız olmuş. Birinci basamak sağlık hizmeti olarak bilinen; hizmete ihtiyacı olan ile hizmeti sunanın karşılaştığı ilk basamak, nedense hep olmaması gereken basamak olarak gerçekleşmiş. Bunun nedeni; kimi zaman güven, kimi zaman erişim kolaylığı, kimi zaman da “benim sağlığıma ben karar veririm” anlayışı olmuş.  Bunların hepsi kendi açısından değerlendirildiğinde doğru gelebilir, ama hepsinde bir eksiklik hatta yanlışlık olduğunu da kabul etmek gerekir.

Tıbbi veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, toplumdaki tüm sağlık ihtiyaçlarının ve hastalıkların yüzde 80 ila 90’ı birinci basamakta çözülebilir ve tedavi edilebilir. Dolayısıyla, etkili işleyen bir sağlık sisteminde hastaların sevk zinciriyle üst basamak olan hastaneye gönderilme oranı sadece yüzde 10-20 civarında kalacağı belirtilmektedir. Bu konu, sağlık sigortacılığını da yakından ilgilendirmektedir. Hastalığı değil, sağlıklı kalmayı ödüllendiren bir sağlık sigortacılığı yaklaşımıyla, ürün geliştiren ve hastane öncesinde birinci basamak sağlık hizmetine odaklı tasarımlar, ilgili tüm paydaşlarca birlikte çalışılmalıdır. Dolayısıyla, yeri gelmişken, birinci basamak sağlık hizmeti maliyet etkililik boyutundan söz etmek gerekir.  

Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri

DSÖ dokümanları, “herkes, her yerde, ulaşılabilir en yüksek sağlık düzeyine erişme hakkına sahiptir. Bu birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel ilkesidir” ifadesini yazar (https://www.who.int/health-topics/primary-health-care#tab=tab_1).

Toplumu kapsayan bu yaklaşımın da üç bileşenini tanımlar;

  1. Bütünleşik sağlık hizmeti,
  2. Çok sektörlü politika ve eylemlere sağlığın belirleyicilerine müdahale,
  3. Birey/aile/toplumun kendi sorumluluğunu üslenmeleri için güçlendirilme,

DSÖ, birinci basamak sağlık hizmetlerinin; sağlığın geliştirilmesinden hastalıkların önlenmesine, tedaviye, rehabilitasyona, palyatif bakıma kadar kişinin tüm sağlık ihtiyaçlarını desteklenmeyi sağladığını tanımlar. Bu stratejinin, insanların ihtiyaçlarını merkeze alan biçimde sunulmasını güvence altına alacağından söz eder. En kapsayıcı, adil ve uygun maliyetli yol olarak kabul eder.

Örneğin Sağlık Bakanlığı bir kronik hastalığın birinci basamakta izleminde;

  • Tarama,
  • Erken tanı,
  • Tanının kesinleştirilmesi,
  • Tedavi,
  • Düzenli izlem ve komplikasyonlu vaka izlemi gibi aşamalar bulunduğunu

belirtmektedir (https://egitim.saglik.gov.tr/Home/ReturnS3File?guidStr=7197160f-e1f0-4a1f-9011-7b30a8f4bf95&fileType=pdf). Sağlıklı yaş alma konusu bu kadar yoğun tartışılırken, sağlık sigortacılığının bu aşamalardan geçen hastalık yönetiminde poliçe üretmesi ve bunu ardışık mekanizmalarla takip modelleri geliştirmesi yararlı olacaktır.

Nitekim maalesef bu yaz başında vefat eden Hocaların Hocası Prof. Dr. Osman HAYRAN, bir yazısında, birinci basamak sağlık hizmetleri ile ilgili görüşlerini şöyle ifade eder (https://sdplatform.com/birinci-basamak-hizmetler-kimler-tarafindan-nasil-sunulmali/);

“Birinci basamak”, ayakta tanı ve tedavi hizmeti verilen muayenehane, poliklinik, sağlık ocağı, aile sağlığı merkezi gibi sağlık birimlerine verilen genel bir addır. Sağlık hizmetlerinin basamaklanması ilk kez İngiliz hekim Lord Dawson tarafından 1920 yılında Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı için hazırlanan bir raporda tanımlanmış, daha sonra Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) modelinin temelini oluşturacak olan birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri örgütlenme modeli oluşturulmuştur.

Birinci basamak, ayakta tanı ve tedavi hizmetlerine ek olarak bireye yönelik bazı koruyucu hizmetleri de kapsaması nedeniyle çok zaman ve yanlış olarak “Temel Sağlık Hizmetleri” kavramı ile aynı anlamda kullanılagelmiştir. Oysa “Birinci basamak” İngilizce “Primary care” teriminin dilimizdeki karşılığı, “Temel Sağlık Hizmetleri” ise “Primary Health Care”in karşılığıdır”

DSÖ, düşük ve orta gelirli ülkelerde birinci basamak sağlık hizmetleri müdahalelerinin yaygınlaştırılmasıyla, 2030 yılına kadar 60 milyon hayatın kurtarılmasını ve ortalama yaşam süresinin 3,7 yıl artırılmasının sağlanabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda daha kapsamlı bir sağlık hizmetleri paketi için yıllık yaklaşık 200 ila 328 milyar ABD doları tutarında ilave yatırım gerektirdiğini 5 Aralık 2025’de rapor olarak yayınlamıştır (https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/primary-health-care).

Bu arada DSÖ ve küresel sağlık otoriteleri, iyi yapılandırılmış bir birinci basamak sağlık hizmetinin toplumun genel sağlık ihtiyaçlarının yüzde 80 ile yüzde 90’ını tek başına çözebileceğinden söz ederler.

Fırsat Maliyeti

Maliyet konusu açıldığında, sağlık hizmetleri için konuşulması istenmeyen bir bakış olduğu hep söylenir. Ama maliyeti sadece parasal maliyet olarak düşünmemek de gerekir. Olayın bir de fırsat maliyeti boyutu vardır.

Sağlık ekonomistlerinin “tercih etmediğiniz seçenekten dolayı kaybettiğiniz kazanç” olarak özetlenebilecek bu yaklaşım, birinci basamak sağlık hizmetleri için fazlasıyla geçerlidir. Gerçekten o hizmete ihtiyacı olan ile olmayanın aynı sırada hizmetin gelmesini beklemeleri, belki de şikayetlerinin ilerlemesine hatta beklenmeyen komplikasyonlar gibi bazı ilerleyici süreçlerin gelişmesine yol açabilir. Konuyu bu boyutuyla da düşünmek gerekir.

Alma-Ata’nın 17 Yıl Öncesi

DSÖ 1978 Alma-Ata Deklarasyonu ile küresel halk sağlığı tarihinde birinci basamak sağlık hizmetlerini “herkes için sağlık” amacına ulaşmanın temel anahtarı olarak tanımlayan dönüm noktası niteliğinde bir belge olduğundan söz eder.

Tam 40 yıl sonra, 2018 yılı Ekim ayında, yine Kazakistan’da, yine o zamanki başkent Astana’da, DSÖ tarafından Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Küresel Konferansı düzenlenmiştir (https://www.who.int/publications/i/item/WHO-HIS-SDS-2018.61). Konferansta kabul edilen bildiriyle, mümkün olan en yüksek sağlık standartları için çabaların birinci basamak sağlık hizmetlerine yönelmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir. 2019 yılındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üst düzey toplantısına temel oluşturulmak üzere değerlendirilen bildiri, DSÖ’ye göre 1978’den o güne kadar gelinen noktayı ve yapılması gerekenleri değerlendirme amaçlı olmuştur.

Oysa 17 yıl önce, çok kısa dönem Sağlık Bakanlığı ve toplamda altı yıla yaklaşan Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yapan Nusret FİŞEK önderliğinde yasalaşan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun, bu deklarasyonun çok öncesinde o ilkeleri Türkiye’de gündeme getirmiştir. 224 sayılı Kanun ile ortaya konan model, ülkemiz sağlık politikasında dünyanın da örnek aldığı önemli bir yere sahiptir. Pilot uygulaması Muş’ta başlatılan Kanun; nüfusa dayalı, yaygın, sürekli, entegre, kademeli, il içinde bütün ve katılımlı sağlık hizmeti ilkesiyle çıkarılmıştır.

Bugün bile bu konu çok tartışıldığı için, özellikle birinci basamak sağlık hizmeti açısından tekrar değerlendirmeniz amacıyla, Kanun beşinci maddesini dikkatinize sunmak isterim (https://saglik.gov.tr/TR-10388/sayisi224–rg-tarihi12011961–rg-sayisi10705-saglik-hizmetlerinin-sosyallestirilmesi-hakkinda-kanun.html);

“Madde 5- Hastanın ücretini ödemek koşuluyla (şahsen ödemek şartıyla) istenilen sağlık personelini ve kurumunu seçme hakkı”

Yaygın kullanımıyla sevk zinciri uygulamasındaki istisnanın, nasıl uygulanacağının anlatıldığı bu madde, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu da dahil değişik pilot uygulamalarla gündeme gelse de etkili ve amacına uygun değerlendirilememiştir. Başlatılan pilot uygulamalar yaygınlaşamadan sonlandırılmıştır.

Önümüzdeki hafta OVP kapsamında sağlık sigortacılığında çok önemli bulduğum; talep kontrolü ile hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler adlı iki başlığa değineceğim.

OVP, Sürdürülebilirlik ve Sağlık Sigortacılığı

OVP, Sürdürülebilirlik ve Sağlık Sigortacılığı

Geçtiğimiz hafta, Orta Vadeli Program (OVP)’da artan büyüklüklerin bazılarının riskinden söz etmiştim. Gelecek yılların sosyal güvenlik ve sağlık sisteminde olabilecek 3 etkilere değinmiştim. Bu hafta Program’da yer alan “Sosyal Güvenlik Sisteminin Mali Sürdürülebilirliği” başlığı altında sıralanan konuları aktaracağım.

Sürdürülebilirlik İçin 12 Başlık

OVP, “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği güçlendirilecek, prim tabanı ve tahsilatı artırılacak, yeni çalışma biçimlerine uyum artırılacaktır” ana başlığının bölümlerini sıralamış;

  1. Nüfus artış hızının düşmesinin sosyal güvenlik dengesi üzerindeki etkileri analiz edilerek bakım ekonomisini güçlendirmeye yönelik uzun dönemli bakım sigortasının altyapısı oluşturulacaktır.
  2. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sistemi içerisindeki etkinliği artırılacak ve

hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilecektir.

  1. Sağlık ürün ve hizmetlerinde talep kontrolü ve hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilerek hizmet basamaklarının uygun kullanımı sağlanacaktır.
  2. Sosyal güvenli kişilerin uzun sürede istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler hayata geçirilerek sistemin mali sürdürülebilirliği güçlendirilecektir.
  3. Sosyal güvenlik sisteminin fiili ve yasal kapsamının genişletilmesi ve kapsamda yer almayan grupların sisteme girişlerinin sağlanması için farklı meslek ve gelir gruplarına yönelik uygulamalar geliştirilecek, sosyal güvenlik mevzuatı değişen işgücü piyasası koşullarına ve yeni nesil esnek çalışma şekilleri daha uyumlu hale getirilecektir.
  4. Prim borçlarının takip ve tahsilat süreçleri etkinleştirilecektir.
  5. Sağlık hizmetlerinin geri ödemesinde risk analizine ve hizmet sunucularının davranışlarını dikkate alan denetim modelleri geliştirilecektir.
  6. Sağlık Market Uygulaması daha fazla ilaç ve medikal malzemeyi içerecek şekilde

genişletilerek tedarik zinciri güçlendirilecektir.

  1. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlamadan finansal sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla, analizi yoluyla geri ödeme incelenecek, değer bazlı geri ödeme yöntemleri yaygınlaştırılacak ve yurt dışından temin edilen ilaçlar gibi hızlı artış gösteren gruplarda harcamaların etkinleştirilmesi sağlanacaktır.
  2. Akılcı ilaç kullanımı teşvik edilerek ilaç ve tedavi harcamaları rasyonelleştirilecektir.
  3. Sosyal Güvenlik Kurumunun bilişim sistemleri güçlendirilecek, kurumlar arası veri paylaşımı artırılacak, uzun dönemli mali sürdürülebilirliğe ilişkin göstergelerin düzenli olarak izlenmesi sağlanacaktır.
  4. İstihdam teşviklerinden etkin olmayanlar sonlandırılacak, teşvik sisteminin sade ve etkin bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

Bilindiği gibi OVP; Kalkınma Planı, Yıllık Program ve Bütçe bütünlüğü içinde üç yıllık bir politika

belgesidir. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından her yıl ortaklaşa hazırlanır. OVP küresel, bölgesel ve ulusal ekonomik makroekonomik değerlendirmeler yaparak kamu ve özel sektör öngörülebilir politikaların planlanmasına yardımcı olur.

OVP ve Sağlık Sigortacılığı

Bu haftadan başlayarak birkaç hafta, OVP’nin “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği güçlendirilecek” ana başlığındaki ilgili maddelerini sağlık sigortacılığı açısından vurgulamak istiyorum.

Bunlardan ilki, nüfus artışının yavaşlaması sonucu olası sosyal güvenlik dengesi etkileri başlığı altında ifade edilen bakım ekonomisine ilişkin uzun dönemli bakım sigortası olacak. Bu konu ülkemizde üzerine epeyce yazılıp tartışılan bir başlık olmuştur. Buna ait altyapının oluşturulacağından söz ediliyor. Bunu çok önemsiyorum.

Devletin öncülüğünde özel sektörün seçici desteğiyle yürüyebilecek bir uzun dönem bakım sigortası modeli kurulmasının gerekliliği, yıllardır birçok platformda savunulmaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzadığı ama sağlıklı yaşam süresi ile yaklaşık 25 yıllık bir fark olduğunu sürekli tekrarlamaktayım. Bu bağlamda, “hastalık sonrası müdahaleye odaklı” geleneksel sağlık sisteminin değiştirilmesinin altını çizmekteyim.

Paradigmanın değiştiğini hiç unutmamak gerekir. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçen bir süreç yaşanıyor. Özellikle geçen hafta yazdığım gibi sağlıksız yaşlanan bir nüfus olma olasılığımız, uzun dönemli bakım sigortasını daha da önemli hale getiriyor. Sağlıksız yaşlanmada kronik hastalıklar, kronik hastalık nedenleri arasında da obezite önemli yer tutuyor.  Dünya Sağlık Örgütü, obezitenin 2020’den 2050’ye yüzde 65’den yüzde 86’ya çıkacağını öngörerek “obezite global pandemidir” yaklaşımında bulunuyor. Sadece 1990’dan bugüne küresel düzeyde yetişkin obezitesi 2 kat artmış. Çocukluk ve ergen obezitesi ise 4 kat artmış.

Çok değil sadece 9 yıl sonra yani 2035’de küresel ekonomiye obezite etkisi 4.3 trilyon USD olarak öngörülüyor. Türkiye’de 45 milyon hasta potansiyeli ve 2.2 milyon tanı konulmuş kayıtlı hasta olduğu belirtiliyor. Ayrıca, nüfusumuzun yüzde 86.6 düzenli fiziksel aktivite yapmadığını da eklemek gerekiyor.

Değer Temelli Sağlık Hizmeti ve Sağlık Sigortacılığı

OVP’de ikinci önemsediğim konu da 9.maddede sözü edilen “değer bazlı geri ödeme” yöntemleri yaygınlaştırılacak” ifadesidir. “Büyüklüklere değil kazanımlara odaklı olma” şeklinde ifade edilebilecek değer temelli sağlık hizmetinin satın almadan geri ödemeye kadar her aşamada yaygınlaşması sonuç odaklı iş yapmayı geliştirecektir. Bu bağlamda yapılan ameliyat sayısı kadar o ameliyat sonrası oluşan komplikasyon sıklığı da değerlendirilmelidir. O ameliyat sonrası aynı şikayetlerle tekrar başvuru da dikkate alınmalıdır.

Değer temelli sağlık hizmeti için;

  • her yaşta kendi sağlığını yönetme bilinci kazandırılmalı,
  • erken yaşta yaşam biçimi değişikliğini zorlayan katılımcılık ve teşvikler geliştirilmeli,
  • sağlık hizmetinde; kişinin kendinden başlayarak akademisyenlere kadar uzanan basamaklar arası etkili ve bütünleşik bir yaklaşımla oluşturulmalı,
  • puanlama tabloları ve uzaktan izleme değerlendirme ve erken uyarı sistemleriyle veriye dayalı yönetim modelleri geliştirilmelidir.

İşte OVP büyüklüklerini sağlık açısından tüm bunlarla birlikte düşünmek gerekecek. Bu konudaki değişim ihtiyacına yönelik yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Değişimden, geleceğin sağlık sigortacıları da etkilenecektir. Sigortalısının riskini yöneterek hastalanma ihtimalini azaltan, sağlıklı yaş almayı teşvik eden geriye dönük değil ileriye dönük teşhis ve takip müdahalelerini daha da kritik hale getiriyor.

Yani poliçeler artık, sigortalıları kendi sağlıklarını daha iyi yönetme konusunda tutum ve davranış değişikliğine zorlamalıdır. Sonuç olarak, kronik hastalıkları da yönetmek için sadece hastanede değil, ev ve iş yeri gibi yaşamın geçtiği her yerde bu yaklaşıma ilişkin değişimler yaşanmalıdır.

Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Bu hafta, Nisan 2026 tarihli Türkiye Sigorta Birliği Durum Belgesi ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) Mayıs 2026 dönem sonu verilerinden söz edeceğim. Buna göre, Türkiye’de sağlık sigortaları kapsamında 9,6 milyon aktif poliçe ve 8,4 milyon tekil sigortalı var.

İstihdam Edilen Nüfus Sağlık Sigortacılığı İlişkisi

2025 işgücü verileri dikkate alındığında; bu veri istihdam edilen nüfusun yüzde 26, toplam işgücünün yüzde 24’ü anlamına geliyor. İstanbul’da bu oran yüzde 54’e ulaşmaktadır.

Genel olarak ortalamanın üstündeki iller sıralandığında;

▪ Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’da yüzde 32,

▪ İzmir’de yüzde 31,

▪ Bursa, Eskişehir ve Bilecik’de yüzde 30,

▪ Ankara’da yüzde 29 olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, sağlık sigortalılığı oranı

genellikle büyükşehirlerde ve sanayi bölgelerinde daha yüksek oranda

görülüyor.

Buna karşılık bazı illerde bu oran yüzde 10’un da altına düşüyor;

▪ Antalya, Isparta ve Burdur’da yüzde 17,

▪ Adana ve Mersin’de yüzde 14,

▪ Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane’de yüzde 13,

▪ Samsun, Tokat, Çorum ve Amasya’da yüzde 12,

▪ Kayseri, Sivas ve Yozgat’da yüzde 11,

▪ Konya-Karaman, Şanlıurfa-Diyarbakır, Van-Muş-Bitlis-Hakkâri ile Ağrı-Kars-

Iğdır-Ardahan’da yüzde 6-8 arasında bir oran ile karşılaşılmaktadır.

Kadın çalışanlarda tekil sağlık sigortalı sayısı kadın istihdamının üçte biriyken erkeklerde yüzde beşte biri seviyesinde kalıyor. Yani, kadın çalışanlarda sağlık sigortalılığı, erkeklere kıyasla 1,6 kat fazladır.

Aktif poliçe yoğunluğu olarak ise; Türkiye genelinde 15 yaş üzerindeki her 100 kişiye 14 sağlık poliçesi düşerken, İstanbul’da 33 poliçe düşmektedir.

Risk Yönetiminde Birlikte Çalışabilirlik

Sigorta Birliği Pozisyon Belgesi, sadece sorunları değil makroekonomik hedeflerle uyumlu dönüşüm perspektifini de anlatmaktadır. Çünkü, sigorta sektörünün büyümesi; yatırım finansmanı desteğiyle olası risklere karşı dayanıklılığı da artırabilecektir. İlgili paydaşlarla “birlikte çalışabilirlik” ilkesiyle risk yönetimi yaklaşımı, bir yandan bugünü bir yandan da geleceği güvence altına alacaktır.

Bu bakışla değerlendirildiğinde, “Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi” başlığı altında;“Kamu tarafından sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanı, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomiler için önemli bir mesele haline gelmiş, finansmandan kaynaklanan zorluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu kapsamda, tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunulmuş, birtakım politikalar ile de sistem desteklenmiştir. Ülkemizde de özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zemine oturtulması, anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu sayede hem kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükü hafifletilecek hem de sigorta sektörünün kapsayıcılığı artırılacaktır”

ifadesi yer almaktadır.

Teşvik

Teşvik sistemi kapsamında; tamamlayıcı ve özel sağlık sigortalarına ilişkin kamu tarafından sağlanacak finansal teşviklerle geliştirilmesi ve sigortalıların sayıca artması hedeflemektedir. Bu hedefe yönelik olarak ise;

▪ Özel sağlık sigortası primlerinin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,

▪ Devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden düşülerek sigorta ettirenden alınmaması ve

▪ Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi önerilmektedir. Doğal olarak devlet teşviki sağlanması için, mevzuat değişikliği gerekliliği vurgulanmaktadır.

Veri

Veri Paylaşımı başlığı altında, tamamlayıcı sağlık sigortası mali risklerinin Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile birlikte karşılandığı, bu nedenle bir yandan teminat kapsamı sorgusu diğer yandan da ödeme miktarı kontrolü gerektiği belirtilmektedir.

Yani, tamamlayıcı sağlık sigortası hizmetinde GSS tazminat bilgisi ortaklaşa MEDULA kullanımı yoluyla risk analizi yapılabilmeli, GSS ile birlikte provizyon alınabilmelidir. Ayrıca, e-Nabız üzerinden SBM ile çalışan bir sistem oluşturulmalıdır. Konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ve SBM ile Protokol imzalanmışsa da artık poliçe öncesi döneme ait beyan eksikliklerinin yine SBM aracılığıyla sigorta şirketlerinin erişimine açılması doğru olacaktır. Risk analizi ve fiyatlamanın doğru yapılabilmesi, prim maliyetlerin düşürülmesi ile sağlık sigortacılığının yaygınlaştırılmasına kalıcı katkı sağlayabilecektir.

Sağlık Sigortası ve Finansal Dayanıklılık

Aslında, sağlık sigortalarının tedaviye erişimi öngörülemeyen ve ertelenemeyen sağlık harcamalarının hane halkı bütçesindeki yıkıcı (katastrofik) etkisini azaltan ve finansal güvenliği destekleyen vaz geçilmez finansal dayanıklılık kaldıracıdır. Finansal dayanıklılık, nicelik kadar nitelikle de ilgilidir. Dolayısıyla, sigortalı sayısı kadar, hizmet sunucu kurum ve sigortacı arası süreçlerin kalitesiyle birlikte düşünülmeli ve böylece güçleneceği hiç unutulmamalıdır.

Hedef kitle ve ürün açısından bakıldığında, sigortacılık vizyonunda illere ve bölgeler dağılımına dikkat edilmeli, niş alanlar bu dağılıma uygun olarak belirlenmelidir. Niş alan belirlemede sigortalılık bilincindeki artış, sayı artışı için de tetikleyici olacaktır. Buna paralel olarak veri ve süreç aşamaları kalitesi de kritik hale gelecektir. Bu yüzden, bu yazıya konu olan sigortacılık kurumlarının verilerini düzenli ve kural tabanlı olarak toplaması ile paylaşması, sadece sigortacılık adına değil aynı zamanda sağlık alanında da oldukça değerli katkılar sağlayabilecektir.

Orta ve uzun dönemli katkılar arasında ilk sırada akla gelen; karar vericilerin, bilgiye dayalı yönetim açısından bu konuda duyarlı olmalarıdır. Bu duyarlılık, sürdürülebilir politikalara dönüştürücü modellerle desteklenmelidir. Ortaya çıkacak sonuçlar ve olumlu etkileri, öncelikle büyüme ve takip eden kalkınma ataklarını her zaman görünebilir durumda olabilecektir.

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Gündeme getirmek istediğim konu, TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş. Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Buna göre, 743,8 milyar lira prim üreten sigorta sektörü, önceki yıla göre üçte bir oranına yaklaşan büyüme göstermiş. 498,5 milyar TL hasar ödemesi gerçekleştirilirken, toplam 1,3 katrilyon TL’lik teminat hacmi ve 3,2 trilyon TL’lik fon büyüklüğü bu dönemin en göze çarpan büyüklükleri olmuş.

Bununla birlikte sigortacılığın milli gelire oranını gösteren penetrasyon oranı, 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 2,62’ye yükselmiş. 2030 yılı için hedeflenenin yüzde 4,7 olduğu hatırlanırsa, bu hedefe ulaşmak zor olmayacak gibi…

Farkındalık ve Aidiyet Artışı

Bugün gündeme getirmek istediğim konu, sözünü ettiğim TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş.

Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte. Kamunun yaşlı bakım sigortası hazırlıklarını tamamlayacak modellerle, artan bu ihtiyaçlar birlikte düşünüldüğünde sağlık sigortacılığının büyüme alanlarının hem genişleyeceği hem de çeşitleneceğini öngörmek hiç de zor olmayacaktır.

Öte yandan, TSB Mayıs 2026 analizine göre Türkiye’de 9,6 milyon yürürlükte sağlık sigortası poliçesi ve 8,4 milyon tekil sigortalı bulunuyor. Sağlık sigortalıları, istihdamdaki nüfusun dörtte birini aşmış olsa bile, özel sağlık sigortası kapsamı dışında olan nüfus hiç de az değil. Bu yüzden, sağlık sigortasını çalışanlar için önemli bir aidiyet aracı olabileceğini düşünen sigorta yöneticilerinin sayısı giderek artıyor. Özel sohbetlerden, yeni ürün tasarım ve çeşitliliğine kadar bu yaklaşımın birçok farklı örneği verilebilir. Yani, sağlık sigortacılığını stratejik bir yatırım olarak görenlerin artışına şaşmamak gerekiyor.

Aidiyet duygusundaki artış çalışanların beklentilerini de şekillendirecektir. Doğaldır ki böyle bir talep, sigorta sektörü karar vericilerini de sağlık sigortacılığında yenilikçi ürünlere zorlayacaktır. Özellikle kurumsal poliçelerde yaşanabilecek bu yenilikçi yaklaşımlar, kamu ve özel sağlık sigortacılığının “birlikte çalışabilirlik” model arayışlarını beraberinde getirebilir.

Holistik Bakış

2025 TSB Sektör Raporu verilerine bakıldığında; prim üretimi artışı kadar, talebin odaklandığı alanları da görmek mümkündür. Sağlık sigortacılığı hem üretim hem de talep yönünden belirgin bir büyüme gösteren sayılı alanlardandır. Zira, bazı branşlarda poliçe adetlerinde büyümenin görülmediği alanlar da bulunmaktadır.

İşte tam bu yüzden, sigorta ihtiyacının ne yönde değiştiği iyi analiz edilmelidir. Bu bağlamda, merkezden uç noktaya değil, belki de uçtan merkeze bakmak gerekebilir. Böylece, dağıtım kanallarının sadece tek bir ürün yerine sigortalının tüm risklerini yöneten bir bakışa kavuşturulması hedeflenebilir. Her alanda olduğu gibi, burada da holistik yani bütüncül bakış düşünülebilir. Sağlık riskini, diğer risklerle beraber yöneten bir sigortacılık anlayışı, dağıtım kanallarından başlayarak daha dengeli bir risk dağılımını sağlayabilir.

Klasik sigorta branşları ile beraber oluşturulacak poliçeler gibi, yeni yeni sigorta ürünleri de düşünülebilir. Örneğin, yaşlı bakım sigortası bugünlerde tekrar tartışılmaya başlandı. Oluşturulacak model, genç yaşta başlatılabilecek çalışan prim kesintileriyle havuzu büyüteceği gibi, dünya örneklerinde de görüleceği üzere, özel sektörün sınırlı alan ve içerikte modele katkılarının gerçekleşebileceği tasarımlar için harekete bile geçilebilir.

Uzun Ömür Takibi

Geçenlerde, “Uzun Ömür Yarışı” adlı bir habere rastladım. XPRIZE Healthspan 2026 Finalistleri adı altında aşağıda adları ve ülkeleri sıralanan finalistler açıklandı https://www.xprize.org/news/10-finalist-teams-awarded-1m-to-advance-in-xprize-healthspan-101-million-race-to-transform-healthy-aging);

  • AgelessRx (ABD),
  • Goda Laboratuvarı (Japonya),
  • Johns Hopkins (ABD),
  • Longeveron (ABD),
  • Minicircle (ABD),
  • Mitokondriyal All Stars (ABD),
  • NYC-Vita (ABD),
  • RETRO-EPIGERNA (Çin),
  • RPRGAON-Progeria (Güney Kore),
  • ZAMAN GEZGİNİ (Japonya).

Amacı, tedaviden sonraki bir yıl içinde kas, bilişsel ve bağışıklık fonksiyonlarını en az 10 yıl boyunca izleyerek güvenli ve erişilebilir tedaviler geliştirmek olarak açıklanan çalışma uzun ömür biliminin şu alanlarını kapsıyor: rejeneratif tıp ve kök hücre terapileri, gen tabanlı ve
mitokondriyal tedaviler, yeni ilaçlar ve biyolojik ilaçlar, ekstraselülük veziküller, mevcut ilaçların, nutrasötiklerin ve yaşam tarzı müdahalelerinin kişiselleştirilmiş kombinasyonları.

2026’dan 2029’a kadar finalistler klinik denemelere yönelecek ve yarışmanın nihai olarak 2030’da 81 milyon dolara kadar nihai ödüllerle sona ermesi planlanıyor.

Futurist Ufuk TARHAN, geçenlerde “Sağlık Sektöründe Trilyon Dolarlık Pazarlar Yaratacak Teknolojiler” başlığı altında sekiz alandaki büyümeye ilişkin görüşlerini paylaştı (https://x.com/futuristufuk/status/2085595023878369321). Bunlar; yaşlanma karşıtı ilaçlar, yenileyici tıp, erken hastalık tespit sistemleri, uzun ömür odaklı sağlık klinikleri, yapay zeka destekli sağlık tahmin platformları, uzun ömür sigortaları ve finansal ürünler, yaşlanan nüfus için teknolojiler, kamu destekli uzun ömür altyapısı başlıklarından oluşuyor.

Sonunda da şu tavsiyelerde bulunuyor; sağlıklı kalmak için akıllı ve disiplinli yaşamalı, teknoloji ve yatırım sağlık alanına yönelmeli, geleceğin mesleklerini arayanlar buna göre düşünmeli, liderler, uzun yaşam ekonomisini yatırım planlarına almalı.

İki Kilit

Konuyu, Osman Müftüoğlu Hoca’nın sözünü ettiği “modern longevity’nin iki kilidi” görüşünü aktardığı yazısının bir bölümü ile tamamlamamın uygun olduğunu düşünüyorum (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/2026/08/03/longevitynin-iki-kilidi-var); ilk kilit hayata yıl eklemek, ikincisi ise yıllara hayat eklemek. Osman Hoca, asıl meselenin “artık kaç yıl yaşayacağımız değil, o yılları nasıl yaşayacağımız” sorusunu soruyor ve “90 yaşına ulaşmak başarıdır ama 70 yaşından sonra hareket edememek, yalnız kalmak, başkalarına bağımlı yaşamak ya da hafızamızı kaybetmek bu başarının eksik kaldığını gösterir” vurgusunu yapıyor. Bu bağlamda, modern “Geroscience” ana hedeflerinden biri “hastalığın sıkıştırılması” olduğunu belirterek, amaç ömrün son 15-20 yılını hastalıklarla geçirmek değil, sağlıklı dönemi mümkün olduğunca uzatıp hastalık dönemini hayatın en son bölümüne sıkıştırmak olduğunun altını çiziyor. Bu yüzden de, longevity yalnızca doktorların işi değildir başlığının altında kaldırımlardan evlere, dengeli bir bütçeden dostluklara kadar bir çok değişken sıralıyor…

Bu hafta konusunda aynı tema altında uzmanlaşmış saygın kişilerin görüşlerini de içeren bir ufuk turu yapmış olduk. Zaten onların söylediklerine ve yazdıklarına benim bir ekleme yapmam beklenemez. Sağlık sigortacılığıyla başlayıp sağlıklı yaş almak ile tamamlamak istedim. Bu kapsamda da yeni ufuklar ve gelecek öngörülerini paylaştık.

TÜİK; ortalama sağlıklı yaşam süresini 57 yıl olarak açıkladı. 65 yaşında ortalama yaşam süresi ise 18 yıl olarak bildirilmişti. Sonuç olarak, TÜİK istatistiklerine göre, 65 yaşındaki bir kişinin 83 yaşına kadar yaşayacağı ve bunun 57 yılının sağlıklı olacağı öngörülürse kalan son 25 yılının sağlıksız şekilde geçebileceğini hesaplamak mümkündür. Bu süre hem kişi hem toplum açısından çok uzun bir süredir. Bu süreye yönelik olarak önceden düşünerek model oluşturmak sadece yöneticilerin hatta sağlık yöneticilerinin değil, hepimizin ortak önceliği olmalıdır.

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi”.

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf). Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan (World Economic Forum) Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi” (The Longevity Dividend: The Business Case for Linking Health and Wealth).

Fırsat Maliyeti

En basit ifadesiyle, seçmediğiniz alternatiften dolayı kaybettiğiniz kazanç fırsat maliyeti olarak tanımlanır.

Rapor, sadece üç düşük teknolojili müdahalenin sağlık sistemlerine 5,8 trilyon dolardan fazla tasarruf sağlayabileceğini, 2040 yılına kadar 645 milyar dolar daha ek verimlik nedeni olabileceğini ortaya koyuyor. Bunların tamamı aslında fırsat maliyetidir ve aynı zamanda fiziksel ve finansal tüm nedenlerin birlikte anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekliliğini de gösterir.

Bu üç basit ve uygun fiyatlı değişiklik; evlerde halı bandı ve tutunma barlarıyla düşmeye karşı koruma önlemi alınması, fiziksel aktivitenin artırılması ve işitme cihazlarına erişimin kolaylaştırılmasına dayanmaktadır.

Böylece; uzun ömürlülüğü yaşlılık sorunu olarak değil, yaşam boyu fiziksel ve finansal sağlığın iç içe geçmişliği olarak anlamanın gerekliliğini vurgulanıyor. Uygun fiyatlı konutlardan, yaş almada ayrımcılığı azaltmaya kadar uzanan uzun ömürlülüğü destekleyici müdahalelerin çokluğu anlatılıyor. Uzun ömürlülük ekonomisinin daha geniş kapsamda anlaşılmasıyla önemli yatırım getirileri sağlayabileceğinden söz ediliyor.

Aslında, uzun ömürlülüğün, yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin sorunu veya artan emekli sayısıyla oluşan bir bilanço dar boğazı olarak yanlış ele alındığı söyleniyor.

Rapor; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Vietnam, Kolombiya, Endonezya, Meksika, Çin, Hindistan, Singapur, Brazilya, Nijerya, Güney Kore, Tayland, Kanada, Hollanda, İngiltere, ABD., Fransa, Hırvatistan, Japonya’nın yer aldığı 21 ülkeden veri toplanarak sayısal analizleri içeriyor.

Sağlık ve Zenginlik

Uzun ömürlülüğün, gelecek yirmi yılın en önemli sağlık sorunu olarak ele alınabileceği ama aynı zamanda hafife alınan ekonomik fırsatlardan biri olduğu ifade ediliyor. Demografik yelpazenin her kesiminden o ülke için bir fırsat sunulduğu aktarılıyor.

“Uzun Ömürlülük Getirisi” olarak; sağlık ve zenginliği birleştirmenin gerekçesinde, ilerleme ve yeniliği, sağlık ve zenginlik arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığı örnekliyor. Hatta, soyut bir demografik zorluğu somut bir ekonomik fırsata dönüştüren üç belirgin ve küçük müdahale modellenerek, toplumların böyle planlamalarla neler kazanabileceği sayısal olarak ortaya konuluyor.

Uzun ömürlülük geçişine hazırlanmak için kapsamlı reformlar veya denenmemiş teknolojiler gerekmediği de vurgulanıyor. Düşük maliyetli, veriye dayalı ve uygulanmaya derhal başlanabilecek küçük müdahalelerle ilerlenebileceği anlatılıyor.

Gerekenin; hükümetler, işverenler ve sağlık finansmanındaki karar verici kurumlarının fiziksel ve finansal sağlığı ayrı ayrı alanlar olarak ele almayı bırakmaları olduğu açıkça ifade ediliyor.

Uzun ömürlülüğü toplumsal bir zorunluluk olarak anlamanın, trilyonlarca dolarlık tasarrufun önünü açabileceği, ek bir ekonomik büyüme sağlayacağı ve küresel düzeyde toplumların refah düzeyini iyileştirebileceği gerekçelendiriliyor.

Kronik Bakım Endeksi

Konuyla ilişkili bir başka rapordan daha söz etmek istiyorum. Bu Rapor da çok yakın zamanda Sigorta Gazetesi’nde yayımlandı (https://sigortagazetesi.com/38-ulkenin-kronik-bakim-endeksi-aciklandi-turkiye-kacinci-sirada/). Rapor, Kronik Bakım Endeksi’nden söz ediyor. Zürich Sigorta Grubu tarafından söz konusu raporda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi 38 ülkenin on yıllık verileri analiz edilmiş.

Rapor, kronik hastalık yükü ve sağlık sistemlerinin cevabı açısından Kronik Bakım Endeksi’ne iki farklı bakış açısı getirerek ülkelerin bu yükü yönetmeye ne kadar iyi hazırlandığını ölçen bir endeks sunuyor. Sonuçlar, bakımın zaman içinde ne kadar amacına uygun organize ve koordine edildiği ile sunulduğunu gösteriyor. Daha kötü sonuçlar genellikle parçalı bakım, sınırlı erişim ve koordinasyon eksikliğiyle ilişkilendiriliyor.

Endekste İsviçre ve Hollanda’nın, 100 üzerinden 80 ve 78 ile ilk sıralarda yer aldığı görülüyor.  Onları; Lüksemburg, Norveç, Güney Kore, İsrail, Belçika, Avustralya, İsveç 70 ve üstü puanlarla takip ediyor. Letonya, Litvanya, Yunanistan, Polonya ve Macaristan ise 30’dan az puanlarla en düşük sıralarda yer alıyor. 38 ülke arasında 59 puanla 18.sıradaki Türkiye’nin altında İtalya ve İngiltere 57, Almanya 55 puanla bulunuyor.

Rapor’da; ne kadar erken harekete geçilirse, bakım ne kadar sağlık hizmetiyle entegre edilirse ve sağlık sistemlerinin ne kadar ötesinde düşünülürse, o kadar iyi sonuçlar alınabileceğini vurgulamaktadır. Halen, sağlıklı kalmayı desteklemek yerine tedaviye odaklanıldığı belirtilse de sağlık politika yapıcıları, işverenler, sigortacılar ve endüstri sorumlularının uzun dönemde sağlıklı yaş almayı hedeflemelerinin daha doğru olacağı yazılmış.

Bu sayede, kaynak verimliliği ve finansal dayanıklılık artışıyla daha proaktif bir süreç yönetilebileceği iddia ediliyor. Bu bağlamda en çarpıcı başlık ise sonuçların harcamaya değil, kaliteye bağlı olmasıdır. Bazı ülkelerin sağlık sistemleri benzer bile olsa, amaca ulaşma, koordinasyon ve hizmetlere erişim farklılıkları endeksteki sıralamayı değiştirebilmektedir. Bu yüzden fırsat; daha erken, entegre, paylaşımlı bakım olarak gösterilmekte, önleme ve koordineli bakımın önemi vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, özellikle ülkemizde daha uzun yaşayıp, daha az sağlıklı, hatta yaş aldıkça sağlıklı bile olmadığımız açıktır. Ne yazık ki ek olarak, çoğunlukla ekonomik imkanların yaşla birlikte azaldığını da mutlaka dikkate almalıyız.

Yapılan araştırmalar, daha fazla önleme, daha erken müdahale konusunda, başta sağlık sigortacıları olmak üzere, sağlık sisteminin tüm paydaşları olarak ortak sorumluluk gerektiğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle bu nedenleri düşündüğümüzde, ülkemiz kamu ve özel sağlık sigortacılığında yıllardır tartışılmakta olan yaşlı bakımı ve uzun süreli sağlık sigortacılığı açısından konunun özenle değerlendirilmesinde büyük yarar vardır.

Yaşlanan bir dünyada ortaya çıkan zorlukları ve fırsatları etkili bir şekilde ele almak için sağlık ve zenginlik arasındaki etkileşimleri anlamak çok önemlidir. İşte tam da bu açıdan, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü doğru anlayarak sadece bir sonraki yıl tazminat prim oranını düşürmeye odaklanmak yerine analiz etmek gerekir. Zaten gelecek buradadır…

Geleceğin sağlık sigortacılığı, sigortalısının tazminatını yönetmeyi temel alacaktır.  Bunun bir önceki aşaması da kişinin kendi sağlığını yönetmesidir.

Kamu veya özel sağlık sigortacıları, sigortalısına her geçen gün artan uzun ömürlülük ve buna bağlı tedavi harcaması faturaları ödemekten; hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, dolayısıyla sağlık riskini paydaşlarıyla birlikte ekosistem bakışıyla yöneten bir sorumluluğa evrilecektir. Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler ve uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurlar bu sorumluluğun alt bileşenleri olacaktır.

Sağlıklı bireylerin sağlık giderleri her yaşta daha düşüktür, bu hiç unutulmamalıdır. Ayrıca, yaş alma sürecinde sağlıklı çalışanların işlerinden ayrılma oranının daha az olduğu da önemli bir değişkendir. Bu durumu daha fazla sürdürülebilirliğe odaklanarak ilerletmek, bir yandan kişiler için daha fazla finansal dayanıklılık diğer yandan da sağlığa yatırım yapmak için karar vericilere daha fazla kaynak fırsatı sağlayacaktır.

Tersi, sadece parasal olarak değil hakkaniyet açısından da kötü sağlık maliyettir. Sağlık hizmetlerinin maliyetleri artığı gibi, işgücü kapasitesinde azalmalar da görülebilir. Bunlar, finansal baskılara yol açabilir ve sağlığın korunması ile geliştirilmesi konusundaki kaynak arayışlarını zora sokar. Finansal baskılar olduğunda, kişilerin sağlıklı kalmalarına yatırım yapmak için seçenek ve kaynaklar sınırlanacağından, sonuç daima kötü sağlıktır.