OVP Basamaklar Arası Entegrasyonun Sağlık Sigortacılığına Etkisi

OVP Basamaklar Arası Entegrasyonun Sağlık Sigortacılığına Etkisi

Son iki haftadır, Orta Vadeli Program’dan (OVP) sağlık sigortacılığına etkisi bağlamında söz ediyorum. Bu hafta da bir başka açıdan devam edeceğim. Özellikle, hepimiz konuşurken kulağımıza çok hoş gelen ama uygulamaya geldiğinde, bizler de karar verici olsak, zorlanabileceğimiz ve paydaşların bir kısmı tarafından hep riskli görülen bir başlığı değerlendirmeye çalışacağım.

Başvuru Önce Hastaneye

Program’da yer alan “Sosyal Güvenlik Sisteminin Mali Sürdürülebilirliği” başlığı altında sıralanan maddede;

“Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sistemi içerisindeki etkinliği artırılacak ve hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilecektir”

ifadesi yer almaktadır (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2026/09/Orta-Vadeli-Program-2027-2029.pdf).

Sağlık hizmetleri kullanım kültürü gereği, doğrudan hastaneye, hatta Üniversite Öğretim Üyesi muayenesi için Üniversite Hastanesi’ne gitmek ne yazık ki alışkanlığımız olmuş. Birinci basamak sağlık hizmeti olarak bilinen; hizmete ihtiyacı olan ile hizmeti sunanın karşılaştığı ilk basamak, nedense hep olmaması gereken basamak olarak gerçekleşmiş. Bunun nedeni; kimi zaman güven, kimi zaman erişim kolaylığı, kimi zaman da “benim sağlığıma ben karar veririm” anlayışı olmuş.  Bunların hepsi kendi açısından değerlendirildiğinde doğru gelebilir, ama hepsinde bir eksiklik hatta yanlışlık olduğunu da kabul etmek gerekir.

Tıbbi veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, toplumdaki tüm sağlık ihtiyaçlarının ve hastalıkların yüzde 80 ila 90’ı birinci basamakta çözülebilir ve tedavi edilebilir. Dolayısıyla, etkili işleyen bir sağlık sisteminde hastaların sevk zinciriyle üst basamak olan hastaneye gönderilme oranı sadece yüzde 10-20 civarında kalacağı belirtilmektedir. Bu konu, sağlık sigortacılığını da yakından ilgilendirmektedir. Hastalığı değil, sağlıklı kalmayı ödüllendiren bir sağlık sigortacılığı yaklaşımıyla, ürün geliştiren ve hastane öncesinde birinci basamak sağlık hizmetine odaklı tasarımlar, ilgili tüm paydaşlarca birlikte çalışılmalıdır. Dolayısıyla, yeri gelmişken, birinci basamak sağlık hizmeti maliyet etkililik boyutundan söz etmek gerekir.  

Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri

DSÖ dokümanları, “herkes, her yerde, ulaşılabilir en yüksek sağlık düzeyine erişme hakkına sahiptir. Bu birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel ilkesidir” ifadesini yazar (https://www.who.int/health-topics/primary-health-care#tab=tab_1).

Toplumu kapsayan bu yaklaşımın da üç bileşenini tanımlar;

  1. Bütünleşik sağlık hizmeti,
  2. Çok sektörlü politika ve eylemlere sağlığın belirleyicilerine müdahale,
  3. Birey/aile/toplumun kendi sorumluluğunu üslenmeleri için güçlendirilme,

DSÖ, birinci basamak sağlık hizmetlerinin; sağlığın geliştirilmesinden hastalıkların önlenmesine, tedaviye, rehabilitasyona, palyatif bakıma kadar kişinin tüm sağlık ihtiyaçlarını desteklenmeyi sağladığını tanımlar. Bu stratejinin, insanların ihtiyaçlarını merkeze alan biçimde sunulmasını güvence altına alacağından söz eder. En kapsayıcı, adil ve uygun maliyetli yol olarak kabul eder.

Örneğin Sağlık Bakanlığı bir kronik hastalığın birinci basamakta izleminde;

  • Tarama,
  • Erken tanı,
  • Tanının kesinleştirilmesi,
  • Tedavi,
  • Düzenli izlem ve komplikasyonlu vaka izlemi gibi aşamalar bulunduğunu

belirtmektedir (https://egitim.saglik.gov.tr/Home/ReturnS3File?guidStr=7197160f-e1f0-4a1f-9011-7b30a8f4bf95&fileType=pdf). Sağlıklı yaş alma konusu bu kadar yoğun tartışılırken, sağlık sigortacılığının bu aşamalardan geçen hastalık yönetiminde poliçe üretmesi ve bunu ardışık mekanizmalarla takip modelleri geliştirmesi yararlı olacaktır.

Nitekim maalesef bu yaz başında vefat eden Hocaların Hocası Prof. Dr. Osman HAYRAN, bir yazısında, birinci basamak sağlık hizmetleri ile ilgili görüşlerini şöyle ifade eder (https://sdplatform.com/birinci-basamak-hizmetler-kimler-tarafindan-nasil-sunulmali/);

“Birinci basamak”, ayakta tanı ve tedavi hizmeti verilen muayenehane, poliklinik, sağlık ocağı, aile sağlığı merkezi gibi sağlık birimlerine verilen genel bir addır. Sağlık hizmetlerinin basamaklanması ilk kez İngiliz hekim Lord Dawson tarafından 1920 yılında Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı için hazırlanan bir raporda tanımlanmış, daha sonra Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) modelinin temelini oluşturacak olan birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri örgütlenme modeli oluşturulmuştur.

Birinci basamak, ayakta tanı ve tedavi hizmetlerine ek olarak bireye yönelik bazı koruyucu hizmetleri de kapsaması nedeniyle çok zaman ve yanlış olarak “Temel Sağlık Hizmetleri” kavramı ile aynı anlamda kullanılagelmiştir. Oysa “Birinci basamak” İngilizce “Primary care” teriminin dilimizdeki karşılığı, “Temel Sağlık Hizmetleri” ise “Primary Health Care”in karşılığıdır”

DSÖ, düşük ve orta gelirli ülkelerde birinci basamak sağlık hizmetleri müdahalelerinin yaygınlaştırılmasıyla, 2030 yılına kadar 60 milyon hayatın kurtarılmasını ve ortalama yaşam süresinin 3,7 yıl artırılmasının sağlanabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda daha kapsamlı bir sağlık hizmetleri paketi için yıllık yaklaşık 200 ila 328 milyar ABD doları tutarında ilave yatırım gerektirdiğini 5 Aralık 2025’de rapor olarak yayınlamıştır (https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/primary-health-care).

Bu arada DSÖ ve küresel sağlık otoriteleri, iyi yapılandırılmış bir birinci basamak sağlık hizmetinin toplumun genel sağlık ihtiyaçlarının yüzde 80 ile yüzde 90’ını tek başına çözebileceğinden söz ederler.

Fırsat Maliyeti

Maliyet konusu açıldığında, sağlık hizmetleri için konuşulması istenmeyen bir bakış olduğu hep söylenir. Ama maliyeti sadece parasal maliyet olarak düşünmemek de gerekir. Olayın bir de fırsat maliyeti boyutu vardır.

Sağlık ekonomistlerinin “tercih etmediğiniz seçenekten dolayı kaybettiğiniz kazanç” olarak özetlenebilecek bu yaklaşım, birinci basamak sağlık hizmetleri için fazlasıyla geçerlidir. Gerçekten o hizmete ihtiyacı olan ile olmayanın aynı sırada hizmetin gelmesini beklemeleri, belki de şikayetlerinin ilerlemesine hatta beklenmeyen komplikasyonlar gibi bazı ilerleyici süreçlerin gelişmesine yol açabilir. Konuyu bu boyutuyla da düşünmek gerekir.

Alma-Ata’nın 17 Yıl Öncesi

DSÖ 1978 Alma-Ata Deklarasyonu ile küresel halk sağlığı tarihinde birinci basamak sağlık hizmetlerini “herkes için sağlık” amacına ulaşmanın temel anahtarı olarak tanımlayan dönüm noktası niteliğinde bir belge olduğundan söz eder.

Tam 40 yıl sonra, 2018 yılı Ekim ayında, yine Kazakistan’da, yine o zamanki başkent Astana’da, DSÖ tarafından Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Küresel Konferansı düzenlenmiştir (https://www.who.int/publications/i/item/WHO-HIS-SDS-2018.61). Konferansta kabul edilen bildiriyle, mümkün olan en yüksek sağlık standartları için çabaların birinci basamak sağlık hizmetlerine yönelmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir. 2019 yılındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üst düzey toplantısına temel oluşturulmak üzere değerlendirilen bildiri, DSÖ’ye göre 1978’den o güne kadar gelinen noktayı ve yapılması gerekenleri değerlendirme amaçlı olmuştur.

Oysa 17 yıl önce, çok kısa dönem Sağlık Bakanlığı ve toplamda altı yıla yaklaşan Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yapan Nusret FİŞEK önderliğinde yasalaşan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun, bu deklarasyonun çok öncesinde o ilkeleri Türkiye’de gündeme getirmiştir. 224 sayılı Kanun ile ortaya konan model, ülkemiz sağlık politikasında dünyanın da örnek aldığı önemli bir yere sahiptir. Pilot uygulaması Muş’ta başlatılan Kanun; nüfusa dayalı, yaygın, sürekli, entegre, kademeli, il içinde bütün ve katılımlı sağlık hizmeti ilkesiyle çıkarılmıştır.

Bugün bile bu konu çok tartışıldığı için, özellikle birinci basamak sağlık hizmeti açısından tekrar değerlendirmeniz amacıyla, Kanun beşinci maddesini dikkatinize sunmak isterim (https://saglik.gov.tr/TR-10388/sayisi224–rg-tarihi12011961–rg-sayisi10705-saglik-hizmetlerinin-sosyallestirilmesi-hakkinda-kanun.html);

“Madde 5- Hastanın ücretini ödemek koşuluyla (şahsen ödemek şartıyla) istenilen sağlık personelini ve kurumunu seçme hakkı”

Yaygın kullanımıyla sevk zinciri uygulamasındaki istisnanın, nasıl uygulanacağının anlatıldığı bu madde, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu da dahil değişik pilot uygulamalarla gündeme gelse de etkili ve amacına uygun değerlendirilememiştir. Başlatılan pilot uygulamalar yaygınlaşamadan sonlandırılmıştır.

Önümüzdeki hafta OVP kapsamında sağlık sigortacılığında çok önemli bulduğum; talep kontrolü ile hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler adlı iki başlığa değineceğim.

OVP, Sürdürülebilirlik ve Sağlık Sigortacılığı

OVP, Sürdürülebilirlik ve Sağlık Sigortacılığı

Geçtiğimiz hafta, Orta Vadeli Program (OVP)’da artan büyüklüklerin bazılarının riskinden söz etmiştim. Gelecek yılların sosyal güvenlik ve sağlık sisteminde olabilecek 3 etkilere değinmiştim. Bu hafta Program’da yer alan “Sosyal Güvenlik Sisteminin Mali Sürdürülebilirliği” başlığı altında sıralanan konuları aktaracağım.

Sürdürülebilirlik İçin 12 Başlık

OVP, “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği güçlendirilecek, prim tabanı ve tahsilatı artırılacak, yeni çalışma biçimlerine uyum artırılacaktır” ana başlığının bölümlerini sıralamış;

  1. Nüfus artış hızının düşmesinin sosyal güvenlik dengesi üzerindeki etkileri analiz edilerek bakım ekonomisini güçlendirmeye yönelik uzun dönemli bakım sigortasının altyapısı oluşturulacaktır.
  2. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sistemi içerisindeki etkinliği artırılacak ve

hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilecektir.

  1. Sağlık ürün ve hizmetlerinde talep kontrolü ve hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilerek hizmet basamaklarının uygun kullanımı sağlanacaktır.
  2. Sosyal güvenli kişilerin uzun sürede istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler hayata geçirilerek sistemin mali sürdürülebilirliği güçlendirilecektir.
  3. Sosyal güvenlik sisteminin fiili ve yasal kapsamının genişletilmesi ve kapsamda yer almayan grupların sisteme girişlerinin sağlanması için farklı meslek ve gelir gruplarına yönelik uygulamalar geliştirilecek, sosyal güvenlik mevzuatı değişen işgücü piyasası koşullarına ve yeni nesil esnek çalışma şekilleri daha uyumlu hale getirilecektir.
  4. Prim borçlarının takip ve tahsilat süreçleri etkinleştirilecektir.
  5. Sağlık hizmetlerinin geri ödemesinde risk analizine ve hizmet sunucularının davranışlarını dikkate alan denetim modelleri geliştirilecektir.
  6. Sağlık Market Uygulaması daha fazla ilaç ve medikal malzemeyi içerecek şekilde

genişletilerek tedarik zinciri güçlendirilecektir.

  1. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlamadan finansal sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla, analizi yoluyla geri ödeme incelenecek, değer bazlı geri ödeme yöntemleri yaygınlaştırılacak ve yurt dışından temin edilen ilaçlar gibi hızlı artış gösteren gruplarda harcamaların etkinleştirilmesi sağlanacaktır.
  2. Akılcı ilaç kullanımı teşvik edilerek ilaç ve tedavi harcamaları rasyonelleştirilecektir.
  3. Sosyal Güvenlik Kurumunun bilişim sistemleri güçlendirilecek, kurumlar arası veri paylaşımı artırılacak, uzun dönemli mali sürdürülebilirliğe ilişkin göstergelerin düzenli olarak izlenmesi sağlanacaktır.
  4. İstihdam teşviklerinden etkin olmayanlar sonlandırılacak, teşvik sisteminin sade ve etkin bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

Bilindiği gibi OVP; Kalkınma Planı, Yıllık Program ve Bütçe bütünlüğü içinde üç yıllık bir politika

belgesidir. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından her yıl ortaklaşa hazırlanır. OVP küresel, bölgesel ve ulusal ekonomik makroekonomik değerlendirmeler yaparak kamu ve özel sektör öngörülebilir politikaların planlanmasına yardımcı olur.

OVP ve Sağlık Sigortacılığı

Bu haftadan başlayarak birkaç hafta, OVP’nin “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği güçlendirilecek” ana başlığındaki ilgili maddelerini sağlık sigortacılığı açısından vurgulamak istiyorum.

Bunlardan ilki, nüfus artışının yavaşlaması sonucu olası sosyal güvenlik dengesi etkileri başlığı altında ifade edilen bakım ekonomisine ilişkin uzun dönemli bakım sigortası olacak. Bu konu ülkemizde üzerine epeyce yazılıp tartışılan bir başlık olmuştur. Buna ait altyapının oluşturulacağından söz ediliyor. Bunu çok önemsiyorum.

Devletin öncülüğünde özel sektörün seçici desteğiyle yürüyebilecek bir uzun dönem bakım sigortası modeli kurulmasının gerekliliği, yıllardır birçok platformda savunulmaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzadığı ama sağlıklı yaşam süresi ile yaklaşık 25 yıllık bir fark olduğunu sürekli tekrarlamaktayım. Bu bağlamda, “hastalık sonrası müdahaleye odaklı” geleneksel sağlık sisteminin değiştirilmesinin altını çizmekteyim.

Paradigmanın değiştiğini hiç unutmamak gerekir. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçen bir süreç yaşanıyor. Özellikle geçen hafta yazdığım gibi sağlıksız yaşlanan bir nüfus olma olasılığımız, uzun dönemli bakım sigortasını daha da önemli hale getiriyor. Sağlıksız yaşlanmada kronik hastalıklar, kronik hastalık nedenleri arasında da obezite önemli yer tutuyor.  Dünya Sağlık Örgütü, obezitenin 2020’den 2050’ye yüzde 65’den yüzde 86’ya çıkacağını öngörerek “obezite global pandemidir” yaklaşımında bulunuyor. Sadece 1990’dan bugüne küresel düzeyde yetişkin obezitesi 2 kat artmış. Çocukluk ve ergen obezitesi ise 4 kat artmış.

Çok değil sadece 9 yıl sonra yani 2035’de küresel ekonomiye obezite etkisi 4.3 trilyon USD olarak öngörülüyor. Türkiye’de 45 milyon hasta potansiyeli ve 2.2 milyon tanı konulmuş kayıtlı hasta olduğu belirtiliyor. Ayrıca, nüfusumuzun yüzde 86.6 düzenli fiziksel aktivite yapmadığını da eklemek gerekiyor.

Değer Temelli Sağlık Hizmeti ve Sağlık Sigortacılığı

OVP’de ikinci önemsediğim konu da 9.maddede sözü edilen “değer bazlı geri ödeme” yöntemleri yaygınlaştırılacak” ifadesidir. “Büyüklüklere değil kazanımlara odaklı olma” şeklinde ifade edilebilecek değer temelli sağlık hizmetinin satın almadan geri ödemeye kadar her aşamada yaygınlaşması sonuç odaklı iş yapmayı geliştirecektir. Bu bağlamda yapılan ameliyat sayısı kadar o ameliyat sonrası oluşan komplikasyon sıklığı da değerlendirilmelidir. O ameliyat sonrası aynı şikayetlerle tekrar başvuru da dikkate alınmalıdır.

Değer temelli sağlık hizmeti için;

  • her yaşta kendi sağlığını yönetme bilinci kazandırılmalı,
  • erken yaşta yaşam biçimi değişikliğini zorlayan katılımcılık ve teşvikler geliştirilmeli,
  • sağlık hizmetinde; kişinin kendinden başlayarak akademisyenlere kadar uzanan basamaklar arası etkili ve bütünleşik bir yaklaşımla oluşturulmalı,
  • puanlama tabloları ve uzaktan izleme değerlendirme ve erken uyarı sistemleriyle veriye dayalı yönetim modelleri geliştirilmelidir.

İşte OVP büyüklüklerini sağlık açısından tüm bunlarla birlikte düşünmek gerekecek. Bu konudaki değişim ihtiyacına yönelik yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Değişimden, geleceğin sağlık sigortacıları da etkilenecektir. Sigortalısının riskini yöneterek hastalanma ihtimalini azaltan, sağlıklı yaş almayı teşvik eden geriye dönük değil ileriye dönük teşhis ve takip müdahalelerini daha da kritik hale getiriyor.

Yani poliçeler artık, sigortalıları kendi sağlıklarını daha iyi yönetme konusunda tutum ve davranış değişikliğine zorlamalıdır. Sonuç olarak, kronik hastalıkları da yönetmek için sadece hastanede değil, ev ve iş yeri gibi yaşamın geçtiği her yerde bu yaklaşıma ilişkin değişimler yaşanmalıdır.

Sağlıksız ve Yaşlı” Nüfus mu Olacağız?

Sağlıksız ve Yaşlı” Nüfus mu Olacağız?

Türkiye’de 75 yaş üstü nüfusun yaklaşık yarısına yakını ev işlerini tek başına yapamazken, 65 yaş üstü nüfusun sadece binde 3’ünü bile zor bulan bir kısmı kurumsal uzun süreli bakım hizmetinden faydalanıyor. Öte yandan, geleneksel sağlık sisteminin “hastalık sonrası müdahaleye odaklandığını” hiç unutmamak gerekir. Artık, sağlıkta da paradigma değişti. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçildi.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan, 2026-2028 yıllarını içeren Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Büyüklükler artıyor, bunların sadece üçünden söz edeceğim; Gayrisafi Milli Hasıla, Kişi Başına Düşen Milli Gelir, Nüfus.

Kişi Başına Düşen Milli Gelir 20 bin Doları Aşacak

2024 yılında 1 trilyon 358 milyar dolar olarak gerçekleşen Gayrisafi Milli Hasıla’nın, 2026 yılında 1 trilyon 658 milyar dolar, Program sonu olan 2028 yılında da 1 trilyon 886 milyar dolar olması öngörülüyor.

2024 yılında 15.325 dolar olan Kişi Başına Düşen Milli Gelir ise 2026’da 18.621, 2028’de 20.987 dolar olarak hesaplanmış.

85 milyon 518 bin olan 2024 nüfusu, program dönemi bitiminde 87 milyon 252 bin olarak tahmin edilmiş.

Bu artışlar iyi ama bilinen başka artışlar da var. Rakama boğmamak için kısaca söylemek gerekirse örneğin, genç nüfus azalırken 65 yaş üstü nüfus artıyor. Toplam Doğurganlık Hızı 1,42’ye kadar düşüyor. Lütfen bu verileri sadece istatistik olarak değerlendirmeyin; önümüzdeki yılların sosyal güvenlik ve sağlık sistemini şekillendireceğini de düşünün. İlk akla gelebilecek 3 kritik etkisini şu sorular halinde sıralamak çok zor olmayacak;

  1. Çalışan nüfustaki artış eskisi gibi olamayacak mı?
  2. Sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarındaki baskı kalıcı hale mi gelecek?
  3. “Demografik Fırsat Penceresi” kapanma riski mi oluşacak?

Bunlar, “ne güzel nüfusumuz artıyor” denilebilecek büyüklükler mi? Bugün nüfusumuz genç-orta yaş ağırlıklı. Bunu doğru değerlendirebilirsek bir fırsat oluşturabilir miyiz? Yoksa, “sağlıksız ve yaşlı ama büyüyen” bir nüfus yapısıyla mı karşılaşabiliriz?

Küçülen Hanelerin Yaşlı Bakımıyla İlişkisi

Bunlara bir de azalan doğurganlığın sonucu olarak; hanelerin küçülmesi ve çocukların aileden ayrılarak yer değiştirip yaşamaları, yaşlı bakımını üstlenen ve kayda bile geçmeyen aile emeğinin azalmasını da eklemek gerekmez mi?

Tam bu noktada, çok çarpıcı bir istatistiği paylaşmakta yarar var; Türkiye’de 75 yaş üstü nüfusun yaklaşık yarısına yakını ev işlerini tek başına yapamazken, 65 yaş üstü nüfusun sadece binde 3’ünü bile zor bulan bir kısmı kurumsal uzun süreli bakım hizmetinden faydalanıyor.

Değişen Paradigma

Öte yandan, geleneksel sağlık sisteminin “hastalık sonrası müdahaleye odaklandığını” hiç unutmamak gerekir. Artık, sağlıkta da paradigma değişti. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçildi.

OVP büyüklüklerini sağlık açısından bunlarla birlikte değerlendirmek gerekecek.

Tarama ve Sağlıklı Yaşam

Geçenlerde, Spotify kurucusu Daniel Ek ve Hjalmar Nilsonne sağlık yatırımını açıkladı. “Neko Health” adlı bu yatırımla, hızlı ve bütüncül veri toplama ile 1 saatte radyasyonsuz sistem taramaları yapılıyor (https://www.nekohealth.com/se/en).

Kardiyovasküler, metabolizma ve deri ile ilgili veri taranarak yapılan bu yatırıma ulaşmak için 25 bini aşkın kişinin de sırada beklediği belirtiliyor. Sadece bu bile, kişilerin sağlıkları ile ilgili farkındalıklarını göstermesi açısından önemli bir gösterge olarak dikkat çekicidir.

Toplanan verilerle, hekim değerlendirmesiyle birleştirilerek kalp hastalıkları, diyabet ve dermatolojik risklerin belirtisi ortaya çıkmadan tespit edilmesi hedefleniyor. Sadece yüksek gelir grubu hedef kitle olarak düşünülmemiş, ulaşılabilir fiyatla bunun genişlemesi planlanmış. Model, “sağlıklı yaşamı sürdürülebilir kılan” merkezlere dönüşecek gözükmektedir.

Değişimi Yönetme Yaklaşımları

Değişimi iyi yönetmek gerekiyor. Son dönemde okuduğum bir yazıda farklı yaklaşımlar öneriliyor (https://www.fsg.org/resource/the-funders-palette-a-spectrum-of-approaches-for-systems-change/);

  1. Organizasyonları güçlendirme başlığı altında, güçlü etki için kar amacı gütmeyen kuruluşların kapasitesini artırma,
  2. Karmaşıklığı yönetebilen ve sistemleri etkileyebilen liderler yetiştirme,
  3. Daha iyi karar ve eylemler için kanıt üretip harekete geçme,
  4. Toplumun sorunları nasıl anladığını değiştirerek yeni çözümler ortaya çıkarma,
  5. Toplulukların kendilerini etkileyen kararları şekillendirmesini sağlama yoluyla güçlendirme,
  6. Ortak zorluklar etrafında sektörler arası ortaklıklar kurmak,
  7. Fon sağlayıcıları organize ederek ortak öncelikler etrafında hizalanmayla etkiyi artırma,
  8. Piyasa dinamiklerini ürünlere, hizmetlere ve sermayeye adil erişime doğru kaydırma,
  9. Politika değişikliği savunuculuğu yoluyla politika, kural ve düzenlemeleri etkileme,
  10. Alçakgönüllülükle hareket edip, derin dinleyerek gücü sorumlu kullanma,

Bu değişim baskılarından, geleceğin sigortacıları da etkilenecek, özellikle sağlık sigortacıları…

“Hep mi Tazminat Ödeme”

Sağlık sigortacılığı, sigortalısının riskini yöneterek hastalanma ihtimalini azaltan, sağlıklı yaş alma sürecini zorlayan bir yaklaşıma evrilecek. Çünkü kritik nokta, reaktif olabilmekte odaklanıyor. Sağlıksız yaş alma, sağlık sigortacılarını “hep tazminat ödeme” baskısından da kurtaracak. Dijital sağlık, uzaktan takip gibi modellerle önleme ve erken teşhis ve takip müdahalelerini daha da kritik hale getiriyor.

Yani poliçeler artık, sigortalıları kendi sağlıklarını daha iyi yönetme konusunda tutum ve davranış değişikliğine zorlayacak. Sonuçta; diyabet, hipertansiyon, obezite gibi kronik hastalıkları tedavi etmek hatta yönetmek için hastanenin yerini ev ve iş yeri gibi gerçek yaşamdan kesitler alacak.

Bu arada kişiselleşmiş poliçe ile riskleri değerlendiren ve sonuca göre belki de “tek tip” yerine her bir sigortalı veya sigortalı grubu için farklı teminat içerikleri oluşturulacak. Bu farklılık, sigortalı ve sigortacı için tercih kriteri olabilecek.

Birlikte Çalışabilirlik (Interoprabilite) kavramına zaman zaman değiniyorum. Şimdi tam bu noktada bir kez daha vurgulamak gerekecek. Aslında, koordinasyondan çok daha ileri bir kavram. Birlikte işlerlik de deniyor. Ürün, sistem veya süreçlerinin beraber çalışarak ortak bir işlemi yerine getirmeleri anlamında kullanılıyor. Sadece, teknik alanlarda olabileceği gibi; sosyal, politik ve organizasyonel alanlar da dikkate alınarak daha geniş bir kapsamda kullanılabilir. Tıpkı senfoni orkestrasında eline bageti alan şef gibi düşünün. Şef, farklı müzisyenlerin aynı anda, aynı tempoda ve uyum içinde çalmasını sağlayan, lider ve yöneticidir. Şefin Görevleri başlığıyla taradığınızda karşınıza aşağıdaki başlıklar çıkar;

  1. Tempo ve Ritim Kontrolü: Konser sırasında elindeki baget veya jestlerle müziğin hızını (temposunu) belirler ve sabit tutar.
  2. Eseri Yorumlama: Bestecinin yazdığı notalara kendi sanatsal yorumunu katarak esere ruh verir. Hangi enstrümanın daha yüksek, hangi enstrümanın daha sessiz çalacağını ayarlar.
  3. Koordinasyon: Onlarca farklı enstrümanın (keman, flüt, davul vb.) doğru zamanda girmesini ve çıkmasını sağlayan canlı bir iletişim köprüsüdür.

İşte sigortacı da yukarıda sıralanan özelliklerde; sağlığın geleceğinde, mülkiyetinden bağımsız; sağlık kurumları, sağlık çalışanları, eczaneler, girişimciler, karar verici otoriteler ve kişinin kendisi gibi paydaşlarla birlikte çalışan şef mi olacak acaba?

Dünya Sağlık Örgütü’ne Göre Özel Sağlık Sigortacılığı

Dünya Sağlık Örgütü’ne Göre Özel Sağlık Sigortacılığı

Geçen hafta “Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak” başlığı altında uzun ömürlülük konusundaki yeni bir rapordan bazı çarpıcı başlıklar aktararak değerlendirmeler yapmıştım. Bu bağlamda sağlık sigortacılığının geleceğine yönelik öngörülerimi de paylaşmıştım. Bu hafta konuya Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) özel sağlık sigortacılığına ilişkin görüşleriyle öngörülerime devam edeceğim.

Geçen hafta “Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak” başlığı altında uzun ömürlülük konusundaki yeni bir rapordan bazı çarpıcı başlıklar aktararak değerlendirmeler yapmıştım (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf) Bu bağlamda sağlık sigortacılığının geleceğine yönelik öngörülerimi de paylaşmıştım. Bu hafta konuya Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) özel sağlık sigortacılığına ilişkin görüşleriyle öngörülerime devam edeceğim.

Önce hep söylenen ve kabul gören bir tespitle başlamak istiyorum; Türkiye’de bir yandan daha uzun yaşarken diğer yandan daha az sağlıklı yaşıyoruz, ayrıca da çoğunlukla ekonomik imkanlarımız yaşımızla birlikte azalıyor. Bundan sonraki satırları, bu tespitle birlikte değerlendirmenizde yarar olacaktır.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü

“Universal Health Coverage (UHC)” Türkçe’de Genel Sağlık Sigortası anlamına da gelen evrensel sağlık kapsayıcılığı olarak bilinir.

Geçtiğimiz yıl 12 Aralık’ta DSÖ “Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü” (Universal Health Coverage Day) kutlaması yaptı (https://www.who.int/campaigns/universal-health-coverage-day/2025). 2025 Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü’nde, karşılanamaz sağlık maliyetlerinin insanlar üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekildi. Her dört kişiden birinin, sağlık hizmetlerini kendi cebinden öderken mali zorluk yaşadığı; bu durumun çoğu zaman gıda, eğitim veya barınma gibi temel ihtiyaçlardan fedakârlık edilmesi pahasına gerçekleştiği vurgulandı.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü, hâlâ uygun maliyetli sağlık hizmetlerine erişmeyi bekleyen yüz milyonlarca insan için savunuculuk yapılmasını ve karar vericilere sağlığa daha akıllıca yatırımlar yapmaları çağrısında bulunulmasını sağlayan küresel bir buluşma noktası oldu.

“Daha sağlıklı toplumlar, daha dayanıklı, üretken, barışçıl ve müreffeh toplulukların oluşmasını sağlar” temasıyla hareket eden DSÖ, insanların maliyetler nedeniyle sağlık hizmetini geciktirdiğinde veya almaktan vazgeçtiğinde, sağlık sonuçlarının kötüleşmesi ve uzun vadede hem sağlık hem de mali yükün artması riskiyle karşı karşıya kaldığını öne çıkarıyor.

DSÖ, buna karşılık hükümetlerin insanların uygun maliyetli sağlık hizmetlerine erişimini öncelik hâline getirdiğinde, tüm sektörlerde sürdürülebilir ilerlemenin temelini atmış olacağını belirtmektedir.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü kapsamında DSÖ, özellikle düşük gelirli bireyler veya kronik hastalığı olan kişiler başta olmak üzere, en fazla ihtiyaç duyanlar için mali koruma önlemlerinin acilen hayata geçirilmesi ve cepten yapılan sağlık harcamalarının ortadan kaldırılması çağrısında bulunmaktadır.

Gönüllülükten Zorunluluğa 

DSÖ’ne göre, özel sağlık sigortası; gönüllü/ticari sistemlerden zorunlu sistemlere kadar uzanan işlevsel bir yelpazeyi kapsar ve risk havuzlama, kamu-özel sınırları ve kapsam rolleri boyutları boyunca ilerler. DSÖ, gönüllü bireysel planlardan zorunlu özel yönetilen/organize edilen planlara (Hollanda, İsviçre’nin bazı bölgeleri ve ABD Sağlık Hesapları Sistemi gibi) kadar uzanır. Yönetim yapısı, ticari kâr amacı güden kuruluşlardan özel kâr amacı gütmeyen veya yarı-kamu kuruluşlarına geçiş gösterir. Risk bazlı primlerden, topluluk (grup) bazlı veya gelire dayalı katkılara doğru ilerler.

Neelam Sekhri ve William Savedoff DSÖ Bülteni’nde yayımlanan Özel Sağlık Sigortası: Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Sonuçları (Private Health Insurance: Implications For Developing Countries) adlı makalesinde (https://iris.who.int/server/api/core/bitstreams/a59b2078-4950-41cb-9aed-347dc402d0dd/content); özel sağlık sigortasının hem yüksek hem de düşük gelirli ülkelerde giderek daha önemli bir rol oynamakta olduğunu; ancak araştırmacılar ve politika yapıcılar tarafından yeterince anlaşılmadığını belirtmektedir. Bu makalede, özel ve kamu sağlık sigortası arasındaki ayrımın çoğu zaman abartıldığı; çünkü iyi düzenlenmiş özel sigortalarının, kamu sigortası sistemleriyle birçok ortak özelliğe sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, özel sağlık sigortasının Batı Avrupa’daki birçok modern sosyal sigorta sisteminden önce ortaya çıktığını ve bu sayede bu ülkelerin daha sonra sağlık hizmetlerine evrensel erişimi sağlamayı mümkün kılan mekanizmaları, kurumları ve kapasiteleri geliştirebildiği belirtilmektedir.

Makale, özel sigortayla ilgili uluslararası deneyimlerin gözden geçirilerek, bu rolün belirli bir bölgeyle veya ulusal gelir düzeyiyle sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki politikalar için önerilerde bulunulmakta ve özel sağlık sigortasının göz ardı edilemeyeceği savunulmaktadır. Hükümetlerin etkili düzenlemeler uygulaması ve kamu fonlarını yoksul ve savunmasız kişilere özel programlara odaklamasıyla özel sağlık sigortasının kamu yararına hizmet edecek şekilde kullanılabileceği ifade edilmektedir. Böylelikle, kamu sektörünün, kendi sağlık hizmeti kapsamını yönetme ve finanse etme kapasitesini artırırken, sigorta kurumlarıyla ilgili deneyim geliştirmek için bir model olarak da kullanabileceğinden söz edilmektedir.

Araştırmalar; önleme ve erken müdahalede sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarının sorumluluk duymaları gerektiğini net bir şekilde ortaya koyduğu için ülkemiz sağlık sigortacılığında poliçe bazında çeşitlendirmenin ürünlerle gösterilmesini zorunlu kılmaktadır.

Yaşlı bakım sigortası, uzun süreli sağlık sigortası, tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortası, kronik hastalıklar sigortası, ilaç ve tanı yöntemlerinde yenilikçi müdahaleleri içeren sağlık sigortası gibi yaşam tarzında davranış değişikliği yapanlara yönelik teşvik edici poliçe alt başlıkları içeren örnekler, kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte geliştirilmeli, uygun modeller yürürlüğe konulmalıdır.

Geçtiğimiz hafta da değindiğim gibi, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü bu boyutta analiz etmek gerekir. Geleceğin sağlık sigortacılığı, kişinin kendi sağlığını yönetmesinden başlayarak sağlık tazminatını davranış değişiklikleriyle birlikte yönetme temeline dayanmalıdır.

Bu yüzden, tıpkı DSÖ makalesinde olduğu gibi, geleceğin sağlık sigortacılığında sadece poliçe kapsamında ödenen tazminatın değil, poliçe içeriğini de şu alt başlıkların içini doldurularak revize etmekte fayda olabilir;

  • Kişinin hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, riski ekosistem yaklaşımıyla kamu özel sektör birlikte yöneten ve önceden belirlenen performans kriterleri çerçevesinde yarıştıran bir sorumluluğa dönüştürme,
  • Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler, uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurları tarama ve tedavi yöntemleriyle kapsama alma,
  • Kişinin hastanede değil yaşanılan yerde, evde, işte sağlığını yönetme deneyimini teşvik etme…

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi”.

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf). Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan (World Economic Forum) Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi” (The Longevity Dividend: The Business Case for Linking Health and Wealth).

Fırsat Maliyeti

En basit ifadesiyle, seçmediğiniz alternatiften dolayı kaybettiğiniz kazanç fırsat maliyeti olarak tanımlanır.

Rapor, sadece üç düşük teknolojili müdahalenin sağlık sistemlerine 5,8 trilyon dolardan fazla tasarruf sağlayabileceğini, 2040 yılına kadar 645 milyar dolar daha ek verimlik nedeni olabileceğini ortaya koyuyor. Bunların tamamı aslında fırsat maliyetidir ve aynı zamanda fiziksel ve finansal tüm nedenlerin birlikte anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekliliğini de gösterir.

Bu üç basit ve uygun fiyatlı değişiklik; evlerde halı bandı ve tutunma barlarıyla düşmeye karşı koruma önlemi alınması, fiziksel aktivitenin artırılması ve işitme cihazlarına erişimin kolaylaştırılmasına dayanmaktadır.

Böylece; uzun ömürlülüğü yaşlılık sorunu olarak değil, yaşam boyu fiziksel ve finansal sağlığın iç içe geçmişliği olarak anlamanın gerekliliğini vurgulanıyor. Uygun fiyatlı konutlardan, yaş almada ayrımcılığı azaltmaya kadar uzanan uzun ömürlülüğü destekleyici müdahalelerin çokluğu anlatılıyor. Uzun ömürlülük ekonomisinin daha geniş kapsamda anlaşılmasıyla önemli yatırım getirileri sağlayabileceğinden söz ediliyor.

Aslında, uzun ömürlülüğün, yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin sorunu veya artan emekli sayısıyla oluşan bir bilanço dar boğazı olarak yanlış ele alındığı söyleniyor.

Rapor; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Vietnam, Kolombiya, Endonezya, Meksika, Çin, Hindistan, Singapur, Brazilya, Nijerya, Güney Kore, Tayland, Kanada, Hollanda, İngiltere, ABD., Fransa, Hırvatistan, Japonya’nın yer aldığı 21 ülkeden veri toplanarak sayısal analizleri içeriyor.

Sağlık ve Zenginlik

Uzun ömürlülüğün, gelecek yirmi yılın en önemli sağlık sorunu olarak ele alınabileceği ama aynı zamanda hafife alınan ekonomik fırsatlardan biri olduğu ifade ediliyor. Demografik yelpazenin her kesiminden o ülke için bir fırsat sunulduğu aktarılıyor.

“Uzun Ömürlülük Getirisi” olarak; sağlık ve zenginliği birleştirmenin gerekçesinde, ilerleme ve yeniliği, sağlık ve zenginlik arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığı örnekliyor. Hatta, soyut bir demografik zorluğu somut bir ekonomik fırsata dönüştüren üç belirgin ve küçük müdahale modellenerek, toplumların böyle planlamalarla neler kazanabileceği sayısal olarak ortaya konuluyor.

Uzun ömürlülük geçişine hazırlanmak için kapsamlı reformlar veya denenmemiş teknolojiler gerekmediği de vurgulanıyor. Düşük maliyetli, veriye dayalı ve uygulanmaya derhal başlanabilecek küçük müdahalelerle ilerlenebileceği anlatılıyor.

Gerekenin; hükümetler, işverenler ve sağlık finansmanındaki karar verici kurumlarının fiziksel ve finansal sağlığı ayrı ayrı alanlar olarak ele almayı bırakmaları olduğu açıkça ifade ediliyor.

Uzun ömürlülüğü toplumsal bir zorunluluk olarak anlamanın, trilyonlarca dolarlık tasarrufun önünü açabileceği, ek bir ekonomik büyüme sağlayacağı ve küresel düzeyde toplumların refah düzeyini iyileştirebileceği gerekçelendiriliyor.

Kronik Bakım Endeksi

Konuyla ilişkili bir başka rapordan daha söz etmek istiyorum. Bu Rapor da çok yakın zamanda Sigorta Gazetesi’nde yayımlandı (https://sigortagazetesi.com/38-ulkenin-kronik-bakim-endeksi-aciklandi-turkiye-kacinci-sirada/). Rapor, Kronik Bakım Endeksi’nden söz ediyor. Zürich Sigorta Grubu tarafından söz konusu raporda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi 38 ülkenin on yıllık verileri analiz edilmiş.

Rapor, kronik hastalık yükü ve sağlık sistemlerinin cevabı açısından Kronik Bakım Endeksi’ne iki farklı bakış açısı getirerek ülkelerin bu yükü yönetmeye ne kadar iyi hazırlandığını ölçen bir endeks sunuyor. Sonuçlar, bakımın zaman içinde ne kadar amacına uygun organize ve koordine edildiği ile sunulduğunu gösteriyor. Daha kötü sonuçlar genellikle parçalı bakım, sınırlı erişim ve koordinasyon eksikliğiyle ilişkilendiriliyor.

Endekste İsviçre ve Hollanda’nın, 100 üzerinden 80 ve 78 ile ilk sıralarda yer aldığı görülüyor.  Onları; Lüksemburg, Norveç, Güney Kore, İsrail, Belçika, Avustralya, İsveç 70 ve üstü puanlarla takip ediyor. Letonya, Litvanya, Yunanistan, Polonya ve Macaristan ise 30’dan az puanlarla en düşük sıralarda yer alıyor. 38 ülke arasında 59 puanla 18.sıradaki Türkiye’nin altında İtalya ve İngiltere 57, Almanya 55 puanla bulunuyor.

Rapor’da; ne kadar erken harekete geçilirse, bakım ne kadar sağlık hizmetiyle entegre edilirse ve sağlık sistemlerinin ne kadar ötesinde düşünülürse, o kadar iyi sonuçlar alınabileceğini vurgulamaktadır. Halen, sağlıklı kalmayı desteklemek yerine tedaviye odaklanıldığı belirtilse de sağlık politika yapıcıları, işverenler, sigortacılar ve endüstri sorumlularının uzun dönemde sağlıklı yaş almayı hedeflemelerinin daha doğru olacağı yazılmış.

Bu sayede, kaynak verimliliği ve finansal dayanıklılık artışıyla daha proaktif bir süreç yönetilebileceği iddia ediliyor. Bu bağlamda en çarpıcı başlık ise sonuçların harcamaya değil, kaliteye bağlı olmasıdır. Bazı ülkelerin sağlık sistemleri benzer bile olsa, amaca ulaşma, koordinasyon ve hizmetlere erişim farklılıkları endeksteki sıralamayı değiştirebilmektedir. Bu yüzden fırsat; daha erken, entegre, paylaşımlı bakım olarak gösterilmekte, önleme ve koordineli bakımın önemi vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, özellikle ülkemizde daha uzun yaşayıp, daha az sağlıklı, hatta yaş aldıkça sağlıklı bile olmadığımız açıktır. Ne yazık ki ek olarak, çoğunlukla ekonomik imkanların yaşla birlikte azaldığını da mutlaka dikkate almalıyız.

Yapılan araştırmalar, daha fazla önleme, daha erken müdahale konusunda, başta sağlık sigortacıları olmak üzere, sağlık sisteminin tüm paydaşları olarak ortak sorumluluk gerektiğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle bu nedenleri düşündüğümüzde, ülkemiz kamu ve özel sağlık sigortacılığında yıllardır tartışılmakta olan yaşlı bakımı ve uzun süreli sağlık sigortacılığı açısından konunun özenle değerlendirilmesinde büyük yarar vardır.

Yaşlanan bir dünyada ortaya çıkan zorlukları ve fırsatları etkili bir şekilde ele almak için sağlık ve zenginlik arasındaki etkileşimleri anlamak çok önemlidir. İşte tam da bu açıdan, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü doğru anlayarak sadece bir sonraki yıl tazminat prim oranını düşürmeye odaklanmak yerine analiz etmek gerekir. Zaten gelecek buradadır…

Geleceğin sağlık sigortacılığı, sigortalısının tazminatını yönetmeyi temel alacaktır.  Bunun bir önceki aşaması da kişinin kendi sağlığını yönetmesidir.

Kamu veya özel sağlık sigortacıları, sigortalısına her geçen gün artan uzun ömürlülük ve buna bağlı tedavi harcaması faturaları ödemekten; hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, dolayısıyla sağlık riskini paydaşlarıyla birlikte ekosistem bakışıyla yöneten bir sorumluluğa evrilecektir. Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler ve uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurlar bu sorumluluğun alt bileşenleri olacaktır.

Sağlıklı bireylerin sağlık giderleri her yaşta daha düşüktür, bu hiç unutulmamalıdır. Ayrıca, yaş alma sürecinde sağlıklı çalışanların işlerinden ayrılma oranının daha az olduğu da önemli bir değişkendir. Bu durumu daha fazla sürdürülebilirliğe odaklanarak ilerletmek, bir yandan kişiler için daha fazla finansal dayanıklılık diğer yandan da sağlığa yatırım yapmak için karar vericilere daha fazla kaynak fırsatı sağlayacaktır.

Tersi, sadece parasal olarak değil hakkaniyet açısından da kötü sağlık maliyettir. Sağlık hizmetlerinin maliyetleri artığı gibi, işgücü kapasitesinde azalmalar da görülebilir. Bunlar, finansal baskılara yol açabilir ve sağlığın korunması ile geliştirilmesi konusundaki kaynak arayışlarını zora sokar. Finansal baskılar olduğunda, kişilerin sağlıklı kalmalarına yatırım yapmak için seçenek ve kaynaklar sınırlanacağından, sonuç daima kötü sağlıktır.