Ekmeği Ekmekçiye Ver…

Ekmeği Ekmekçiye Ver…

Bu söz, bir Anadolu deyişinin ilk bölümü. Yorumu; her işi o işin ustasına, bilenine yaptır, “Ekmeği ekmekçiye ver” sözünün devamı en az ilk bölümü kadar etkileyici;  “Bir ekmek de üste ver”.

Bu söz, bir Anadolu deyişinin ilk bölümü. Yorumu; her işi o işin ustasına, bilenine yaptır, “Ekmeği ekmekçiye ver” sözünün devamı en az ilk bölümü kadar etkileyici;  “Bir ekmek de üste ver”

Bu Anadolu deyişini çok sık tekrarlayan, ekibiyle yaptığı toplantılarda çok sık kullanan bir sağlık yatırımcısını anmak için bu başlığı atmak istedim. 12 Şubat 2026’da vefat eden soyadı gibi güzel bir insanı yad edeceğim. Daha çok bilineni ile Biruni ama aynı zamanda Centro ve Çevre Laboratuvarlarının Kurucusu Rahmetli Ömer Güzel’den söz ediyorum. Geçekten de çok özel ve güzel bir insandı, belki sayfalarca, saatlerce anlatılsa eksiklikler kalabilecek bir insandı.

Kişisel dostluğum, ailemizin vefası ve sektöre kazandırdıklarına saygım gereği, bu satırları yazmak istedim. Yazarken iki konuyu çok önemsiyorum. İlki bilinenleri hatırlatmak, ikincisi ve hatta belki daha önemlisi az bilinen, birlikte çalışanların yaşadıklarını buraya taşımak…

Her şeyden önce, 1980’li yıllardan bugüne uzun yıllar laboratuvar hizmetleri ve sağlık yönetiminde önemli çalışmalarda öncülüğü, kuruculuğu ve imzası vardı.

1953 yılında Gaziantep’te dünyaya gelmiş. Tıp eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra biyokimya ve moleküler biyoloji alanında akademik çalışmalar yürütmüş. Yurt dışında aldığı eğitimlerle bilimsel perspektifini genişletmiş. Türkiye’ye döndükten sonra özellikle tıbbi laboratuvar hizmetlerinin gelişimi için çok çaba sarf etmiş.

Kurucusu ve yöneticisi olduğu kuruluşlarla sağlık sektöründe kalitenin artmasına kendini adamıştı. Laboratuvar tıbbında akreditasyon süreçleri, kalite kontrol mekanizmaları ve modern tanı altyapılarının yaygınlaştırılması konularında, ulusal ve uluslararası camialarda aktif görevler üstlenmişti.

Kamu ve özel sektör arasında samimi bir köprü olmuştu. Sağlık politikalarının geliştirilmesi, başta Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) olmak üzere sadece özel sağlık kuruluşlarının değil sivil toplum kuruluşlarının da kurumsallaşması ile kalite odaklı anlayışın yaygınlaşmasında hep baş rol oyuncusu olmuştu. Laboratuvar ve kalite derneklerinin Türkiye’yi temsil eden rolleri de olmuştu, gerektiğinde kendisinin devamı için tüzük değişikliği yapan uluslararası dernek örnekleri bile anlatılır. Türkiye Sigorta Birliği ile OHSAD ve fiyat tarifeleri bağlamında Türk Tabipleri Birliği arasında iyi çalışan bir köprü olmak için gösterdiği gayretlerin canlı tanığıyım.

Gelelim az bilinen yönlerine…

Birlikte çok çalıştık. Özellikle son 15 yılda, bir çok projede, hazırlıkta, organizasyonda  sivil toplum kuruluşunda yakın çalışma arkadaşı ve ekip olduk. 1990’lı yıllarda Sağlık Bakanlığı’nı temsilen bürokrat olarak katıldığım toplantılarda başlayan bu tanışıklığımız, her geçen gün derinliği artan dostluğa dönüştü. Sağlık reformu tartışmalarının yeni başladığı o yıllardaki mülkiyetten bağımsız ilkesel dik duruşu ve kamu sağlığına yönelik netliği hep aklımdadır. Hatta zaman zaman inatçı tavrını bile hatırlıyorum.

Doğru bildiği konularda, bürokratik saygı ve nezaket sınırları içinde, Sağlık Bakanlarına bile itirazında devam ederdi. Son 15 yıllık beraber olduğumuz birkaç toplantıdaki zarif karşı çıkışları gözümün önünden hızla akıp gidiyor. Bürokratlığım döneminde, birlikte konuşmacı olduğumuz ve farklı bakış açısı beklenen paneller ile çalıştaylarda bile, sıklıkla aynı pencereden bakabilmenin mutluluğunu yaşamıştım. Hatta her Ankara’ya dönüşümde çalıştığım dönemin Sağlık Bakanlarına bu yaklaşımları aktardığım anlar, sanki dün yaşanmış gibi…

Kendi kurdukları dahil, çalıştığı ve katkı verdiği her yapıyı, tıpkı sık sık kullandığı Anadolu sözlerinden biri olan “Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver” yaklaşımında olduğu gibi, uzmanlaşmaya değer veren ama onun da hakkını veren noktaya taşımıştı. Çünkü, bu bakış, sanki bir hayat felsefesiydi, kurumsallaşmanın bir kanıtıydı. Şirketleri için aldığı danışmanlık hizmetlerini yıllar sonra, kendisi de, o hizmeti verenler de böyle anlatmışlardı.

Çok çalışkan, çok okuyan ve araştıran bir kişiliği vardı. Her toplantıya hazırlanarak gelir ve diğer katılımcılardan bile bunu beklerdi. 2022 yılında Değer Temelli Sağlık Derneği’ni (DETESADER) kendisinin de içinde olduğu 32 kurucu üye ile birlikte kurmuştuk. Vefatına kadar da Dernek Yönetim Kurulu Üyemizdi.

DETESADER’de her Çarşamba sabahı çevrimiçi Yönetim Kurulu Toplantısı yapıyoruz. Son dönemi hariç, her toplantımızda gündemde kendisine bir bölüm ayrılmıştı; “Ömer Güzel İle Son Beş Dakika”. Sanki Üniversite’deyiz, sanki Makale Saati ve Ömer Güzel son yayınlanmış bir makaleyi özetliyor. O kadar etkileyici ve çarpıcı değişimleri aktarırdı ki, sanki her hafta yeni bir şeyler öğrenmiş ilk yıl asistanı gibi mutlulukla ayrılırdık ama tartışmalarımızın birkaç telefonla uzadığını bile yaşardık. Çoğu zaman da toplantıyı planlanan saatinde bitirerek. Ayrıca, vefatından neredeyse bir ay kadar önce katıldığı bir başka çevrimiçi toplantıdaki katkıları camiaya son seslenişiydi belki de…

Bu toplantılarda yaşadığım bir başka özelliğini de hiç unutmam mümkün değil; toplantılarda not alma. O nasıl bir dikkat, o nasıl bir özendi. A4 kağıdının yarısı kadar ölçüde not defterleri vardı. Her gittiği toplantıda, o hiç bozulmayan eskilerin inci gibi diyerek tanımladığı yazısı ile notlar tutar, araştırılması gereken konulara soru işaretleri koyardı, hatta farklı renklerle işaretler bile kullanırdı. O notların kim bilir ne kadar tarihi değeri vardır? Keşke sağlık camiası o notları değerlendirebilse… Yakın çalışma arkadaşları, o toplantı notlarıyla katılamadıkları toplantılardan fazlasıyla bilgilendirildiklerini anlatırlardı. DETESADER Yönetim Kurulu Toplantılarında, o özenli notlarını paylaştığını hatırlarım.

Belki de en az bilinen bir yönüyle tamamlamak istiyorum. Kimseye belli etmeden çok yardımsever bir kişiymiş. Bir söz var ya, “Bir elin verdiğini diğer el görmeyecek”. İşte tam da bu. Bir kısım dostları yaptığı hayırları, kendi ağzından değil, çevresinden duyarmış.

Ömer Güzel olmadan gerçekleşen ilk OHSAD toplantısında, Sevgili Eşi Nermin Abla’nın davetli olduğu bir anma programı düzenlendi. Vefa dolu bir davranış yaşandı, duygu yüklü bir anma oldu, kutluyorum.

Toplantı dönüşü sosyal medyamda, şu satırlarla duygularımı paylaşmıştım. “İlk defa bulunamadığı ve katkı veremediği 15.OHSAD Kurultayı’na; sağlık camiası duayeni, ulusal ve uluslararası kalıcı izleri ve nezaketiyle hep hatırlatacağımız Biruni Laboratuvarları Kurucusu, Abimiz, Dostumuz, Üstadımız Ömer Güzel’i vefatının 44.gününde anarak başladık. Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun, ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum”

Sağlık yönetici ve çalışanlarında kalıcı izler bırakan Ömer Güzel’in doğrudan ve etik yaklaşımlardan hiçbir şekilde ödün vermeden; üretmesi, çalışkanlığı, disiplinli bakışı ile çözüm odaklı tutumu, sağlık camiasında yaşayanların anılarından hiç çıkmayacak, hep hatırlatılacak ve hatırlanacaktır.

Yaşam Bilimleri Eğilimleri ve Sağlık Sigortacılığına Olası Etkileri

Yaşam Bilimleri Eğilimleri ve Sağlık Sigortacılığına Olası Etkileri

Sağlık hizmet sunumu ve sağlık finansmanı özellikle de sağlık sigortacılığı bugünkünden farklılaşacak. Tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler oluşacak. Hem özel sağlık sigortaları hem de kamu sağlık sigortalarını bekleyen bu sürece hazırlıklı olunmalıdır. Hatta hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında da kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin sağlıklı yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleler ve bazı teşvikler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

2026 Davos Zirvesi, 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında İsviçre Davos’ta gerçekleşti (https://www.weforum.org/meetings/world-economic-forum-annual-meeting-2026/). Bu yıl, 56. kez düzenlenen toplantının teması, “Diyalog Ruhu” olarak ilan edildi.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da küresel ekonomik ve politik liderleri bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu; “küresel sağlık sektörü nasıl değişiyor ve sektör liderleri bundan sonra ne yapmalı” başlığında tartışmalara sahne oldu. Bu tartışmalar, temada belirtildiği gibi, “Diyalog Ruhu” ile çok muhtemeldir ki, sağlık sigortacılığına yansıyarak ilerleyecektir.

Yaşam Bilimleri, Davos 2026

Bilindiği gibi, yaşam bilimleri sadece kendisini geliştirmiyor. Rekabet içinde teknolojilerin yarıştığı, hatta o an itibarıyla gelinen noktada, süreç ve kuralların bile yeniden oluşturulduğu bir etkileşim zemini içinde gelişiyor. Zaman zaman eğilimler, tek başına hareket edebiliyor ama çoğunlukla birbirlerini güçlendiriyor ve birden fazla sektörü de şekillendiriyor. Bu etkileşimlerin kesiştiği noktalar; ticaret ve politika, inovasyon, operasyonlar ve rekabet olarak tanımlanmış durumda.

Davos toplantılarında, bu noktaların, gelecek yıllarda yaşam bilimleri liderlerini beklenenden fazla zorlayabileceği belirtiliyor. Ticaret ve politika başlığı altında hükümetlerin sağlığı, enerji veya savunma gibi gördüğü vurgulanıyor. Bu bağlamda, rekabet ve jeopolitik dayanıklılıkta belirleyici unsur olarak değerlendirdikleri ifade ediliyor. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yerli üretim, stratejik stok ve yerel araştırma geliştirme teşvikleriyle büyük yatırımlar yaptığı örnekleniyor.

Sağlık Yöneticilerinin Yeni Müzakere Alanları 

Sağlıkla ilgili yöneticilerin, tıpkı jeopolitik müzakereciler gibi davranarak öncelikli konulara odaklandıklarına dikkat çekiliyor. Öncelikli konular arasında, hükümetlerle; fiyatlandırma, üretimi hızlandırma denemeleri, yerel üretim zorunlulukları, alım ve tedarik garantisi gibi alanlarda doğrudan müzakere ettikleri sıralanıyor.

Böylelikle, dönüştürücü yeni keşiflerin nerede bulunacağı değil, kişiler ve hastalara nerede ulaşacağına yönelindiği aktarılıyor. Sağlıkta da böyle bir yeni yapılanmanın, hükümetler ile sektör yönetici ve liderlerini; ülkelere özgü yatırım modelleri oluşturma ve politika esneklikleri geliştirme gibi stratejilerde entegrasyona odakladığına dikkat çekiliyor.

Konu, Davos’da tartışılan stratejilere gelmişken, geçtiğimiz ay yayınlanan sektör liderlerinin geleceğe odaklanan iş birliği, yenilik ve eylemlerini dönüştürme konusundaki bir makaleden kısa da olsa bazı alıntılar yapmam gerektiğini düşündüm.

Makale tartışma başlıkları ve detaylarını önümüzdeki hafta aktaracağım. Makale başlığı ve içeriği çok ilgi çekici; “Sonsuz Sağlık Hizmetleri: Değeri Ne Kadar?”
(https://a16z.com/infinite-healthcare-whats-it-worth/)

Sınırsız Talep Artan Kullanım

Makale, sağlık alanında kullanım artışının başarısızlık olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğu cümlesiyle başlıyor. Sağlık hizmet sunumunun, klinisyen maliyeti ve bulunabilirliğiyle sınırlandığı, finansal teşviklerin de bunu düzeltemeyeceği iddia ediliyor. Bu sınırlamanın yapay zekayla ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.  Biterken ise, “Dönüştürücü Yeniliğin Önünde Olun” tavsiyesi ile düzenli içgörü ve öngörülerle, değişim zamanlarında organizasyonunuzun gelişmesine yardımcı olacak pratik araçlara odaklanma öneriliyor.

Mevcut durumda; sağlık hizmetlerinin sınırsız sayılabilecek sağlık talebine rağmen artan kullanımından söz edilerek, sağlık harcamalarının “daha fazla bakım = daha pahalı” kısıtlamasına sabitlendiği aktarılıyor.

Oysa, yapay zekanın bu kısıtlamayı ortadan kaldırdığı bol ve düşük marjinal maliyetli bakım ile fırsat oluşturduğu ifade ediliyor. Stratejik sorunun, artan kullanımın sağlık ve ekonomik değerde ne ürettiği olduğu belirtiliyor. Proaktif yapay zeka destekli bakımla, kronik ve yüksek maliyetli toplumlarda yoğunlaşan önlenebilir harcamaların azaltılabileceği vurgulanıyor. Sonuçta da, daha sağlıklı bireylerle, iş gücüne katılımın artacağı, GSYİH’yı ek verimli yıllarla artıracağı paylaşılıyor.

Sonuç olarak, sadece kapasite yerine değer ve toplam üretilen sağlık hizmetini önemsemenin uzun vadeli sonuçlara odaklanmanın ekonomik avantaj ve sağlıklılık başına gelirin de yakalanacağı savunuluyor.

Önümüzdeki hafta, bu makale ile ilgili, çok ilginç bulabileceğinizi sandığım yaklaşımları aktarmaya devam edeceğim.

Başlarken belirtildiği gibi, Dünya Ekonomik Forumu’nda bu yıl; “küresel sağlık sektörü nasıl değişiyor ve sektör liderleri bundan sonra ne yapmalı” tartışmalarında sağlık hizmetleri dönüşümcülükte de gündem olmuş. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda sağlık sigortacılığı bu farklılaşmaya şimdikinden daha fazla ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranını yakından takip ederek düşürmeye ve geçtiğimiz hafta yazdığım gibi teknik verimliliğini artırmaya odaklanan sigorta şirketleri, ürün zenginleştirme yoluna gidecekler. Hep gündemde tutmaya çalıştığım gibi, göreceksiniz, genç yaşta sigortalılarını biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzına yönlendirebilecekler.  önleyici müdahalelerle takip edecekler. Mevzuat boyutunda bile, buna yönelik genel şartlar değişikliklerini talep edecekler.

Kamu sağlık sigortacılığında artan duyarlılık, bu mevzuat değişikliklerini hızlandıracak, yapılacak etki değerlendirmeleriyle en uygun stratejilerin planlamasından uygulanmasına, sonuçların izlenip değerlendirilmesine ve güncellemesine kadar ardışık bir çok adım birbirini tetikleyebilecektir.

Böylelikle, rasyonel ölçülerde işleyecek özel sigortacılığının tamamlayıcı rolü de aynı rasyonellikte tanımlanabilecektir.

Görüldüğü gibi, sağlık hizmet sunumu ve sağlık finansmanı özellikle de sağlık sigortacılığı bugünkünden farklılaşacak. Geçenlerde de aktarmıştım; tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler oluşacak. Hem özel sağlık sigortaları hem de kamu sağlık sigortalarını bekleyen bu sürece hazırlıklı olunmalıdır. Hatta, hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında da kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin sağlıklı yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleler ve bazı teşvikler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

“Demografik fırsat penceresi” artık kapanmaktayken sağlıklı yaşlanmayı hedef alan sağlık ve sigorta yöneticileri, tıpkı Davos toplantılarında sözü edilen jeopolitik müzakereciler gibi, belirleyecekleri öncelikli alanlarda doğrudan müzakere edebileceklerdir.

Bu yazıya hazırlanırken, akademisyen bir arkadaşımın literatür tarayarak ulaştığı ve kendi sosyal medyasında paylaştığı, şu sözlerle noktalamamın daha doğru olacağına karar verdim;

Aynı hatayı tekrar eden insan, genelde bilgisiz olduğu için değil, yanılabileceğini kabul edemediği için hata yaparmış. Zihin çoğu zaman gerçeği aramadan, kendini korumak adına özgüvenine sarılabiliyor. Günümüzde bunun dozu biraz daha yükseldi maalesef…

Bu yüzden en zor dile gelen cümle şudur: “Yanılıyor olabilirim.”

Oysa doğru karar… Daha çok bilmekten değil, durup gerçekten düşünebilmekten doğar.”

Sağlık Sigortalarında Teknik Kârlılık Yüzde 181 Artmış

Sağlık Sigortalarında Teknik Kârlılık Yüzde 181 Artmış

Bu başlığı görenlerin, “ne güzel iş, bu kadar da kar ediyorlarmış” dediklerini duyuyor gibiyim. Yazının tamamını okuduğunuzda, bilinen bazı teorik bilgilerin paylaşıldığını ve böylece bazı rakamlardaki artışların sağlık sigortacılığının sağlıklı işlemesine yol açtığını da düşünebileceksiniz.

Öncelikle verilerin kaynağının, Türkiye Sigorta Birliği olduğunu vurgulamakla başlamak isterim. Açıklanan 2025 mali ve teknik sonuçlarına göre, genel olarak, sigorta sektörünün mali göstergelerinde güçlü artış gözlenmektedir (https://www.tsb.org.tr/tr/istatistik/finansal-tablolar/sirket-bazinda-mali-ve-teknik-tablolar).

En Yüksek Teknik Kâr Sağlık Sigortalarında

2025 yılı 41 milyar TL mali kârla kapatan sigorta sektöründe bu artış, bir önceki yıla göre yüzde 28,5 olarak olmuştur. 2024 yılında 264,8 milyar TL olan özkaynak büyüklüğü, 2025 yılında yüzde 64,2 artmış ve 435 milyar TL miktarına ulaşmıştır. Böylelikle sigorta sektörü aktif toplamı, 2025 yılında 3,8 trilyon TL ile bir önceki yıla göre yüzde 67,5 artmıştır. Ayrıca, sigorta şirketleri toplam bilanço kârı da 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 63 artış ile 168 milyar TL’ye yükselmiştir.

Bu verilere göre, sigorta sektörünün teknik kârlılığı bir önceki yıla göre yüzde 85 artmış ve 192,4 milyar TL’ye yükselmiş. Sağlık, yangın ve kasko branşları bu artan teknik kârlılık örneklerini oluştururken, trafik sigortası ise 59,1 milyar TL ile tam tersine teknik zarara neden olmuştur.

Branş bazında, 2025 yılında en yüksek teknik kâr sağlık sigortalarında yaşanmış. Sağlık branşında teknik kârlılık 2024 yılına göre 2025 yılında yüzde 181 artarak 55,6 milyar TL’ye ulaşırken, genel anlamda sigortacılıkta hasar/prim oranı olarak ifade edilen tazminat prim oranı ise yüzde 74 olarak gerçekleşmiş.

İşi Doğru Yapmak

Kendi bütçelerinizden bile iyi takip edebildiğiniz gibi, ekonomide çok kaba olarak tüm diğer kalemleri hesaba katarak, toplam gelirlerinizden toplam giderlerinizi çıkardığınızda kalan miktar kâr olarak adlandırılabilir. Kârınızı da mutlaka bir şekilde değerlendirirsiniz. Şirketseniz, kâr ettiğinizde; yatırım yapabilirsiniz, özkaynağınızı arttırmak için sermayenize ekleyebilirsiniz ya da bir biçimde faiz, hisse senedi gibi gelir getirici araçlarla değerlendirebilirsiniz.

Sağlık ekonomisinde ve doğaldır ki sağlık sigortacılığında da geçerli olduğu için takip edilen iki oran vardır. Bunlar; teknik kârlılık ve mali kârlılıktır. Kârınızı yaptığınız işten kazanıyorsanız bu teknik kar olarak ifade edilir.

Kazandığınız paranın bir bölümünü, banka gibi gelir getirici bir araç üzerinden değerlendiriyorsanız bu da mali kardır.  Bir başka deyişle, sağlık sigortacılığında teknik kârlılık yaptığınız iş olan sağlık sigortacılığından kâr etmekmali kâr ise kâr ettiğinizi, ekonomik olarak değerlendirdiğiniz faiz, hisse senedi gibi araçlarla artırmak, yani paradan para kazanmaktır.

Teknik kârlılık için, genellikle yapılan işin doğru yapılması örneği verilir. İşte böyle baktığınızda sağlık sigortacılığında artan teknik kâr, sağlık sigortacılığının doğru yapıldığını da gösterir.

Hasar Yerine Tazminat

Sigortacılığın alfabesinde yer alan bir başka kavramı hatırlatarak bu iki konuyu birleştirmek istiyorum.  Risk oluştuğunda poliçede taahhüt edilen ödemenin alınan prime oranına, sağlık sigortacılığında tazminat prim oranı ifadesinin kullanılması istenir. Genel olarak mal sigortalarında hasar kelimesiyle ifade edilen bu kavramın, konu can sigortası olduğu için tazminat olarak ifade edilmesi, yıllardır sağlık sigortacılığıyla ilgili sektör çalışanlarında önemli bir duyarlılık noktası olduğu hatırlanacaktır.

Hatta, 2000’li yılların ilk yarısında bir sigorta şirketinde birlikte Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığımız Sevgili Ömer Karahan ile “hasar” kelimesini yanlışlıkla ağzından kaçıranlara bile para cezası vererek, toplanan parayla her Cuma iş bitinde kahve-pasta ikramında bulunulan bir organizasyon bile oluşturmuştuk.

Tazminat prim oranının 1’den küçük olmalıdırbunu beklemek doğaldır. Örneğin 12.000 TL. tazminat ödeyip 10.000 TL prim alındıysa, bu oran 1.2 çıkacaktır. Hak verirsiniz ki, özel sağlık sigortacılığında böyle bir zarar edici oranın, orta ve uzun dönem sürdürülebilirliği kabul edilemez.

Etkililik amaca ulaşma derecesi olarak tanımlanır. Etkililik açısından, teknik verimliliğin tazminat prim oranıyla birlikte değerlendirilmesi tercih edilmektedir. Gerek sigorta ürününün gerekse sigortalı(lar)nın etkililik değerlendirmesinde, 2025 yılı sağlık sigortacılığı tazminat prim oranı şirketler ortalamasının 0.74 olarak bildirilmesi işte bu açıdan daha da değerlidir. Ülkemiz koşullarında, sigortalılık bilinci ve kişinin sağlığını yönetme konusundaki farkındalığı bir arada düşünüldüğünde, bu iki gösterge sağlık sigortası şirketlerinin sağlığa özel değerlendirme ölçütlerini dikkate aldıklarını göstermektedir.

Tüm bunlar, birlikte düşünüldüğünde, sağlık sigortacılığını bekleyen yepyeni fırsatları görmemek mümkün değildir. Bir yandan teknik kârlılığın artışı, bir yandan tazminat prim oranın azaltılması sağlık sigortacılığında umut verici gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Bu fırsatlara ek olarak, uygun ve zamanında yapılacak müdahalelerle fırsata dönüştürülebilecek bir tehdit de gözden uzak tutulmamalıdır.

Örneğin sağlıklı yaş alma… TÜİK, yaşa göre ortalama kalan yaşam süresini 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında 18 yıl olarak belirlenmiştir. Yine TÜİK kayıtlarında; belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşanması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi ortalama 57,6 yıldır. Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan yani en az bir, çoğunlukla da birden fazla hastalıkla birlikte yaşanan süre olarak geçebilecektir.

Bu bağlamda, geçen haftalarda yazdığım bir yazıda, sadece önümüzdeki beş veya on yılda bile, sağlık hizmetlerinin farklılaşacağından söz ederek, sağlık sigortacılığının bu farklılaşmadan fazlasıyla etkileneceğine değindiğimi tekrar vurgulamak isterim.

Daha da ileri bir öngörüyle, tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımının eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler gündeme getireceği dikkate alındığında, mülkiyetinden bağımsız olarak kamu ve özel sağlık sigortalarının bu sürece hazırlıklı olması tavsiyesinde bulunmuştum.

Yenilikçi uygulamalarla yaklaşımıyla, kişilerin yaşam tarzı değişiklikleriyle beraber bunları teşviki eden sağlığı koruyucu-geliştirici-önleyici müdahalelerinin sigorta kapsamındolması; sağlık hizmetlerine ve sağlık sigortacılığına dönüşümcü müdahale alanları açacaktır.

Bunların arasına; yapay zeka, biyoteknoloji ve dijital sağlığın birleşimi, hasta kazanımlarını iyileştirmek, erişimi artırmak ve hastalık önleme ile tedavi yaklaşımlarındaki yenilikçi müdahale alanları da eklendiğinde, sağlık sigortacılığının verimlilik artışının sigortalı ve sigorta şirketi açısından önemi daha belirgin olacaktır.

Laboratuvarda Zamanı Geri Sarmak

Laboratuvarda Zamanı Geri Sarmak

1990’lı yıllardan bugüne tanıdığım, özel sektörde ve sivil toplumda zaman zaman yollarımızın kesiştiği Sevgili Cenk Tezcan’ın “Yaşam Süresi: Neden Yaşlanıyoruz ve Neden Yaşlanmak Zorunda Değiliz?” adıyla yaptığı kitabın çevirisinde; “Longevity (Uzun Yaşam) bir çılgınlık mı, yoksa yeni bir tıp paradigması mı” sorusu soruluyor.

Bu hafta uzun yaşam ile ilgili farklı bir yaklaşımı paylaşmak istiyorum. Bu farklı yaklaşım, David Sinclair ile Matthew PaPlante’nin birlikte yazdığı “Lifespan: Why We Age—and Why We Don’t Have To?” adlı kitapta anlattıklarıyla ilgili olacak. Başlık, bu kitaptan alındı. 1990’lı yıllardan bugüne tanıdığım, özel sektörde ve sivil toplumda zaman zaman yollarımızın kesiştiği Sevgili Cenk Tezcan’ın “Yaşam Süresi: Neden Yaşlanıyoruz ve Neden Yaşlanmak Zorunda Değiliz?” adıyla yaptığı kitabın çevirisinde; “Longevity (Uzun Yaşam) bir çılgınlık mı, yoksa yeni bir tıp paradigması mı” sorusu soruluyor.

Tıp Doktoru olan Futurist Cenk Tezcan, geçtiğimiz hafta yaptığı sosyal medya paylaşımıyla 2022’de çevirisini üstlendiği bu kitaptaki bilgileri bir bülten serisine dönüştürdüğünü aktarıyor https://tr.linkedin.com/posts/cenktezcan_drcenktezcan-lifespan-yasamdöngüsü-activity-6919205920690348032-DwHD). Bu paylaşımı okuyunca, merakla hemen kitaba ulaşmaya çalıştım.

Kitabı aktarmaya başlamadan önce, Cenk Tezcan’ın “65 yaşımda hem sağlık, hem performans anlamında kırklı yaşlarımı yaşıyorum” tespitinin özellikle altını çizerek başlamak isterim.

Bilgi Kaybı

Bu Pazar dördüncüsü yayınlanan ilk bölümde Cenk Tezcan; yaşlanmayı bir hastalık olarak görmenin neyi değiştireceğinin, hücrelerin bilgi kaybının nasıl önleneceğinin, laboratuvarda zamanı geri sarmanın mümkün olup olmadığının sorgulandığını belirtiyor. Yaşlanmanın bir kader olmadığı ara başlığıyla, saçların beyazlayacağı, cildin kırışacağı, reflekslerin yavaşlayacağı doğal süreçte, “yaşlanma ya o kadar da kaçınılmaz değilse” sorusunun Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. David Sinclair tarafından sorulduğunu yorumlayarak devam ediyor. Sinclair söylediğinin basit ama devrimsel olduğunu, “yaşlanmanın, kaçınılmaz bir biyolojik çöküş değil, geri döndürülebilir bir bilgi kaybı olabileceğini” ifade ediyor.

TIME dergisinin “Dünyadaki En Etkili 100 Kişisi” listesindeki Sinclair kitabında, hücrelerimizin zamanla eskimelerinden değil; sahip oldukları bilgiyi doğru kullanamadıkları için yaşlandığını iddia ediyor, sorunun zaman değil bilgi olduğunu belirtiyor. Hücrelerin genç yaşlarda  bildiği ama yaşlandıkça bozulan biyolojik hatırlama sisteminden söz ederek, CD benzetmesiyle üzerine çizikler geldikçe müzik bozulur ama bilginin halâ diskin içinde durması örneğiyle yaşlanmanın bu çiziklerin toplamı olduğunu aktarıyor. Hatta, yaşlanmanın tedavi gerektiren biyolojik fonksiyon bozukluğu olduğu görülmezse değiştirilemeyeceğini belirtiyor.

Bunları okurken, ülser tedavisinde bizim öğrenciliğimizde bilinmeyen ve dolayısıyla mezun olduktan sonra öğrendiğimiz antibiyotik tedavisi aklıma geldi. Gerçekten de, sadece öğrenci olunan dönem ile hekimlik yapılan tek bir dekatlık dönem sonrasında biletıp dünyasında tedaviden korunmaya, tedavi içeriğinden kişilere sağlığını yönetme bilinci kazandırmaya kadar pek çok yeniliğin geldiğini unutmamak gerekir.

Gelelim hücrelerin unutkanlığı olarak adlandırılan benzetmeye… Sinclair’e göre, hücrelerin içindeki genlerin çalışma sıralamasının bozulması; fonksiyonlarını azaltabilir, onarım sürecini yavaşlatabilir ve böylece yaşlanmayı başlatabilir. Sinclair, hücrelere gençlikteki durumunu hatırlatmayı öneriyor, laboratuvar deneylerinden söz ediyor. Sinir hücrelerini yeniden programlayarak görme yetisini kaybetmiş farelere kısmen görmenin kazandırılması örneğinden yola çıkılarak, insan deneyleri için FDA onayı alınmasının “laboratuvar şartlarında zamanı geri sarmak” olabilir mi sorusunu soruyor?

Jeopolitik Müzakereciler Gibi CEO’lar

Tam bu noktada, 10 gün kadar önce rastladığım “How Patients Will Be Treated in 2035”, Hastalar 2035’te nasıl tedavi edilecek? adlı yayında yer alan ana başlıklardan söz etmek isterim (https://claude.ai/public/artifacts/18b69d31-e1c5-4c37-8664-b96af9a260e6).

Yayında, sağlık sistemi her zamankinden de hızlı geliştiği ifadesiyle, 2035’de hastanelerin tedavi merkezi olmanın yanı sıra veri odaklı karar merkezleri haline geleceği öngörüsünde bulunuluyor. Bu kapsamda; yapay zeka desteğiyle belirtiler ortaya çıkmadan hastalıkları tespit edeceği, her bireyin “dijital ikizi” ile klinik kararların müdahale öncesi simülasyona imkan tanınacağı, biyosensörlerle kronik durumların gerçek zamanlı olarak sürekli izleneceği, ve kişiselleştirilmiş ilaç üretimiyle standart tedavilerin yeniden tanımlanacağı sıralanıyor. Yani, sağlık hizmetlerinin geleceğinin süreç gerçekleşmeden öngören akışa yönleneceği belirtiyor.

Erken teşhis çalışmalarında yapay zekânın, teşhislerin yüzde 72’sinde ilgililerinden daha iyi sonuç aldığının, bu bağlamda 2035 yılına kadar küresel dijital sağlık pazarının da 13 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğine dikkat çekilen yayında ilginç de bir benzetme var; önümüzdeki on yılda, sağlık hizmetlerinin “bir şey bozulana kadar bekle, sonra tamir et” yaklaşımının, atla yapılan ev ziyaretleri kadar eski moda görüneceği örnekleniyor. Gelecek olan şey, çoğu insanın fark ettiğinden daha hızlı, daha kişisel ve daha radikal olabilecek…

Sağlık Dayanıklılık İçin Bir Altyapı

Son olarak, 2026 Davos’dan bir makaleden söz edeceğim. “Yaşam Bilimlerinde Temel Trendler 2026” başlıklı (https://www.porsche-consulting.com/international/en/article/key-trends-life-sciences-davos-2026) adlı makale, küresel sağlık sektörünün nasıl değiştiğini ve  sektör liderlerinin ne yapması gerektiğini anlatıyor.

Egemen altyapı olarak sağlık alt başlığıyla, Hükümetlerin artık sağlığı, tarihsel olarak enerji veya savunmaya davrandıkları gibi, ulusal rekabet gücü ve jeopolitik dayanıklılık için gerekli egemen bir altyapı olarak ele aldıkları anlatılıyor. Almanya, ABD, Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde, yerli üretime, stratejik stoklara, genomik egemenliğe ve yerel araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) teşviklerine büyük yatırımlar yapıldığı belirtiliyor. Bu çabaların, sanayi politikasının çok ötesine uzandığı ve küresel ilaç sektörü için etkileşim kurallarını yeniden tanımladığı ifade ediliyor. CEO’ların giderek jeopolitik müzakereciler gibi davranarak, fiyatlandırma, deneme hızlandırma, yerel üretim zorunlulukları ve tedarik güvencesi konularında hükümetlerle doğrudan görüştüklerini Davos’ta ortaya konulduğu yazılıyor. Ülkelerin ve blokların artık farklı hızlarda, beklentilerde, veri normlarında ve pazar erişim gereksinimlerinde faaliyet gösterdiği vurgulanarak, yeniden yapılanmanın, bilimsel buluşların nerede yapıldığını değil, hastalara nerede ulaşabileceğini de belirlediğine dikkat çekiliyor.

Makale ilk maddesinde stratejik altyapı olarak sağlıktan söz ederken, yapay zekayı; klinik, üretim ve operasyonel iş akışlarına entegre eden bir yapı olarak tanımlamaktadır. Hatta, birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve iş gücü eksikliği olan bölgelerde en hızlı etkiyi göstereceğine değinmektedir. Bunu da, iş gücü eksikliği, yenilik, altyapı boşlukları yerine yetenekli mühendisler ve sağlık profesyonellerinin sınırlı bulunabilirliği nedeniyle stratejik bir erişim olarak göstermektedir. Artan sağlığa erişim boşluklarının, sağlık sistemlerine güveni korumak için kapsayıcı modellere ihtiyaç olduğundan yola çıkarak

Açıklanan tüm bu değişim eğilimini, sektör liderleri için acaba şöyle mi okumalıdır? Karar vericiler, o ülkeye ait ortaklık modelleri tasarlayarak küresel yansımalarını da oyun planlarında dikkate almalı, bunları yapısal gereklerle bir stratejiye dönüştürerek uygulamalıdır. Bu durum, ülke çapındaki sağlık gündemleriyle uyumlu olmayı ve bunu kararlarına entegre etmeyi gerektirecektir.

Sağlık açısından bakıldığında da, sonuçta yazılanların önemli bulduğunuz bölümlerini tekrar okuduğunuzda; artık sadece  tedavi değil, risk ve onun olmasını önlemeye odaklı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu görülüyor. Konunun en az sağlık hizmet sunumu kadar ilaç sektörü ile sağlık sigortacılığını da ilgilendirdiği gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla, klasik sağlık sigortacılığından, yani “bozulana kadar bekle, sonra tamir et” yaklaşımından“koruyan ve geliştiren” yaklaşıma değişmesine önem verenleröncü olma avantajını yaşayacaklar ve sigortalılarıyla yenilikçi vizyonun karşılıklı güvenini paylaşacaklardır.

Uzun Ömür Tıbbı

Uzun Ömür Tıbbı

Yeni yılın en dönüştürücü akımlarından birinin, “uzun ömür tıbbı”nın meşru bir tıp uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor. Giderek hastalıkları tedavi eden geleneksel yaklaşımların ötesine geçen uzun ömür yaklaşımı, yaşlanmanın temel mekanizmalarını gündeme taşıyarak sağlıklı geçen ömrü uzatmaya odaklandığına değinilmektedir.

Sevgili Dostum Ufuk Eren sosyal medyasında yeni yılın ilk günlerinde, çok ilgimi çeken bir içerik yayınladı. Volitan Global’den birkaç gün önce yayınlanan “Healthcare Innovation: Revolutionary Teknologies Reshaping Medicine” adlı raporu özetleyen içeriğin başlığı, “2026’da Sağlık Hizmetleri: Yenilikten Etkiye”.

Bir önceki yazımda, bir kaç hafta yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma konusunu paylaşmak istediğimi ve Türkiye örneklerine değineceğimi aktarmıştım.

İşte yeni yılın bu ilk yazısında, konuyla ilgili bu rapordan bazı alıntıları paylaşmak istiyorum (https://www.linkedin.com/pulse/2026-healthcare-innovation-revolutionary-technologies-reshaping-koxtf).

Sağlığa Sunulan Teknoloji Fırsatları

Rapor, teknolojinin hastalıkların teşhisten hizmet sunumuna kadar sağlık hizmetlerinin her alanını yeniden yapılandırıldığından söz ederek başlıyor. Liderler, politika yapıcılar ve uygulayıcılar için en büyük zorluğun; hasta bakımını, etiği ve insani bağı teknolojik ilerlemenin merkezinde tutarak bu yeniliklerden sorumlu olacağı vurgulanıyor.

Sağlık hizmetlerinin, çığır açan teknolojiler ve yenilikçi yaklaşımlar sayesinde derin bir dönüşüm geçirdiği, bunların benzeri görülmeyen fırsatlar olduğu sıralanıyor.

Fırsatlar arasında;

  • yapay zeka,
  • biyoteknoloji ve dijital sağlığın birleşimi,
  • hasta sonuçlarını iyileştirmek,
  • bakıma erişimi artırmak ve
  • hastalık önleme ile
  • tedavi yaklaşımlarımızda yenilikçi yaklaşımlar gibi kavramlar yer alıyor.

“Uzun Ömür Tıbbı” ve Senolitikler

Sadece yeniliğin yeterli olmadığından söz edilirken, teknolojilerin etik, adil ve düşünceli bir şekilde uygulaması, güven, veri bütünlüğü gibi kavramlar ile odağında insan olması ısrarla belirtiliyor.

Hatta yeni yılın en dönüştürücü akımlarından birinin, “uzun ömür tıbbı”nın meşru bir tıp uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor. Giderek hastalıkları tedavi eden geleneksel yaklaşımların ötesine geçen uzun ömür yaklaşımı, yaşlanmanın temel mekanizmalarını gündeme taşıyarak sağlıklı geçen ömrü uzatmaya odaklandığına değinilmektedir.

Biyolojik yaşın biyobelirteçleri arasındaki ilişkinin erişilebilir hale gelmesinin, bireyler ve doktorlarının yaşlanmayı izlemeleri ve müdahalelerin etkisini ölçmelerine fırsat sağladığı ifade ediliyor. Şirketlerin, yaşlanmış hücreleri temizleyen “senolitikler” ve yaşlanmanın temel özelliklerini hedefleyen terapötikler geliştirdiği anlatılmaktadır.

Değişimin sağlık hizmetlerinin temelden yeniden kavramsallaştırılmasını temsil edeceği de belirtilmektedir. Bu da, sağlıkta gerilemeyi yönetmekten, uzun ömrü ve canlılığı aktif olarak teşvik etmeye doğru bir geçiş olarak tanımlanmaktadır. Böylece bu alana yapılan yatırımın, uzun ömür tıbbının önleyici sağlık stratejilerinin giderek daha önemli bileşen haline geleceği savunulmaktadır.

Bu arada; yapay zekanın hasta yolculuklarını yönettiğinden, CRISPR’in laboratuvardan kliniğe taşındığından, GLP-1 tedavilerinin metabolik sağlığı yeniden şekillendirdiğinden, dijital tedavilerin geri ödeme kazandığından, sanal hastane bakımın standart haline geldiğinden de söz ediliyor.

CRISPR, İngilizce Clustered Regularly Interspaced Short Palindromic Repeats kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçe’de henüz tam bir çevirisi olmamakla birlikte “Düzenli Aralıklı Palindromik Tekrar Kümeleri” şeklinde çevrilmektedir. DNA dizilimleri kümesidir. Düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri (CRISPR), kısa tekrarı baz dizileri içeren prokaryot DNA segmentleri olarak anlatılır.

Kan şekeri düzenlemesinde GLP-1’in rolü, kan şekeri düştüğünde oluşan ve dengeleyici bir hormon olarak uygulanan ilaç tedavisidir. Tip 2 Diyabet hastalığında sıklıkla tercih edilir, HbA1c değerlerinin düşmesine yardımcı olur.

Daha detaylı bilgilenme için, Volitan Global’in kaynak listesi ilk sıradaki raporu okumanızı tavsiye ederim (https://www.forbes.com/sites/bernardmarr/2025/10/27/the-8-biggest-healthcare-technology-trends-to-watch-in-2026/).

Türkiye’de Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl

Lifespan ve Healthspan, yani yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma, kavramlarına değindiğim 31 Aralık tarihli 2025 yılındaki son yazımda, dünya ülkeleri deneyimlerini aktarmış, Türkiye örnekleriyle devam edeceğimi belirtmiştim.

TÜİK Hayat Tabloları, 2022-2024 çalışmasına göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıl oldu (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081).

Sağlıklı yaşam süresi, belirli bir yaştaki kişinin günlük yaşamını sınırlandıran bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanır. Aynı çalışmada, Türkiye’de sağlıklı yaşam süresi doğuşta 57,6 yıl olarak belirtilmektedir.

Önümüzdeki hafta, bu konuyu hem daha detaylı olarak ele almak hem de Haydar SUR Hoca’nın bu konuların ekonomik boyutu ile maliyet avantajlarına ilişkin oluşturacağı fayda yaklaşımlarını paylaşacağım.

Değişik Bakanlıklar ve özel sektörde tartışmaları süren Uzun Süreli Sağlık Sigortacılığı hazırlıklarından bağımsız olarak, sağlıklı yaşlanma konusundaki Sağlık Bakanlığı Türkiye örneklerine değinmek istiyorum. Bunlar 4 ana başlıkta toplanmaktadır;

  1. Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı
  2. Evde Sağlık Hizmetleri Yönetimi
  3. Yaşlı Destek Programı (YADES)
  4. e-Nabız tabanlı bireysel sağlık takip sistemleri

Sağlık Bakanlığı uygulamaları içinde; evde sağlık hizmetleri sistemi (ESHS) ile yaşlı, yatağa bağımlı veya kronik hastalığı olan bireylere evde doktor, hemşire, fizyoterapist destek sağlanması sayılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi ile ilaç hatırlatıcılar, günlük adım takibi, tansiyon, glukoz, EKG verilerinin doktorla paylaşılması, yaşlı bireyler için risk bazlı uyarı algoritmaları sıralanmaktadır.

Sağlık Bakanlığı Yaşlı Sağlığı İzlem Programları kapsamında; Aile Sağlığı Merkezleri’nde yaşlı bireyler için yapılan bilişsel fonksiyon testleri, düşme risk değerlendirmesi, beslenme durumunun izlenmesi ile Yaşlı Destek Programı (YADES) yoluyla sosyal izolasyona karşı ev ziyaretleri, akıllı bileklik ve sensör dağıtımı, evde bakım ve tele-izlem hizmetleri verilmektedir.

Sağlık Bakanlığı Huzurevlerinde Dijital İzleme Sistemleri ile düşme tespit sensörleri, akıllı oda takibi, ilaç yönetimi için barkod sistemi, tele-konsültasyon odaları bulunmaktadır.

Geçen yazımda da sözünü ettiği gibi Haydar SUR Hoca, tüm bunlara ek olarak, Ulusal Yaşlı Dijital Sağlık Platformu kapsamında; e-Nabız altyapısına entegre; yaşlılara özel mobilite analizidemans erken uyarı sistemiilaç uyum analizlerinin yapılabileceğinden söz etmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin artıran robotik üretim kapasitesi ile rehabilitasyon robotları, yaşlı destek robotları, evde fiziksel aktivite robotları ve ayrı bir başlık olarak riskli bölgelerde yaşayan yaşlılara ücretsiz sensör dağıtımının da düşünülebileceğini gündeme getirmektedir.