Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Bu hafta, Nisan 2026 tarihli Türkiye Sigorta Birliği Durum Belgesi ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) Mayıs 2026 dönem sonu verilerinden söz edeceğim. Buna göre, Türkiye’de sağlık sigortaları kapsamında 9,6 milyon aktif poliçe ve 8,4 milyon tekil sigortalı var.

İstihdam Edilen Nüfus Sağlık Sigortacılığı İlişkisi

2025 işgücü verileri dikkate alındığında; bu veri istihdam edilen nüfusun yüzde 26, toplam işgücünün yüzde 24’ü anlamına geliyor. İstanbul’da bu oran yüzde 54’e ulaşmaktadır.

Genel olarak ortalamanın üstündeki iller sıralandığında;

▪ Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’da yüzde 32,

▪ İzmir’de yüzde 31,

▪ Bursa, Eskişehir ve Bilecik’de yüzde 30,

▪ Ankara’da yüzde 29 olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, sağlık sigortalılığı oranı

genellikle büyükşehirlerde ve sanayi bölgelerinde daha yüksek oranda

görülüyor.

Buna karşılık bazı illerde bu oran yüzde 10’un da altına düşüyor;

▪ Antalya, Isparta ve Burdur’da yüzde 17,

▪ Adana ve Mersin’de yüzde 14,

▪ Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane’de yüzde 13,

▪ Samsun, Tokat, Çorum ve Amasya’da yüzde 12,

▪ Kayseri, Sivas ve Yozgat’da yüzde 11,

▪ Konya-Karaman, Şanlıurfa-Diyarbakır, Van-Muş-Bitlis-Hakkâri ile Ağrı-Kars-

Iğdır-Ardahan’da yüzde 6-8 arasında bir oran ile karşılaşılmaktadır.

Kadın çalışanlarda tekil sağlık sigortalı sayısı kadın istihdamının üçte biriyken erkeklerde yüzde beşte biri seviyesinde kalıyor. Yani, kadın çalışanlarda sağlık sigortalılığı, erkeklere kıyasla 1,6 kat fazladır.

Aktif poliçe yoğunluğu olarak ise; Türkiye genelinde 15 yaş üzerindeki her 100 kişiye 14 sağlık poliçesi düşerken, İstanbul’da 33 poliçe düşmektedir.

Risk Yönetiminde Birlikte Çalışabilirlik

Sigorta Birliği Pozisyon Belgesi, sadece sorunları değil makroekonomik hedeflerle uyumlu dönüşüm perspektifini de anlatmaktadır. Çünkü, sigorta sektörünün büyümesi; yatırım finansmanı desteğiyle olası risklere karşı dayanıklılığı da artırabilecektir. İlgili paydaşlarla “birlikte çalışabilirlik” ilkesiyle risk yönetimi yaklaşımı, bir yandan bugünü bir yandan da geleceği güvence altına alacaktır.

Bu bakışla değerlendirildiğinde, “Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi” başlığı altında;“Kamu tarafından sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanı, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomiler için önemli bir mesele haline gelmiş, finansmandan kaynaklanan zorluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu kapsamda, tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunulmuş, birtakım politikalar ile de sistem desteklenmiştir. Ülkemizde de özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zemine oturtulması, anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu sayede hem kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükü hafifletilecek hem de sigorta sektörünün kapsayıcılığı artırılacaktır”

ifadesi yer almaktadır.

Teşvik

Teşvik sistemi kapsamında; tamamlayıcı ve özel sağlık sigortalarına ilişkin kamu tarafından sağlanacak finansal teşviklerle geliştirilmesi ve sigortalıların sayıca artması hedeflemektedir. Bu hedefe yönelik olarak ise;

▪ Özel sağlık sigortası primlerinin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,

▪ Devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden düşülerek sigorta ettirenden alınmaması ve

▪ Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi önerilmektedir. Doğal olarak devlet teşviki sağlanması için, mevzuat değişikliği gerekliliği vurgulanmaktadır.

Veri

Veri Paylaşımı başlığı altında, tamamlayıcı sağlık sigortası mali risklerinin Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile birlikte karşılandığı, bu nedenle bir yandan teminat kapsamı sorgusu diğer yandan da ödeme miktarı kontrolü gerektiği belirtilmektedir.

Yani, tamamlayıcı sağlık sigortası hizmetinde GSS tazminat bilgisi ortaklaşa MEDULA kullanımı yoluyla risk analizi yapılabilmeli, GSS ile birlikte provizyon alınabilmelidir. Ayrıca, e-Nabız üzerinden SBM ile çalışan bir sistem oluşturulmalıdır. Konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ve SBM ile Protokol imzalanmışsa da artık poliçe öncesi döneme ait beyan eksikliklerinin yine SBM aracılığıyla sigorta şirketlerinin erişimine açılması doğru olacaktır. Risk analizi ve fiyatlamanın doğru yapılabilmesi, prim maliyetlerin düşürülmesi ile sağlık sigortacılığının yaygınlaştırılmasına kalıcı katkı sağlayabilecektir.

Sağlık Sigortası ve Finansal Dayanıklılık

Aslında, sağlık sigortalarının tedaviye erişimi öngörülemeyen ve ertelenemeyen sağlık harcamalarının hane halkı bütçesindeki yıkıcı (katastrofik) etkisini azaltan ve finansal güvenliği destekleyen vaz geçilmez finansal dayanıklılık kaldıracıdır. Finansal dayanıklılık, nicelik kadar nitelikle de ilgilidir. Dolayısıyla, sigortalı sayısı kadar, hizmet sunucu kurum ve sigortacı arası süreçlerin kalitesiyle birlikte düşünülmeli ve böylece güçleneceği hiç unutulmamalıdır.

Hedef kitle ve ürün açısından bakıldığında, sigortacılık vizyonunda illere ve bölgeler dağılımına dikkat edilmeli, niş alanlar bu dağılıma uygun olarak belirlenmelidir. Niş alan belirlemede sigortalılık bilincindeki artış, sayı artışı için de tetikleyici olacaktır. Buna paralel olarak veri ve süreç aşamaları kalitesi de kritik hale gelecektir. Bu yüzden, bu yazıya konu olan sigortacılık kurumlarının verilerini düzenli ve kural tabanlı olarak toplaması ile paylaşması, sadece sigortacılık adına değil aynı zamanda sağlık alanında da oldukça değerli katkılar sağlayabilecektir.

Orta ve uzun dönemli katkılar arasında ilk sırada akla gelen; karar vericilerin, bilgiye dayalı yönetim açısından bu konuda duyarlı olmalarıdır. Bu duyarlılık, sürdürülebilir politikalara dönüştürücü modellerle desteklenmelidir. Ortaya çıkacak sonuçlar ve olumlu etkileri, öncelikle büyüme ve takip eden kalkınma ataklarını her zaman görünebilir durumda olabilecektir.

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Gündeme getirmek istediğim konu, TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş. Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Buna göre, 743,8 milyar lira prim üreten sigorta sektörü, önceki yıla göre üçte bir oranına yaklaşan büyüme göstermiş. 498,5 milyar TL hasar ödemesi gerçekleştirilirken, toplam 1,3 katrilyon TL’lik teminat hacmi ve 3,2 trilyon TL’lik fon büyüklüğü bu dönemin en göze çarpan büyüklükleri olmuş.

Bununla birlikte sigortacılığın milli gelire oranını gösteren penetrasyon oranı, 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 2,62’ye yükselmiş. 2030 yılı için hedeflenenin yüzde 4,7 olduğu hatırlanırsa, bu hedefe ulaşmak zor olmayacak gibi…

Farkındalık ve Aidiyet Artışı

Bugün gündeme getirmek istediğim konu, sözünü ettiğim TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş.

Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte. Kamunun yaşlı bakım sigortası hazırlıklarını tamamlayacak modellerle, artan bu ihtiyaçlar birlikte düşünüldüğünde sağlık sigortacılığının büyüme alanlarının hem genişleyeceği hem de çeşitleneceğini öngörmek hiç de zor olmayacaktır.

Öte yandan, TSB Mayıs 2026 analizine göre Türkiye’de 9,6 milyon yürürlükte sağlık sigortası poliçesi ve 8,4 milyon tekil sigortalı bulunuyor. Sağlık sigortalıları, istihdamdaki nüfusun dörtte birini aşmış olsa bile, özel sağlık sigortası kapsamı dışında olan nüfus hiç de az değil. Bu yüzden, sağlık sigortasını çalışanlar için önemli bir aidiyet aracı olabileceğini düşünen sigorta yöneticilerinin sayısı giderek artıyor. Özel sohbetlerden, yeni ürün tasarım ve çeşitliliğine kadar bu yaklaşımın birçok farklı örneği verilebilir. Yani, sağlık sigortacılığını stratejik bir yatırım olarak görenlerin artışına şaşmamak gerekiyor.

Aidiyet duygusundaki artış çalışanların beklentilerini de şekillendirecektir. Doğaldır ki böyle bir talep, sigorta sektörü karar vericilerini de sağlık sigortacılığında yenilikçi ürünlere zorlayacaktır. Özellikle kurumsal poliçelerde yaşanabilecek bu yenilikçi yaklaşımlar, kamu ve özel sağlık sigortacılığının “birlikte çalışabilirlik” model arayışlarını beraberinde getirebilir.

Holistik Bakış

2025 TSB Sektör Raporu verilerine bakıldığında; prim üretimi artışı kadar, talebin odaklandığı alanları da görmek mümkündür. Sağlık sigortacılığı hem üretim hem de talep yönünden belirgin bir büyüme gösteren sayılı alanlardandır. Zira, bazı branşlarda poliçe adetlerinde büyümenin görülmediği alanlar da bulunmaktadır.

İşte tam bu yüzden, sigorta ihtiyacının ne yönde değiştiği iyi analiz edilmelidir. Bu bağlamda, merkezden uç noktaya değil, belki de uçtan merkeze bakmak gerekebilir. Böylece, dağıtım kanallarının sadece tek bir ürün yerine sigortalının tüm risklerini yöneten bir bakışa kavuşturulması hedeflenebilir. Her alanda olduğu gibi, burada da holistik yani bütüncül bakış düşünülebilir. Sağlık riskini, diğer risklerle beraber yöneten bir sigortacılık anlayışı, dağıtım kanallarından başlayarak daha dengeli bir risk dağılımını sağlayabilir.

Klasik sigorta branşları ile beraber oluşturulacak poliçeler gibi, yeni yeni sigorta ürünleri de düşünülebilir. Örneğin, yaşlı bakım sigortası bugünlerde tekrar tartışılmaya başlandı. Oluşturulacak model, genç yaşta başlatılabilecek çalışan prim kesintileriyle havuzu büyüteceği gibi, dünya örneklerinde de görüleceği üzere, özel sektörün sınırlı alan ve içerikte modele katkılarının gerçekleşebileceği tasarımlar için harekete bile geçilebilir.

Uzun Ömür Takibi

Geçenlerde, “Uzun Ömür Yarışı” adlı bir habere rastladım. XPRIZE Healthspan 2026 Finalistleri adı altında aşağıda adları ve ülkeleri sıralanan finalistler açıklandı https://www.xprize.org/news/10-finalist-teams-awarded-1m-to-advance-in-xprize-healthspan-101-million-race-to-transform-healthy-aging);

  • AgelessRx (ABD),
  • Goda Laboratuvarı (Japonya),
  • Johns Hopkins (ABD),
  • Longeveron (ABD),
  • Minicircle (ABD),
  • Mitokondriyal All Stars (ABD),
  • NYC-Vita (ABD),
  • RETRO-EPIGERNA (Çin),
  • RPRGAON-Progeria (Güney Kore),
  • ZAMAN GEZGİNİ (Japonya).

Amacı, tedaviden sonraki bir yıl içinde kas, bilişsel ve bağışıklık fonksiyonlarını en az 10 yıl boyunca izleyerek güvenli ve erişilebilir tedaviler geliştirmek olarak açıklanan çalışma uzun ömür biliminin şu alanlarını kapsıyor: rejeneratif tıp ve kök hücre terapileri, gen tabanlı ve
mitokondriyal tedaviler, yeni ilaçlar ve biyolojik ilaçlar, ekstraselülük veziküller, mevcut ilaçların, nutrasötiklerin ve yaşam tarzı müdahalelerinin kişiselleştirilmiş kombinasyonları.

2026’dan 2029’a kadar finalistler klinik denemelere yönelecek ve yarışmanın nihai olarak 2030’da 81 milyon dolara kadar nihai ödüllerle sona ermesi planlanıyor.

Futurist Ufuk TARHAN, geçenlerde “Sağlık Sektöründe Trilyon Dolarlık Pazarlar Yaratacak Teknolojiler” başlığı altında sekiz alandaki büyümeye ilişkin görüşlerini paylaştı (https://x.com/futuristufuk/status/2085595023878369321). Bunlar; yaşlanma karşıtı ilaçlar, yenileyici tıp, erken hastalık tespit sistemleri, uzun ömür odaklı sağlık klinikleri, yapay zeka destekli sağlık tahmin platformları, uzun ömür sigortaları ve finansal ürünler, yaşlanan nüfus için teknolojiler, kamu destekli uzun ömür altyapısı başlıklarından oluşuyor.

Sonunda da şu tavsiyelerde bulunuyor; sağlıklı kalmak için akıllı ve disiplinli yaşamalı, teknoloji ve yatırım sağlık alanına yönelmeli, geleceğin mesleklerini arayanlar buna göre düşünmeli, liderler, uzun yaşam ekonomisini yatırım planlarına almalı.

İki Kilit

Konuyu, Osman Müftüoğlu Hoca’nın sözünü ettiği “modern longevity’nin iki kilidi” görüşünü aktardığı yazısının bir bölümü ile tamamlamamın uygun olduğunu düşünüyorum (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/2026/08/03/longevitynin-iki-kilidi-var); ilk kilit hayata yıl eklemek, ikincisi ise yıllara hayat eklemek. Osman Hoca, asıl meselenin “artık kaç yıl yaşayacağımız değil, o yılları nasıl yaşayacağımız” sorusunu soruyor ve “90 yaşına ulaşmak başarıdır ama 70 yaşından sonra hareket edememek, yalnız kalmak, başkalarına bağımlı yaşamak ya da hafızamızı kaybetmek bu başarının eksik kaldığını gösterir” vurgusunu yapıyor. Bu bağlamda, modern “Geroscience” ana hedeflerinden biri “hastalığın sıkıştırılması” olduğunu belirterek, amaç ömrün son 15-20 yılını hastalıklarla geçirmek değil, sağlıklı dönemi mümkün olduğunca uzatıp hastalık dönemini hayatın en son bölümüne sıkıştırmak olduğunun altını çiziyor. Bu yüzden de, longevity yalnızca doktorların işi değildir başlığının altında kaldırımlardan evlere, dengeli bir bütçeden dostluklara kadar bir çok değişken sıralıyor…

Bu hafta konusunda aynı tema altında uzmanlaşmış saygın kişilerin görüşlerini de içeren bir ufuk turu yapmış olduk. Zaten onların söylediklerine ve yazdıklarına benim bir ekleme yapmam beklenemez. Sağlık sigortacılığıyla başlayıp sağlıklı yaş almak ile tamamlamak istedim. Bu kapsamda da yeni ufuklar ve gelecek öngörülerini paylaştık.

TÜİK; ortalama sağlıklı yaşam süresini 57 yıl olarak açıkladı. 65 yaşında ortalama yaşam süresi ise 18 yıl olarak bildirilmişti. Sonuç olarak, TÜİK istatistiklerine göre, 65 yaşındaki bir kişinin 83 yaşına kadar yaşayacağı ve bunun 57 yılının sağlıklı olacağı öngörülürse kalan son 25 yılının sağlıksız şekilde geçebileceğini hesaplamak mümkündür. Bu süre hem kişi hem toplum açısından çok uzun bir süredir. Bu süreye yönelik olarak önceden düşünerek model oluşturmak sadece yöneticilerin hatta sağlık yöneticilerinin değil, hepimizin ortak önceliği olmalıdır.

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Bu hafta, Türkiye Sigorta Birliği Nisan 2026 tarihli Durum Belgesini değerlendirmek (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf) istedim. Konuya özellikle değinmeyi planladığım için de biraz geciktim açıkçası. Nedeni çok basit.  Rapor, sigortacılığın sürdürülebilir büyüme vizyonunu ile Türkiye ekonomisine yönelik stratejik katkı alanlarını verilerle ortaya koymaktadır. Bu nedenle, geliştirilen slogan olan #SigortasızOlmaz vizyonunu paylaşmayı önemli buluyorum.

Bugünün Büyümesi ve 2030

Aktif büyüklüğün 4,2 trilyon liraya ulaştığı, hatta 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne erişen sigortacılıktan söz ediliyor. Bu rakamlar, 2025 yılı aynı dönemine göre, yüzde 59 büyüme ve yüzde 63 öz sermaye artışına karşılık geliyor. Prim üretimi sadece bu yılın ilk üç ayında 396 milyar liraya ulaşmış. Toplanan prim yüzde 46 artarken ödenen tazminat yüzde 85 büyümüş.

Rapor’da, 2030 vizyonu kapsamında iki kat büyüme hedefinin yer aldığı hedefiyle  başlamalıyım. Bu hedef kapsamında; toplam prim üretiminin 50 milyar ABD dolarıpenetrasyon oranının da yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi öngörülüyor. Penetrasyon oranı, sigorta primlerinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı olarak bilinir ve 2025 yılında yaklaşık yüzde 2,8’dir. Ekonomide sigortacılık ağırlığının artışı, risklerin tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesinden de söz ediliyor.

Rapor’un içerdiği başlıkların, ekosistem paydaşlarınca değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

13 Ayrı Odak

Rapor, 13 ayrı alanda yapılabilecekleri bölümlere ayrılmış olarak sıralıyor;

  1. Sektörün Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi,
  2. Dağıtım Kanallarının Yapılandırılması, Niteliğinin Artırılması ve Çeşitlendirilmesi,
  3. Türkiye Hayat Sigortacılığında Yeni Bir Evre: Yatırım Fonlu Sigortalar,
  4. Finansal Sigortalar ile İlgili Gelişmelerin Sağlanması,
  5. Yenilikçi Sigorta Ürünlerinin Geliştirilmesi,
  6. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik (ESG) Çalışmalarının İlerletilmesi,
  7. Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi,
  8. Banka Sigortacılığının Geliştirilmesi,
  9. Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) Hayata Geçirilmesi,
  10. Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü,
  11. Trafik Sigortasına Köklü Çözüm Getirilmesi,
  12. Sigortacılık Mevzuatının Değişen Dünyaya Uyumunun Sağlanması,
  13. Katılım Sigortacılığının Geliştirilmesi.

Özel Sağlık Sigortacılığında Vizyon

Rapor’da sağlık, sadece yedinci bölüm olarak değil, aslında beşinci, onuncu ve on ikinci bölümlerle de yakın ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir başlık olabilir. Zaten, Türkiye Sigorta Birliği 18-19 Eylül 2024 ve 10 Ocak 2025 tarihlerinde yapılan Arama ile Önceliklendirme Konferansları Raporları da bu başlıklarda yapılabilecekleri içermekteydi.

Tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunularak, kamu politikaları  ile desteklenmektedir. Rapor, özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için;

  • kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesine,
  • veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesine,
  • anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesine

vurgu yapmaktadır.

Böylelikle, kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün hafifletileceği ve sigortacılığın kapsayıcılığının artırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, tamamlayıcı sağlık ve özel sağlık sigortalarına kamunun finansal teşvikleriyle sağlık sigortalılarının artırılmasının önemine değinilmektedir.

Bu bağlamda;

  • özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,
  • devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden indirilerek sigorta ettirenden alınmaması,
  • Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi

önerilmektedir.

Böylece, devlet teşviki sağlanması için mevzuat değişikliği ihtiyacı bulunmakta olup ilgili mevzuata devlet katkısına ilişkin hüküm eklenmesi önerilmektedir.

Risk Gerçekleşmeden Sigorta

Sigortacılığın, artık risk gerçekleştiğinde tazminat  ödeyen bir yapı değil; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve geleceğin finansal istikrarına katkı sağlayan stratejik bir aktör konumunda olması hedeflenmektedir.

Dolayısıyla, sigortacılığın; risk, teknik yaklaşım ve sürdürülebilir bir kârlılığı hedeflediğini öne çıkaracağının altını çizeceğini söylemek iyimser bir yorum olmayacaktır. Önümüzdeki süreçte; yalnızca poliçe üretimiyle değil, doğru riski doğru fiyatlayan yapıyı yönetme anlayışıyla ilerleyeceğini dikkate almak gerekecektir.

Yeni sigortalı bakışı da bu dönemde değer kazanacaktır. Yenilemede de fiyat rekabetinin yerini ilk sigortalanacaklara erişim stratejileri alabilecektir. Dijital kanallar, ekosistem iş birlikleri ve genç sigortalılar bu değişime damgasını vurabilecektir.

Sağlık sigortaları açısından da medikal enflasyonun oluşturduğu maliyet baskısı sürdürülebilir bir fiyatlamanın en önemli riski olabilecektir.

Sağlık sigortacılığında bunlara ek olarak;

  • kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sigortalılığa geçiş ile genç yaşların hedeflenmesi,
  • yaşam kalitesi artışı ile engellik azaltılması bağlamında koruyucu ve sağlığı geliştirici poliçeler üretilmesi,
  • kritik hastalıklar gibi alanlarda

riski önceden belirleyerek yöneten yaklaşımlar da düşünülmelidir.

“Tanıştık Ama Bağ Kurabildik mi?”

İşin özü, sigortanın ihtiyaç anında yapılmayacak bir süreç olduğu yaklaşımına  dayanmaktadır. Bu yüzden, sigortacılıkta da veriyi yönetmek şarttır. 34 milyonu aşan tekil aktif sigortalının varlığına değinilirken, sadece son 10 yılda sisteme giren ama artık aktif olmayan 46 milyonu aşkın kişinin varlığından da söz ediyor. Sadece bu iki veri bile, yalnızca penetrasyon değil, sürekliliğin de dikkate alınmasının önemini gösteriyor.

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında ise oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Sağlık Sigortalarında Teknik Kârlılık Yüzde 181 Artmış

Sağlık Sigortalarında Teknik Kârlılık Yüzde 181 Artmış

Bu başlığı görenlerin, “ne güzel iş, bu kadar da kar ediyorlarmış” dediklerini duyuyor gibiyim. Yazının tamamını okuduğunuzda, bilinen bazı teorik bilgilerin paylaşıldığını ve böylece bazı rakamlardaki artışların sağlık sigortacılığının sağlıklı işlemesine yol açtığını da düşünebileceksiniz.

Öncelikle verilerin kaynağının, Türkiye Sigorta Birliği olduğunu vurgulamakla başlamak isterim. Açıklanan 2025 mali ve teknik sonuçlarına göre, genel olarak, sigorta sektörünün mali göstergelerinde güçlü artış gözlenmektedir (https://www.tsb.org.tr/tr/istatistik/finansal-tablolar/sirket-bazinda-mali-ve-teknik-tablolar).

En Yüksek Teknik Kâr Sağlık Sigortalarında

2025 yılı 41 milyar TL mali kârla kapatan sigorta sektöründe bu artış, bir önceki yıla göre yüzde 28,5 olarak olmuştur. 2024 yılında 264,8 milyar TL olan özkaynak büyüklüğü, 2025 yılında yüzde 64,2 artmış ve 435 milyar TL miktarına ulaşmıştır. Böylelikle sigorta sektörü aktif toplamı, 2025 yılında 3,8 trilyon TL ile bir önceki yıla göre yüzde 67,5 artmıştır. Ayrıca, sigorta şirketleri toplam bilanço kârı da 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 63 artış ile 168 milyar TL’ye yükselmiştir.

Bu verilere göre, sigorta sektörünün teknik kârlılığı bir önceki yıla göre yüzde 85 artmış ve 192,4 milyar TL’ye yükselmiş. Sağlık, yangın ve kasko branşları bu artan teknik kârlılık örneklerini oluştururken, trafik sigortası ise 59,1 milyar TL ile tam tersine teknik zarara neden olmuştur.

Branş bazında, 2025 yılında en yüksek teknik kâr sağlık sigortalarında yaşanmış. Sağlık branşında teknik kârlılık 2024 yılına göre 2025 yılında yüzde 181 artarak 55,6 milyar TL’ye ulaşırken, genel anlamda sigortacılıkta hasar/prim oranı olarak ifade edilen tazminat prim oranı ise yüzde 74 olarak gerçekleşmiş.

İşi Doğru Yapmak

Kendi bütçelerinizden bile iyi takip edebildiğiniz gibi, ekonomide çok kaba olarak tüm diğer kalemleri hesaba katarak, toplam gelirlerinizden toplam giderlerinizi çıkardığınızda kalan miktar kâr olarak adlandırılabilir. Kârınızı da mutlaka bir şekilde değerlendirirsiniz. Şirketseniz, kâr ettiğinizde; yatırım yapabilirsiniz, özkaynağınızı arttırmak için sermayenize ekleyebilirsiniz ya da bir biçimde faiz, hisse senedi gibi gelir getirici araçlarla değerlendirebilirsiniz.

Sağlık ekonomisinde ve doğaldır ki sağlık sigortacılığında da geçerli olduğu için takip edilen iki oran vardır. Bunlar; teknik kârlılık ve mali kârlılıktır. Kârınızı yaptığınız işten kazanıyorsanız bu teknik kar olarak ifade edilir.

Kazandığınız paranın bir bölümünü, banka gibi gelir getirici bir araç üzerinden değerlendiriyorsanız bu da mali kardır.  Bir başka deyişle, sağlık sigortacılığında teknik kârlılık yaptığınız iş olan sağlık sigortacılığından kâr etmekmali kâr ise kâr ettiğinizi, ekonomik olarak değerlendirdiğiniz faiz, hisse senedi gibi araçlarla artırmak, yani paradan para kazanmaktır.

Teknik kârlılık için, genellikle yapılan işin doğru yapılması örneği verilir. İşte böyle baktığınızda sağlık sigortacılığında artan teknik kâr, sağlık sigortacılığının doğru yapıldığını da gösterir.

Hasar Yerine Tazminat

Sigortacılığın alfabesinde yer alan bir başka kavramı hatırlatarak bu iki konuyu birleştirmek istiyorum.  Risk oluştuğunda poliçede taahhüt edilen ödemenin alınan prime oranına, sağlık sigortacılığında tazminat prim oranı ifadesinin kullanılması istenir. Genel olarak mal sigortalarında hasar kelimesiyle ifade edilen bu kavramın, konu can sigortası olduğu için tazminat olarak ifade edilmesi, yıllardır sağlık sigortacılığıyla ilgili sektör çalışanlarında önemli bir duyarlılık noktası olduğu hatırlanacaktır.

Hatta, 2000’li yılların ilk yarısında bir sigorta şirketinde birlikte Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığımız Sevgili Ömer Karahan ile “hasar” kelimesini yanlışlıkla ağzından kaçıranlara bile para cezası vererek, toplanan parayla her Cuma iş bitinde kahve-pasta ikramında bulunulan bir organizasyon bile oluşturmuştuk.

Tazminat prim oranının 1’den küçük olmalıdırbunu beklemek doğaldır. Örneğin 12.000 TL. tazminat ödeyip 10.000 TL prim alındıysa, bu oran 1.2 çıkacaktır. Hak verirsiniz ki, özel sağlık sigortacılığında böyle bir zarar edici oranın, orta ve uzun dönem sürdürülebilirliği kabul edilemez.

Etkililik amaca ulaşma derecesi olarak tanımlanır. Etkililik açısından, teknik verimliliğin tazminat prim oranıyla birlikte değerlendirilmesi tercih edilmektedir. Gerek sigorta ürününün gerekse sigortalı(lar)nın etkililik değerlendirmesinde, 2025 yılı sağlık sigortacılığı tazminat prim oranı şirketler ortalamasının 0.74 olarak bildirilmesi işte bu açıdan daha da değerlidir. Ülkemiz koşullarında, sigortalılık bilinci ve kişinin sağlığını yönetme konusundaki farkındalığı bir arada düşünüldüğünde, bu iki gösterge sağlık sigortası şirketlerinin sağlığa özel değerlendirme ölçütlerini dikkate aldıklarını göstermektedir.

Tüm bunlar, birlikte düşünüldüğünde, sağlık sigortacılığını bekleyen yepyeni fırsatları görmemek mümkün değildir. Bir yandan teknik kârlılığın artışı, bir yandan tazminat prim oranın azaltılması sağlık sigortacılığında umut verici gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Bu fırsatlara ek olarak, uygun ve zamanında yapılacak müdahalelerle fırsata dönüştürülebilecek bir tehdit de gözden uzak tutulmamalıdır.

Örneğin sağlıklı yaş alma… TÜİK, yaşa göre ortalama kalan yaşam süresini 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında 18 yıl olarak belirlenmiştir. Yine TÜİK kayıtlarında; belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşanması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi ortalama 57,6 yıldır. Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan yani en az bir, çoğunlukla da birden fazla hastalıkla birlikte yaşanan süre olarak geçebilecektir.

Bu bağlamda, geçen haftalarda yazdığım bir yazıda, sadece önümüzdeki beş veya on yılda bile, sağlık hizmetlerinin farklılaşacağından söz ederek, sağlık sigortacılığının bu farklılaşmadan fazlasıyla etkileneceğine değindiğimi tekrar vurgulamak isterim.

Daha da ileri bir öngörüyle, tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımının eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler gündeme getireceği dikkate alındığında, mülkiyetinden bağımsız olarak kamu ve özel sağlık sigortalarının bu sürece hazırlıklı olması tavsiyesinde bulunmuştum.

Yenilikçi uygulamalarla yaklaşımıyla, kişilerin yaşam tarzı değişiklikleriyle beraber bunları teşviki eden sağlığı koruyucu-geliştirici-önleyici müdahalelerinin sigorta kapsamındolması; sağlık hizmetlerine ve sağlık sigortacılığına dönüşümcü müdahale alanları açacaktır.

Bunların arasına; yapay zeka, biyoteknoloji ve dijital sağlığın birleşimi, hasta kazanımlarını iyileştirmek, erişimi artırmak ve hastalık önleme ile tedavi yaklaşımlarındaki yenilikçi müdahale alanları da eklendiğinde, sağlık sigortacılığının verimlilik artışının sigortalı ve sigorta şirketi açısından önemi daha belirgin olacaktır.

Sağlığın Önüne Geçmek

Sağlığın Önüne Geçmek

Sağlık hizmetleri önümüzdeki on yılda belki de bugünkünden çok farklı hale gelecek. Sigortacılık da bu farklılaşmaya ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranının yükselme ihtimalini göz önüne alarak bazı tarama testlerini ödeme konusunda bile çekingen davranabilen bazı Sigorta Şirketleri, bırakın tarama testlerini, hastalanma veya yaralanmayı önlemek için ödemeler yapacaklar. Hatta buna yönelik ev düzenlemelerinin ödemesini yapan poliçe örnekleri uygulanmaya başladı bile…

Bu hafta, sağlıklı yaşlanmanın uzun süreli sağlık sigortacılığı ile bağlantısını değerlendirmek istemiştim. Sağlık sigortacılığıyla ilişkisini de kurmak istiyordum. Bir baktım ki, “Uzun Ömür Fırsatı” ile başlayan sosyal medya paylaşımı var.

İşte başlıkta, Sağlığın Önüne Geçmek oradan çıktı. “Longevity” konusunda çalışan uluslararası bir değer, Prof. Adil MARDİNOĞLU’nun “The Longevity Opportunity: AI Meets Big Biological Data”, Uzun Ömür Fırsatı: Yapay Zeka Büyük Biyolojik Veriyle Buluşuyor başlıklı yazısından böyle esinlendim.  

Bağımsız Yaşama ile Yaş Alma

Dünya Sağlık Örgütü, 2021–2030 Sağlıklı Yaş Almada On Yıl Stratejisi’nde dört temel başlığı vurgulamış;

  1. Yaş dostu ortamlar yaratmak,
  2. Bireylerin uzun süre bağımsız yaşamalarını desteklemek,
  3. Uzun dönem bakım sistemlerini güçlendirmek,
  4. Yaşlı bireylere yönelik sağlık sistemlerinin kapasitesini ve dayanıklılığını artırmak.

Baktığınızda, sanki hepsinin birbiriyle ilişkili olduğu, geçtiğimiz haftanın başlığını hatırladığınızı görüyor gibiyim. Gerçekten de, geçen haftanın “Uzun Ömür Tıbbı” başlığıyla ilişkili yukarıda sıralanan 4 kavram, sonuçta hepsi birbirini tamamlayan kavramlar gibi. Nasıl olmasın ki, Dünya Sağlık Örgütü gibi bir kurumun, dünyanın sağlık gündemini yakalayan ortak akıl ile belirlenmiş vurgusu…

Ortalama Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl

TÜİK, yeni doğmuş bir bireyin mevcut ölümlülük risklerine maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak ifade edilen Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresini 2021-2023 döneminde 77,3 yıl iken 2022-2024 döneminde 78,1 yıl olarak duyurdu (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081).

Bu verilere göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi; erkekler için 75,5 yıl, kadınlarda 80,7 yıl olmaktadır. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamaktadır, erkek ve kadın arasındaki doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,2 yıldır.

Yaşa göre ortalama kalan yaşam süresi 15 yaşında 64,3 yıl, 30 yaşında 49,9 yıl, 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında ise 18 yıl olarak belirlenmiştir.

Belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi, TÜİK kayıtlarında doğuşta ortalama 57,6 yıl olarak yer almaktadır. Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, 65 yaşında ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan süre olarak geçebilecektir.

Şimdi gelelim, sağlık sigortacılığı ile uzun ömür arasındaki ilişkinin ekonomik boyutuna…

1 Dolar Yatırıma 3–7 Dolar Getiri

İşte tam bu noktada, geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, Sağlık Yönetimi’nde Hocaların Hocası Haydar SUR Hoca’nın, yaşlılığın ekonomik boyutu ve oluşturacağı faydalara ilişkin yaklaşımlarını paylaşacağım. Bu yaklaşımlar, 28 Kasım 2025 tarihli HIMMS Eurosia Teknolojik Çözümlerle Sağlıklı Yaşlanma ve Finansmanı (Longevity) adlı panelde sunulmuştur.

Öncelikle, ekonomik olarak neden mantıklı sorusunun cevabını verilmiş, bunlar arasında öne çıkanlar şöyle sıralanmış;

  • Ekonomik boyutun yıllık yüzde 8–12 büyüme potansiyeli getirebileceği,
  • Sağlıklı yaş alma teknolojilerine yapılan her 1 dolar yatırımın 3–7 dolar arasında ekonomik fayda sağlayabileceği,
  • Azalan sağlık harcamaları ile artan bağımsız yaşam imkanı ortaya çıkabileceği,
  • Düşen bakım maliyetlerinin azalan acil servis ve hastane yatış yüküne yol açabileceği,
  • Sağlıklılığın, üretkenlik ve yeni teknoloji yoluyla artan istihdama katkı oluşturabileceği.

Türkiye’de Beklenen Ekonomik Fayda başlığı altında, 2024-2030 arası gereken yıllık yatırım tahmininde;

  • Dijital sağlık uygulamalarına 100–150 milyon dolar,
  • Tele-sağlık sistemlerinin genişletilmesine 70–120 milyon dolar,
  • Giyilebilir cihaz ekosistemlerinin yaygınlaştırılmasına 40–80 milyon dolar,
  • Akıllı yaşlı bakım merkezleri, IoT sensör ağından 150–250 milyon dolar öngörerek

Türkiye’nin sağlıklı yaş alma teknolojileri için yıllık toplam yatırım ihtiyacı olarak 350–600 milyon dolar gerektiğini belirtmiştir.

Bilindiği gibi, sağlıklı yaş alma yaklaşımının tıbbi ve bilimsel temellerini oluşturan bir kavramdır. Yaşam süresini uzatmakla birlikte bu sürenin sağlıklı geçen yıllarını (healthspan) en üst yaşa çıkartmayı hedeflemektedir. Birden fazla disiplini bütüncül bir yaklaşımla gören ama aynı zamanda kişiselleştirilmiş bir alandır.

Daha önce de alıntılar yapmıştım. Geçmiş dönem Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı da yapmış olan Profesör Adil MARDİNOĞLU, Longevity konusunda bir ekiple birlikte çalışmaktadır. Adil MARDİNOĞLU halen King’s College London ve KTH-Royal Institute of Technology’de (İsveç Kraliyet Teknoloji Enstitüsü)  sistem biyolojisi profesörüdür. Hesaplamalı biyoloji, moleküler biyoloji ve ilaç geliştirme alanında çalışan araştırıcılardan oluşan bir ekibe liderlik etmektedir.

Öte yandan, Seattle’daki Sistem Biyolojisi Enstitüsü’nden Prof. Leroy Hood, Longevity konusundaki gelişmelerin modern biyotıbbın hedeflerini değiştirdiğini açıklamaktadır.  Amacın, hastalığı tedavi etmek yerine, sağlığı optimize etmek, hastalığı önlemek ve nihayetinde bireylerin sağlık ömrünü 90’lı yaşlarına veya daha ötesine uzatmak olacağını ifade etmektedir.

Prof. MARDİNOĞLU, ekip olarak yaptıkları bir çalışmada; Alzheimer hastalığında, gelişmiş yapay zeka ve sistem biyolojisi yaklaşımı entegrasyonuyla, altında yatan moleküler mekanizmaların ortaya çıkarılabildiğini ve birleştirilmiş metabolik aktivatörlere dayalı etkili bir tedavi stratejisi geliştirilebildiğini belirtiyor. Önümüzdeki beş yıl içinde, Alzheimer hastalığının yönetimi ve tedavi optimizasyonunda atılımlar olacağını ve daha uzun dönemde, geliştirilmiş verilerle donanmış olarak, “bireyleri biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzı ve terapötik müdahalelere yönlendirebilecek kapsamlı önleyici platformlar” öngörüldüğünü söylüyor.

Tüm bu ilerlemeler, doğaldır ki hemen olmuyor. Biyobelirteçler klinik doğrulamadan geçiriliyor, geliştirilen ilaçlar uzun yıllar süren klinik araştırmalardan geçiyor. Sonunda maliyetlerin düştüğü, yapay zeka ile hesaplamaların yapılabildiği noktalara ulaşılıyor. Bu konularla, inanın çok uzak gelecekte karşılaşmayacağız.

Önümüzdeki yıllarda, sadece dünya örnekleriyle değil, ülkemize ait araştırma sonuçlarını da yaşayacağız. İçinde bulunduğum bir TÜBİTAK Projesi’nde, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ile birlikte 4 ayrı Üniversite ekibi, Nöron Hasarına Yol Açan Hastalıkların Tanı Tedavi ve İzlemine Yönelik Biyobelirteç ve İleri Teknolojik Uyarı Sistemlerinin Geliştirilmesine yönelik bir çalışma uygulamaktadır.

Başlarken belirtildiği gibi, sağlık hizmetleri önümüzdeki on yılda belki de bugünkünden çok farklı hale gelecek. Sigortacılık da bu farklılaşmaya ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranının yükselme ihtimalini göz önüne alarak bazı tarama testlerini ödeme konusunda bile çekingen davranabilen bazı Sigorta Şirketleri, bırakın tarama testlerini, hastalanma veya yaralanmayı önlemek için ödemeler yapacaklar. Hatta buna yönelik ev düzenlemelerinin ödemesini yapan poliçe örnekleri uygulanmaya başladı bile…

Belki de kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sağlık sigortacılığına başlayan özel sigortalar, Sevgili Adil Mardinoğlu Hoca’nın da vurguladığı gibi, genç yaşta sigortalılarını biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzına yönlendirebilecek önleyici müdahalelerle takip edecekleri günleri yakında yaşayabileceğiz.