Küresel Gündem, 2025-2028

Küresel Gündem, 2025-2028

Dünya Sağlık Örgütü’nün en üst karar alma organı olan Dünya Sağlık Asamblesi, bu yıl Mayıs ayı son haftasında, 194 ülke katılımıyla, 77. kez toplandı. “2025-2028 İçin Küresel Gündem: Sağlığın Geliştirilmesi, Sağlanması ve Korunması” bu yılki temaydı. 2025’ten 2028’e uzanan gelecek dört yıl için, sağlıkla ilgili Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri değerlendirildi.

Bu değerlendirme kapsamında, sağlık ve bakım sistemlerinin geleceğe hazır hale getirilmesine yönelik bir dizi karar alındı. Sağlık hizmetlerinin kapsamı ile erişiminde eşitliğin artırılması ve sistemlerinin dayanıklılığına odaklanma vurgulandı. Sektörler arası çalışmanın önemi ile ülke, bölge ve küresel düzeyde yapılabilecek kolektif eylemler sıralandı.

Paylaşılan “Ondördüncü Genel Çalışma Programı, 2025-2028 (The Fourteenth General Programme of Work, 2025-2028)” adlı doküman (https://www.who.int/about/general-programme-of-work/fourteenth), üye ülkeler için sağlık politikasına referans doküman olarak değerlendirilebilir. Kamu, özel ve akademik yapılarla ilgili sivil toplum kuruşları bundan yararlanabilir. Hatta, kurumlar gelecek dört yıllarına yönelik hazırlıklarında en güncel yol haritası olarak kullanabilir. Politika önceliklerini belirlemede yararlanabilir. Bu amaçla, altı başlıktan oluşan Dünya Sağlık Örgütü stratejik hedefler ve ortak çıktılarının ana başlıklarını paylaşmak istedim.

“Yıllara Sari Yatırım”

Aslında her biri başlı başına birer sağlık politikası adımı olarak değerlendirilebilecek bu altı stratejik hedef başlığı, ülke deneyimlerinin paylaşılması açısından da iyi bir birikim oluşturacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü, altı stratejik hedefe yönelik somut eylemler önermektedir;  

  1. 21. yüzyılda giderek artan bir sağlık tehdidi olan iklim değişikliğine yanıt verin,
  2. Sektörler genelindeki temel politikalarda sağlığın belirleyicilerini ve sağlık bozukluklarının temel nedenlerini ele alın,
  3. Evrensel Sağlık Güvencesi (bilinen adıyla Genel Sağlık Sigortası) için birinci basamak sağlık hizmetleri yaklaşımı ve temel sağlık sistemi kapasitelerini geliştirin,
  4. Eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini gidermek için sağlık hizmetlerinin kapsamını ve finansal korumayı iyileştirin,
  5. Tüm tehlikelerden sağlığa yönelik riskleri önleyin, azaltın ve bunlara hazırlıklı olun,
  6. Sağlıkla ilgili tüm acil durumları hızlı şekilde tespit edin ve etkili müdahale sürdürün.

Kolaylıkla anlaşılacağı gibi, bu stratejik hedefler, başlandığı yıldan itibaren izleyen yıllara kadar yayılabilecek başlıklardır. Belki de bir kısmı dört yılda bitmeyebilecektir. Sanki, Türkiye’deki Yıllık Yatırım Programlarında karşılaşılan “yıllara sari yatırım” kavramı gibi…

Sağlığın geliştirilmesi, sağlanması ve korunması

Altı stratejik hedef, her düzey ve her ülke koşulları için ayrı ayrı düzenlenebilecek esnekliğe sahip ifadeler içermektedir. Ulusal, bölgesel ve küresel açıdan öncelikli alanlara işaret edilmektedir. Yol haritasıyla eşleştirmek istendiğinde de; sağlığın geliştirilmesi, sağlanması ve korunması olarak özetlenebilecek üç kavram öne çıkmaktadır.

Sağlığı geliştirmek için, aynı zamanda sağlık tehdidi de olan iklim değişikliğine yanıt vermenin ilk iş olabileceğinin altı çizilmektedir. Sektör genelindeki temel politikalarda, sağlığın belirleyicilerini ve sağlık bozukluklarının temel nedenlerini ele almanın gerekliliği aktarılmaktadır.

Sağlığı sağlamak olarak ifade edilen sağlık hizmetlerine ulaşımda, evrensel sağlık güvencesi için (genel sağlık sigortası) temel sağlık hizmetleri yaklaşımını ve kapasitesini geliştirme önerilmektedir. Eşitsizlikleri giderme amacıyla, sağlık hizmetlerinin kapsam ve finansal korumasının iyileştirilmesi vurgulanmaktadır.

Sağlığı korumak için, tüm sağlık risklerini önleme, azaltma ve bunlara hazırlanmaya yönelik ilgili acil durumların hızlıca tespiti ve bunlarla etkili bir müdahale sürdürülmesi öne çıkarılmaktadır.

Stratejik Hedefler ve Ortak Çıktılar

İlk stratejik hedef olarak gösterilen iklim değişikliği ve sağlık ilişkisinde; iklim değişikliklerine dayanıklı sağlık sistemleri ile sağlık risk ve etkilerinin toplumların sağlık ve refahına katkıda bulunacağı ortak çıktısının altı çizilmektedir.

Sağlığın belirleyicileri ve hastalıkların temel nedenleri stratejik hedefinde; sağlığın sosyal, ekonomik, çevresel ve diğer belirleyicileri dikkate alınarak, sağlıkta eşitsizliklerin azaltılması çıktısından söz edilmektedir. Ayrıca, bulaşıcı olan ve olmayan hastalıklar, şiddet ve yaralanmalar ile yetersiz beslenmeye ilişkin öncelikli risk faktörlerinin çok sektörlü yaklaşımla azaltılması da ortak çıktı olarak ifade edilmektedir. Sağlığı geliştirme programları ve toplumun karar alma süreçlerine katılımı yoluyla bireylere sağlıklarını kontrol etme yetkisi verilmesi de bu başlık altında önemsenen bir ortak çıktı olmuştur.

Genel Sağlık Sigortasında birinci basamak sağlık hizmetleri yaklaşımı ve temel sağlık sistemi kapasitesinin geliştirilmesi stratejik hedefinin; sağlığın teşvik, tedarik (sağlanma) ve korumasındaki faaliyetleri birbirine bağladığını belirtmektedir. Tesis ve hastalık odaklı sistemlerden entegre, insan odaklı sistemlere geçişin teşvik edildiği bir yaklaşım önerilmektedir.

Böylelikle sağlık sistemlerinin;

  • eşitliği,
  • verimliliği,
  • yönetişimi ile
  • etkisi artacak,
  • zayıflıkları giderilecek,
  • dijital teknolojilerin ve verilerin dönüştürücü gücünden yararlanabilecektir.

Rapor bu stratejik hedefin ortak çıktısı olarak; genel sağlık sigortasını hızlandıracak yenilenme ve güçlenme ile erişimin iyileşmesi, sağlık bilgi sistemleri güçlendirilmesi ve dijital dönüşüm uygulanacağı başlıklarını öne çıkarmaktadır.

Sağlık hizmeti kapsamı ve finansal koruma stratejik hedefinin ortak çıktıları arasında, eşitsizliklere neden olabilen ve kaliteli hizmete erişimde hakkaniyet sağlanması için;

  • bulaşıcı/bulaşıcı olmayan hastalıklar,
  • ruh sağlığı şartları,
  • anne/yeni doğan/çocuk/ergen/yaşlı sağlığı ve beslenme hizmetleri,
  • aşılama kapsamı,
  • finansal korumanın, özellikle en zayıf durumda olanlar için, mali engellerle cepten sağlık harcamalarının azaltılması yoluyla

iyileştirilmesi sıralanmaktadır.

Acil durumları önleme, hafifletme ve hazırlıklı olma stratejik hedefinin ortak çıktıları arasında; acil sağlık risklerinin azaltılması ve etkilerinin hafifletilmesi, hazırlıklı olunmasıyla dayanıklılığın artırılması yer almaktadır.

Son stratejik hedef olan sağlıkla ilgili tüm acil durumların tespit ve etkili müdahalesi kapsamında; akut halk sağlığı tehditlerinin tespiti, hızlı ve etkili müdahale ile acil durumlarda temel sağlık hizmetlerine erişimin sürdürülebilir ve adil olmasının sağlanması ortak çıktılar olarak tanımlanmıştır. 

İş Listesi

Günlük işlerin yoğunluğu, her yönetim düzeyinde, stratejik düşünmeye ayrılan zamanın etkili kullanılamamasına yol açabilmektedir. Gerek yurtiçi gerekse yurtdışı kurumların rapor ve çalışmalarını, hiç olmazsa yönetici özetlerini okumak bile etkili zaman yönetimi sıkıntısını azaltabilir. Daha önce belli konularda yapıldığı gibi, bu dokümanın paylaşımında da, zaman yönetimi darboğazındaki yöneticilere bir özet sunma hedefiyle yola çıkıldı.

Sağlık yöneticiliğinin hangi düzeyinde olunursa olunsun, yönetilen kaynakların nitelik ve niceliği ne olursa olsun; küresel, ulusal ve sektörel gelişmelerden bilgi sahibi olmak, ilgili paydaşların öngörülerini bilmek, kurumlar için verilen kararların doğruluğunu arttıracaktır. Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili taraflar, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu toplantısı sonrası iş listelerindeki başlıklar arasına, sıralanan Küresel Gündem stratejik hedefleri ve ortak çıktılarını koymuştur. Dilerim buna yönelik eylem planları için çalışmaya da başlamışlardır. Dünya Sağlık Örgütü en üst ortak akıl organı olan ve yılda bir kez bakanlar düzeyinde toplanan 77. Asamble kararları, Türkiye sağlık politikasına da doğrudan ya da dolaylı katkı sağlayacaktır. Bu katkılar, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile uyumlu olarak, sağlık sistemimizde sıralanan altı stratejik hedef ve onların ortak çıktılarıyla gerçekleşebilecektir. İlgili paydaş kuruluşların da, bu kapsamda, Küresel Gündem 2025-2028 için hizalanacaklarını düşünüyorum. Herkese kolay gelsin…

Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Yatırım Getirisi

Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Yatırım Getirisi

Yatırım getirisi kavramını, yalnızca bir ekonomik değerlendirme aracı olarak görmemek gerektiği ve farklı boyutları olduğu geçtiğimiz hafta değerlendirilmişti. Kavramın sağlık sektörü kadar sigortacılığı ilgilendirdiği belirtilerek, hastalıkların önlenmesinin tedavisine göre daha maliyet etkili olduğu vurgulanmıştı. Yatırım getirisi bakışıyla, risk faktörlerine yönelik değerlendirmeler açısından sağlık sigortacılığına sağlayacağı katkılar örneklenmişti. Bu bağlamda, birinci basamak sağlık hizmetleriyle  yatırım getirisi kavramı ilişkisine değinmekte yarar olacaktır.

Giriş Kapısı

Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri, en basit anlatımıyla, sağlık hizmetine ihtiyacı olanın hizmeti sunanla karşılaştığı ilk aşama olarak tanımlanır. Bir tür sağlık hizmetine giriş kapısıdır. Dünya deneyimindeki yaygın kullanımı ile “gatekeeper” yani kapı bekçisidir. Daha geniş anlamda, sağlığın korunması, teşviki, geliştirilmesi ve hastalıkların önlenmesinden başlayarak tedavisi, rehabilitasyonu hatta palyatif bakıma kadar yaşanan tüm süreci de koordine edebilir. Bu süreçte bireylerin ihtiyaçlarına ne kadar erken odaklanılabilirse, bu kapsama yönelik başlangıç o kadar iyi gerçekleşir.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, birinci basamak sağlık hizmetini; sağlığın teşviki, koruyucu sağlık hizmetleri ile teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin bir arada verildiği, bireylerin hizmete kolayca ulaşabildikleri, düşük maliyetle etkin ve yaygın sağlık hizmet sunumu olarak tanımlamaktadır. Aile hekimliğini de, birinci basamak sağlık hizmetinin çağdaş uygulama şekli olarak belirtmektedir.

Türk Tabipleri Birliği, birinci basamak sağlık hizmetlerinin, bireylerin tüm yeni gereksinimlerinde sisteme ilk girişlerini sağlayan, çok az rastlanan ve alışılmadık durumlar dışında herkese koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti veren, bireylerle ve toplumla herhangi bir sağlık sorununun varlığından bağımsız, yaşam boyu devam eden ve uzun erimli ilişki kuran, başka kurumlar veya kişiler tarafından sunulan hizmetlerin eşgüdümünü sağlayan aşaması olduğunu vurgular. Türk Tabipleri Birliği’ne göre, birinci basamak sağlık hizmetlerini sağlık sisteminin diğer basamaklarından ayıran temel işlevleri; ilk başvuru, kapsayıcılık, süreklilik ve eşgüdümdür.

Doğru Yerden Başlamak

Aslında, başlangıcın doğru olması, kişinin alacağı sağlık hizmeti ihtiyacını, seçeneklerini ve doğaldır ki maliyetini etkiler. Kişinin sağlık ihtiyacının karşılanmasına doğru yerden başlamak ilk alınacak karar olmalıdır. Böylelikle sağlık kazanımları artabilecek, varsa hastalığı nedeniyle oluşabilecek yaşam kalitesi azalması önlenebilecektir. Sağlık hizmet sürecinin yönetiminde; doğru işin, doğru zamanda, doğru kaynaklarla yürütülmesi mümkün olabilecektir. Sonuçta; planlama, fırsat maliyeti, ulaşılabilirlik, kapsayıcılık, hakkaniyet gibi kavramların yalnızca ekonomik bakış açısıyla değerlendirilmemesi de mümkün olacaktır.

Çünkü kapsamı açısından sağlık hizmeti, sadece ekonomik kazanımlarıyla değil özelde bireysel genelde de toplumsal yararları açısından bir bütün olarak değerlendirilmeyi gerektirir. Sağlık hizmet sunumu ve finansmanına yatırım yapanların, böyle geniş bir bakışa sahip olmalarının temel belirleyicisi ise birinci basamak sağlık hizmetlerini doğru yönetebilmektir. Kurumların kamu veya özel sektör kurumu olmalarından bağımsız olarak, bu temel ilkeyi benimsemelerinde çok yarar vardır.

Geçmişten Bugüne Örnekler 

Küresel olanlarından önce bugüne kadar yaşanan Türkiye örnekleri, bu temel ilkenin ne denli benimsendiğini yaşatarak göstermiştir.

İlk örnekler; Refik Saydam ve Behçet Uz dönemi sağlık politikalarının temelinin birinci basamak sağlık hizmetlerine dayanmasıdır. Her türlü yoksunluğa rağmen, o dönemlerin sağlık politikaları övünülen ve örnek gösterilen başarılarla doludur. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede birinci basamakta insan kaynağından en yüksek verimle yararlanma temelli sağlık hizmetleri örgütlenmesi Refik Saydam döneminin yapı taşı olmuştur. Behçet Uz döneminin sağlık merkezlerinde entegrasyon modeli ise bugün bile hep hatırda kalması gereken bir tasarımdır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 1978 Alma Ata Bildirgesi’nden 17 yıl önce yasal düzenlemesi yapılan ve 15 yıl önce de ilk uygulamasına geçilen 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair Kanun, doğru yerden başlamanın en önemli kanıtlarından biridir. Nusret Fişek önderliğinde geliştirilen modelde birinci basamak sağlık hizmetlerine verilen önem, Dünya Sağlık Örgütü’ne ilham kaynağı olmuştur.

Kapsadığı nüfus ve birinci basamak sağlık hizmetlerini merkeze koyması açısından Aile Hekimliği ve Genel Sağlık Sigortası uygulaması da benzer özelliklere sahiptir. Sosyal alanda yapılan reformlar için çok kısa sayılabilecek bir sürede ülke genelinde yaygınlaştırılabilme kararlılığı uluslararası platformlarda referans gösterilir olmuştur.

Doğru yerden başlanan örnekler, sadece kamu sağlık sektörüyle ilgili değildir. İşe başladığı yıllardan bu yana, yaşadıkları mali sorunlara rağmen birinci basamak sağlık hizmetlerini hastane hizmetleriyle ısrarla bütünleştirmeye çalışan özel sektör yatırımcıları, bu örneklerin önemli bir bileşeni olmuştur. Hastane gruplarının büyük bir bölümü, yatırımlarının bir kısmını birinci basamak sağlık hizmetlerine yapmıştır. Özel sağlık sigortası şirketlerinin, poliçelerinde zaten yer alan birinci basamak sağlık hizmetleri finansmanına ek olarak, daha ilk haftalarında hatta kamudan da önce, pandemiyi kapsama alması konuya olan duyarlılığı göstermektedir.   

16 Kat Yatırım Getirisi

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde, Maldivler’de UNICEF’in desteklediği geçtiğimiz yıl yapılan özel bir çalışmada, birinci basamak sağlık hizmetleri yatırım senaryosundaki kanıtlar, genel sağlık sistemi maliyetlerinde de azalmaya yol açacak şekilde önemli getiriler sağlandığını göstermiştir

(https://www.unicef.org/media/152696/file/Maldives-2023-COAR.pdf).

Çalışmanın temel bulgusu, harcanan her ABD Doları için 16 ABD Doları tutarında yatırım getirisidir. Aynı getirinin doğum öncesi, doğum sonrası ve çocuk sağlığı hizmetlerine yapılan yatırımlarda da geçerli olduğu belirtilmektedir.

Çalışmada, sistemin güçlendirilmesi için daha fazla işbirliği çabası gerektirdiği vurgulanmıştır. Ayrıca, 2030 yılına kadar Maldivler‘de Genel Sağlık Sigortasına doğru ilerlemeyi hızlandıracak politikaların temelinin oluşacağı da öngörülmüştür.

Kırgızistan’da Nisan 2023 tarihli açıklamayla duyurulan bir başka UNICEF çalışması daha vardır. Çalışmada, 20 yıl boyunca Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 0,33’ü tutarında bir yatırım maliyetinin, aynı dönem için Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 2,9’u karşılığı ekonomik fayda oluşacağı  gösterilmiştir

(https://www.unicef.org/kyrgyzstan/press-releases/unicef-and-who-every-dollar-spent-primary-health-care-returns-16-usd).

Birinci Basamak Olmazsa Olmaz

Tüm bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, en azından birinci basamak sağlık hizmetlerinin olması gereken biçimde değerlendirilmesi, sağlık sisteminin doğru işleyebilmesinin ön şartıdır. Bu öyle bir ön şarttır ki; sağlığa yatırım yapanların, her düzeydeki sağlık yöneticilerinin, klinik uzmanlığı olanların, kamu veya özel sağlık sektörüne emek ve gönül verenlerin olmazsa olmaz seçeneklerinden biridir. Geçmişten bugüne Türkiye deneyiminin sorumluluğunu içlerinde hissederek ve küresel örneklerle güçlenerek, sağlık sektörünün tüm paydaşları bu sorumluluğa uygun çalışmalıdır. İlaç ve tıp teknolojileri üretenlerin burada özel bir yeri vardır. Sağlığı koruyucu ve geliştirici, tarama programlarında yer almak dahil, her türlü müdahaleyi öncelikli kılan yenilikçi süreçlerle bu sorumluluğa katkı sağlayabilirler.

Olmazsa olmazların en belirgin tetikleyicisi de sağlık yatırımcıları olmalıdır. Sigortacılık da yapsalar, hizmet sunuculuğu da yapsalar, kural belirleyici de olsalar tüm paydaşlar, sistemi birinci basamak sağlık hizmetleri odaklı çalıştırmalıdır. Sağlığın korunması, teşviki, geliştirilmesi ve hastalıkların önlenmesinden başlanmalı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin tamamı kapsanmalıdır. Aktüeryal değerlendirmelerde ve net risk primi hesabında bu bakış dikkate alınmalıdır.

Birinci basamak sağlık hizmetleri yaklaşımı, son yıllarda güncelleşen küresel deyimle “Universal Health Coverage”, aşina olduğumuz adıyla Genel Sağlık Sigortası ile birlikte sağlık hizmetine ulaşma yolundaki ilerlemeyi de hızlandırabilecektir. Çok paydaşlı politikalar ve toplum katılımı yoluyla sağlık  hizmetlerine bütüncül yaklaşım sağlanabilecektir. Hatta, birey ve toplum düzeyindeki sağlık müdahalelerini bütünleştirme yoluyla sağlığı korunması ve geliştirilmesine risk gerçekleşmeden katkı verilebilecektir.

Dolayısıyla; birinci basamak sağlık hizmetlerinin entegrasyonuna öncelik vererek, daha adil ve birey odaklı sağlık hizmetleri hedeflenebilir, ilgili paydaşlarla birlikte;

  • Toplum katılımı arttırmaya yönelik,
  • Sadece merkezi değil aynı zamanda yerinden ve ortak akıl ile karar alma mekanizmaları ile
  • Farklı finansman süreçleri

gibi bazı anahtar politikalar yaygınlaştırılabilir.

Sağlıkta Yatırım Getirisi ve Sağlık Sigortacılığı

Sağlıkta Yatırım Getirisi ve Sağlık Sigortacılığı

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, 2018 yılında yayınlanan “Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü İçin Yatırım Gerekçeleri Raporu” hazırlamıştı (https://hsgm.saglik.gov.tr/depo/birimler/kronik-hastaliklar-ve-yasli-sagligi-db/Dokumanlar/Raporlar/BizzCaseTrSS.pdf). Dört yazarından ikisinin, Türk akademisyen olduğunu da ayrıca hatırlatmak gerekir. Aslında çok yeni değil ama yatırım getirisi kavramının vurgulanması için özellikle gündeme getirilmelidir. Keşke daha günceli olabilseydi de, yatırım getirisi kavramı o çalışma üzerinden değerlendirebilseydi. 

Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri

Bulaşıcı olmayan (kronik) hastalıklar olarak, dünya genelinde; kanser, kalp damar hastalıkları, diyabet ve kronik hava yolu hastalıkları sıralanır. Bu hastalıkların risk faktörleri; tütün ve alkol kullanımı, fiziksel hareketsizlik ile sağlıksız beslenme olarak gösterilir.

Türkiye’de ölümlerin yüzde 85’i aşan kısmı bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Bu dört ana bulaşıcı olmayan hastalıktan biri nedeniyle 70 yaş öncesi ölüm olasılığı yüzde 15’i aşmıştır. Bu hastalıklar üretkenliği etkileyerek, sosyoekonomik kalkınma üzerinde olumsuz bir sonuca da yol açmaktadır.

Sağlık müdahalelerinin ekonomik yükleri analiz edilirken, doğrudan ve dolaylı maliyetler ile ekonomiyi hangi düzeyde etkilediği hesaplanır. Doğrudan maliyetlerde bu hastalıklarının tedavisi için yapılan sağlık harcamaları dikkate alınırken, dolaylı maliyetlerde kabaca üretim kaybından kaynaklanan maliyetler değerlendirilir. Bu değerlendirme kapsamında; işe devamsızlık maliyetleri, çalışma yaşındakilere yapılan engellilik ödemeleri ve erken ölüm nedeniyle oluşan ekonomik kayıplar gibi başlıklar yer almaktadır. 

Yatırım Getirisi

Sağlık hizmetlerindeki yatırımların verimliliğini değerlendirmede başarı göstergesi olarak yatırım getirisi kavramı kullanılır. Yapılan bir sağlık müdahalesinin getirdiği fayda büyüklüğü ve zamanlaması, yatırım maliyetlerinin büyüklüğü ve zamanlaması ile kıyaslanır. Matematik formülü, faydaların bugünkü değerinin yatırım maliyetlerine oranıdır. Aslında yapılan sağlık müdahalesinin gelecekteki olası faydaları bugünkü değer olarak ifade edilir, yani indirgenir. İndirgeme yaklaşımı, gelecekteki olası para birimi değerinin, paranın zaman değeri nedeniyle daha düşük olacağından kaynaklanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü, bu amaçla Excel modeline dayalı yatırım getirisi analizi geliştirmiştir. Müdahaleye bağlı olarak yapılan yatırımların elde edilecek olası ekonomik kazanımları öngörülerek hesaplanır. Kullanılan metodoloji, 2015 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP ile Dünya Sağlık Örgütü Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Yönetişimi Ortak Programında kullanılmak üzere geliştirilen yatırım getirisi modelidir. Genel anlamda bakıldığında, kullanılan göstergeler arasında; bulaşıcı olmayan hastalıkların çalışan üretkenliğini ne kadar azalttığına ilişkin veriler, iş gücüne katılım oranı ve önlenen tahmini ölüm nedeniyle oluşan artışlar, yeni çalışan aramayla geçen sürenin azalması gibi ölçütler sayılabilir.

Bu yaklaşımla gerçekleştirilen dünya örnekleri, literatürde fazlaca yer almaktadır. Ayaktan tedavi edilebilen durumlar ile bağlantılı gereksiz hastane yatışlarını önlemek amacıyla yapılan benzer çalışmalar bu kapsamda örneklenir. Son on yılda Almanya, Letonya, Portekiz, Moldova ve Kazakistan gibi ülkelerde birinci basamağın güçlendirilmesine ilişkin unsurların belirlenmesi amaçlı çalışmalar bu içerikte rapor edilmiştir.

Türkiye’de ise, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı’nın verileriyle yapılan bir çalışmada, bulaşıcı olmayan hastalıkların Türkiye ekonomisi üzerinde doğurduğu yük değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, olası sağlık müdahale paketleri için maliyet-fayda analizi yapılmıştır.

Çalışmada, ekonomik yükün, dönemin Gayrısafi Yurtiçi Hasılasının yüzde 3,6’sına karşılık geldiği hesaplanmıştır. Toplam maliyetlerin yüzde 35,3’ünün doğrudan sağlık harcamalarından kaynaklandığı gösterilmiştir. Ekonomik kayıpların önemli bir bölümünün iş başında olamama ve erken ölümlerden oluşan dolaylı maliyetler olduğu özellikle belirtilmiştir.

Türkiye’de En Maliyet Etkili Müdahale Tuz Kullanımını Azaltma

Çalışma kapsamında bulaşıcı olmayan hastalıklarda risk faktörleri açısından ekonomik değerlendirmeye alınan beş müdahale paketi bulunmaktadır. Bunlardan dördü davranış biçimi değişikliği ile risk faktörlerinin azaltılmasına, biri ise klinik müdahalelere yöneliktir. Maliyetler, 5 ve 15 yıllık olmak üzere, kısa ve uzun dönemli öngörülmüştür. Tütün, alkol ve fiziksel hareketsizlik ile tuz tüketiminin azaltılması davranış biçimine yönelik olarak hesaplanmıştır. Kalp damar hastalıkları ve diyabet için ise klinik müdahale maliyetleri hesaplanmıştır.

Doğaldır ki klinik müdahalelerin maliyetleri, davranış değişikliğine göre daha yüksek olarak belirlenmiştir. Rapor edilen çalışmada, Türkiye’de davranış biçimi değişikliği ile risk faktörlerinin azaltılmasına yönelik en maliyet etkili sağlık müdahalesinin tuz kullanımını azaltma olduğu ortaya konmuştur. Bu müdahalenin ekonomik faydaları, kısa ve uzun dönemli düşünüldüğünde uygulama maliyetinden çok daha fazla olarak hesaplanmıştır.

Rapor’da, kronik hastalıkların önlenmesine odaklanılması durumunda hem sağlık faydaları hem de ekonomik faydalar bakımından büyük bir kazanç olduğu vurgulanmaktadır. Yatırım getirisi, 5 ve 15 yıl için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Tuz politika paketinin yatırım getirisi, 5 yıllık dönemde 51, 15 yıllık dönemde 88 TL. olarak bulunmuştur. Bu amaçla, mevcut düzenlemelerin uygulanmasını sürdürülürken, tuz azaltma gibi kapsama düzeyi düşük alanlara daha fazla yatırım yapılması önerilmektedir.

Bu müdahaleler, bir yandan maliyet etkili olmakta, öte yandan da neden oldukları dolaylı ve dolaysız maliyetlerle kıyaslandığında çok daha ucuz olmaktadır. Özellikle de bu  müdahale paketlerinin uygulanmasıyla; sağlık, finans, ekonomi ve tarım gibi diğer sektörlerin katılımının gerektiği, böylelikle bu yatırımlardan toplumun tamamının faydalanabileceği gösterilmektedir.

Ayrıca, konuyla ilgili olarak, 10 Nisan 2024 tarihinde, 30 yazarından üçünün Türk olduğu uluslararası bir makale yayınlanmıştır (https://gh.bmj.com/content/bmjgh/9/4/e014784.full.pdf). BMJ Global Health adlı dergideki “13 Ülkede Bulaşıcı Olmayan Hastalıklara Yatırım Vakalarının Bildirilen Etkisi” başlıklı makalede; Türkiye’de yatırım getirisi en yüksek halk sağlığı müdahalesi olarak tuz kullanımının azaltılması vurgulanmaktadır. Tuz kullanımının azaltılmasına yönelik düzenlenecek kampanyaya yapılabilecek bir milyon dolarlık bir harcamanın, 15 yılda sağlık harcamalarında 88 milyon dolarlık tasarruf sağladığı belirtilmektedir.

Sağlık Sigortacılığına Yatırım Getirisi Bakışı

Hastalıkların tamamında olduğu gibi, bulaşıcı olmayan hastalıklar olarak tanımlanan kronik hastalıklarda da, önleme daha maliyet etkilidir. Sadece sağlık sektörünü değil, ekonomi, finans, sigortacılık, tarım, ulaştırma gibi diğer sektörlerin de katkı ve katılımını gerektirir. 1980’li yıllarda sektörlerarası işbirliği olarak Sağlık Bakanlığı politika belgelerinde tanımlanan bu süreç, son dönemde çok paydaşlı sağlık sorumluluğu olarak bilinmektedir.

Özellikle kronik hastalıklarda risk faktörlerine yönelik değerlendirmelerin nitelik ve nicelik olarak arttırılarak sürdürülmesi, en az sağlık alanı kadar sağlık sigortacılığına da önemli katkıları beraberinde getirebilecektir. Yatırım getirisi kavramını, yalnızca ekonomik bir değerlendirme aracı olarak görmemek gerekir. Kronik hastalık yönetiminin sağlık sigortacılığında da giderek yaygınlaşmaya başlamasını bir fırsat olarak değerlendirerek, sigortalılara bu tür yeni yaklaşımlarla ulaşma yolu zorlanmalıdır.

Özel sağlık sigortacılığında öncelik belirlemede, risk değerlendirmede kilometre taşı olabilecek yatırım getirisi yaklaşımı, iyi uygulama örneklerinin hızla artmasına yol açabilir. Hatta artan iyi uygulama örneklerinden seçilebilecekler, kronik hastalık yönetiminde kamu sağlık sigortacılığında da temel teminat paketi içeriğine alınabilir. Kamu ve özel sağlık sigortacılığının işbirliği içinde oluşturulabilecek yeni yeni fayda-maliyet analizleri yoluyla, sağlık müdahalelerinin uygulama maliyetleri ve beklenen sağlık kazanımları karşılaştırılabilir. Böylelikle hangi paketin en fazla yatırım getirisine sahip olduğuna birlikte karar verilebilir. Bu arada, yaşlanan nüfus ve artan kronik hastalıkların, sağlık harcamalarını ciddi etkilediği, her yeni kronik hastalığın kişi başı sağlık harcamasını 2 kat arttırdığı da unutulmamalıdır.

Demografik Değişim ve Bakım Sigortası İhtiyacı

Demografik Değişim ve Bakım Sigortası İhtiyacı

Demografik değişimler, sigortacılığı da yakından ilgilendirir. Çünkü nüfusun yaş, cinsiyet, eğitim, yaşadığı yer gibi değişkenler karşısında geçirdiği değişimler; küresel veya yerel, kamu veya özel sigortacılığın vizyonunu etkiler. Örneğin yaşlanan nüfus açısından bile, sadece sağlık sigortacılığı değil, diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi, bakım sigortacılığını da gündemde kalmaktadır.

Demografik değişimin güncel sonuçlarını Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi vermiştir. Buna göre, 2022 yılında binde 7,1 olan Türkiye yıllık nüfus artışı, 2023 sonu itibariyle yıllık binde 1,1’e düşmüştür.  2022 yılında yüzde 93,4 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2023 yılında yüzde 93 olmuş, belde ve köylerde yaşayanların oranı ise yüzde 6,6’dan yüzde 7’ye yükselmiştir.

Ortanca Yaş Yükseliyor

Nüfusun yaş ve cinsiyet yapısında meydana gelen değişimi gösteren grafikler nüfus piramitleri olarak bilinir. 2007 ve 2023 yılı Türkiye nüfus piramitleri karşılaştırılmasında, doğurganlık ve ölüm hızlarındaki azalmaya bağlı olarak, yaşlı nüfusun arttığı ve ortanca yaşın yükseldiği görülmektedir.

Ortanca yaş, yeni doğan bebekten en yaşlısına kadar nüfusu oluşturan kişilerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında, ortada kalan kişinin yaşı olarak tanımlanır. Ortanca yaş, nüfusun yaş yapısının yorumlanmasında kullanılan bir göstergedir. Veriler incelendiğinde, Türkiye’de 2000 yılında 24,8 olan ortanca yaşın, 2023 yılında 34’e yükseldiği görülecektir.

Türkiye’deki demografik değişim, nüfus artış hızının azaldığını, hatta bazı Avrupa Birliği ülkelerinin de gerisine düştüğünü göstermektedir. Çok değil, 2000’li yılların başlarında övündüğümüz genç nüfusumuz, hızla yaşlanma evresine girmektedir.

Yaşlanma süreci, ülkelerin politika yapıcılarını kendi koşullarında en uygun yaklaşımlarla farklı uygulama örneklerine yönlendirmiştir. Yaşlılıkta ihtiyaç duyulan hizmetleri, sosyal güvenlik sistemleriyle bağlantılandırılmış, ayrıca kamu ile özel sektörün değişik oranlarda güçlerini birleştiren modeller uygulanmıştır.

Bu süreç Türkiye’de de gündeme gelmiş, geçmiş on yıllarda değişik Bakanlıklar, yoğun hazırlık çalışmaları yapmıştır. Burada, sadece, Bakım Modelleri Bölümü’nün koordinatörü olarak emek verdiğim 10 ülke örneğinin açıklandığı çalışmadan söz edeceğim. 

Yaşlıda Bakım Uygulaması ve Finansmanı, Türkiye Yaşlı Sağlığı Raporu

2021 yılında, politika ve model üretimine katkı sağlamak amacıyla Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü; “Yaşlıda Bakım Uygulaması ve Finansmanı, Türkiye Yaşlı Sağlığı Raporu: Güncel Durum, Sorunlar ve Kısa-Orta Vadeli Çözümler” adlı kapsamlı bir çalışma yayınlamıştır (https://files.tuseb.gov.tr/tuseb/files/yayinlar/20230703124223-FV7IKDhzD1kH-.pdf). 25 üniversite, 19 dernek ile özel sektörden 147 temsilciden oluşan geniş bir grup, 484 sayfalık Rapor hazırlamıştır.

Rapor’da bakım hizmetlerinin; fiziksel, fonksiyonel veya zihinsel kapasite eksikliği nedeniyle, temel yaşam aktivitelerini bağımsız olarak sürdürmekte güçlük çekenlere destek olmak için sağlandığı vurgulanmaktadır. Bu kişilerin, evde ya da bir kurumda günlük yaşamını sürdürmesi hedeflenir.

Dünya Sağlık Örgütü, bakım hizmetlerinde;

  • kendine bakma imkanı olmayan bireylerin özerklik ve onurunun mümkün olan en yüksek düzeyde korunmasının,
  • sürece katılım ve memnuniyetin sağlanmasının,
  • verilen hizmetlerin bütünleşikliğinin öneminden söz eder.

Rapor’da yer alan dünya örneklerinde, finansal seçenekler açısından;

  • vergi ve/veya prim tabanlı olması,
  • merkezi ve/veya yerel yönetimler eliyle,
  • kamu ve/veya özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi gibi kritik konularda karar verme gereği sıralanmaktadır.

Kaynak Çeşitliliğini Arttıracak Ekosistem Bakışı

Bakım sigortası için özel sigortacılıkla ilerleme seçeneğine ilişkin modeller tartışılmış hatta bir dönem ABD’de uygulanmış ancak yaygınlaşamamıştır. 1990 yıllarında başlanan bu tür özel sigorta poliçeleri, ilk 10 yıl içinde zirve yapmış ama ilerleyen dönemlerde poliçe sayısı yaklaşık 15 kat azalmıştır. Bir yandan kapsamı daralan ama diğer yandan da fiyatı artan bu poliçeleri, ilk 10 yılda satan sigorta şirketi sayısı bile yaklaşık 10 kat azalmıştır. Daraltılan teminat kapsamı ve artan primlere rağmen bile bu poliçeler satılamamıştır.

Yüksek maliyetli yaşanan bu süreç, tamamen özel sigortacılık modelinin işlemediğini göstermiştir. Kamunun uzun süreli birikimi teşvik ederek genç yaşlarda başlatabileceği bir sigortacılıkla ve onu tamamlayan özel sigortacılığın birlikte uygulandığı örnekler gündeme getirmiştir. Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, kaynak çeşitliliğini arttıracak bir ekosistem bakışıyla destek finansman modellerinin düşünülmüştür.

Bu bağlamda;

  • yerel yönetimlerden alınabilecek destekler,
  • sosyal sorumluluk projesi bakışıyla kullanılabilecek ek fonlar,
  • ödeme gücüne göre katılım payı,
  • kamunun garanti fonu benzeri uygulamalarla yedekleme mekanizmaları oluşturması

bu çeşitlendirmelere verilebilecek örnekler şeklinde sıralanabilir.

Almanya’da 1995, Japonya’da 2000 yılında kamu ağırlıklı yaşlı bakım sigortası sistemlerini kurulduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca, Alman yaşlı bakım sigortası modelinin yüzde 60’dan fazla harcamasında kamu yaşlı bakım sigorta finansman payı olduğu da vurgulanmalıdır. Öte yandan, Japonya’da yaşlı bakım hizmetinde kişilerin en az yüzde 20 katılım payı ödediklerini de hatırlatmakta fayda var.

Kalkınma Planları’nda Yaşlı Bakımı  

Bilindiği üzere, halen ülkemizde yaşlı bakım hizmetleri, sosyal yardım anlayışı kapsamında sunulmaktadır. Finansman modellerinden birisi olan yaşlı bakım sigortasının kurularak hayata geçirilmesi daha önce değişik zamanlarda gündeme gelmiştir. Hatta, 2014-2018 yıllarını içeren 10.Kalkınma Planı’nda Özel İhtisas Komisyonu kurulmuş, 2021-2023 Orta Vadeli Programı’nda yer almıştır. Aşağıdaki bölüm de, 2024-2028 yıllarını içeren 12.Kalkınma Planı’ndan alınmıştır;

“Aktif yaşlanmaya yönelik koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin kapasitesi iyileştirilecek ve artırılacaktır. Yaşlı bakımı için sağlık ve sosyal hizmetleri bütünleştiren ve çeşitli kurumlar arasında koordinasyonu sağlayan yeni bir model uygulanacaktır Yaşlılara yönelik hem önleyici hem de tedavi edici hizmetler güçlendirilecektir.”

Demografik değişimin, en az sağlık sigortacılığı kadar, hatta daha bile fazlasıyla, bakım sigortacılığını  gündeme getirdiğini unutmadan, olabildiğince kısa sürede model kurma zorunluluğuna uygun davranılmalıdır. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi güncel verileri, yaşlı bakım sigortası kurulabilmesine yönelik gerekli son uyarıları da yapmıştır. Yakın çevresinde ihtiyaç duyulduğunda, bakım sigortası arayan ve yaşayan kişi ve aileler sayıca çok fazladır.   Bu önemli sosyal müdahale alanı için, ilgili paydaşlarla ve geçmişte yapılan hazırlıklarla birlikte masaya oturulmalıdır. Bir model tasarımlamak için daha da geç kalınmadan; yararlanacak kişi ve hizmetler, yararlanma şartları ve sosyal sigorta ile özel sigorta ilişkilendirilmesi ile kaynak çeşitliliğini de dikkate alınan bir model kurulmalıdır. Böylelikle, yasal çalışmaların tamamlanması ve uygulamaya başlanmasıyla, yaşlanan nüfusa yönelik önemli bir ihtiyaç karşılanmış olacaktır.

HASTA YOLCULUĞUNDA KATILIMCILIK BOYUTU

HASTA YOLCULUĞUNDA KATILIMCILIK BOYUTU

Hasta yolculuğu süreci, kişinin sağlık hizmetlerine başvurduğu noktadan itibaren başlar. Kendi sağlığını koruma ve geliştirmesinden, hasta olduğunda tedavisine kadar sağlıkla ilgili tüm aşamaları içerir.

Bu süreç, kişinin sağlık hizmetlerine katılımıyla yakından ilgilidir. Hizmet kullanımına yönelik sağlık çalışanlarıyla iletişim kurmaktan, teşhis ve tedavi için bilgi alışverişi yapmaya kadar bir çok boyutu vardır. Bazen bu boyutlar birbirini izleyen ardışık faaliyetlerden de oluşabilir.  

Ardışık faaliyetler, kişi veya hastaların; hizmet sunucu, ödeyici ve düzenleyici sağlık kurumları arasında işbirliğini zorunlu hale getirilebilir. Zaman zaman da işbirliği teşvik edilerek, sorumlulukların paylaşımı arttırılabilir. Böylece zamanında, etkili ve uygun maliyetli çözümlere ulaşılmış olur.

Hasta Katılımı

Literatürde “Patient engagement” kavramıyla tanımlanan hasta katılımı, aslında yıllardır sağlık sektöründe bilinir ve uygulanır. Hasta katılımı, hastaların kendi sağlık hizmetlerine aktif olarak dahil edilmesi anlamına gelir.

Dünya Sağlık Örgütü, 2016 yılında aynı adla yayınlanan dokümanında; “Hasta Katılımı”nın giderek sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamaktadır. İnsan merkezli hizmetlerin hasta güvenliğinde de kritik bir bileşen olduğu ve hasta katılımının tedavi ve bakım seçenekleri hakkında daha bilinçli kararlara neden olduğu aktarılmaktadır. Ayrıca, hastaların öncelikleriyle uyumlu hale getirilmiş sağlık hizmetinin daha etkili kullanılabileceği belirtilmektedir. Böylelikle, dünya çapında sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğine önemli bir katkı sağlayacağından söz edilmektedir.

Bu kapsamda karar alma süreçlerinin paylaşımı, kendi sağlığını yönetme ve sağlık hizmet sağlayıcılarıyla işbirliği birlikte değerlendirilir. Son dönemde değişen, teknolojinin bu alana girmesi ve müdahale çeşitliliği oluşturmasıdır. 

Teknoloji, farklı temas noktalarında hasta katılımını arttırarak nitelik ve nicelik yönünden etkileşimi çok güçlendirmiştir. Katılımı etkileyenler arasında hasta , organizasyon ve toplum faktör olarak sayılmaktadır.

Hastanın rolüne inanması, sağlık okuryazarlığı ve eğitim hasta tarafındaki katılımın boyutlarıdır. Politika ve uygulamalarla kültür ise organizasyon tarafının katılım boyutlarındandır. Toplum açısından da; sosyal normlar, kurallar, politikalar katılım boyutları arasında sayılmaktadır.       

Herkese Aynı Beden Elbise (!)

Ama yine de teknoloji kullanımında, hasta yolculuğuna özgü bazı zorluklar yaşanmaktadır. Bunların başında, klinik süreçlerdeki koordinasyon zorlukları gelir. Hasta katılımı; hizmet, organizasyon ve politika olmak üzere üç farklı düzeyde değerlendirilebilir. Bu üç farklı düzeyin ortak paydası ise danışma, katılım ve paydaşlıktır.    

Nasıl ki, Hipokrat’dan bugüne “hastalık yoktur hasta vardır” kavramı gündemde kalmışsa, teknolojinin herkesin ihtiyacını aynı düzeyde karşılamasının mümkün olmadığını da baştan kabullenmemiz gerekir. Zorlukların başında, bunu kabullenmemek yer alabilir. “Herkese aynı beden elbise” konusunda ısrarlı olmak mümkün olmayacağına göre, çıkış yoluna girilmiş demektir.

Hastanın teknoloji ihtiyacı ile teknolojiden yararlanma  yeteneği farklı olabilir. Bu farklılığı en aza indirecek, sorunu doğru olarak görüp çözüm üretme sorumluluğunu üstlenecek paydaşlar hasta dışında olanlardır. Yani; politika yapıcılar, ödeme kurumları ve tedarikçiler birlikte sorumludur.

Sorumlu Paydaşlar

Paydaşlar sıralandığında; hastalar, İster prim ister vergi yoluyla olsun, ödeyici kurum kamu ise sosyal sorumluluğunu da göz önüne alacaktır. Özel sigorta kurumları ise teknoloji kullanarak hasta katılımını arttırmayı ve bu yolla riski azaltmayı önceliğine alacaktır. Politika belirleyenlerin sorumluluğu da, katılımcılığı gözeterek mevzuatı birlikte oluşturmaktır.  Yenilikçiliği destekleyen teşvik ve vergi politikaları ise en az katılımcılık kadar önemlidir.

Farkındalık gündemde olduğunda hep tekrarlandığı gibi, sağlık okur yazarlığını yükseltmek işin temelidir. Temeli sağlamlaştırmak için bazı tetikleyiciler kullanılabilir;

  • Eğitim,
  • Hasta portali,
  • Mahremiyete önem,
  • Şeffaflık,
  • Basitleştirme,
  • Bütüncül bakış,
  • Ulaşılabilir fiyat,
  • Etki analizi,
  • Proaktif olma.

Bu tetikleyiciler de dikkate alınarak, hasta yolculuğunda kişi katılımı ne kadar önemsenirse, sağlık hizmetinin o kadar amacına uygun verildiği de belirginleşebilecektir. Sağlık hizmeti, ister kamu ister özel sağlık hizmeti sunan kuruluş olarak verilsin bu sonuç değişmeyecektir. Sağlık ödeme kurumu, ister Genel Sağlık Sigortası gibi sosyal sağlık sigortacılığı yapsın, ister özel sağlık sigorta şirketi olsun farklılık oluşmayacaktır.

Çünkü, hizmete yönelik iletişim kurmamak, etkileşime geçmemek ve teknolojiden yararlanmamak hiçbir yöneticinin kendi seçimine bağlı değildir. Eninde sonunda, başta hasta olmak üzere, teşhis ve tedavi için bilgi alışverişi her boyutta yapılacaktır.  

Bu yüzden hastaların, hizmet sunucu, ödeyici ve düzenleyici sağlık kurumları ile zorunlu işbirliği sağlanmalı, hatta bu işbirliği parasal desteklerle teşvik edilmelidir. Hasta katılımın attırıldığı her teşhis ve tedavi; sigortacılara da, hizmeti sunanlara da maliyet etkili çözümler olarak geri dönecektir.

Bu geri dönüşü ivmelendirebilecek en güçlü araç ise teknoloji olacaktır. Sadece yapay zeka, uzaktan takip sistemleri gibi örneklerle bakıldığında, teknolojinin sağlıkta ulaştığı noktayı izlemek  zorlaşmaktadır. Sonuçlarını ise sıralamaya bile gerek yok. Geçtiğimiz hafta, üst düzey bir kamu yetkilisi orijinal ilaç üretiminde yapay zekanın rolünü dünya örnekleriyle anlattı, hatta yüzde 70’i bulan maliyet azaltıcı etkisi olduğundan da söz etti. Sonuç olarak, sadece sağlık alanında değil, yönetimin her alanında ve her boyutunda öne çıkan bazı ilkeleri vurgulamak gerekir. Bunlar; uygunlaştır, iletişime açık ol, kararları güçlendir, işbirliği ağını destekle, sürekli geri bildirim al olarak sıralanabilir. Hasta yolculuğunda katılımcılık boyutunu tüm bu başlıklarla geliştirmek mümkündür.

HASTA YOLCULUĞUNDA KARŞILANMAMIŞ İHTİYAÇLAR

HASTA YOLCULUĞUNDA KARŞILANMAMIŞ İHTİYAÇLAR

Her ülkede ve her koşulda sağlık hizmeti kullanıcılarının karşılanmamış ihtiyaçları mutlaka olmaktadır. Karar vericilerin, bu ihtiyaçları karşılamak için hazırlıklı olmaları ve doğru yönlendirmeleri gerekir.  Karar vericiler olarak; kuralları belirleyerek  uygulayan, kamu ve özel sektör yetkililerin tamamı düşünülmektedir. Finansmanın sağlanmasından hizmetin sunulmasına kadar her aşamada bu yetkililer, kritik rol oynamaktadır. Kullanılabilecek en doğru araç da, genellikle inovasyon olmaktadır.

Yapılmayanı Yapma

İnovasyon yani yenilikçilik; yapılmışı tekrarlama yerine yapılmayanı yapma ifadesi ile açıklanabilir. Zaten, karşılanmamış ihtiyaçlarla bağlantı da tam bu noktadadır. Kişiler, hasta olmadan veya olduktan sonra, ihtiyaçlarının varolandan daha iyi, daha hızlı ve hatta daha ucuza karşılanmasını beklerler. Oysa, sağlıkta karar vericiler, o kadar çok günlük işlerin yoğunluğunda sıkışmışlardır ki, sıklıkla yapılmayanlara odaklanamayabilirler.

Yenilikçilik boyutunda, sağlık hizmetlerinin dijitalleşmesi çok önemli bir yer kaplamaktadır. Her yeni ürün ve hizmet ile onu sağlayan araçlar teknolojik ilerlemesini sürdürürken, politika yapıcıların alışılmış klinik süreçlerin nasıl değiştiğine de odaklanmaları gerekir. Çünkü, yeni oluşacak inovasyon dalgalarıyla, kullanıcıların sağlık hizmetlerine daha güvenli ve amacına daha uygun bir şekilde erişebilmelerini sağlayacak rasyonel  tasarım da tetiklenecektir.

Sağlık Kazanımları

Böylelikle, sağlık hizmetine ihtiyaç duyanların; en çok ihtiyaç duydukları zamanda, en doğru yerde, en uygun biçimde hizmete erişimleri de sağlanmış olacaktır. 

Bu yüzden yapılacak yeni ve farklı bir sağlık müdahalesinde odaklanılacak soru; kişinin yaşam kalitesine etkisi ve güvenliği ile sistem verimliliğindeki  artış olmalıdır. Aslında tüm bunlar, merkezinde kişinin olduğu ve 365 derece tüm paydaşlarla kazanım odaklı bir süreci tanımlamaktadır. Bu süreç, özellikle son 20-25 yıldır, değer temelli sağlık hizmeti olarak değerlendirilir.

Birlikte Çalışabilirlik

Bu yaklaşımların bütünleştirilmesi ve başarılı olmasında bazı kritik boyutlar öne çıkmaktadır. Bu boyutlar olarak; vücut, ev, toplum, klinik ve hastane sıralanabilir.

Vücut içine veya dışına takılabilen implantlar, sensörler, giyilebilir teknolojiler bu boyutların inovasyon örnekleridir.

Evde yapılan tanı ve tedavilerle, bunların uzaktan takibine yönelik örnekler, kritik boyutlar için ikinci aşamadır.

Toplum boyutunda; tedarik zincirinden kiosklara, acil müdahale altyapısından gereğinde sağlık hizmetleri hareketliliğine kadar her türlü aşama dikkate alınmalıdır.

Klinik aşamasında sayılabilecek boyutlar arasında, teknoloji ve koordinasyon ilk sırada gelmektedir. Kişinin sağlığını koruma ve geliştirmeden, hasta olduğunda aile hekiminden uzmana, laboratuvardan akademisyene kadar bütünleşik bir tedavi için gerekli her türlü koordinasyon önemli bir boyuttur.

Hastane boyutunda ise hasta yolculuğunun tüm aşamalarıyla bağlantı ağına sahip olan akıllı ve gerçek zamanlı dijital hasta takip teknolojileri ile poliklinik muayene süreçlerinin entegrasyonu sayılabilir.

Bu dört aşamanın birbiriyle sinerjisini gerçekleştiren; büyük veri, veri ambarları, bilgi güvenliği ile karar destek sistemlerinin birlikte çalışabilirliği (interoperability) hiç unutulmamalıdır.

Çünkü bunlar birlikte çalıştığında, sağlıkta karşılanmayan ihtiyaçların hem  uzak geleceğine hem de daha büyük ölçekte bakılmasına destek sağlayabilirler. Sanki, boşluk doldurur gibi yani “gap analiz” yapar gibi bakış açısı geliştirme yoluyla, dijital bakım ile entegre yüz yüze bakımı birleştiren hibrit modeller oluşturulabilir.

İşte bu yüzden, hizmet sunum ve finansman modellerinde, geleneksel bakış sağlık teknolojilerini de kullanarak hasta yolculuğunda da hızla dönüşmeye başlamıştır. Teknoloji, her boyutuyla iş akışlarına girmiş, klinik süreçleri; erişilebilir, verimli, güvenli, birlikte çalışabilir ve maliyet etkili bir biçimde dönüştürmeye başlamıştır.

Sağlığını Yönetme Sorumluluğu

Öncelikle kişiler ve doğaldır ki hasta olduklarında hastalar, artık sağlıklarını yönetme sorumluluğu almaya zorlanmakta ve uzaktan takip sistemleri de bu zorlanmayı hızlandırmaktadır. Giderek kişiselleştirilmiş sağlık hizmeti yerleşmekte, sağlık hizmeti sunan kuruluşlarla sigortacılar da buna uygun model ve ürünler geliştirmektedirler. Dijital sağlık hizmetleri, telesağlık sağlayıcıları öngörü temelli bakışı kolaylaştırmakta ve kişi/hasta kazanımlarını iyileştirmektedir.

Sigortacılar gibi ödeme yapan yapılar da, geri ödeme süreçlerini bu bakışla optimizasyona yönelmektedir. Değer temeli bakışla kazanımlar izlenmekte, böylelikle hasta yolculuğu yeniden şekillenmektedir. Ekosistem ise erişilebilirlik, verimlilik ve kaliteye odaklanmaktadır.

Ancak, tüm bu süreçlerde özen gösterilmesi gereken bazı kritik karar noktaları vardır. Özünde, sağlık hizmetlerine herkesin eşit erişimini sağlamak önemlidir. Özellikle karar verici ve düzenleyici kuruluşlar, sağlık okuryazarlığını da desteklemelidir. Böylece, sağlık teknolojisini daha etkili sunmak kolaylaşabilecektir.

Teknolojinin benimsenmesini kolaylaştırabilecek önemli müdahaleler şunlarla desteklenebilir;

  1. Kullanıcı dostu hasta portalları,
  2. Şeffaf veri koruma önlemleri,
  3. Kişi/hasta katılımını optimize edecek araçlar,
  4. Yol göstericiliğin sürekliliği,
  5. Uzun dönemli maliyet etkililiğin kolaylaştırılması,  
  6. Kullanıcı ihtiyaçlarını karşılayan modeller,
  7. Dinamik geri bildirim mekanizmaları,

Hasta yolculuğunun vazgeçilmezi olarak hasta merkezli kültür oluşturulması ve sürekli teşviki bu desteklerin temelini oluşturmaktadır. Sigortacıların işi olmadığını düşünmeksizin, gerekli eğitim programları düzenleyerek, şeffaflık ve veri gizliliğine önem veren bakışla hasta yolculuğu güçlendirebilmelidir. Doğaldır ki benimsenme zorlukları olacaktır. Bu durumda da proaktif olunmalı, kişiler ve toplumlar sağlık kazanımlarına yönlendirilmelidir.

UZAKTAN  SAĞLIK HİZMETİ ÖDEMESİNDE FARKLI BOYUTLAR

UZAKTAN  SAĞLIK HİZMETİ ÖDEMESİNDE FARKLI BOYUTLAR

Uzaktan sağlık hizmetlerinin ödenmesi konusuna yönelik birkaç farklı boyuta daha değinmekte yarar olacağını düşünüyorum. Hatırlarsınız, geçen hafta 22 Nisan 2024 tarihli kararla, uzaktan sağlık hizmetinin Sağlık Bakanlığı ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucuları için geri ödeme kapsamına alındığını değerlendirmiştik. Bu hafta, öncelikle ikinci ve üçüncü basamak hizmet sunucularının ne olduğuna, getirilen özel düzenlemelere ve farklı boyutlarını da gündeme getirmek istedim.

İkinci ve Üçüncü Basamak Sağlık Kurumları

2005 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemeyle, ikinci basamak tedavi hizmetleri, hastaların yataklı sağlık kuruluşunda yani hastanelerde yatırılarak tedavileri olarak tanımlanmıştır. Bu hizmetler, genellikle devlet hastanesi olarak bilinen hastanelerde verilir. 

Aynı mevzuatta, üçüncü basamak tedavi hizmetleri; özel bir yaş grubuna, cinsiyete ya da belli bir hastalığa yakalanan kişilere, o konuda en geniş imkanlara sahip yataklı tedavi kuruluşlarında verilen tedavi hizmeti olarak açıklanmaktadır. Bu hizmetler, genellikle onkoloji hastanesi örneği gibi özel dal ya da üniversite hastanelerinde verilir. 

10 Şubat 2022 tarihli Sağlık Hizmet Sunucularının Basamaklandırılmasına Dair Yönetmelik, ikinci ve üçüncü basamak hizmeti sunucularını tanımlamaktadır.

Buna göre, ikinci basamak hizmeti sunucuları; eğitim ve araştırma hastanesi olmayan devlet hastaneleri ve dal hastaneleri ile bu hastanelere bağlı semt poliklinikleri, ilçe hastaneleri, Bakanlığa bağlı ağız ve diş sağlığı merkezleri, kamu kurumlarına ait olup Bakanlıkça ruhsatlandırılmış olan hastaneler, tıp merkezleri ve dal merkezleri, özel hastaneler, özel tıp merkezleri ve dal merkezleri,  ağız ve diş sağlığı hastaneleri, diyaliz merkezleri, üremeye yardımcı tedavi merkezleri, hiperbarik oksijen tedavi merkezleri, tıbbi laboratuvarlar gibi müstakil olarak ruhsatlandırılan tanı ve tedavi merkezleri olarak sıralanmıştır.

Üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucuları da, ileri tetkik ve özel tedavi gerektiren hastalıklar için yüksek teknoloji içeren ve/veya eğitim ve araştırma hizmetlerinin verilebileceği altyapıya sahip üst düzey sağlık hizmeti sunucuları olarak tanımlanmıştır.

Özel Düzenlemeler

Genel anlamda, uzaktan sağlık hizmetinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılacak geri ödemesinde geçerli olan özel düzenlemeler şu alt başlıklarla ifade edilmektedir; 

  1. Sağlık Bakanlığı’na bağlı ikinci ve üçüncü basamak hizmet sunucularında yapılması durumunda ödeme yapılacaktır,
  2. Sağlık Uygulama Tebliği olarak bilinen Fiyat Listesi SUT eki EK-2/B Listesinde yer alan 520032 uzaktan hasta değerlendirmeye yönelik sağlık hizmetleri işlem kodundan faturalandırılacaktır,
  3. Sağlık Bakanlığı’na bağlı üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucularında yapıldığında iki katı olarak faturalandırılacaktır,
  4. Aynı sağlık hizmeti sunucusunda, aynı hasta için günde bir adet hizmet bedeli Sosyal Güvenlik Kurumu’na faturalandırılabilecektir,
  5. Reçete edilmesi halinde sözleşmeli ilaçlar eczanelerden sağlanabilecektir,
  6. Sayısı, gün içinde acil servis başvuruları hariç, sağlık kurumuna ayaktan başvuru sayısı toplamının yüzde 15’ini geçemeyecektir,
  7. Aynı sağlık hizmet sunucusuna, acil servise başvurular hariç, aynı uzmanlık branşında ayaktan başvuru için 10 gün geçmeden faturalandırılamayacak, sadece Ayaktan Başvurularda İlave Olarak Faturalandırılacak  İşlemler Listesi SUT eki EK-2/A-2 Listesinde yer alan işlemlerin bedelleri faturalandırılabilecektir.

Bu kurallara göre, özel düzenlemeler şöyle özetlenebilir;

  1. Uzaktan sağlık hizmeti geri ödemesi sadece Sağlık Bakanlığı’na hastanelerine yapılacaktır, hastane üçüncü basamak ise iki katı olarak faturalandırılacaktır,
  2. Mevzuatındaki özel hükümler kapsamında Üniversite Hastaneleri fatura kesebileceklerdir,
  3. Özel hastanelere uzaktan sağlık hizmeti geri ödemesi yapılmayacaktır,
  4. Sağlık hizmeti mesai saatlerinde verilmişse ödeme yapılabilecektir,
  5. Hastaneye, aynı hasta için günde bir adet faturalandırılma yapılabilecektir,
  6. Reçete edilirse geri ödeme listesinde olan ilaçlar ödenebilecektir,
  7. Ödeme, bir günde, aynı hastaneye, acil servis hariç, ayaktan başvurunun yüzde 15’ini aşamayacaktır,

Geçen haftaki yazımla tekrara düşmemek adına, bu başlıkları sadece özetlemekle yetineceğim. Ancak, uzaktan sağlık hizmeti ödemesi ile ilgili farklı iki başlığı daha vurgulamak istiyorum, bunlar; ödeme yapılan bedeller ve yaşlanan nüfusumuzdur.

Ödeme Yapılan Bedeller

Devlet Hastaneleri için ödenecek bedel bugün geçerli olan SUT muayene fiyatlarıyla, 84 TL., üçüncü basamak Bakanlık Hastanelerinde ise iki katı olarak 168 TL. olmaktadır. Bugün için SGK tarafından geri ödeme yapılmasa da, aynı hizmet özel bir hastanede verildiğinde, bu bedel genellikle o hastanede geçerli olan muayene fiyatı olabilmektedir. Rakamsal kıyaslama yapmaksızın özel hastane muayene fiyatı ile Devlet Hastanesi muayene fiyatı arasında, özel hastanesine göre değişmekle birlikte ciddi bir fark bulunmaktadır. Yapılabilecek maliyet hesabı açısından doğrudan maliyet kalemleri olarak bakıldığında, özel hastane maliyetlerinin gerçek maliyetlere daha yakın olduğu düşünmek hiç de zor olmayacaktır.    

Uzaktan sağlık hizmeti ödemesinin doğru bir karar olduğunun bir kez daha altını çizmekle birlikte, aradaki farkı boyutunu iyi düşünmek gerekir. Böyle bakıldığında, Üniversite Hastaneleri için yıllardır söylenen “hizmet sundukça zarar etme” gerçeğinin Devlet Hastanelerinde de yaşanması kaçınılmaz olabilir. Geri ödeme listesinde mevcut olan kalemler için fiyat artışları genellikle belli bir çarpan ile yapılmaktadır. Ama en azından ilk kez geri ödeme listesine alınan uzaktan sağlık hizmetinde, maliyet  duyarlığının gösterilmesinde fayda olacaktır. Tek bir geri ödeme kurumu olmasının verdiği güçle düşünerek, maliyeti daha az dikkate alan bir anlayış, eninde sonunda maliyetin ödendiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

Fırsat Penceresi Kapanıyor mu?

TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları 2023’de, yıllık nüfus artış hızımızın binde 1.1 olduğunu göstermektedir. Aynı veriler, 1927 yılından yapılan ilk nüfus sayımından bugüne incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca en düşük olarak 1945 yılında binde 10.5 gerçekleşen bu oranın, 2023 yılında binde 1,1 olduğunu göstermektedir. 

Yeni doğan bebekten en yaşlı nüfusa kadar kişilerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan kişinin yaşı olarak tanımlanan ortanca yaş, nüfusun yaş yapısının yorumlanmasında kullanılan önemli göstergelerden biridir. Türkiye’de 2007 yılında 28,2 olan ortanca yaşın, 2023 yılında 34’e yükseldiği TÜİK verilerinde gösterilmektedir.

Tüm bunlar, ülkemiz için hep söylenen “genç nüfusumuz fırsat penceresimiz” yaklaşımından giderek ve hızla uzaklaştığımızı, yani artık yaşlanmakta olan bir nüfusa sahip olduğumuzu göstermektedir. Yaşlanan nüfusun sağlık durumunun; hastalık öncesi, sırası ve sonrasında uzaktan sağlık hizmeti ile takip edilerek, gerektiğinde müdahale edilmesi istenilen bir süreçtir. Sosyal devlet yaklaşımıyla kamu sağlık sigortası olan genel sağlık sigortası tarafından geri ödeme yapılması ise bu sürecin beklenen bir sonucudur. Yaşlanmakta olan nüfusumuz için uzaktan sağlık hizmeti bu açıdan da değerlendirilmelidir. Uzaktan sağlık hizmetinin Sağlık Uygulama Tebliği kapsamında geri ödeme listesine alınmasının iki farklı boyutu daha değerlendirdik. Hem ödeme yapılan bedeller, hem de yaşlanan nüfusumuz başlığını, Warren Buffett’ın “Fiyat ne ödediğinizdir, değerse ne aldığınız” sözüyle tamamlamak isterim. Aldığımızın değerini arttırmanın yollarına kafa yormaktan hiçbir zaman uzak kalmamalıyız. Sağlık ekonomisinde hep gündemde olan “harcanana değer olma” kavramı bu açıdan düşünülmelidir. Her yapılanın maliyetinin mutlaka bir şekilde ödendiğini ve ayrıca ister vergi ister prim ister katkı payı yoluyla olsun ödeyenin her zaman kişi  olduğunu da hiçbir zaman unutmayarak…

UZAKTAN SAĞLIK HİZMETİNİN ÖDENMESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

UZAKTAN SAĞLIK HİZMETİNİN ÖDENMESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Üç hafta önce 22 Nisan 2024’de “Uzaktan Sağlık Hizmetleri de Artık Ödenecek” ara başlığıyla, bir gün önce Resmi Gazete’de yayımlanan bir Sağlık Uygulama Tebliği’nden söz etmiştim. Sağlık Uygulama Tebliği ile uzaktan sağlık hizmetlerinin Genel Sağlık Sigortası geri ödeme listesine alınması yürürlüğe girmişti. Neredeyse 2 yıldır beklenen bu düzenleme, Resmi Gazete tarihinden birkaç gün önce yapılan bir sektör toplantısında dile gelmiş ve yayımlanmak üzere olduğu konuşulmuştu. Gerçekten de 19 Nisan’da konuşulduğu gibi, 22 Nisan’da yayımlanma gerçekleşti.

Uzaktan Sağlık Hizmetleri Sunumu

Uzaktan sağlık hizmetleri sunumuna ilişkin ilk düzenleme Sağlık Bakanlığı tarafından yapıldı. 10 Şubat 2022 tarih ve 31746 sayılı Resmi Gazete’de bir Yönetmelik yayımlanmıştı.

Yönetmelik, uzaktan sağlık hizmetlerinin kapsamını, sürecini tanımlayan hem doğru, hem güncel hem de önemli bir düzenlemeydi. Hatta, o tarihten önce yapılan bir toplantıda, Yönetmelik ilgili paydaşların görüşüne bile sunulmuştu. Birkaç kez bu katılımcı yönetim anlayışına yönelik olarak, “Resmi Gazete’de görmek yerine paydaşların görüşünü alma” yaklaşımının doğruluğunu vurgulamıştım. Şimdi de aynı içtenlikle, üzerinden 2 yılı aşkın süre geçen bu mevzuatın ortaya çıkan eksikliklerinin giderilmesine yönelik beklentiyi ayrıca aktarmak isterim.

Yönetmeliğin amacı; sağlık hizmetinin mekân ve coğrafyadan bağımsız, teknolojiye dayanılarak sunulmasına hizmet etmek ifadesiyle başlıyor. Devamında; kapsam, sunulacak sağlık tesislerine izin, tescil ve denetlenmesine ilişkin esasları düzenlemek olarak belirtiliyor.

Yönetmelikte uzaktan sağlık hizmeti kapsamı olarak şu alt başlıklar sıralanıyor;

  • istekte bulunan kişiye hizmetin elverdiği ölçüde muayene, tıbbî gözlem ve takibi ile teşhis edilmiş hastalıkların kontrolü,
  • tıbbî danışmanlık, konsültasyon veya ikincil görüş,
  • gereken durumlarda bir sağlık kuruluşuna fiziken müracaat etme önerisi,
  • hastalıkların uzaktan yönetim ve takibi için kişinin kan şekeri ve kan basıncı gibi parametrelerin değerlendirilebileceği, izlenebileceği, tedavi ve ilaç yönetimi sağlanabileceği…
  • sağlığın korunması, sağlıklı yaşamın desteklenmesi, psikososyal destek hizmetlerin sağlanmasına yönelik hizmetler verilebileceği,
  • riski artan veya ileri yaşlı kişilerin çok yönlü değerlendirme ve takibi…

Hatta, giyilebilir teknolojiler ve diğer tıbbî cihazlarla kişinin sağlık verilerinin ölçülebileceği ve takip edilebileceği, ayrıca kişiye hekimince e-reçete ve e-rapor düzenlenmesi de kapsam içinde sayılıyor.

Yönetmeliğin maddeleri arasında, uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almış olan sağlık tesislerince, ilgili mevzuatı çerçevesinde uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uzaktan sağlık hizmeti verilebileceğinden bile söz edildiğini özellikle vurgulamak isterim.

Bu düzenleme için emeği ve katkısı olan herkese teşekkürler.

Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Ödeme Listesine Alınması

Sağlık Bakanlığı’nın bu Yönetmeliği doğrultusunda, 21 Nisan 2024 tarihinde uzaktan  sağlık hizmetlerinin Genel Sağlık Sigortası geri ödeme listesine alındı. Uzun süredir beklenen bu düzenleme için yine emeği geçenlere teşekkür ederek başlamak isterim.

Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nin 3 ve 4. maddelerinde, uzaktan hasta değerlendirmeye yönelik sağlık hizmetleri ve ödemesinin yapılacağından söz edilmektedir.

Buna göre, Sağlık Bakanlığı’na bağlı ikinci ve üçüncü basamak olarak tanımlanan sağlık hizmet sunucuları ve mesai saatleri içinde verilen sağlık hizmetleri kapsama alınmıştır. Sağlık Bakanlığı Hastaneleri gibi, üçlü saç ayağı olarak tanımlanan Üniversite Hastaneleri ve özel hastaneleri de bu kapsam içinde görmek gerekirdi.

Devlet Üniversite Hastanelerinin kendi özel mevzuatlarına dayanarak, bu kapsamda çalışabilmesi mümkündür. Ancak, özel hastanelerin bu Tebliğ dışında kaldığı açıktır. Uygulama sonuçları görülmek isteniyor olabilir. Yine de, SUT kapsamında yapılacak bu geri ödemenin, olabilen en kısa sürede, gerekirse etki analizi sonuçlarıyla birlikte, özel hastaneleri de içerecek şekilde tüm sağlık kurumlarında geçerli olacağını düşünmek istiyorum.

Kamu Özel Ayrımı Yapmaksızın Kamu Yararı

Anayasa’nın 56.maddesi, “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, iş birliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.”

Görüldüğü gibi, sağlık hizmeti, özünde bir kamu hizmetidir. Kamu bu hizmetin verilmesini düzenlemekle yükümlüdür. Ama sahibine bakarak, ayrım veya öncelik belirlenirse, en azından, eksik yapılmış algısı oluşabilir.

Kamu yararı öncelikli sosyal politikalar belirlenirken, kamunun koyacağı standartlara ve bunların takibine çok duyarlı olunmalıdır. Öncelikle mülkiyetinin kamuda veya özel sektörde olmasına değil, kamu yararı sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır. İşte, onun için SUT kapsamında yapılacak bu geri ödemenin, tüm sağlık kurum ve kuruluşlarına yaygınlaşmasını beklemek, iyimser ve gerçekleşmeyecek bir tahmin olarak görülmemelidir.

Mesai Saati Sınırlaması

Bu konuyu Sağlık Uygulama Tebliği’nde görmek, bana 2021 yılı HIMSS Eurasia Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Konferansı ve Fuarı’nda yaşanan bir olayı hatırlattı. HIMSS kısaltması, Healthcare Information and Management Systems Society, yani Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu olarak bilinir. Sağlık Bakanlığı öncülüğünde her yıl düzenlenen uluslararası bir Kongre’nin de sahibidir.

Kongre’de, Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği, önceden ilgili paydaşlarıyla tartışılmıştı. Bir yetkili, uzaktan sağlık hizmetinin mesai saati içinde verilme gereğine işaret ettiğinde, bu görüş bir başka üst düzey yetkili tarafından eleştirmişti. Öyle ya, sağlık hizmeti mesai saatiyle verilmiyor da, alınmıyor da… Bu yüzden, Tebliğ’de geçen mesai saati kısıtlamasının tekrar değerlendirilmesi doğru olacaktır.

Yurt Dışı Sağlık Hizmetleri

Sağlık hizmetleri de hizmet ihracı açısından değerlendirilmektedir. Bu açıdan, yurt dışı sağlık hizmetleri konusunda duyarlı olunmasında büyük yarar vardır. Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği 15. Maddesi’nde, uzaktan sağlık hizmeti kapsamında, yurt dışı sağlık hizmetleri de yer almaktadır. Böylelikle, geri ödeme kapsamına alınan uzaktan sağlık hizmetine, bir de bu açıdan bakmak ihtiyacı doğmaktadır.

Özel sağlık kuruluşlarının vermekte olduğu gerek sağlık turizmi gerekse de turistin sağlığı hizmetlerinin ekonomiye ve sektöre katkısı azımsanmayacak boyutlara ulaşmıştır. 2023 Aralık ayında, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ev sahipliğinde Liderler Zirvesi düzenlenmişti. Uluslararası Sağlık Hizmetleri temalı bu Zirve’ye katılan alanın duayenleri, ortalama 4 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 2.7 milyar nüfusa hitap etsek de, önümüzdeki yılları iyi değerlendiremezsek sağlık turizmi için geç kalmış olabileceğimizi anlattılar. İşte bu yüzden, birkaç hafta önce geri ödemeye alınan uzaktan sağlık hizmetlerini, yurt dışı sağlık hizmetleri potansiyeli açısından da değerlendirmek gerekir.

Sonuç Sonuç olarak, uzaktan sağlık hizmetlerinin SUT kapsamına alınması doğru olmuştur. Kısa süre içinde kapsamına, tüm sağlık kuruluşlarının alınması daha da doğru olacaktır. Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı uygulamasını görerek yaygınlaştırmak istiyor olabilir. Mümkün olduğunca, gecikmeksizin bu kapsamın tüm hizmet sunucuları içerecek hale getirilmesi, aynı zamanda sağlık turizmi açısından da stratejik bir fırsatı kaçırmadan ilerlememize yol açabilir. Bu arada, geri ödeme yöntemlerini de değiştirmekte yarar olacaktır. Bu bağlamda ülkemizde ağırlıklı olarak kullanılan hizmet başına ödeme ile global bütçe uygulamalarının da yeniden düzenlenmesinde yarar olacaktır. Geri ödeme yöntemleri konusunu, önümüzdeki haftalarda detaylıca değerlendirmeyi planlıyorum.

Dünya ve Türkiye’den Hastalık Yükü Örnekleri

Dünya ve Türkiye’den Hastalık Yükü Örnekleri

Belirli faktörleri dikkate alarak, hastalık ve sakatlıkların sosyal ve finansal maliyetinin belirlenmesi sürecinin hastalık yükü çalışması olarak bilindiğinden ve bunların kamu ve özel sağlık sigortacılık alanında yol gösterici olabilecek özel araştırmalar olduğundan söz etmiştik. Yol gösterici örnekleri  somutlaştırmakta yarar olacaktır.

Hastalık Yükü tahmini; kaç kişinin öldüğü, hangi nedenden öldüğü, ölüm ve/veya hastalık için risk faktörü ile hasta eden nedeni sorgulayan bir çalışmaydı.

Hastalık yükünün sigortacılıkla ilişkisinde, sağlık sigortacılığı risk değerlendirmesinde kaybedilen yaşam yılları ve sağlıklı yaşam beklentisi gibi ölçütlerin önem kazandığı vurgulanmaktadır.

İlk Akla Gelen Hastalık Yükü Kaynakları

Hastalık yükü çalışmalarında yararlanılabilecek fazlaca kaynak bulunmaktadır. Küresel ölçekte ilk akla gelenler; Bill ve Melinda Gates Vakfının katkıları ile 2007 yılında kurulan Institute for Health Metric and Evaluation University of Washington, Dünya Sağlık Örgütü ve OECD (healthdata.org) olmaktadır.

Bu kapsamda son yapılan çalışmalara göre, engelliliğe bağlı kayıpların yaklaşık 20 yıllık karşılaştırmasında, ilk sıralarda daha çok kas ve iskelet sistemi hastalıkları ile ruhsal hastalıklar, nörolojik hastalıklar görülmektedir. Sakatlıklara bakıldığında, dünya ve Türkiye arasında çok büyük farklılıkların olmadığı söylenebilir.

Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Risk Faktörleri

Engellilik risk faktörleri incelendiğinde; dünya için en büyük risk faktörünün anne ve çocuk beslenme yetersizlikleri ile hipertansiyonun ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir. Türkiye’de risk faktörleri arasında; sigara kullanımı, yüksek vücut kitle endeksi, yüksek tansiyon ve yüksek kan şekeri sıralanmaktadır.

Bulaşıcı olmayan hastalık olarak; kalp damar hastalıkları, kanser, tıkayıcı solunum yolu hastalıkları ve diyabet sayılmaktadır. Türkiye özelinde, bulaşıcı hastalıklar ile anne ve çocuk ölümlerinin azalmasına bağlı olarak, hastalık yükünün artık bulaşıcı olmayan hastalıklara doğru yönlendiğini göstermektedir.  

Türkiye’de erkeklerde bulaşıcı olmayan hastalıkların risk faktörleri; tütün kullanımı, yüksek tansiyon ve vücut kitle endeksinin yüksek olması şeklinde sıralanır. Kadınlarda ise, bu sıralama yüksek vücut kitle endeksi, yüksek kan basıncı ve yüksek kan şekeri olmaktadır. Son verilere göre, küresel hastalık yükü risk faktörleri sıralamasında da; hipertansiyon birinci, sigara ikincidir.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan ‘Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Çalışması’ ile 15 yaş ve üzeri toplam 18,477 kişiye ulaşılarak; koroner kalp hastalığı, inme, diyabet, kalp damar hastalıkları kronik hastalık olarak belirlenmiştir.

Çalışma bulguları bölgelere göre değişim göstermektedir. Örneğin, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde hipertansiyon sıklığı yüzde 16, Batı Marmara’da yüzde 35 olarak saptanmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar İzleme Raporu’nda, Türkiye’de bu hastalıklardan ölüm oranı yüzde 89, 70 yaşından önce ölme oranı da yüzde 16 olarak açıklanmıştır.

Kadınların 25 Yılı Sağlıksız

TÜİK verilerine göre; Türkiye’de doğuşta beklenen sağlıklı yaşam süresi ortalama 58 yıl kadınlarda 56 yıl olarak hesaplanmış ve özellikle kadınların yaşamlarının ortalama 25 yılını sağlıksız olarak geçirdiği belirlenmiştir. Verilere göre bunların büyük bölümü; yüksek vücut kitle endeksi, yüksek tansiyon ve yüksek kan şekerine bağlıdır.

Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Türkiye Hane Halkı Sağlık Araştırması risk faktörlerinin bazı sonuçlarına göre:

  1. Erkeklerin beşte ikisinde (yüzde 43,4) ve kadınların beşte birinde (yüzde 19,7) tütün ürünü kullanımı vardır,
  2. Erkeklerin yüzde 13,1’i alkol tüketmektedir ve bunların yüzde 8,7’si yüksek düzeyde alkol tüketiminde bulunmaktadır,
  3. Türkiye’deki tuz tüketimi günde 9,9 gramdır ve bu rakam Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiğinden yaklaşık iki kat daha fazladır,
  4. Yetişkinlerin neredeyse yarısı (yüzde 43,6), kadınların daha da fazlası (yüzde 53,9), Dünya Sağlık Örgütü’nün fiziksel aktivite önerilerini yerine getirememektedir.

Bu bulgulardan yola çıkan Dünya Sağlık Örgütü uzmanları, Türkiye’nin 4 ana bulaşıcı olmayan hastalık toplam maliyetinin Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın yaklaşık yüzde 4’üne karşılık geldiğini hesaplamışlardır.

Bu rakamın her geçen yıl artan büyüklüğü yanında, sadece tuz müdahale programlarına 1 TL harcandığında 5 yılda 51, 15 yılda da  88 TL sağlıktan geri kazanıldığı belirtilmektedir. Yine bu bağlamda, tütün kullanımında, 1 TL harcanırsa 5 yılda 2.6, 15 yılda 5 TL sağlıktan geri kazanılacağı gösterilmiştir.

Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Maliyeti 69,7 Milyar TL

Dünya Sağlık Örgütü uzmanları; 4 ana bulaşıcı olmayan hastalık olarak sıralanan kalp damar hastalıkları, kanser, tıkayıcı solunum yolu hastalıkları ve diyabetin, Türkiye’ye doğrudan maliyetinin 24, 6 milyar TL., dolaylı maliyetinin 45,1 milyar TL., dolayısıyla da toplam yıllık maliyeti 69,7 milyar TL olduğunu öngörmektedir.

Bu veriler, başta sağlıkta politika yapıcılar olmak üzere, hastalık yükünü ve maliyetleri azaltmak için çözümün; sağlık odaklı ve öncelikli hareket edilmesine, çok paydaşlı çalışılmasına, hatta bazen zorunlu yaptırımlarla birlikte ilerlenmesine yoğunlaşmaktadır. Dünya deneyimi, bu işbirliğinin örneklerine odaklanmaktadır.

Sonuç olarak, kamu veya özel sağlık sigortası karar vericilerinin de, hastalık yükü çalışmalarını dikkate alarak, birlikte yapabilecekleri işbirliği alanlarına yönelmeleri gerekecektir. Sigortacılıkta teşvik mekanizmaları en üst düzeye kadar zorlanarak, bu işbirliği alanları sadece tedavi etmek yerine koruyucu ve sağlığı geliştirici müdahaleleri hedefleyen bir model kurulmasına kadar uzanabilmelidir.

Böylelikle, yeni üretilecek poliçelerden, hizmete sunulmuş poliçelere kadar tüm ürün yelpazesi için yapılabilecek bu ortak çalışmalar riski daha iyi yönetme gücünü de arttırabilecektir.

Hastalık Yükü ve Sağlık Sigortacılığı

Hastalık Yükü ve Sağlık Sigortacılığı

Geçtiğimiz hafta, sistem rehabilitasyonunda yol gösterici olarak; 100.983 veri, 371 hastalık ve yaralanma kullanılarak  yapılan küresel ölçekte bir çalışmadan söz etmiştim; Küresel Hastalık, Yaralanma ve Risk Faktörleri Çalışması 2021. Bu hafta ise, bu bağlamda hastalık yükü çalışmalarından söz edeceğim. Hastalık yükü çalışmaları, kamu ve özel sağlık sigortacılığındaki karar vericilere, bir yandan mevcut modellerini güçlendirme diğer yandan da yeni model arayışlarında yol gösterici olabilecek özel araştırmalardır.

Chris Murray ve Alan Lopez

1990’lı yıllara kadar hastalıkların görülme sıklığı, ölüm ve hastalık verileri hesaplanarak hastalık yükü öngörülerinde bulunulabiliyordu. 1990’dan sonra Chris Murray ve Alan Lopez, farklı iki gösterge ile hastalık ve ölümlerin yükünü kullanarak farklı hastalıklarla ölümlerin farklı ülkelerde  kıyaslanmasını tavsiye ettiler. Gündeme gelen farklı iki gösterge, engelliliğe uyarlanmış yaşam yılı ile kaliteye uyarlanmış yaşam yılıydı.

1990’lı yılların sonunda, o dönemdeki görevim gereği, son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’nde çalışmakta olan bir ekip arkadaşımla birlikte, Türkiye’ye gelen Chris Murray ve Alan Lopez ile tanışmıştık. Hangi verilerle Türkiye’de bu çalışmanın yapılabileceğini konuşmuştuk. Zaten Ulusal Hastalık Yükü Türkiye Çalışması da 2000’li yılların ilk yarısında başlatılmıştı.

Ulusal Hastalık Yükü

Genel anlamda, belirli faktörleri dikkate alarak, hastalık ve sakatlıkların sosyal ve finansal maliyetinin  belirlenmesi süreci, hastalık yükü çalışması olarak bilinir. Merkezi yönetimde politika yapıcılar ve kaynak tahsisine karar verenler tercihlerini bu çalışmalara dayandırırlar.

Hastalık Yükü tahmini, 4 bileşenle yapılmaktadır; kaç kişi ölmüş, hangi nedenden ölmüş, ölüme ve/veya hastalığa ne sebep olmuş (risk faktörü), ne hasta yapmış? Hastalık yükünün ulusal düzeyde hesaplanması ise bu bileşenlerin ülke düzeyinde değerlendirilmesidir.

İşte tam bu noktada, hastalık yükü çalışmalarının sigortacılıkla ilişkisi gündeme gelmektedir. Bilindiği gibi, sigortacılık bir risk paylaşımıdır. Sağlık sigortacılığı risk değerlendirmesinde; kaybedilen yaşam yılları ve sağlıklı yaşam beklentisi gibi sağlık ekonomisi parametreleri önemlidir. Kamu veya özel sağlık sigortası karar vericilerinin, hastalık yükü çalışmalarını dikkate almalarında yarar vardır. Hatta kamu ve özel sağlık sigortacılığının birlikte yapabileceği işbirliği alanları da bu yolla belirlenebilir.

Engelliliğe Uyarlanmış Yaşam Yılı

Hastalık yükünün hesaplanmasında temel gösterge, uluslararası literatürde Disability-adjusted life years (DALYs) olarak bilinen engelliliğe uyarlanmış yaşam yılıdır. Bunu hesaplamak için erken ölümle kaybedilen yaşam yıllarını ve engellilikle geçirilen yaşam yıllarını hesaplayarak toplamamız gerekir.  

Basit bir örnekle açıklamak isterim. Erken ölümlere bağlı olarak kaybedilen yılların hesabında, ölüm sayıları ve standart beklenen yaşam süreleri dikkate alınır. Varsayalım ki, toplumda beklenen yaşam süresi 75 yıl olsun. Kişi 50 yaşında herhangi bir kronik hastalık teşhisi almış ve bu nedenle 70 yaşında ölmüşse bu erken ölüm nedeniyle kaybedilen 5 yıl anlamına gelir. Öte yandan sakatlığa veya tam olarak sağlık ve iyilik halinden kayba bağlı kaybedilen yıl 70-50= 20 yıldır.

DALYs ise  hastalık, sakatlık veya erken ölümlerin toplamdır. Gelin bu basit örnekte, 70 yaşında ölen kişiye 50 yaşında kronik hastalık teşhisi aldığını hatırlayarak kronik hastalıkla geçirilen yaşam yılının 20 yıl olduğunu bir yere kayıt edelim. Kişinin ortalama yaşam süresinden önce öldüğü yıl sayısının da 5 yıl olduğunu hatırladığımızda, 20+5=30 olarak DALYs değerine ulaşırız. İşte bu değer, herhangi bir sağlık müdahalesinin toplumdaki etkisinin kıyaslanmasına imkan verir. Zaten, sigortacılık açısından dikkate alınması gereken tam da budur.

Hatırlanacağı üzere, özellikle hayat sigortacılığında kullanılan hayat tabloları zaten, yaşama ve ölüm istatistiklerine göre elde edilen sonuçlardan, her yaşta bir yıl içerisinde kaç kişinin hayatta kalacağının, kaç kişinin öleceğinin öngörüldüğü tablolardır. Bu iki veriyi birlikte düşünmek, sağlık sigortacılığında yeni poliçe geliştirmede kullanılabilecek temel noktalardan biri olabilir.

Küresel Hastalık, Yaralanma ve Risk Faktörleri Çalışması 2021

Başlarken sözünü ettiğim Küresel Hastalık, Yaralanma ve Risk Faktörleri Çalışması 2021 adlı araştırma, 2010 ile 2021 arasında bu sonuçların paylaşıldığı bir analizdir.

17 Nisan 2024’de Lancet’te yayımlanan makaleyle, Küresel Hastalık Yükü Çalışması 2021’in hastalık ve yaralanma yaygınlığına ilişkin yeni bulguları yayımlanmıştır. Makalede, hayatı kısaltan hastalık ve yaralanmalar, farklı nedenlerden kaynaklanan hastalık yükünün zaman içinde nasıl değiştiği irdelenmiş, bunların ülke ve bölgeler arası farklılıkları gösterilmiştir.

Bu bulgulardan sadece engellilikle yaşanılan yıllar ve doğumda sağlıklı yaşam beklentisi ile ilgili olan sonuçları sunmak isterim;

  • 2021’de tüm yaş ve cinsiyetlerde, engellilikle yaşanılan yılların ilk üç nedeni bel ağrısı, depresif bozukluklar ve baş ağrısı bozuklukları olarak tespit edilmiştir,
  • Doğumda sağlıklı yaşam beklentisi 2010’da 61,3 yıldan 2021’de 62,2 yıla yükselmiştir.

Hastalık Yükü Sigortacılık İlişkisi

Tüm bu rakamların detaylarına girmeksizin, varılmak istenen öz şu olmalıdır; hastalık yükü çalışmaları sigortacılıkla çok yakın ilişki içindedir. Sigortacılığın risk paylaşımı olduğu gerçeğinden hareketle, hastalık yükü çalışmalarından özellikle de ulusal hastalık yükü güncel verilerinden yola çıkarak, sağlık sigortacılığında risk değerlendirmesini doğruya en yakın noktadan öngörmek mümkündür. Kamu veya özel sağlık sigortası karar vericilerinin bu yaklaşımı gözden uzak tutmamalarında büyük yarar vardır. Özelde yeni üretilen poliçelerden, genelde sunulmuş poliçelere kadar tüm ürün yelpazesinde hastalık yükü çalışmalarının değerlendirilmesinde yarar olacaktır. Bu değerlendirmelerin bazı özel durumlarda, kamu ve özel sağlık sigortacılığı sorumluluk dağılımında bile rol paylaşımı için anahtar olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Sağlık Sistemlerinde Rehabilitasyon

Sağlık Sistemlerinde Rehabilitasyon

Yaşlanan nüfus, ülkelerin gelişmişlik düzeyine paralel olarak sağlık sistemlerinde sürdürülebilirlik kaygılarını da arttırmaktadır. Bu durumda, ülkeler  önlemler almakta hatta adeta toplumsal baskılarla zorlanmaktadır. Öte yandan, yenilikçiliğin tetikleyicisi olan dijital teknolojiler, alışılmış tıbbi yöntemlerden uzaktan hastalık takip ve tedavisine ilişkin müdahalelere geçişi hızlandırmaktadır. Hızlanan geçiş, kamu ve özel sağlık sigortaları geri ödeme politikalarında değişiklikler yapmayı zorunlu hale getirmektedir.

Uzaktan  Sağlık Hizmetleri de Artık Ödenecek

Ülkemizde, uzaktan  sağlık hizmetleri sunumuna ilişkin Sağlık Bakanlığı mevzuatının 2 yılı aşkın bir süre önce yürürlüğe girdiği hatırlardadır. 21 Nisan 2024 yani dün yayımlanan Resmi Gazete’de, uzaktan  sağlık hizmetlerinin Genel Sağlık Sigortası geri ödeme listesine alındığı yer aldı. Uzun süredir beklenen bu düzenleme için emeği ve katkısı olan herkese teşekkürler. Ama bir konuyu altını çizerek vurgulamakta yarar var; SUT kapsamında yapılacak bu geri ödemenin, en kısa sürede, sahibinin kim olduğuna bakılmaksızın tüm sağlık kurumlarında geçerli olmasına yönelik düzenlemeyi sektör paydaşları sabırsızlıkla beklemektedir.

Sağlıkta Akıllı Ev

Yaşlanan nüfusumuz için bu teknolojik yeniliklerin önemi daha da artmaktadır. Aslında, tüm bu süreç bir yerde paradigma değişikliğinin de habercisi olmaktadır. Sigortalılarının sağlık durumları veya hastalıklarının uzaktan takiplerine ilişkin yeni nesil bir ürün, geçtiğimiz yıl tanıtılmıştı. Bir özel hastane ve bir özel sigorta şirketi ortak ürünü olarak geliştirilen bu poliçe benzeri ürünler, çok kısa sürede daha da yaygınlaşacaktır. Sağlık sektöründe, yaşlanan nüfus özelinde de, kablosuz iletişim ağları ve vücuda yerleştirilen cihazlarla takip ve tedaviler, ters giden bir durumda ise belirlenmiş hasta yakınına uyarı gitmesinin artık neredeyse rutin hale geldiği uygulamalar zaten yakından izlenmektedir. İşte, bugünlerde yaşanmakta olan bu süreç, dünyadaki benzeri örnekleri gibi, paradigma değişikliklerinin öncüleri olarak ülkemiz özel sağlık sektöründe de kendini göstermektedir.

İzleme sistemleri sağlık alanında giderek “sağlıkta akıllı ev”e kadar varan uygulamalara dönüşecek, oluşan yeni sistemle kişinin sağlık durumu özellikle yaşlılıkta takip edilebilecek, uzaktan yönetilerek kronik hastalıklardaki sağlık ihtiyaçlarına göre uyarlanabilecektir.

Kulağa çok hoş gelen ve bir kısmı uygulanan bu sistemin yaygınlaştırılmasında dijitalizasyonun maliyetine odaklanılmasını şimdiden düşünmekte yarar olacaktır. Maliyetlerin sadece özel sigortalılar tarafından üstlenilmesi yerine, hastalık yüküne göre uygun görülen öncelikli alanlarda kamusal kaynaklarla desteklenmesi bu başlıkların en önde geleni olacaktır. 21 Nisan 2024 tarihli Resmi yayımlanan SUT kapsamında geri ödemenin bu kamu desteğinin habercisi olduğunu düşünüyorum. Böylelikle ulaşılabilirlik artacak, sigortacılıktaki risk paylaşımı mantığıyla düşünüldüğünde, sigortalı sayısının artışına paralel olarak zaman geçtikçe primler de azalacaktır. Zaten, kamu kaynaklarının kamu sağlığına kullanılmasının toplumsal yarar açısından  önem düzeyi tartışılamaz.

Fırsat Penceresi Kapanıyor mu?

Yaşlıların sistemden ne kadarlık bir büyüklük yani ne kadarlık bir nüfus oranı ile yararlanabilecekleri konusu ise ayrıca önemlidir. Çok değil bundan sadece 25 yıl önce TÜSİAD tarafından 1999 yılında yayımlanan Türkiye’nin Fırsat Penceresi-Demografik Dönüşüm ve İzdüşümleriRaporu’nda;

“65 yaş üstü kişi sayısı ve toplam içindeki payı önümüzdeki 20-30 yılda olağanüstü bir hızla artacaktır. 1990 yılında 65 yaşın üstündeki nüfusun yüzde 4.5’u iken 2025’te bu oran iki katına, yani yüzde 9’a çıkmış olacaktır.”

TÜİK verilerine göre yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2022 yılında yüzde 9.9 olarak belirtilmektedir. Yani TÜSİAD 1999 Raporu projeksiyonunda ifade edilen oran, 3 yıl kala yaklaşık yüzde 10 aşılmış durumdadır. Bu durum, ülkemiz için fırsat penceresinin artık kapandığını hatta hızla yaşlanmakta olduğumuzu açıkça göstermektedir.

Sistem Rehabilitasyonu

Bir başka konu da, yenilikçi uygulamaların yaşlı nüfusun tamamının bu teknolojileri kullanabilmesini gerektirmesidir. Tam bu noktada, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılında yaptığı iki ayrı toplantıda, sağlık sistemi ile ilgili olarak alınan kararlarını hatırlamakta doğru olacaktır.

Bunlardan ilki, her yıl üye ülke Sağlık Bakanları ve ekipleri ile birlikte Mayıs ayında yaptığı Dünya Sağlık Asamblesi’dir. Diğeri, 10-11 Temmuz 2023 tarihlerinde gerçekleşen 3. Küresel Rehabilitasyon 2030 Toplantısı’dır.

Yetmiş Altıncı Dünya Sağlık Asamblesi’nde “Sağlık Sistemlerinde Rehabilitasyonun Güçlendirilmesi” kararı verilmiştir. Rehabilitasyon 2030 toplantısında da, rehabilitasyona ihtiyacı olan herkesin kaliteli, zamanında ve uygun fiyatlı hizmet aldığı bir sağlık sistemi öngörülmektedir. 21’i aşan sayıda ülke yetkilisinin deneyimlerini aktardığı Rehabilitasyon 2030 Raporu’nda ise bu konuda 5 yeni teknik araçtan söz edilmektedir.

Bunlardan ilki, sağlık sistemlerinde tüm hizmet sunum düzeylerinde rehabilitasyonun planlanması, bütçelenmesi ve entegrasyonunu kolaylaştırmak için kanıta dayalı müdahalelerin özetlendiği temel bir referans doküman oluşturulmasıdır.

İkincisi, rehabilitasyon sürecine yönelik iş gücü verilerinin toplanması, analizi, yorumlanması için sektörler arası işbirliği ve paydaşların katılımını  teşvik eden iş gücü değerlendirme kılavuzu hazırlanmasıdır.

Üçüncü teknik araç, rehabilitasyon araçlarına yönelik bir veri seti oluşturularak sağlık kuruluşlarının entegrasyonunu ve toplanan verilerin standart göstergelerle  yorumlanmasıdır.

Dördüncüsü, acil durumlara hazırlık, müdahale ve dayanıklılıkta rehabilitasyonun güçlendirilmesiyle daha iyi bir entegrasyon için yapılabileceklerin belirlenmesidir.

Beşinci ve son araç ise rehabilitasyona yönelik finansman düzenlemelerini optimize etmektir.

Özgün Yol Haritası

Aslında tüm bu araçlar, yaşlılık özelinde olduğu gibi, her türlü sağlık sistemi rehabilitasyonu için de özgün bir yol haritasının ana basamakları olarak kullanılabilir. Genelde sağlık finansmanı ve özelde de sağlık sigortacılığı bu kapsamda düşünülebilir. Mevcut sistemi güçlendirmek için veya yeni model arayışlarında bu yol haritası bir şablon olarak kullanılabilir.

Sistem rehabilitasyonunun verilerle nasıl desteklenebileceği konusunda yol gösterici olan, 100.983 veri kullanılarak 371 hastalık ve yaralanma için yapılan küresel ölçekte bir çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, sağlık sigortacılığı risk değerlendirmesinde çok önemli olan; kaybedilen yaşam yılları, engelliliğe göre düzeltilmiş yaşam yılları ve sağlıklı yaşam beklentisi gibi sağlık ekonomisi parametreleriyle değerlendirmeyi içermektedir. Gelecek hafta aktarmayı planladığım bu sağlık ekonomisi parametreleri, kamu ve özel sağlık sigortacılığında karar vericilere, mevcut modellerinin güçlendirilmesi veya yeni model arayışlarında, daha sağlam öngörüler için yol gösterici olabilecektir.

Sağlıklı Yaşam, Sigortacılık ve  Dijital Teknolojiler

Sağlıklı Yaşam, Sigortacılık ve  Dijital Teknolojiler

Son yazımda, sigortacılıkta dijitalleşmenin getirebileceği kolaylıklar başlığı altında bazı paylaşımlarda bulunmuştum. Bu hafta, konuyla ilgili 2024 yılında OECD Sigorta ve Bireysel Emeklilik Komitesi Raporu’ndan ana başlıkları değerlendirmelerinize sunacağım.

Model Arayışları

OECD ülkelerinde ortalama yaşam sürelerinin uzamasına karşılık tedavi ve bakım maliyetlerinin artışı sigortacılarını da yeni model arayışlarına yöneltmektedir. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının gelişimi ve sağlığa zararlı risk faktörleriyle kalıcı mücadele yollarının kamu politikaları olarak benimsenmesi bu arayışların en sağlam destekçileri olmuştur. Tüm bu destekler, dijital yenilikçi yaklaşımlarla daha da güçlenmektedir. Böylelikle kişinin yaşamı kolaylaştırılırken, sağlık harcamaları da daha öngörülebilir biçimde yönetilebilmektedir.

Koruma, tarama ve yönetim temelinde yürütülen bu model arayışları; risk değerlendirme, rehberlik, bilgilendirme, tanı koyma, tedavi, takip ve koordinasyon alt başlıklarında özetlenebilir. Alt başlıkların her biri yenilikçi müdahelelere odaklanmaktadır.

Öte yandan orta ve uzun dönemde  takip gerektiren (kronik) hastalıkların, sağlık harcamaları ve sigorta primleri üzerindeki yükü gün geçtikçe artmaktadır. Bazı araştırmalara göre, bu oran sağlık harcamalarının yüzde seksenini aşmış durumdadır.

Sağlıklı yaşamı tehdit eden faktörlerin yönetimi ve daha iyi bir yaşam tarzı tercihini teşvik eden araçların başında yenilikçi dijital teknolojiler gelmektedir.

Bu kapsamda, giyilebilir ve mobil teknolojilerden sensörlerle kullanıcı  aktiviteleri takibine kadar geniş bir uygulama alanından söz edilebilir. Hatta bazı uygulamalar, yapay zeka yoluyla büyük veri analizi yaparak kişisel sağlık risklerinin saptanmasını bile sağlamaktadır. Böylelikle, kişiler kendi sağlıklarını yönetmekte ciddi bir deneyim kazanmaktadır.

OECD 2014 Raporu

Yenilikçi dijital yaklaşımlar, OECD’nin bu yıl yayımladığı “Digital Tools for Health and Wellness in Insurance” Raporu’nda sigortalılarda gerçekleşen davranış değişiklikleriyle birlikte aktarılmaktadır.

Rapor’a https://www.oecd.org/publications/digital-tools-for-health-and-wellness-in-insurance-d3764184-en.htm adresinden ulaşılabilir.

OECD Sigorta ve Bireysel Emeklilik Komitesi’nin çalışma programı kapsamında hazırlanan Rapor’da paydaşlara yönelik anket girdilerinden de yararlanılmıştır.

Raporda, sigortalıların sağlıklı yaşamlarını güçlendirmek için sigorta sektöründeki dijital araçların gelişimi gözden geçirilmektedir. Çok çarpıcı bir ifadeyle, bu araçların kazan-kazan fırsatı  sağladığını vurgulamaktadır. Çünkü, bir yandan poliçe sahiplerine daha iyi sağlık,  sigortacılara da daha yönetilebilir bir tazminat süreci fırsatı doğmaktadır.

Rapor, ayrıca; veri kalitesi, güvenliği, riskleri, mahremiyeti gibi konularda karar vericilere bir çerçeve de sunmaktadır.

Davranış Değişiklikleri

Sigortalı davranışını etkilemeye yönelik prim indirimleri gibi bazı ödüller, hatta bazı motive edici müdahaleler olabilmektedir.

Böylece sigortalılar; sağlıklı yaşamlarını desteklemek üzere tasarlanmış dijital araçlarla sağlık risklerine karşı bir yandan  korunmakta bir yandan da izleme değerlendirme süreçleriyle takip edilmektedir.

Sigortacılar da sigortalılarına bu kapsamda içeriği daha genişletilmiş sağlık koruması önerisinde bulunabilmektedir. Bu içerikte bir poliçe teklifi sunmak, dijital ekosistemden en üst düzeyde faydalanma hedefini beraberinde getirebilecektir.

Gelinen noktada; bazı teşvik mekanizmalarıyla sigortalı davranışlarındaki değişiklikler desteklenmektedir. Sağlıklı yaşam tarzları ve poliçe sahiplerinin önlenebilir risklerini dikkate alan yaklaşımlar bu desteklerin temelinde yer almaktadır.

Sonuç olarak;

            1.         Sağlık sigortacılığında yenilikçi teknolojilere dayalı yapılar geliştirilmekte,

            2.         Sigortacılığı teşvik edecek dijital araçlar yaygınlaştırılmakta ,

            3.         Sigortalılar kendi sağlıklarını koruma amaçlı olası teşvik/ödül/indirimlerle desteklenmekte,

            4.         Sağlık primleriyle teminat yapılarında uygun ayarlamalar yapılmakta,

            5.         Daha iyi sağlık kazanımları elde etmek için kişilerin davranışlarını değiştirmeye yönelik müdahaleler hedeflenmekte,

            6.         Sigortalı kişisel sağlık bilgilerinin mahremiyeti ve veri güvenliği daha fazla önemsenmekte,

            7.         Sağlıkla ilgili mobil uygulamalarla veri paylaşımındaki zorluklara yoğunlaşılmakta,

            8.         Düzenleyici tedbirlerle sigortalıların zarar görmemesine ilişkin esneklikler üzerinde çalışılmaktadır.

Ekosistem Yaklaşımı

Özetle, daha sağlıklı yaşam için sigortacılık ve dijital araçlarda, kamu ve özel sağlık sigortacılığının değerlendirmesine sunmak istediğim başlıkları şöyle sıralamak istiyorum;

            1.         Ekosistem yaklaşımıyla, sigortacı ve sigortalıların kazanımları en üst düzeye çıkarılması hedeflenmelidir,

            2.         Sigortacılar ve sigortalılar sağlıklarını korumak ve geliştirmek için dijital araçları kullanmayı arttırmalıdır,

            3.         Global deneyimler, pilot projelerle ülkemiz koşullarında kamu ve özel sağlık sigortalarında uygulamaya konulmalıdır,

            4.         Dünyada kamu sağlık sigortacılığında bile örnekleri artmaya başlayan sağlıklılığı  teşvik edici ödüllendirme mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır,

            5.         Yenilikçi çözümlere ağırlık vererek veri kalitesi ve güvenliğinde hızla kamusal düzenlemeler yapılmalıdır,

            6.         Sağlık sigortaları, dijital ekosistem yoluyla, kronik hastalık yönetiminde bütüncül yaklaşıma öncelik vermelidir. Hastalıklardan korunma ve önlemenin etkilerinin başında, sağlıklı insanların daha fazla üreteceğini vurgulamak gerekir. Bu etkiye yönelik yapılabilecek en belirgin müdahale başlığı, ekosistem yaklaşımıyla ulaşılabilirliğin arttırılmasıdır. İşte tam bu noktada, OECD Raporu’nda altı çizildiği gibi, dijital teknolojilerin gelecekte, sağlık sigortacılığının da tetikleyicileri arasındaki  vazgeçilmez yerini karar vericilerin asla unutmamasında çok yarar olacaktır.

Geleceğin Sağlığı İçin Stratejik Düşünme

Geleceğin Sağlığı İçin Stratejik Düşünme

Bu hafta gelecek ve sağlık başlığına yönelik değerlendirmeler yapmaya devam edeceğim. Sağlık hizmetinin kendine özgü özellikleri, bazen sınırlayıcılıklar taşıyor olabilir. Hizmetin doğasında olan bu sınırlayıcılıklardan yola çıkarak, geleceğin sağlığında kişiyi (hasta) merkeze alan politikalar geliştirilmelidir.

Stratejik Düşünme Gereği

Geleceğin sağlığı için stratejik düşünmek gerektiği, son dönemlerde konuyla ilgili yayınlarda hep ana fikir olmaktadır. Diğer sektörlerde olduğu gibi, geleceğin sağlığı, işbirliği ve ortaklıklara dayanmaktadır. Bu kapsamda; seçenekleri genişletmek ve  geliştirmek için sadece iç paydaşlarla katılımcı yönetim ve ekip çalışmasına odaklanmak yetmemektedir. Aynı zamanda dış paydaşlar hatta rakiplerle birlikte öğrenen ve işbirliği yapan yapılar hedeflenmektedir. Son yıllarda giderek yaygınlaşan  sağlıkta dijital ikiz yaklaşımı bile, paydaşlar arasında işbirliğiyle yürünecek bir yol olarak gösterilmektedir. Böylelikle, sağlık hizmeti sunumunu dönüştürme ve daha sağlıklı bir insan dünyasına katkıda bulunma potansiyeline ortaya çıkmaktadır.

Böylelikle tutarlılık ve yenilikçiliğin daha hızlı gelişeceği vurgulanır. Birlikte çalışan paydaşlar sayesinde politika değişikliklerinin katılımcı bir altyapıyla kurularak güvenilir olması sağlanmaya çalışılır. Özellikle sağlık sektörü gibi birden çok mesleğin bir arada hizmet vermek  zorunda olduğu sektörlerde bu gibi konular gelecek tasarımında öne çıkmaktadır.

HIMSS kısaltmasıyla bilinen, Healthcare Information and Management Systems Society adlı yapılanma, her yıl geniş katılımlı kongre düzenlemektedir. Türkçe’deki karşılığı Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu (Derneği) olarak söylenebilecek bu yapının 2024 yılı kongresi geçtiğimiz haftalarda tamamlandı. Gelecek yıl Mart ayının ilk günlerinde, Las Vegas’ta düzenlenecek kongresine, “Creating Tomorrow’s Health” başlığı seçilmiştir. Gerçekten de, geleceğin sağlığı için kafa yormak, tartışmak ve değerlendirmelerde bulunmak, artık sağlığın her alanında odaklanılan alan olmaktadır.

Gelecek Tasarımına Yönelik Fırsatlar

Aslında, hasta olmadan sağlıklı kişiler, hasta olduktan sonra da hastalar ve onlara hizmet eden yapılar için gelecek tasarımı çok önemli olmaktadır. Konunun; ister finansman, ister hizmet sunumu, ister tedarik, ister kural koyucu tarafında olunsun, bu tasarım işin olmazsa olmazıdır.

Tasarım sürecinde sağlık hizmetlerinde öne çıkan bazı kavramları hatırlatmakta yarar olacaktır. IQVIA adına Murray Aitken, Deanna Nass ve Julia Kern tarafından hazırlanan bir rapor, yenilikçilik ve hasta katılımına ilişkin verilerle birlikte bu konuya değinmektedir.

Belki de geleceğin sağlığı için değinilen bu başlıklar, sağlık kurumlarının gelecek ile ilgili tasarımlarında onların fırsatları bile olabilecektir. Bunlar; sağlık veri platformları, çeşitlilik sağlanması, dijital teknoloji kullanımı ve sürdürülebilirlik alt başlıklarında özetlenebilir.

Sağlık veri platformları oluşturulması, işin başlangıç noktası olabilir. Veri platformları sağlık hizmetinde hedeflenen değerin belirlenmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesinin ana bileşenidir.  Özellikle, değer oluşturma ekosistemi içindeki tüm paydaşlara faydalı veri üretimi için altyapı oluşturulmasında ölçülemeyecek düzeyde fayda olacaktır. Çünkü oluşan veriler, daha iyi hasta kazanımlarına yol açabilecek, hatta stratejik ortaklıkların temelini bile atabilecektir. Bu alanda, özellikle; verilerin günlük operasyonlarda kullanım sorunlarının çözülmesine ilişkin yönetişim modelleri oluşturulması, mahremiyet ve bağlantıların yönetimine dikkat edilmelidir.

İkinci fırsat, çeşitliliklerin sağlanması olabilir; bu sayede farklı hasta yolculuklarını yakalamak, katılımda daha az temsil edilen ayrıca da yetersiz hizmet alma riski olan kişi ve hastalar için olumlu sağlık kazanımlarında sosyal yardım programları uygulanabilir.

Dijital teknoloji kullanımıyla, etkileşim ve erişimin kişiselleştirilmesi bir başka fırsat penceresi olabilir. Geleceğin teknolojik eğilimlerinden oluşan start-up projeleriyle desteklenebilecek bu kullanım, kişi veya hastaya verilen sağlık hizmetlerini iyileştirme, algoritmalarının tasarım ve gelişimi için kullanılabilir. Giyilebilir cihazlar, genomik, Al (yapay zeka) gibi dijital sağlık araçları bu kapsamda verilebilecek birkaç örnektir.

Finansal sürdürülebilirliğin korunması, büyümenin kalıcılaşması, koşullara uyum sağlama gibi başlıklarda katılımı dinamik hale getiren operasyonların oluşturulması da gözden uzak tutulmaması gereken son fırsat alanı olarak sıralanabilir.  

Sigortacılıkta da Yapay Zeka

Her alanda, geleceğe yönelik olarak yapay zeka ile ilgili yoğun çalışmalar yürütülmektedir. Görüldüğü gibi sağlık alanı geleceğe ilişkin bu çalışmaların yoğunlaştığı alanlardan biridir. 

Aslında yapay zeka ile ilgili olarak sigortacılık alanında da bazı görüşler öne çıkmaktadır. Örneğin, EY Küresel Sigorta Görünümü 2024 Raporu, yapay zekanın sigorta sektöründe kullanımına yönelik bazı tespitleri içermektedir.

Raporda, sigorta şirketlerinin güvenlik ve tasarruf açıklarını azaltmak ve yeni müşteri taleplerini karşılamak için üretken yapay zekadan (Gen AI) yararlanabileceği belirtilmektedir. Güven faktörünün ön plana çıktığı ifade edilerek, bu güveni sağlayan sigorta şirketlerinin daha sadık müşteriler kazandığı, bunun yanı sıra karlılıklarını da artırdığı belirtilmektedir. Böylelikle, paydaşlar ve yasal düzenleyiciler ile verimli ilişkiler yürütebileceğinden de söz edilmektedir. Tüm bu yaklaşımlar, geleceğin sağlığını stratejik bir yaklaşımla öngörmenin önemini vurgulamaktadır. Geleceği yarın gibi yakın düşünerek, bugünden iş listesi oluşturmaya başlamak, tıpkı sağlık dışı alanlar gibi sağlıktaki yapılar için de gereklidir. Böylelikle, ortalamanın üzerinde değer oluşacak ve bu değer kurumları rakiplerine karşı daha farklı bir konuma taşıyacaktır.

Sağlıkta Gelecek Öngörüleri

Sağlıkta Gelecek Öngörüleri

The Economist geçtiğimiz yıl yayımladığı çalışmasında, sağlık harcamalarının iki yıllık düşüş sonrası 2024 yılında dolar bazında yüzde 6,1, reel olarak ise yüzde 1,1 artacağını ifade ediyor. İlaç harcamalarının yüzde 6,5 olacağını, sektörde üretim standartları ve pazara giriş ile ilgili yeni düzenlemeler bekleneceğini belirtiyor.

Değişik kaynaklardan sağlıkta gelecek öngörülerini taradığınızda, karşınıza çok farklı olmayan başlıklar çıkmaktadır. Bu hafta, bu ana başlıklarla, onların alt bileşenlerini sağlık açısından değerlendireceğiz.

2050’DE DÜNYAYA LİDERLİK YAKLAŞIMI

Graz Tıp Üniversitesi Öğretim Üyesi Karine Sargsyan, Dünya Sağlık Örgütü Yönetim ve Finans Direktörü Dr Tamás Landesz ile Harvard ve London School of Economics’te liderlik konusunda önde gelen isimlerden olan Sangeeth Varghese; Future Intelligence başlığıyla, 2050’de Dünya: Hükümetlerin, Yenilikçilerin ve İşletmelerin Daha İyi Bir Gelecek Yaratmasını Sağlamak adlı bir kitap yayımladılar.

Kitap, sağlık, enerji, ulaşım, iletişim, eğlence ve iklim değişikliği gibi çeşitli sektörleri farklı geçmişlere sahip küresel liderlerin ve vizyonerlerin bakış açılarından ele alarak 2050’de dünyanın geleceğini araştırmış. Kitaba açık erişim mümkün; https://link.springer.com/book/10.1007/978-3-031-36382-5

“Geleceğin Akıllı Liderleri” için 3 ilke sıralanıyor; bilimsel okuryazarlık, global bilinç, işbirliğini teşvik.

Bilimsel okuryazar kavramıyla, doğrusal yerine üstel düşünce (exponential) gücüyle hızlı değişimin etkisini fark etmek ve geleceği şekillendirmek için önleyici davranmak öne çıkmaktadır.

Global bilinç kapsamında, kalıcı çözümler için ekosistem yaklaşımıyla yaşamın her bir parçasının karşılıklı etkileşiminden söz edilmektedir.

İşbirliğini teşvik için, yenilikçilik amacıyla birbirleriyle ilgisiz bile görülse, karşılıklı anlayışın önündeki engelleri kaldırabilecek yeteneklerin desteklenmesi anlatılmıştır.

SAĞLIK HARCAMALARI NEREYE?

Tüm bu gelecek öngörülerini, sağlık harcamalarının hızlı artışına yönelik bilinen gerçekleri vurgulamak için paylaştım. Çünkü son verilerle yapılan çalışmalar bunu daha da zorunlu kılmaktadır.

The Economist geçtiğimiz yıl yayımladığı çalışmasında, sağlık harcamalarının iki yıllık düşüş sonrası 2024 yılında dolar bazında yüzde 6,1, reel olarak ise yüzde 1,1 artacağını ifade ediyor. İlaç harcamalarının yüzde 6,5 olacağını, sektörde üretim standartları ve pazara giriş ile ilgili yeni düzenlemeler bekleneceğini belirtiyor. Bir yandan yapay zekaya (AI) yapılan yatırımlarla dijital sağlık alanı gelişirken, diğer yandan düzenleyici otoritelerin veri erişimi, mahremiyet ve yapay zeka etiğine ilişkin incelemelerinin artıracağından söz ediliyor.

ABD Enflasyonu Azaltma Yasası, yaşlılar için bir kamu sağlık sigortası programı olan Medicare ile ilaç fiyatlarının müzakere edileceği bir süreç başlatıyor, ilk sonuçların 2024 sonbaharında paylaşılacağı konuşuluyor. Avrupa Birliği’nde de, farmasötik paket ile çeşitli düzenleyici engeller getirilmesi planlanıyor ancak bu düzenlemelerin ilaç fiyat artışına engel olamayacağı söyleniyor.

Bu arada, tüm dünya ülkelerinde yaşlı nüfus artışı giderek daha fazla önem kazanıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde 65. yaş gününü kutlayanların sayısı 2024’te 4,4 milyon kişiye ulaşacak.

Sağlık çalışanlarının dünyanın çeşitli yerlerindeki eylemleri, yükselen enflasyon, tatmin edici olmayan ücret artışları ve tükenmişlik gibi sorunlarının çözüm bulunamayan artışı da dikkate değer bir noktaya ulaşmış durumda. Aslında, tükenmişlik sendromu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamı için geçerli olmaya devam edecek gibi gözüküyor.

EV ÖDEVLERİ

İşte tüm bu veriler alt alta yazıldığında, ister kamuda ister özel sektördeki sağlık politikalarına karar veren ve yatırım yapanların daha sürdürülebilir iş modelleri için kafa yormaları gerekecek.

Pictet Group ve Kopenhag Gelecek Araştırmaları Enstitüsü Megatrending: Önümüzde Fırsatlar Raporu hazırladı ve web ortamında açık paylaşıma sundu.  (https://www.pictet.com/us/en/corporate-news/megatrending-opportunities-ahead-study), Rapor’da 6 ana başlık ve 21 alt başlıkta hazırlıklı olunması tavsiye ediliyor.

Raporun ana başlıkları; toplum, çevre, teknoloji ve bilim, küresel yönetişim, demografi ve ekonomi. Kendi koşullarına uygun olarak, tüm ülkeler ve tüm paydaşlar, Rapordan yeterince kapsayıcı ev ödevleri çıkarabilir.

I-Toplum

1.Sağlığa odaklanın

2.Artan eşitsizlikler

3.Bireyselleştirme ve güçlendirme

II-Çevre

4.Çevresel kalite

5.İklim değişikliği

6.Kaynak kıtlığı

7.Biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri

III-Teknoloji ve Bilim

8.Sanallaştırma ve kayıt altına alma

9.Yapay zeka ve bilgi işlem gücü

10.Daha fazla birbirine bağlılık

11.Yaşam bilimleri ve uygulamaları

12.Yeni malzemeler

IV-Küresel yönetişim

13.Jeopolitik gerilimler

14.Küreselleşme

V-Demografi

15.Nüfus artışı ve göç

16.Nesil değişimleri

17.Kentleşme

VI-Ekonomi

18.Ekonomik büyüme

19.Ticarileştirme

20.Hizmet ekonomisi

21.Uzmanlaşma ve karmaşıklık

Rapor; kaynak kıtlığı, küreselleşme, hizmet ekonomisi gibi üç eğilimden her birinin nedenlerini, mevcut durumunu ve yatırım yapılabilir fırsatlarını da ortaya koymaktadır. Örneğin, kaynak kıtlığı, enerji-su-hammaddelere olan talep gibi nedenler, kaynaklar üzerinde baskı oluşturarak tüketici davranışı, iş kararları ve politika tercihlerini değiştirebiliyor. Örneğin, küreselleşmenin artık tek tip olmadığı, sosyal ve ekonomik açıdan karşılıklı bağımlılığın arttığı vurgulanıyor.

Kamu ve özel sektörün politika belirleyicilerine, yatırımcılarına, hizmet sunucu ve tedarikçilerine sürdürülebilir iş modelleri için sistematik bir yaklaşımla çözümler üretmek, sektöre emek ve gönül verenlerin duyarlı olması gereken bir konudur. Ev ödevleri içinde yer alan sağlık yönetimindeki küresel başlıkların, bu duyarlılık ve kamusal sorumlulukla değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

Haluk Özsarı yazdı: Nadir Hastalıklar Nadir mi?

Her yıl Şubat ayının son günü Nadir Hastalıklar Günü’dür. Bu yıl Şubat ayı 29 gün olduğundan 29 Şubat ve izleyen günlerde çeşitli etkinlikler yapıldı. Öncelikle bazı çarpıcı verileri daha sonra da yapılmasında yarar olabilecek, sigortacılık da dahil, finansal müdahale alanlarına yönelik görüşlerimi paylaşacağım.

Tam 16 ay sonra, haftalık yazılarıma tekrar başlıyorum. Ailece zorlu bir süreç yaşadığımız 2022 Kasım ayından bu yana yazılarıma ara vermek zorundaydım.

NADİR HASTALIKLAR

Her yıl Şubat ayının son günü Nadir Hastalıklar Günü’dür. Bu yıl Şubat ayı 29 gün olduğundan 29 Şubat ve izleyen günlerde çeşitli etkinlikler yapıldı.

Öncelikle bazı çarpıcı verileri daha sonra da yapılmasında yarar olabilecek, sigortacılık da dahil, finansal müdahale alanlarına yönelik görüşlerimi paylaşacağım.

Sıklığı bazen 2 bin kişide 1, bazen de milyonda 1’e kadar düşen nadir hastalıklar ortalama olarak nüfusun yüzde 6 ila 8’ini etkiler. Kistik fibrozis, fenilketonüri ve SMA hastalığı gibi örneklerle bilinen nadir hastalıklar, tüm dünyada yaklaşık 7 bin hastalığı içerir ve yaklaşık 300 milyon kişiyi etkiler.

Hastalıkların yüzde 80’inin nedeni genetiktir ve akraba evlilikleriyle de yakın ilişkisi vardır. Araştırmalar; Türkiye’de 5 evlilikten birinin akraba evliliği olduğunu ve annenin eğitim düzeyi düştükçe nadir hastalık görülme sıklığının da yükseldiğini göstermektedir. Çünkü, böylelikle anne babanın taşıyıcılığı kaynaklı nadir hastalık sıklığı da artmaktadır. Dolayısıyla hastaların hemen hemen yarısı çocuklardır. Hastaların neredeyse yüzde 95’inin ne yazık ki tedavisinin olmadığı bilinir. Hatta, hasta çocukların üçte biri 5 yaşını bile göremezler.

Tedavisi olsa bile sıklığı nadir olduğundan, ilaçları pahalı ve ayrıca hasta yakınları için de özel tıbbi cihazlar ve tedaviler gerektirmesi nedeniyle erişimde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. ARGE süreçleri hem uzun hem de yüksek maliyetlidir.

NADİR HASTALIKLAR NEDEN NADİR OLMAYABİLİR?

Tüm bunlar düşünüldüğünde, gerçekten de “Nadir Hastalıklar Nadir mi?” sorusunun cevabı daha da fazla önem kazanmaktadır. Sıklığına bakarsanız nadir demek mümkün olabilir ama başta farkındalık olmak üzere yapılacaklar hiç de nadir olmamalıdır. Tüm ülkeler bu bakışla, zor da olsa nadir hastalıkları yönetebilmek için yenilikçi yöntemler bulmaya çalışmaktadır.

Churchill’in on yıllar önce dediği gibi, “İdare edilebilen zorluklar, kazanılmış fırsatlardır” bakışını nadir hastalıklarda gösterebilmek mümkündür, hem de fazlasıyla… Zira, gerek işbirlikleriyle, gerek ülke genelinde bölge esaslı yaygınlaşan erişilebilirliğe uygun referans merkezleriyle, gerek tarama programlarıyla ve gerekse de yenilikçi ödeme modelleriyle zorluğu fırsata dönüştürmek mümkün olabilir.

Bunun için öncelikle, nadir hastalıkların finansmanı ve geri ödeme yöntemini vurgulamakta yarar olacaktır. Nadir hastalıkların tanı ve tedavisinde, Genel Sağlık Sigortası primlerinin tek başına bir kaynak olarak değerlendirilmesi yaklaşımı eksik kalabilir. Yani sosyal devlet olma gerekleri, sadece sosyal sağlık sigortacılığı primleri yoluyla sağlanmamalıdır.

Evet, sosyal sigortacılık bir sağlık finansman yöntemidir, ama havuzda para var diyerek her şeyi primlerle oluşan bu havuzdan ödemeye kalkarsanız, bir süre sonra eksik kalan bütçenizi vergilerden desteklemek zorunluluğunda kalabilirsiniz, o zaman da prim bazlı sistem uygulama iddiasından uzaklaşma riskiyle karşılaşabilirsiniz. Sürekli prim toplama zorluklarıyla uğraşmak yerine genel vergilerden sistemi sürdürmeye çalışma yolunu tercih edebilirsiniz.

NADİR HASTALIKLAR İÇİN FON

İşte onun için, eksik kalanı vergilerden karşılayacağınıza, doğrudan vergilerden oluşan nadir hastalıklar ve yenilikçi tedavileri için, dünyada örnekleri olduğu gibi, ayrı bir fon kurabilirsiniz. Sağlığa zararlı olan ne varsa, onlardan almakta olduğunuz vergilerin binde birini bile bu fonun gelir kaynağı yaparak süreci daha rasyonel yönetebilirsiniz. Altını çizerek tekrarlamak isterim, yeni bir vergi değil mevcut vergilerin içinden bu fona kaynak tahsisi yapmalısınız.

Böylelikle, bir yandan SGK için yeni bir açık nedeni oluşturmamış olursunuz, bir yandan da üst yöneticilerin toplantı çıkışlarında önünü keserek mecburen kaynak bulma çabasına itilmesi derdine kurumsal bir çare üretmiş olursunuz.

Yıllardır bunu dile getirdiğim her teknokrat platformunda, geçmişte fonları iyi yönetemediğimize yönelik deneyimlerimiz hatırlatılır. Çok teorik düşündüğümü sanmayın ama; parayı toplayan, kullanan ve denetleyenin birbirinden ayrıldığı bir yapı kurarsanız, bu olası sorunu da önleme olasılığınızı arttırabilirsiniz.

Dünya uygulamalarında buna yönelik epeyce örnek var;

İngiltere’de umut veren kanser ilaçları fonu ile erken dönemde kullanılmasına fırsat oluşturulan ilaçların finanse edilmesi modeli nadir hastalıklar alanında da kullanılabilir.

Bu model İsveç örneğindeki, değer temelli ödeme sistemi ile birlikte uygulanarak, belirli hastalık yüküne ve tedavinin performansına dayalı geri ödeme süresinin zamana yayılmasıyla birlikte de düşünülebilir.

Keza, Singapur örneğindeki gibi tarama programlarıyla desteklenen akılcı sağlık harcaması politikası da nadir hastalıkların erken teşhis ve tedavisine katkı sağlayabilir.

Modellerin tamamında kamu sağlık sigortacılığı, uzun süreli ve kritik hastalıklar gibi özel sağlık sigortacılığı türleriyle işbirliği içinde çalışabilecek yenilikçi pilot uygulamaları bile başlatabilir. Yenilikçiliğin ilk şartı, devletin vergi ve prim teşvikleriyle uygulamaların önünü açması olabilir. İkinci şart ise, doğru bir aktüeryal analizle belirlenecek eşik değerin aşılması durumunda, bir güvence hesabının kamu tarafından üstlenilmesi olabilir. Model, değer temelli ödeme sisteminde olduğu gibi, tarama testleri ile birlikte kullanılabilecek ilaç veya tıbbi araç gerece yönelik yaşam kalitesini arttırma veya engelliliğini azaltma garantisi veren tedarikçilerle eş zamanlı olarak da uygulanabilir.

SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ YAKLAŞIMI

2023 verileriyle 26.9 trilyon dolarla dünyada en yüksek gayri safi yurt içi hasıla sahibi ABD. bile, sağlık hizmetlerinin öngörülemeyen artışı ile ilgili yenilikçi politikalar geliştirmeye uğraşırken, bizler 1.1 trilyon dolarlık büyüklüğümüzle bu konulara özel öncelik vermenin zamanını kaçırmamalıyız. Geçen hafta katıldığım konuyla ilgili bir toplantıda, alanında saygın bir öğretim üyemiz, ABD’de varlıklı ailelerin her bir gen mutasyonu için araştırma fonu kuran sosyal sorumluluk projelerine bağış yaptıklarını anlatmıştı. Görüldüğü gibi, sadece devlete, sadece kamu veya özel sigorta şirketlerine değil, isteyen varlıklı ailelere de bu konuya çare olma şansı oluşturmak mümkün olabilecektir.

Konunun ekonomik boyutunu öncelikle hasta ve hasta yakınları açısından düşünmek gerekir. Ailelerin böyle bir hastalıkla karşılaştığında, ne kadar zorlandıklarına ve yapmak zorunda kaldığı yardım kampanyalarına son zamanlarda sıklıkla tanık oluyoruz. Tüm bu modelleri, işbirliği ve etkileşim içinde bir ekosistem bütünselliğiyle; önce tasarımlamak, sonra uygulamak, sonunda da izleyip değerlendirmek ve bir Türkiye Modeli oluşturmak neden olmasın?

Kadın sağlığında dijital sağlık ve sigortacılık

Dünya Sağlık Örgütü Proje Raporu’nun adı, Dijital Sağlık Teknolojilerinin Kadın Sağlığı, Güçlendirilmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğindeki Rolü. Raporda çok çarpıcı rakamlar var. Dijital sağlık teknolojilerinin, kadınların sağlık sonuçlarını iyileştirebileceğini kanıtlarıyla gösteriyor. En çarpıcısı da, değer temelli sağlık yaklaşımının odağında yer alan kişinin yani kadının, kendi sağlığını yönetme konusunda en yüksek düzeyde olumlu etki görülmüş olmasıdır.

Geçtiğimiz hafta, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü. Hayatımızın her aşamasında iz bıraktığını yaşayarak öğrendiğimiz annelerimiz ve eşlerimizden başlayarak tüm kadınlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ PROJESİ

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, dijitalizasyon ile kadın sağlığı ilişkisini verilerle açıklayan Dünya Sağlık Örgütü Proje Raporu’ndan bazı alıntılar yapacağım. Dilerseniz, Proje Raporu’nun tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz; https://www.who.int/europe/publications/i/item/WHO-EURO-2024-9293-49065-73153

Dünya Sağlık Örgütü Proje Raporu’nun adı, Dijital Sağlık Teknolojilerinin Kadın Sağlığı, Güçlendirilmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğindeki Rolü (The Role of Digital Health Technologies in Women’s Health, Empowerment and Gender Equality).  Rapor’da çok çarpıcı rakamlar var. Dijital sağlık teknolojilerinin, kadınların sağlık sonuçlarını iyileştirebileceğini kanıtlarıyla gösteriyor. En çarpıcısı da, değer temelli sağlık yaklaşımının odağında yer alan kişinin yani kadının, kendi sağlığını yönetme konusunda en yüksek düzeyde olumlu etki görülmüş olmasıdır.

Proje amacı, dijital sağlık teknolojilerinin kadın sağlığı üzerindeki etkilerini ve iyileştirme potansiyelini incelemek olarak açıklanıyor. Bu amaçtan yola çıkarak, kamu ve özel sağlık sigortacılığında çok farklı açılımlar yapmak mümkün. Genel sağlık sigortacılığı daha büyük ölçekte kamusal pilot uygulamalara karar verirken bu olumlu etkileri değerlendirmeye alabilecektir. Özel sağlık sigortaları ise kadınlara yönelik hedef kitle ve hizmet alanları belirlerken, bu sonuçlardan farklı farklı yol haritaları çizebilir.

DİJİTAL SAĞLIK TEKNOLOJİLERİ VE KADIN SAĞLIĞI

Proje sonuçlarına göre; dijital sağlık teknolojileri kadınların güçlendirilmesini olumlu yönde etkiliyor, sağlık hizmetlerine erişimi ile anne sağlığının iyileştirilmesi, temel sağlık bilgilerinin sağlanması ve sonuç olarak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasına katkıda bulunacağı belirtiliyor.

Kadın sağlığında dijital sağlık teknolojiler, sağlık hizmetlerine erişimi engelleyen kalıcı bazı engellerin üstesinden gelerek sonuçları iyileştirme potansiyeline sahip olarak saptanmış. Özellikle de sosyoekonomik ve coğrafi nedenlerden kaynaklanan engellemelere yönelik olarak…

Psikiyatrik bozukluklar, onkoloji, endokrinoloji, cerrahi, acil tıp ve fiziksel esenlik gibi alanlarda dijital sağlık müdahalelerinin olumlu etkileri kanıtlarla gösteriliyor. Kendi kendine bakımı kolaylaştırdığı ve tarama programlarına erişimi arttırdığı, yaşam tarzı değişiklikleriyle kendi sağlıklarını yönetmeyi güçlendirdiği, takip sistemlerini desteklediği verilerle ispatlanıyor. İşte sadece bu alanda, yani kişinin kendi sağlığını yönetmesinde, ortalama yüzde 78.7’lik dijital sağlığın olumlu etkisi var. Dijital teknolojilerin kadın sağlığına olumlu etkinin en üst düzeyde olduğu alan burası.

KADINLARIN KENDİ SAĞLIKLARINI YÖNETME İDDİASI

En yüksek olumlu sonucun ortalamasına değil de yüzde 89.3’lük tepe değerine bakıldığında, kadın sağlığına yönelik yenilikçi adımların atılma cesaretini arttıracaktır. Proje sonuçlarına göre; kendi kendine bakım, tarama programları, yaşam tarzı değişiklikleri gibi başlıkların  tümü, kadınların kendi sağlıklarını yönetmedeki iddiasını ortaya koymaktadır.

Sağlığı koruma ve geliştirme başlığı altındaki her türlü müdahale, kadınların hastalanmadan önce sağlıklarıyla ilgili alabilecekleri önlemlere odaklanmasını arttıracaktır. Bu süreç, sadece hastalandıktan sonra değil sağlıklı kadınlara yönelik hizmet alanların da, hem sayısal hem de nitelik açısından artması ve derinleşmesini tetikleyebilecektir.

SAĞLIK SİGORTACILIĞI İLE İLİŞKİ

Tam bu noktada, uzaktan takip sistemleri ile desteklenen sağlık sigortacılığının önemi, bir başka açıdan daha vurgulanmaktadır. Sağlık sigortalarının değer temelli sağlık yaklaşımlarında dünya örnekleri, zaten odağına kişiyi alan ürün geliştirme çalışmalarıyla giderek zenginleşmektedir. Bu zenginleştirme sürecinde, kadınlara özel geliştirilerek uzaktan takip sistemleriyle desteklenen dijital sağlık müdahaleleri sağlık sigortacılığının da kapsama alanına girecektir.

Bu kapsama alanı, kamu ve özel sağlık sigortacılığının ikisini de etkileyebilecektir. Kamu sağlık sigortaları, kendi önceliklerine ve hastalık yükü beklentilerine göre, kişiselleşmiş sağlık sigortası ürünlerine küçük ama emin adımlarla ilerlemek isteyebilecektir. Attığı adımların sonuç verdiğini gördükçe, hizmeti yaygınlaştırmanın yeni yeni seçenekleri tartışılır olabilecektir.

Özel sağlık sigortaları ise, kadın sağlığından başlayarak hedef kitlelerine yönelik özel ürünler geliştirmek için aktüeryal değerlendirmelerini yenileyecekler, yenilikçi sağlık sigortası poliçe tasarımlarına yönelebileceklerdir. Tüm bu yenilikçi hamleler, dijital sağlık müdahaleleriyle desteklenecek ve güçlendirilecektir.

EV ÖDEVLERİ

Reklamların yapımında bile görüntü üretme teknolojisiyle yapay zekanın kullanıldığı bir dünyada, dijital sağlıktan söz etmemek mümkün mü? Birden fazla disiplinli işgücü ile dijital altyapının iyileştirildiği, sağlık ve dijital okuryazarlığın geliştirilerek olası engellerin çoğunun üstesinden gelindiği süreçler kolaylıkla oluşturulabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu Proje sonuçları, sağlık sektörü için geleceğe yönelik yeni ev ödevlerini gündeme getirebilecektir.

Ev ödevlerinin başında, kadın sağlığı özelinde değer temelli sağlık hizmeti yaklaşımının değişik boyutları için yenilikçi projeler geliştirmek, bunları dijital sağlık müdahaleleri zenginleştirmek gelmektedir. Bir yandan sağlık sigortacılığı, diğer yandan da sağlık kuruluşları işte bu ev ödevleriyle, gelecek planlarını gözden geçirmek durumunda kalabileceklerdir. Kim bilir, zaten belki başlamışlardır bile…

Sigortacılıkta Dijitalleşmenin Getirebileceği Kolaylıklar

Sigortacılıkta Dijitalleşmenin Getirebileceği Kolaylıklar

Gelecek ve sağlık başlığına yönelik değerlendirmelerime, bu hafta sağlık sigortacılığına dijitalleşmenin getirebileceği kolaylıklarla devam edeceğim. Hayat dışı (elementer) veya hayat sigortası olduğu fark etmeksizin tüm sigorta şirketleri hatta kamu sağlık sigortası kurumları, sigortalılarına dijital ürünler sunmayı son dönemde epeyce gündemlerine aldılar.

Sigortacılar İçin Daha İyi Yönetilen Talepler

Sigortalılarla daha sağlıklı iletişim kurmakla başlayan, talep yönetimine ve hatta maliyet etkililiğe kadar uzanan izleme değerlendirme temelli bir çok amaç bu kapsamda düşünülebilir. Sonuçta, bu alanda da hızla büyüyen ve yenilikçi adımlarla gelişen bir dijital ekosistem oluşmaya başladı. Örneğin dünya deneyiminde de sağlık sigorta şirket ve kurumlarında örnekler artmaya devam ediyor. Sigortacılar, sağlık sigortalılarını hasta olmadan sağlıklarını korumaya yönelik bir çok adımı bu yolla atmaya ve kendi sağlıklarını yönetmeye zorluyorlar. Böylelikle özel veya kamu sigortacıları, daha iyi yönetilen talepler yoluyla  kazanımlar elde etmeyi hedefliyorlar. 

Sigortacılar için oluşabilecek kazanımların başında, kuşkusuz, daha iyi yönetilen ve daha iyi öngörülen sigortalı talebi gelmektedir. Talep öngörüldükçe, maliyet avantajı artmakta, talebi sınırlayan müdahaleler yerini giderek farklı farklı ürünlerle çeşitlilik artışına bırakmaktadır. Bir başka deyişle, sadece fiyat rekabetinin getirebileceği avantajdan, fırsat maliyetinin doğurduğu yeni açılımları zorlamaya kadar çok geniş bir yelpazede seçenekler oluşmaktadır.

Sigortacı kazanımlarına, gelişmiş veri analizi yoluyla sigortalı beklentilerini daha gerçekçi tahmin edebilmeyi eklemekte yarar olacaktır. Çünkü rasyonelize edilmiş kullanıcı beklentileri risk değerlendirmesini de sağlam bir temele dayandırabilecektir. Tüm bunlar, sigorta şirketlerine sadakatle eski sigortalılarında devamlılığı ve yeni sigortalıları kazandırma fırsatıyla gücünü sağlayabilmektedir.

Bu yaklaşımın önemi, sağlık sigortacılığında çok daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Sigorta şirketlerinin, sıraladığım kazanımları sağlığa uyarlamaları zaten zor da değildir.   

Sigortalılar İçin Daha Fazla Farkındalık Artışı

Dilerseniz, dijital sigortacılık yoluyla sigortalıların kazanabileceklerine sağlık sigortacılığı yönünden değinmeye çalışayım;

Öncelikle, daha sağlıklı olma, yaşam kalitesini daha yükseltme, hastalıklarında olası engellilik risklerini  önleme konusunda daha fazla farkındalık artışını vurgulamak gerekir. Dijital sigortacılığın ölçme değerlendirme hızı ve kolaylığı, değer oluşturmanın temellerini sağlamlaştıracaktır. Kişilerin kendi yaşam kalitelerini arttıran, engelliliklerini azaltan sağlık müdahalelerine destek olması, sonuçta sağlık kazanımlarını arttıracaktır. Değer temelli sağlık hizmeti olarak yaygınlaşan yaklaşım, işte tam da budur.

Sağlıkla ilgili hastalık belirtileri oluşmadan, hastalığın önlenmesine yardımcı olacak her türlü bilgi, kullanılabilecek ilaç ve tıbbi cihaz gibi hizmetlerin tamamı bu yaklaşımın sonucu olarak kişinin sağlığını daha iyi yönetmesi gerçekleşecektir.

Sağlığını koruma ve geliştirme konusunda, kişinin kendi kendine alacağı önlemler ve ulaşabileceği olası teşvikler sigortalının bir başka önemli kazanım alanını oluşturacaktır. Her gün düzenli spor yapan, sağlığa zararlı yiyeceklerden uzak duran kişiler aslında hastalanmadan önce risk faktörlerini yönetmiş olmaktadır. Uzaktan izleme değerlendirme yöntemleriyle kişinin sağlığı sigortacısı tarafından takip edilebilecektir. Avrupa ülkelerinin bazılarında kamu sağlık sigortacılığında da takip edilen bu tür süreçlerle, kişinin sağlık sigortası prim indirimine kadar uzanan farklı teşvik mekanizmaları uygulanmaktadır.

Kişinin sağlığı ve sigortası arasında oluşan bu gelişmiş iletişim, dijital bir alt yapı ile desteklendiğinde takip daha kolaylaşacaktır. Ölçme değerlendirme ile bütünleştirilmiş takip sistemleri, bir yandan öngörülemeyecek sağlık risklerinden korunma fırsatı sağlamış olacak, öte yandan iyileştirilmiş sağlık sonuçları yani kazanımlar işten uzak kalma süresini de en aza indirebilecektir. Görüldüğü gibi, sağlık sigortacılığında dijitalleşme, makro anlamda bakıldığında, ekonomiye olumlu katkılar sağlayabilecek potansiyel faydalar da içermektedir.  

Kritik Karar Noktaları

Sigortacılık kendine özgü özellikleri bu alanda bazı zorlukları da beraberinde getirdiği için kritik karar noktalarını da düşünmeyi gerektirir. Kritik karar noktalarına yönelik strateji ve operasyonel çözümler gözden uzak tutulmamalıdır.

Zorluk olarak sıralanacak başlıkların en önemlisi, sigorta şirketlerinin bu alanda uzmanlaşma gereğidir. Sigortacılığı bilen, sağlık sigortacılığının dinamiklerine uygun çalışan bir bilgi ve deneyime ek olarak, yapay zekadan da yararlanarak dijitalizasyon gereklerini sigortacılıkta kullanabilecek insan kaynağı ve teknoloji birlikteliğine ihtiyaç vardır.

Sigortalıların artan beklentileri, yönetilmesi gereken bir başka zorluk alanı olabilir. Karşılıklı bilgilendirmeler, dinamik anket uygulamaları gibi geri bildirimi arttıracak yolları kullanmakta yarar olacaktır. Böylelikle sigortalı beklentileri rasyonelize edilebileceği gibi, olası beklenti artışları da uygun ve zamanında müdahalelerle doğru yönlendirilmiş olur.

Dijital sigortacılık konusunda zorluk alanları içinde, sigortalılarla en uç noktada bağlantı kuran kişi ve kuruluşların bilgi ve deneyim eksikliğini de düşünmekte yarar vardır. Teknoloji gibi çok hızlı değişen ve gelişen bu alana, sürekli eğitim bakışıyla yaklaşmak çok önemlidir. Belli sıklık ve içerikte eğitim programları oluşturarak sigorta kurumlarında bu alanda çalışanları ve acenteleri güncellemek doğru bir iş adımı olacaktır.

Yeni Bir Dinamik

Sağlıklı kalmayı ve kazanımları teşvik etmek amacıyla sigortacılıktaki yeni bir dinamiği gündeme taşımaya çalıştım. Dijital sigortacılık araçlarını geliştirme, yeni teknolojiler eşliğinde tutum ve davranış değişikliği oluşturmaya kadar uzanabilen bir süreçten söz ettim. Genel anlamda sağlığı koruma ve geliştirmeyle ilişkili aktivitelerin takibi ve desteklenmesi, sigortalıların güvenini artırarak sigortacılar için yeni bir faaliyet alanı oluşturabilir. Sigortalılarda yeni beklentiler geliştirebilir. Yeni gelişen bu dinamik için dış kaynak kullanımına ihtiyaç duyulabilir, dolayısıyla özenle yönetilmesi gerekebilir.

OECD geçtiğimiz ay bu konuda kapsamlı bir rapor yayınladı. Rapor’a https://www.oecd.org/publications/digital-tools-for-health-and-wellness-in-insurance-d3764184-en.htm adresinden ulaşmak mümkün.

Rapor, dijitalleştirilmiş sağlık sigorta sistemlerini sadece bir fırsat olarak değil, mevcut zorlukları aşmak için bir ihtiyaç olarak tanımlıyor. Mevcut sağlık hizmet modellerinin uzun dönemli bakıldığında sürdürülebilir olamayacağından yola çıkılarak, kronik hastalıkların maliyet artışına ek olarak, küresel sağlık insan gücünde 2030 yılına kadar beklenen 18 milyon kişilik sayısal açığı kapatmak için de dijitalizasyonun daha hızlı benimsenmesini vurguluyor. Dünyada yaygınlaştığı gibi, ülkemizde de sağlık sigortalılarını sağlıklarını koruma hedefli adımları atmaya zorlayan mekanizmalar geliştirilmeli hatta teşvik edilmelidir. Özel ve kamu sigorta kurumlarının birlikte ve ayrı ayrı eylem planlarıyla  sigortacılıkta dijitalleşme üzerinde yapmakta olduğu çalışmaların ivmesini arttırmasında yarar olacaktır.

CANIMIZDAN CAN GİTTİ

CANIMIZDAN CAN GİTTİ

44 yıllık hayat arkadaşım, İdil ve Zeynep’ in annesi, CANIMIZ ALEV ETİZ ÖZSARI ne yazık ki vefat etti.

Merhum Hacim Etiz ve Zekiye Etiz ile Merhum Müjgan Özsarı ve Merhum Ali Özsarı’nın kızları, Levent ve Perihan Etiz ile Haldun ve Nihal Özsarı’nın ablası, Kaan ve Ozan Etiz’in halası, Ali Arda Özsarı’nın teyzesi;

CANIMIZ ALEV ETİZ ÖZSARI 

15 aydır verdiği inanılması zor yaşam mücadelesi sonucunda ne yazık ki vefat etti. 

Cenazesi 2 Şubat 2024 Cuma günü ilk tören kurucu İç Hastalıkları Uzmanı olduğu ve hastalığına kadar on yıl aralıksız çalıştığı Ulus Liv Hospital’da yapılan uğurlama ile başladı. 

15 aylık hastalık sürecinin sonuna kadar üstün gayret ve destekle yaşam mücadelesi verdiği Liv Hospital’daki ekip arkadaşları, tıpkı “Endless Love” şarkımızda olduğu gibi adını verdikleri salonda onu hep hatırlayacaklarını söylediler. 

Bu duyarlılıkları için başta Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti olmak üzere tüm yönetim ve tıbbi ekibine özel teşekkür ediyoruz. 

CANIMIZ ALEV, Fenerbahçe Camii’nde kılınan öğle namazı sonrasında Küçükyalı Aile Kabristanı’na defnedildi.

ALEV’İMİZİN tanı ve tedavi sürecindeki 15 aylık üstün gayretleri için; 

Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti ile Tıbbi Direktörü Dr. Adil Tanık ve Liv Hospital Ulus Başhekimi Dr. Nesrin Köprülü

kurulduğundan bugüne tıbbi ekip arkadaşları;

Prof. Dr. Didem Dal

Prof. Dr. Binnur Şimşek

Prof. Dr. Levhi Akın 

Prof. Dr. Simru Tuğrul

Prof. Dr. Hakan Yanar

Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi

Doç. Dr. Alper Karalök 

Prof. Dr. Duygu Derin 

Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam 

Doç. Dr. Çağla Karakoç

Prof. Dr. Adem Uçar 

Prof. Dr. Tekin Akpolat 

Prof. Dr. Nebil Yıldız 

Prof. Dr. Erdal Karaöz

Prof. Dr. Hilmi Doğu 

Prof. Dr. Çağatay Öztürk

Prof. Dr. Vedat Kaya 

Prof. Dr. Koray Karabulut

Prof. Dr. Bülent Baysal 

Dr. Mehmet Aydoğan

Dr. Beril Uğurnal

Dr. Ahmet Başel

Dr. Dt. Aydan Gürcan

Prof. Dr. Asena Akdemir

Prof. Dr. Serpil Salman

Op. Dr. Cevahir Tekcan

Prof. Dr. Yelda Tayyareci

Dr. Öğr. Üyesi Eren Eroğlu   

Dr. Banu Fresko

Prof. Dr. Atilla Soran ve

başta Sena ile Osman, Anestezi Hemşiresi Pınar  ile Tıbbi Onkoloji’den Hakan ve Kübra olmak üzere, Ulus Liv Hospital 1.kat ve Yoğun Bakım Hemşireleri, otopark görevlilerinden,  Tolga’dan başlayarak Beliv çalışanlarına 

Burçin Küçük, Ferhat Temiz, Kevser Berk ile tüm Ulus Liv Hospital ailesine 

ve ayrıca 

Prof. Dr. Pınar Saip,

Prof. Dr. Yeşim Eralp,

Prof. Dr. Ali Rıza Kural,

Avukatımız Nuri Melih İnce’ye

ailece içten teşekkür ediyoruz. 

Zorlu süreçteki duyarlılık ve desteklerini hiç unutmayacağımız;

Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, 

Sağlık Bakan Danışmanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, 

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın,

Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi Celalettin Sıvacı, 

Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Doç. Dr. Eren Usul, 

Eczacıbaşı Holding İcra Kurulu Başkanı Atalay Gümrah ile Üst Yöneticileri Emin Fadıllıoğlu, Devrim Çubukçu, Başbuğ Öke,

Maphre Sigorta Genel Müdürü Erdinç Yurtseven ile Genel Müdür Yardımcısı Emre Bayram,

Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Banu Küçükel, 

Biruni Laboratuvarları Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ömer Güzel, 

Düzen Laboratuvarlar Grubu Sahibi Prof. Dr. Yahya Laleli, 

Portclinic Kurucusu Dr. İbrahim Kurt, 

Roche Diagnostik Sağlık Sağlık Çözümleri Geliştirme Lideri Doğutan Ülgen ve

TCHealth Kurucusu Salih Güreş’e 

minnetlerimizi sunuyoruz. 

Zeynep-İdil-Haluk Özsarı

Sağlık Yöneticileri Günü Kutlu Olsun

Sağlık Yöneticileri Günü Kutlu Olsun

Ülkemizde “Sağlık Yöneticiliği” eğitiminde ilk dersin Ankara Numune Hastanesi’nde verildiği 18 Aralık 1963 tarihinden bu yana kutlanan Sağlık Yöneticileri Günü’nün 60.yılı kutlu olsun. İlk ders döneminin Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nusret Fişek, 1960 yılında kısa bir süre 14. Sağlık Bakanı olarak da görev yapmıştır. Rahmetli Nusret Hocanın 1946 yılında John Hopkins Halk Sağlığı Okulu’nda Sağlık Yönetimi eğitimi aldığını da hatırlatmakta yarar görüyorum.

Sağlık Yöneticilerimizin, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, sadece Türkiye’de değil global sağlık politikalarında da aranan profesyoneller olması en içten dileğimdir.

Öğretmenler Günümüz Kutlu Olsun

Öğretmenler Günümüz Kutlu Olsun

24 Kasım 1928 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Millet Mektebi Talimatnamesi’nin 4. maddesi, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal’i Başöğretmen olarak yasalaştırır. Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılı olan 1981 yılından başlayarak da Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Hepimizin, İlkokul’dan Üniversite’ye bizleri yetiştiren tüm öğretmenlerin ellerinden öpüyorum. Aramızdan ayrılan öğretmenlerimize ise rahmet ve minnetlerimi sunuyorum.