Stratejik Aktör Sigortacılık

Stratejik Aktör Sigortacılık

2026 ilk çeyrek TSB verilerine göre, sigortacılık prim üretimindeki yüzde 30’a olarak açıklanmış. Bu veriler enflasyondan arındırıldığında, reel büyüme epeyce sınırlı kalmaktadır. Sağlık sigortalarında üretim büyümesi fazla olsa bile, medikal enflasyon yüksekliği maliyet ve sürdürülebilirlik sıkıntılarına yol açmaktadır. Sigortacılık genelinde ve sağlık sigortacılığı özelinde teknik yaklaşım ve uzun dönemli kârlılık bakışına ihtiyaç artık daha öne çıkmaktadır. “Herkesin yaptığını değil yapmadığı yapan” anlayışı ile fark oluşturabilir. Sadece fark oluşturmaz ve hangi sektörde olursa olsun aynı zamanda aranan olur.

Bu hafta sigortacılık ile yakından ilgili 2026 dünya hastanecilik sıralamasını aktaracağım.  32 ülkeden 2530 en iyi hastane listesinde Türkiye’den 35 hastanenin yer aldığını paylaşacağım.

Sigortacılık ve Risk

Sigortacılık teorisinde de pratiğinde de hep dikkat edilmesi gereken birkaç önemli başlıkla başlamak istiyorum. Bir riskin sigorta edilebilmesi için; gerçekleşmemiş olması ama gerçekleşme ihtimali bulunması gerekir ama ne zaman gerçekleşeceği de bilinmemelidir. Bu arada sigortacılık yalnızca risk gerçekleştiğinde ödeme yapan bir yapı olarak görülmemelidir.

Özellikle, sağlık sigortacılığında dünyada ve Türkiye’de gelinen noktaya bakıldığında, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından 2026 Nisan ayında paylaşılan “Sigorta ve Emeklilik Sektörü Durum Belgesi” adlı Rapor verilerle desteklenerek önemli konuları gündeme taşımaktadır (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf).

Hatta, TSB daha da ileri bir vizyonla, sigortacılığı; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve finansal istikrarın geleceğine katkı sağlayan stratejik bir aktör olarak ifade etmektedir. İster bireysel ister kurumsal açıdan bakılsın sağlık sigortacılığında da bu yaklaşım; kapsayıcılık, erişilebilirlik ve sürdürülebilirlik açısından olmazsa olmazdır.

2030 vizyonu doğrultusunda; bugüne göre iki kat büyüme, toplam prim üretiminin 50 milyar Amerikan doları olması ve sigorta penetrasyon oranının yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi hedefleniyor. Sigorta penetrasyon oranı kavramının, toplanan toplam sigorta primlerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya oranı olduğu hatırlanırsa, ekonomik büyüklük ve sigortacılık alanındaki gelişmişlik düzeyini gösteren makroekonomik gösterge olduğu kolaylıkla görülecektir. Böyle bir hedef, yalnızca niceliksel bir büyümeyi değil; sigortacılığın ekonomideki ağırlığının artması, risklerin geniş tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesini gösterecektir.

Mevzuat düzenleme önerilerini içeren dünyaya uyumun sağlanmasına yönelik başlıklar bulunmaktadır. Hukukî güvenlik ilkesinin belirlilik, geçmişe etkili düzenleme yasağı ve güvenin korunması olmak üzere üç alt başlık içerdiği Rapor, sağlık ve hayat branşları başta olmak üzere özel nitelikli kişisel verilerin işlendiği sigorta branşları için kişisel veriler ile ilgili düzenlemelere ilişkin mevzuat uyumunun sağlanmasını özellikle vurgulamaktadır.

Hedef Yeni ve Genç Sigortalılar

2026 ilk çeyrek TSB verilerine göre, sigortacılık prim üretimindeki yüzde 30’a olarak açıklanmış. Bu veriler enflasyondan arındırıldığında, reel büyüme epeyce sınırlı kalmaktadır. Sağlık sigortalarında üretim büyümesi fazla olsa bile, medikal enflasyon yüksekliği maliyet ve sürdürülebilirlik sıkıntılarına yol açmaktadır.

Sigortacılık genelinde ve sağlık sigortacılığı özelinde teknik yaklaşım ve uzun dönemli kârlılık bakışına ihtiyaç artık daha öne çıkmaktadır. “Herkesin yaptığını değil yapmadığı yapan” anlayışı ile fark oluşturabilir. Sadece fark oluşturmaz ve hangi sektörde olursa olsun aynı zamanda aranan olur.

Yaklaşım, daha fazla poliçe üretmek yerine, doğru riski doğru fiyatlama yapanlar gelecekte daha çok aranan olmalıdır. Bu bağlamda; dijital satış ve pazarlama kanalları, ekosistemde gerekirse rakiplerle de iş birliği ve genç nüfusa yönelerek yeni sigortalılar hedeflenmelidir.

Ayrıca, “kritik hastalıklar” konusundaki yararlar da dikkate alındığında, uzun süreli sigortaların erken yaşlarda alınması ile önlenen yaşam kayıplarıyla kalp hastalıkları ve kanserden ölüm riski daha önceden tespit edilerek koruyucu ve sağlığı geliştirici önlemler almak kolaylaşacaktır.

Alana Özgü Eğitimli İnsan Kaynağı 

Sigorta sektörünün 2030 vizyonunda yer aldığı gibi, sağlık alanında da büyümesi, yeni yeni ürünlerle çeşitliliğini artırması, genç nüfusu hedefleri arasında önceliklendirmesi gibi doğru olacaktır. Güçlü, alana özgü eğitim almış donanımlı insan kaynağı altyapısı da bu sürece ciddi destek sağlayacaktır.

Hep sıralandığı gibi; dijitalleşme, siber tehditler, yeni dağıtım modellerine odaklanmak doğru bir tercih olur. Böylelikle sadece nicelik değil, nitelik artışı ile kapasite büyümesi de yaşanabilir. Bunlar değişim ve dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak dikkate alınmalıdır.

Bu bağlamda; başlatılan üniversitelerle iş birliğinin farklı modellerle artarak devamı çok önemlidir. Eğitim programlarının teşviki, ilgili bölüm öğrencilerinin kısa ve uzun dönem staj imkanlarının geliştirilmesi, yurtiçi yurtdışı burs programları oluşturularak gönüllü, nitelikli adayların kazandırılması burada akla gelen ilk başlıklar olabilir.

Sağlık sigortacılığının kendine özgü kısıtlılıklarını da dikkate alacak biçimde karar verici süreçlere ekosistem paydaşlarının katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Özellikle yeni işe başlayacaklar, halen çalışanlar ve aracılara yönelik güncel müfredatla eğitim ve sertifikasyon ön şart haline getirilmelidir.

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Bu hafta, Türkiye Sigorta Birliği Nisan 2026 tarihli Durum Belgesini değerlendirmek (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf) istedim. Konuya özellikle değinmeyi planladığım için de biraz geciktim açıkçası. Nedeni çok basit.  Rapor, sigortacılığın sürdürülebilir büyüme vizyonunu ile Türkiye ekonomisine yönelik stratejik katkı alanlarını verilerle ortaya koymaktadır. Bu nedenle, geliştirilen slogan olan #SigortasızOlmaz vizyonunu paylaşmayı önemli buluyorum.

Bugünün Büyümesi ve 2030

Aktif büyüklüğün 4,2 trilyon liraya ulaştığı, hatta 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne erişen sigortacılıktan söz ediliyor. Bu rakamlar, 2025 yılı aynı dönemine göre, yüzde 59 büyüme ve yüzde 63 öz sermaye artışına karşılık geliyor. Prim üretimi sadece bu yılın ilk üç ayında 396 milyar liraya ulaşmış. Toplanan prim yüzde 46 artarken ödenen tazminat yüzde 85 büyümüş.

Rapor’da, 2030 vizyonu kapsamında iki kat büyüme hedefinin yer aldığı hedefiyle  başlamalıyım. Bu hedef kapsamında; toplam prim üretiminin 50 milyar ABD dolarıpenetrasyon oranının da yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi öngörülüyor. Penetrasyon oranı, sigorta primlerinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı olarak bilinir ve 2025 yılında yaklaşık yüzde 2,8’dir. Ekonomide sigortacılık ağırlığının artışı, risklerin tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesinden de söz ediliyor.

Rapor’un içerdiği başlıkların, ekosistem paydaşlarınca değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

13 Ayrı Odak

Rapor, 13 ayrı alanda yapılabilecekleri bölümlere ayrılmış olarak sıralıyor;

  1. Sektörün Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi,
  2. Dağıtım Kanallarının Yapılandırılması, Niteliğinin Artırılması ve Çeşitlendirilmesi,
  3. Türkiye Hayat Sigortacılığında Yeni Bir Evre: Yatırım Fonlu Sigortalar,
  4. Finansal Sigortalar ile İlgili Gelişmelerin Sağlanması,
  5. Yenilikçi Sigorta Ürünlerinin Geliştirilmesi,
  6. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik (ESG) Çalışmalarının İlerletilmesi,
  7. Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi,
  8. Banka Sigortacılığının Geliştirilmesi,
  9. Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) Hayata Geçirilmesi,
  10. Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü,
  11. Trafik Sigortasına Köklü Çözüm Getirilmesi,
  12. Sigortacılık Mevzuatının Değişen Dünyaya Uyumunun Sağlanması,
  13. Katılım Sigortacılığının Geliştirilmesi.

Özel Sağlık Sigortacılığında Vizyon

Rapor’da sağlık, sadece yedinci bölüm olarak değil, aslında beşinci, onuncu ve on ikinci bölümlerle de yakın ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir başlık olabilir. Zaten, Türkiye Sigorta Birliği 18-19 Eylül 2024 ve 10 Ocak 2025 tarihlerinde yapılan Arama ile Önceliklendirme Konferansları Raporları da bu başlıklarda yapılabilecekleri içermekteydi.

Tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunularak, kamu politikaları  ile desteklenmektedir. Rapor, özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için;

  • kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesine,
  • veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesine,
  • anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesine

vurgu yapmaktadır.

Böylelikle, kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün hafifletileceği ve sigortacılığın kapsayıcılığının artırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, tamamlayıcı sağlık ve özel sağlık sigortalarına kamunun finansal teşvikleriyle sağlık sigortalılarının artırılmasının önemine değinilmektedir.

Bu bağlamda;

  • özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,
  • devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden indirilerek sigorta ettirenden alınmaması,
  • Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi

önerilmektedir.

Böylece, devlet teşviki sağlanması için mevzuat değişikliği ihtiyacı bulunmakta olup ilgili mevzuata devlet katkısına ilişkin hüküm eklenmesi önerilmektedir.

Risk Gerçekleşmeden Sigorta

Sigortacılığın, artık risk gerçekleştiğinde tazminat  ödeyen bir yapı değil; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve geleceğin finansal istikrarına katkı sağlayan stratejik bir aktör konumunda olması hedeflenmektedir.

Dolayısıyla, sigortacılığın; risk, teknik yaklaşım ve sürdürülebilir bir kârlılığı hedeflediğini öne çıkaracağının altını çizeceğini söylemek iyimser bir yorum olmayacaktır. Önümüzdeki süreçte; yalnızca poliçe üretimiyle değil, doğru riski doğru fiyatlayan yapıyı yönetme anlayışıyla ilerleyeceğini dikkate almak gerekecektir.

Yeni sigortalı bakışı da bu dönemde değer kazanacaktır. Yenilemede de fiyat rekabetinin yerini ilk sigortalanacaklara erişim stratejileri alabilecektir. Dijital kanallar, ekosistem iş birlikleri ve genç sigortalılar bu değişime damgasını vurabilecektir.

Sağlık sigortaları açısından da medikal enflasyonun oluşturduğu maliyet baskısı sürdürülebilir bir fiyatlamanın en önemli riski olabilecektir.

Sağlık sigortacılığında bunlara ek olarak;

  • kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sigortalılığa geçiş ile genç yaşların hedeflenmesi,
  • yaşam kalitesi artışı ile engellik azaltılması bağlamında koruyucu ve sağlığı geliştirici poliçeler üretilmesi,
  • kritik hastalıklar gibi alanlarda

riski önceden belirleyerek yöneten yaklaşımlar da düşünülmelidir.

“Tanıştık Ama Bağ Kurabildik mi?”

İşin özü, sigortanın ihtiyaç anında yapılmayacak bir süreç olduğu yaklaşımına  dayanmaktadır. Bu yüzden, sigortacılıkta da veriyi yönetmek şarttır. 34 milyonu aşan tekil aktif sigortalının varlığına değinilirken, sadece son 10 yılda sisteme giren ama artık aktif olmayan 46 milyonu aşkın kişinin varlığından da söz ediyor. Sadece bu iki veri bile, yalnızca penetrasyon değil, sürekliliğin de dikkate alınmasının önemini gösteriyor.

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında ise oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Sağlığın Sigortacılığa da Ek Faydaları

Sağlığın Sigortacılığa da Ek Faydaları

Sağlık politikalarının her zaman yeni paydaşlar oluşturacağı ve artan maliyetlere yol açacağından yola çıkarak, sürdürülebilirlik kavramı hep göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında bu konu, öncelikle sosyal bir endişeden çok bir güvenlik gerekliliğidir. Dayanıklılık, hazırlık ve güvenlik tüm bunların kesişim noktasında yer almalıdır. Toplum sağlığı, salgınlardan tedarik zinciri aksamalarına kadar düşünüldüğünde, ani şoklara dayanma kapasitesini de hesaba katmak gerekecektir. Acil sağlık müdahalelerine hızlı cevap yeteneği, doğrudan ekonomik istikrar ve sosyal uyumu etkileyebilir.

Avrupa Halk Sağlığı Dergisi 36. Sayısında Sağlığın Ortak Faydaları başlıklı bir makale yayınlandı (https://academic.oup.com/eurpub/article/36/Supplement_2/ii1/8529243). Makale, sağlığın ekonomik verimlilik ve eşitlikten, iklim direncine ve demokratik güvene varıncaya kadar sektörler genelinde getiri sağladığını kanıtlarıyla ortaya koyuyor.

Makalenin adı, “Sağlığın Ek Faydaları: Kanıtlardan Yönetişime, Politikaya ve Savunuculuğa (Co-benefits of Health: From Evidence to Governance, Politics and Advocacy)”. Charlotte Marchandise ve arkadaşlarının (Scott Greer, Luigi Siciliani, Matthias Wismar, Michelle Falkenbach, Tiago Correia , Jon Cylus, Ellen Kuhlmann, Elize Massard da Fonseca, Nolan Kavanagh, Zeynep Or, Mikel Subiza Pérez, Manuel Franco) makalesinde (https://doi.org/10.1093/eurpub/ckaf256);

Sağlığın Ötesi

Makale, “kazan-kazan” sloganının da ötesinde, sağlığı politika kararlarının merkezine yerleştirmek için şu temel mesajlara değiniyor;

  • Sektörler arası yönetişim, karar vericilere bağlı değil, kurumsallaştırılmalı,
  • Sağlığı ortak bir öncelik olarak ele alarak daha geniş siyasi ve toplumsal ortaklıklar kurulmalı,
  • Teknik öneriler yeterli görülmeyip yapısal reformlar için kararlılık oluşturulmalı.

Bu bağlamda; politika yapıcılar, araştırmacılar, kanaat önderleri ve sektörlerdeki sivil toplum aktörlerine; sağlık politikalarındaki başarı için yol haritası öneriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1978 Alma-Ata Bildirgesi’ndeki “Herkes İçin Sağlık” çağrısı ve 1986 Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesine Yönelik Ottawa Sözleşmesi gibi temel metinler referans gösterilerek, halk sağlığının herkesin sorumluluğunda olduğu vurgulanıyor.

Sağlığın sağlık sistemlerinin çok ötesine kadar uzanan, toplumun tüm kesimlerinde eylem gerektiren, hatta güvenlik, refah ve demokratik direnç için temel bir ortak değer olduğunun altı çiziliyor. Pandemiden jeopolitik istikrarsızlıklara kadar krizlerin ise sağlıkla diğer alanlar arasındaki bağımlılıkta kırılganlık oluşturduğu ortaya konuluyor.

Çok Paydaşlı Bakışın Olası Etkileri

Finansman üzerine yapılan araştırmaların, doğrudan ödeme eşitsizliklerini derinleştirdiği ve kamunun genel sağlık sigortası yoluyla yapabileceği müdahaleleri zayıflattığı, buna karşılık ön ödeme ve risk havuzu mekanizmalarıyla daha adil daha verimli olduğu gösterilmektedir. Bekleme süreleri analizleriyle, sağlık maliyetleri değil, verimlilik kayıpları da gösterilmekte ve oluşan hizmet gecikmelerinin daha geniş ekonomik etkileri örneklenmektedir.

Bulgular tek tek kişisel olarak ele bakıldığında etkileyicidir. Toplumsal olarak değerlendirildiğinde ise, sağlığı sektörel bir maliyet merkezi olarak ele almaktan, onu çapraz kazanımlar hedefleyen stratejik bir yatırım olmaya doğru bir değişimin de ön belirleyicileri olarak düşünülebilir.

Makalede bu etkilerBirleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin; yoksulluğun sağlık hizmetlerine erişimine etkisi 1. Hedef (SDG 1), cinsiyet eşitsizlikleri ile sağlık işgücü arası bağlantı 5. Hedef (SDG 5), sağlık hizmetlerindeki bekleme sürelerinin sağlık ve işgücüne etkileri 8. Hedef (SDG 8), kamu alımlarının sağlık inovasyonu ve sistem hazırlığını nasıl destekleyebileceğini 9. Hedef (SDG 9), kentsel sağlık için entegre politikalar 11. Hedef (SDG 11), ekonomi yaklaşımlarının sağlık hizmetlerinde çevresel etkiyi azaltma etkisi 13. Hedef (SDG 13), sağlık sistemleri ve kamu programları politikası 16. Hedef (SDG 16) ve sağlık politikasında yönetişimin rolü 17. Hedef (SDG 17) ile uyumlu olarak gösterilmiştir.

Tüm bunlar, sağlık sigortacılığı politikalarında da daha geniş kapsamlı değişimin yönünü göstermektedir. İster kamu ister özel sağlık sigortacılığı isterse yeni sağlık sigortası politikaları olsun bu tür müdahaleler; ekonomik, çevresel ve sosyal sistemlerle uyumlu hale gelmesi yoluyla ortaya çıkacak kazanımları ortaya koymaktadır. Ayrıca, yönetişim, eşitlik ve sürdürülebilirliğin sağlık sistemlerinin teknik performansından ayrılamaz bir bütünsellik içinde olduğunu da göstermektedirler.

Yönetişim Boyutu

Tüm bu kanıtları kazanıma dönüştürmek, sektörler arası bütünsel bir bakışı da gerektirecek yönetişim yapılarına ihtiyaç oluşturur. Sektörler arası kararların sağlık üzerindeki sonuçlarına odaklanılması, sağlık yatırımlarından diğer sektörlere fayda sağlanması en önemli çıktılar olacaktır. Uygulayıcılar ve paydaşlar; bu odaktaki teşvikleri uyumlulaştırmayı, etkili kaynak tahsisini ve sektörler arası şeffaflığı sağlamalıdır.

Etkili Yönetişim yoluyla; sektörler arası iş birliği için ortak bir bakış, yaklaşım ve kültür oluşturulmalıdır. Sektörler arasında ortak dil oluşturan kapasite geliştirme programları politika hedefleriyle birlikte planlanmalıdır. Farklı deneyimlere sahip çalışanlar, sağlık sonuçlarının etkilerini ve iş birliğinin değerini ortaya koydukları yeni modellerle desteklemelidir.

Entegrasyona ilişkin ortaya konan kanıtlar, değişime olan güveni güçlendirebilecek düzeyde değerlendirmelidir. Örneğin, bekleme sürelerinin ele alınması durumunda, sağlıklı iş gücü ve kapasite geliştirme yönünü daha belirgin olarak öne çıkaracaktır.

Ortak Bir Değer Olarak Sağlık

Sağlık politikalarının her zaman yeni paydaşlar oluşturacağı ve artan maliyetlere yol açacağından yola çıkarak, sürdürülebilirlik kavramı hep göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında bu konu, öncelikle sosyal bir endişeden çok bir güvenlik gerekliliğidir. Dayanıklılık, hazırlık ve güvenlik tüm bunların kesişim noktasında yer almalıdır. Toplum sağlığı, salgınlardan tedarik zinciri aksamalarına kadar düşünüldüğünde, ani şoklara dayanma kapasitesini de hesaba katmak gerekecektir. Acil sağlık müdahalelerine hızlı cevap yeteneği, doğrudan ekonomik istikrar ve sosyal uyumu etkileyebilir.

Ancak kriz öncesinde, toplum sağlığını güçlendiren sağlıklılığın teşviki ile önleme gibi temeller atılmalıdır. Bu yaklaşımlar, sağlık sistemleri yoluyla sağlık yatırımlarının stratejik değer olduğunu gösterir. Sektör temelli girişimler, toplum sağlığı ve refahıyla uyumlu olacak ortak ve bütünleştirici bir değeri ortak bir iyilik hali olarak sunmalıdır.

Sivil toplum örgütleri ve meslek birlikleri bu konuda en önemli paydaş olarak görülmelidir. Sağlık çalışanlarının yaşanmışlıkları, sorumluluklarının bilinciyle sağlığın gündeminin teknik tartışmalarına katkı sağlamalı, birleştirici bir güç olarak değerlendirilmelidir. İşte tam bu noktada savunuculuk bakışı öncelikli olarak düşünülmelidir. Yardımcı bir destek gibi değil, etkili yönetişimin vazgeçilmezi görülmeli ve gerekli sosyal dayanışmayı kurmalıdır.

Makalede savunulan görüşlere göre tüm bu katkılar, Avrupa için üç stratejik zorunluluğu ortaya koymaktadır: İlki, sağlığı bir yatırım olarak yeniden değerlendirmek, ikicisi sektörler arası yönetişimi kurumsallaştırmak, üçüncüsü ise anlamlı paydaş katılımı yoluyla geniş koalisyonlar kurarak çeşitli sektörlerin ve sivil toplumun halk sağlığını geliştirmek için kolektif eylemleri güçlendirmek.

Deneyimler, sağlığın karar alma süreçlerinin merkezinde olduğu taktirde gerçekleşebilecek ortak faydaların sağlık sonuçlarından çok daha fazlasını sağlayacağını göstermektedir. Bu stratejik çıkarımları ve sağlığın sigortacılık için getirebileceği ek faydaları da düşünerek, 2050 Dünyası için olası senaryolara önümüzdeki hafta devam etmek üzere…

Yaşam Bilimleri Eğilimleri ve Sağlık Sigortacılığına Olası Etkileri

Yaşam Bilimleri Eğilimleri ve Sağlık Sigortacılığına Olası Etkileri

Sağlık hizmet sunumu ve sağlık finansmanı özellikle de sağlık sigortacılığı bugünkünden farklılaşacak. Tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler oluşacak. Hem özel sağlık sigortaları hem de kamu sağlık sigortalarını bekleyen bu sürece hazırlıklı olunmalıdır. Hatta hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında da kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin sağlıklı yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleler ve bazı teşvikler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

2026 Davos Zirvesi, 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında İsviçre Davos’ta gerçekleşti (https://www.weforum.org/meetings/world-economic-forum-annual-meeting-2026/). Bu yıl, 56. kez düzenlenen toplantının teması, “Diyalog Ruhu” olarak ilan edildi.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da küresel ekonomik ve politik liderleri bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu; “küresel sağlık sektörü nasıl değişiyor ve sektör liderleri bundan sonra ne yapmalı” başlığında tartışmalara sahne oldu. Bu tartışmalar, temada belirtildiği gibi, “Diyalog Ruhu” ile çok muhtemeldir ki, sağlık sigortacılığına yansıyarak ilerleyecektir.

Yaşam Bilimleri, Davos 2026

Bilindiği gibi, yaşam bilimleri sadece kendisini geliştirmiyor. Rekabet içinde teknolojilerin yarıştığı, hatta o an itibarıyla gelinen noktada, süreç ve kuralların bile yeniden oluşturulduğu bir etkileşim zemini içinde gelişiyor. Zaman zaman eğilimler, tek başına hareket edebiliyor ama çoğunlukla birbirlerini güçlendiriyor ve birden fazla sektörü de şekillendiriyor. Bu etkileşimlerin kesiştiği noktalar; ticaret ve politika, inovasyon, operasyonlar ve rekabet olarak tanımlanmış durumda.

Davos toplantılarında, bu noktaların, gelecek yıllarda yaşam bilimleri liderlerini beklenenden fazla zorlayabileceği belirtiliyor. Ticaret ve politika başlığı altında hükümetlerin sağlığı, enerji veya savunma gibi gördüğü vurgulanıyor. Bu bağlamda, rekabet ve jeopolitik dayanıklılıkta belirleyici unsur olarak değerlendirdikleri ifade ediliyor. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yerli üretim, stratejik stok ve yerel araştırma geliştirme teşvikleriyle büyük yatırımlar yaptığı örnekleniyor.

Sağlık Yöneticilerinin Yeni Müzakere Alanları 

Sağlıkla ilgili yöneticilerin, tıpkı jeopolitik müzakereciler gibi davranarak öncelikli konulara odaklandıklarına dikkat çekiliyor. Öncelikli konular arasında, hükümetlerle; fiyatlandırma, üretimi hızlandırma denemeleri, yerel üretim zorunlulukları, alım ve tedarik garantisi gibi alanlarda doğrudan müzakere ettikleri sıralanıyor.

Böylelikle, dönüştürücü yeni keşiflerin nerede bulunacağı değil, kişiler ve hastalara nerede ulaşacağına yönelindiği aktarılıyor. Sağlıkta da böyle bir yeni yapılanmanın, hükümetler ile sektör yönetici ve liderlerini; ülkelere özgü yatırım modelleri oluşturma ve politika esneklikleri geliştirme gibi stratejilerde entegrasyona odakladığına dikkat çekiliyor.

Konu, Davos’da tartışılan stratejilere gelmişken, geçtiğimiz ay yayınlanan sektör liderlerinin geleceğe odaklanan iş birliği, yenilik ve eylemlerini dönüştürme konusundaki bir makaleden kısa da olsa bazı alıntılar yapmam gerektiğini düşündüm.

Makale tartışma başlıkları ve detaylarını önümüzdeki hafta aktaracağım. Makale başlığı ve içeriği çok ilgi çekici; “Sonsuz Sağlık Hizmetleri: Değeri Ne Kadar?”
(https://a16z.com/infinite-healthcare-whats-it-worth/)

Sınırsız Talep Artan Kullanım

Makale, sağlık alanında kullanım artışının başarısızlık olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğu cümlesiyle başlıyor. Sağlık hizmet sunumunun, klinisyen maliyeti ve bulunabilirliğiyle sınırlandığı, finansal teşviklerin de bunu düzeltemeyeceği iddia ediliyor. Bu sınırlamanın yapay zekayla ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.  Biterken ise, “Dönüştürücü Yeniliğin Önünde Olun” tavsiyesi ile düzenli içgörü ve öngörülerle, değişim zamanlarında organizasyonunuzun gelişmesine yardımcı olacak pratik araçlara odaklanma öneriliyor.

Mevcut durumda; sağlık hizmetlerinin sınırsız sayılabilecek sağlık talebine rağmen artan kullanımından söz edilerek, sağlık harcamalarının “daha fazla bakım = daha pahalı” kısıtlamasına sabitlendiği aktarılıyor.

Oysa, yapay zekanın bu kısıtlamayı ortadan kaldırdığı bol ve düşük marjinal maliyetli bakım ile fırsat oluşturduğu ifade ediliyor. Stratejik sorunun, artan kullanımın sağlık ve ekonomik değerde ne ürettiği olduğu belirtiliyor. Proaktif yapay zeka destekli bakımla, kronik ve yüksek maliyetli toplumlarda yoğunlaşan önlenebilir harcamaların azaltılabileceği vurgulanıyor. Sonuçta da, daha sağlıklı bireylerle, iş gücüne katılımın artacağı, GSYİH’yı ek verimli yıllarla artıracağı paylaşılıyor.

Sonuç olarak, sadece kapasite yerine değer ve toplam üretilen sağlık hizmetini önemsemenin uzun vadeli sonuçlara odaklanmanın ekonomik avantaj ve sağlıklılık başına gelirin de yakalanacağı savunuluyor.

Önümüzdeki hafta, bu makale ile ilgili, çok ilginç bulabileceğinizi sandığım yaklaşımları aktarmaya devam edeceğim.

Başlarken belirtildiği gibi, Dünya Ekonomik Forumu’nda bu yıl; “küresel sağlık sektörü nasıl değişiyor ve sektör liderleri bundan sonra ne yapmalı” tartışmalarında sağlık hizmetleri dönüşümcülükte de gündem olmuş. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda sağlık sigortacılığı bu farklılaşmaya şimdikinden daha fazla ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranını yakından takip ederek düşürmeye ve geçtiğimiz hafta yazdığım gibi teknik verimliliğini artırmaya odaklanan sigorta şirketleri, ürün zenginleştirme yoluna gidecekler. Hep gündemde tutmaya çalıştığım gibi, göreceksiniz, genç yaşta sigortalılarını biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzına yönlendirebilecekler.  önleyici müdahalelerle takip edecekler. Mevzuat boyutunda bile, buna yönelik genel şartlar değişikliklerini talep edecekler.

Kamu sağlık sigortacılığında artan duyarlılık, bu mevzuat değişikliklerini hızlandıracak, yapılacak etki değerlendirmeleriyle en uygun stratejilerin planlamasından uygulanmasına, sonuçların izlenip değerlendirilmesine ve güncellemesine kadar ardışık bir çok adım birbirini tetikleyebilecektir.

Böylelikle, rasyonel ölçülerde işleyecek özel sigortacılığının tamamlayıcı rolü de aynı rasyonellikte tanımlanabilecektir.

Görüldüğü gibi, sağlık hizmet sunumu ve sağlık finansmanı özellikle de sağlık sigortacılığı bugünkünden farklılaşacak. Geçenlerde de aktarmıştım; tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler oluşacak. Hem özel sağlık sigortaları hem de kamu sağlık sigortalarını bekleyen bu sürece hazırlıklı olunmalıdır. Hatta, hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında da kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin sağlıklı yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleler ve bazı teşvikler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

“Demografik fırsat penceresi” artık kapanmaktayken sağlıklı yaşlanmayı hedef alan sağlık ve sigorta yöneticileri, tıpkı Davos toplantılarında sözü edilen jeopolitik müzakereciler gibi, belirleyecekleri öncelikli alanlarda doğrudan müzakere edebileceklerdir.

Bu yazıya hazırlanırken, akademisyen bir arkadaşımın literatür tarayarak ulaştığı ve kendi sosyal medyasında paylaştığı, şu sözlerle noktalamamın daha doğru olacağına karar verdim;

Aynı hatayı tekrar eden insan, genelde bilgisiz olduğu için değil, yanılabileceğini kabul edemediği için hata yaparmış. Zihin çoğu zaman gerçeği aramadan, kendini korumak adına özgüvenine sarılabiliyor. Günümüzde bunun dozu biraz daha yükseldi maalesef…

Bu yüzden en zor dile gelen cümle şudur: “Yanılıyor olabilirim.”

Oysa doğru karar… Daha çok bilmekten değil, durup gerçekten düşünebilmekten doğar.”

Sağlık Sigortacılığında Genetik Testler

Sağlık Sigortacılığında Genetik Testler

Yılbaşından bugüne yazdığım son yazılarda hep sağlıklı yaşama konusuna değindim. Bu hafta da, koruyucu sağlık hizmetleri bağlamında, sağlıklı yaşama ve tarama programları içindeki genetik testlerin yeri ile bunların sağlık sigortacılığındaki risk değerlendirmesine etkileri konusunda önemli bulduğum bazı başlıkları paylaşmak istiyorum.

Tarama testleri; sadece bulaşıcı hastalıkları değil, bulaşıcı olmayan hastalıkları (kronik hastalıklar) hatta kişinin sağlık risklerini ortaya koyan genetik testler ile, yapıldığı toplumun fotoğrafını çekme sonucunu da doğurur. Çekilen bu fotoğraflar, tıpkı sosyal medyada paylaşılanlar benzeri, sağlık sektörünün ilgili paydaşlarıyla, mahremiyet özelliğine uyulması şartıyla yani anonimleştirilerek, ulusal bazda ortak bir veri tabanında paylaşılabilir. Veri paylaşımdan, özellikle de mülkiyetinden bağımsız risk değerlendirmesi yapan sigorta kurumları koruyucu sağlık hizmetleri açısından en üst düzeyde yararlanmanın yollarını zorlamalıdır.

Riskler

Genetik tarama testleri özelinde, bazı yaşanmış olaylardan yola çıkıp dünya ve ülkemize ilişkin deneyim aktarımında bulunarak başlayacağım.  Deneyimlerin bir kısmı, bu bilgileri aktaran bir arkadaşımın yaşadıklarını da içeriyor.

2006 yılında ABD kurulan, FDA onaylı sağlık raporları sunan genetik şirketlerinden biri olan şirket, dünyada doğrudan kullanıcısına genetik test hizmeti sunan, en eski ve en büyük şirketlerden biriydi. Sunduğu hizmetler arasında; Tip 2 Diyabet, Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklar için poligenik risk değerlendirme raporlamaları, kistik fibrozis, orak hücre anemisi gibi tek gen hastalıklarında taşıyıcılık durumu tespiti, farmakogenetik bilgiler ve saç rengi, tat algısı, kafein metabolizması gibi kişisel özelliklerin analizi yer almaktaydı.

Türkiye’ye satış yapmamaları nedeniyle ABD’ye bir seyahatinde kit sipariş eden bir arkadaşım, sürecin basitliğini, bir tüp içerisine tükürük örneği verip postaladığını, yaklaşık bir ay içinde sonuçlarının bildirildiğini anlattı. Kendisi hakkında hiçbir bilgi vermemesine rağmen, genetik verilerine göre, birçok özelliğini doğru tespit ettiğini aktaran arkadaşım, az sayıda hatalı tahmin olsa da genel doğruluk oranının bu alanı daha yakından takip etmesine neden olduğunu belirtti. Aylık abonelik sistemi kapsamında; doktor görüşmeleri, laboratuvar testleri gibi ek hizmetler sunulduğunu, aboneliğinin devamı nedeniyle yeni gen-hastalık ilişkileri keşfedildikçe  güncellenmiş raporlar gönderildiğini de ekledi.

Ancak bu şirketin yaşadıkları, tüketici genetiği alanındaki riskleri de anlatıyor. Şöyle ki, 2023 yılında yaşanan büyük veri ihlali sonucunda yaklaşık 7 milyon kullanıcının genetik verilerinin ele geçirilmesi üzerine açılan toplu davada 30 milyon dolarlık uzlaşmaya varıldı ve şirket Mart 2025’te iflas başvurusunda bulundu. İflas sürecinde 15 milyon kullanıcının genetik verilerinin potansiyel alıcılara satılma ihtimalinin oluşturduğu ciddi endişe sonucunda; Kaliforniya, Kuzey Karolina, Maryland ve Connecticut Başsavcıları kullanıcılara verilerini silmelerini önerdi, yaklaşık 2 milyon kişi de hesabını sildirdi. 25 ABD eyaleti, verilerin satışını durdurmak için mahkemeye başvurdu. Haziran 2025’te mahkeme, şirketin kurucu ortağının kurduğu kâr amacı gütmeyen kuruluşa satıldı. Tüm bunlar, üçüncü taraflara veri transferi riskini kısmen azaltmış olsa da, bazı eyaletlerde satışa itirazlar sürdürmektedir.

Bir başka örneği ise Avrupa’dan vereceğim. 2016 yılında kurulan Avrupa’nın en büyük doğrudan kişiye yönelik genetik test şirketi, 100’den fazla ülkede hizmet vermektedir ve 700.000’den fazla genetik belirteci analiz etmektedir. Bir tükürük kiti ile 7 farklı rapor sunabilmesi (sağlık, farmakogenetik, nutrigenetik, spor, cilt bakımı, kişilik özellikleri ve soy ağacı) dikkat çekici bir genişlik sağlamaktadır.

Tüm laboratuvar işlem ve süreçleri, Avrupa’da GDPR kapsamında yürüten bu şirket, müşteri verilerini üçüncü taraflara satmadığını açıkça beyan etmektedir. GDPR, dijital verileri amacına uygun şekilde kullanmak ve daha sonrasında silmek için Avrupa Birliği tarafından getirilen Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR– General Data Protection Regulation) olarak bilinen bir düzenlenmedir.

Özellikle son on yılda, dünyada genetik yatkınlık testlerinin maliyeti, son on yılda önemli ölçüde düşmekte ve dolayısıyla ulaşılabilirliği de artmaktadır. Bu eğilim, Türkiye’de de yerli girişimlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır.

Bu bağlamda üçüncü ve son örneği, bir Türk Şirketi olarak vereceğim. Şirket, İstanbul’da bir üniversite teknoloji merkezi çatısı altında  faaliyet gösteriyor ve bir teknoloji şirketi ile işbirliği kapsamında hizmet sunuyor. Dünya deneyimi dışında, poligenik risk skoru (PRS) algoritmalarını nüfusa göre oluşabilecek yanlılığa (bias) karşı da düzenlenmiş. Yani, Avrupa ülkeleri nüfusuna dayalı GWAS (Genome-Wide Association Studies) verilerinden türetilen mevcut PRS modellerinin, Türkiye’den olan bireylerde yanlı sonuçlar üretmesine ilişkin düzeltmeler yapıyor. Bu durum, Türkiye’deki kullanıcılar için daha güvenilir bir risk değerlendirmesi anlamına geliyor. Ve ayrıca, verdiği hizmet kapsamında genetik uzmanı görüşmesi de bulunuyor. Böylelikle, sayfalarca rapor okumak yerine birebir görüşme ile tartışma şansı sağlanmış olabiliyor.

Sağlıklı Yaşam İçin

Bu yıl 19 Ocak’ta yazdığım, “Sağlığın Önüne Geçmek başlıklı yazımdan bir bölümü, bu bağlamda tekrar değerlendirmelerinize sunmak isterim. Ortalama Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl başlıklı bu bölümde; TÜİK verileriyle, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresini 2021-2023 döneminde 77,3 yıl iken 2022-2024 döneminde 78,1 yıl olarak duyurduğundan söz etmiştim (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081). Bu verilere göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi; erkekler için 75,5 yıl, kadınlarda 80,7 yıl olmaktadır. Yaşa göre ortalama kalan yaşam süresi 15 yaşında 64,3 yıl, 30 yaşında 49,9 yıl, 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında ise 18 yıldır.

Belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşanması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi, TÜİK kayıtlarında doğuşta ortalama 57,6 yıl olarak yer almaktadır. Yani, Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, 65 yaşında ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan süre olarak geçebilecektir.”

Aynı yazımın bir başka bölümünde, Prof. Adil MARDİNOĞLU ve ekibinin Alzheimer ile ilgili bir çalışmasında (The Longevity Opportunity: AI Meets Big Biological Data, https://www.linkedin.com/posts/adil-mardinoglu-4136158_longevity-ai-systemsbiology-activity-7397368272804810752-Yjy8); gelişmiş yapay zeka ve sistem biyolojisi yaklaşımı entegrasyonuyla, altında yatan moleküler mekanizmaların ortaya çıkarılabildiğini ve birleştirilmiş metabolik aktivatörlere dayalı etkili bir tedavi stratejisi geliştirilebildiğinden söz etmiştim. Hatta, aynı çalışmanın, önümüzdeki beş yıl içinde, Alzheimer hastalığının yönetimi ve tedavi optimizasyonunda atılımlar olacağını ve daha uzun dönemde, geliştirilmiş verilerle donanmış olarak, “bireyleri biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzı ve terapötik müdahalelere yönlendirebilecek kapsamlı önleyici platformlar” öngörüldüğünü ifade ettiğini yazmıştım.

Önümüzdeki sadece beş veya on yılda bile, sağlık hizmetleri bugünkünden çok daha farklı hale gelecek. Tekrar tekrar vurgulayarak bitirmek istiyorum ki, sigortacılık da sağlık hizmetlerindeki bu farktan fazlasıyla etkilenecek. Tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler yaşanacak. Özel sağlık sigortaları gibi, kamu sağlık sigortaları da etkileyecek bu sürece hazırlıklı olmalıyız. Konvansiyonel uygulamalara devam edilsin ama bu tür yenilikçi yaklaşımlardan da uzak durulmasın. Örneğin, hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında, kamu ve özel sağlık sigortaları birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin biyolojilerine uyarlanmış yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleleri bireysel bazı teşviklerle sigorta kapsamına alabilmeliler.