Ömür Boyu Yenileme Garantisi

Ömür Boyu Yenileme Garantisi

SEDDK, Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği’nde bazı değişiklikler yaptı. Bu değişiklikler, bir yılı aşkın bir süredir sektörde tartışılıyordu. Yönetmelik değişikliği; ömür boyu yenileme garantisi, bekleme süresi ve veri paylaşımı gibi bazı öne çıkan başlıklarda kendini göstermektedir.  Başta sigortalılara yönelik olan olumlu değişikliklerin etkileri, önümüzdeki dönemde yaşanacaktır.

Geçtiğimiz hafta, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği’nde bazı değişiklikler yaptı. 20 Ekim 2025 tarih ve  33053 sayılı Resmî Gazete’de yer alan bu değişiklikler, bir yılı aşkın bir süredir sektörde tartışılıyordu.

2025 Eylül Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre, 146.7 milyar TL. prim üretimi ve 9 milyonu aşan özel sağlık sigortalı bulunmaktadır. 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girecek olan bu Yönetmelik  değişikliği; ömür boyu yenileme garantisi, bekleme süresi ve veri paylaşımı gibi bazı öne çıkan başlıklarda kendini göstermektedir.

Ömür Boyu Yenileme Garantisinde Asgari Koşullar Belirlendi

Ömür boyu yenileme garantisi, belirli şartlar yerine getirildiğinde, sigorta şirketinin müşterisine yaşadığı sürece sağlık sigortasını aynı şartlarda yenileyeceği sözünü vermesi olarak tanımlanır. Ömür boyu yenileme garantisi verme sürecinin işleyişi şirketlere göre değişmektedir. Dolayısıyla, kişi özel sağlık sigortası sigorta şirketinin belirlediği şartlarda poliçesini yenilerse, ömür boyu yenileme garantisi alınmış olur, özel sağlık sigortası da tedavi masraflarını karşılar.

Yönetmelik değişikliğiyle, sigorta şirketleri 60 yaş altı sigortalıların tamamına ömür boyu yenileme garantili sigorta poliçe sunmak için; ara vermeden en az 3 yıl şirketin sigortalısı olma ve bu sürede ödenen tazminatların sigortalının ödediği prime oranının yüzde 80’in altında kalması şartı ile aranacak. Sigorta ettirenin talebine göre de, ömür boyu yenileme garantisi içeren veya içermeyen poliçeler oluşturulabilecek.

En basitiyle, kişi üç yılın toplamında 1 milyon lira prim ödeyip, sigorta şirketi de bu kişi için üç yılda toplam 850 bin liralık sağlık harcaması yaptıysa, sigorta şirketi kişiyi ömür boyu yenileme garantisinden yararlanamayacak.

Sigortalıya ömür boyu yenileme garantisi alan sigortalının, artan sağlık harcamaları nedeniyle;

hem sigorta kapsamı daraltılamayacak,

hem katılım payı yükseltilemeyecek,

hem de sürprim olarak bilinen bir önceki yıldan daha fazla bir prim (ek primödemesi mümkün olmayacaktır.

Şartlar Sigortalı Lehine Değişebilecek

Ömür boyu yenileme garantisinin şartlarındaki değişiklikler aynı planda kalınması durumunda sigortalı aleyhine olursa yapılamayacak, farklı güvence gibi anlaşılabilecek şekilde değişikliklere izin verilmeyecek. Sigorta poliçelerinde yenilemeye bağlı avantajlar sunulması durumunda, ömür boyu yenileme garantisinden farkına ilişkin bilgilendirme yapılacak.

Sigortacı ömür boyu yenileme garantisini ilk kez verdiği poliçede, değerlendirme şartlarına uygun olanlara bu güvenceyi verecek, ilgili şartları açıkça belirtilecek ve daha önce de belirtildiği gibi daha sonra sigortalı aleyhine değiştiremeyecek.

Grup poliçesi kapsamındaki sigortalılara katılım sertifikası verilecek, grup kapsamında ömür boyu yenileme garantisi alarak ayrılan sigortalılar, özel şartlarda belirtilen süre içinde başvururlarsa, sigortalılıkları şirketin aynı veya en yakın bireysel poliçelerinden biriyle sürdürebilecek yani sigortalının ömür boyu yenileme garantisi devam edebilecek.

Sigorta Şirketi Değişse de Ömür Boyu Yenileme Yenisinde Sürecek

Sigorta şirketleri arası geçişe yönelik düzenlemelerde, sigortalı kazandığı hakların devamını başka şirkete geçişinde isteyebilecek, geçişe ait şartlar, özel şartlarda belirtilecek, geçişe esas bilgiler şirketler arasında doğrudan paylaşılamayacak. Şirket, böyle bir durumda, sigortalıya ait gerekli verileri, 5 iş gününde Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’ne iletecek. Sigortalının kazandığı hak ve yükümlülüklerinin hastalık ve sağlık sigortası branşında faaliyette bulunan başka bir şirkete geçişi ve sözleşmenin geçiş yapılan şirkette devamı talep edilebilir. Geçiş işlemi, yeni şirketin koşulları çerçevesinde ve kabulü hâlinde gerçekleşecek. Daha geniş kapsamlı bir sigorta poliçesi isteği durumunda ise, ömür boyu yenileme garantisini sağlayan yeni şirket teminat içeriğini yeniden değerlendirilecek.

Bekleme Süresi İlk Sigorta Döneminde Uygulanacak

Poliçe başlangıcından itibaren sigortalının bazı sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için geçmesi gereken süre, bekleme süresi olarak tanımlanır ve bu sürede belirli teminatlar kullanılamaz. 3 aydan 12 aya kadar değişmekle birlikte, doğum, göz ve diş gibi teminatlarda daha uzun süre örnekleri de vardır. Bu süreler, sigorta şirketi poliçe şartlarına göre farklılıklar gösterebilir.

Yönetmelik değişikliğine göre, belirlenen bekleme süreleri ve bu kapsamdaki rahatsızlıklar poliçede belirtilecek, her bir teminatın yalnızca ilk sigorta dönemini içerecek, aynı teminatla yenilenen poliçelerde tekrar uygulanmayacak. Bekleme süresi tamamlandıktan sonra yeni bir sigorta şirketine geçildiğinde, SEDDK tarafından belirlenmiş özel durumlar dışında, bekleme süresi uygulanmayacak. Bekleme süresi dolmadan yeni bir sigorta şirketine geçildiğinde ise yenisinin uygulayacağı bekleme süresi öncekinde düşülecek. Bekleme süreleri gerektiren poliçelerde ise şartları SEDDK belirleyecek.

Kişisel Bilgiler 10 Yıl Saklanacak

Yönetmelik gereği, sağlık sigortası ile ilgili geçmişe ilişkin sigortalı verileri, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu ve/veya kişinin beyanından alınarak oluşturulacak.

Sigorta şirketi; risk değerlendirmesi, tazminat ve yenileme garantisi analizlerini bu verilerle yapacak. Merkez’de  tutulan kayıt ve sağlık bilgileri, sigortalılığın bitiminden itibaren 10 yıl süreyle tutulacak, süre sonunda veriler, silinecek, yok edilecek veya anonim hale getirecektir.

Bu sıralananlar, özel sağlık sigortacılığında köklü değişiklerdir. Başta sigortalılara yönelik olan olumlu değişikliklerin etkileri, önümüzdeki dönemde yaşanacaktır. Bu etkiler; özel sağlık sigortalı sayısının artışında yaşanabileceği gibi, genel sağlık sigortasıyla risk paylaşımına ilişkin olarak ve de özellikle tamamlayıcı sağlık sigortasında görülebilecektir. Ömür boyu yenilemede şirketler arası geçişlerde ve bekleme süresinde yaşanabilecek sorunların da, ortak akıl ile çözülmesi her zaman mümkün olabilecektir. Süreçte emeği geçenlere, düşünen ve tasarlayanlarla tüm katkı sağlayanlara içtenlikle teşekkür ediyorum.

Yönetici ve Lafın Tamamı…

Yönetici ve Lafın Tamamı…

Geçtiğimiz hafta sonu, 47. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde, 31.03.1989-23.06.1991 tarihleri arasında 815 gün, 38. SAĞLIK BAKANIMız olarak görev yapan Halil Şıvgın vefat etti. 11 Ağustos 2025 tarihinde, Ankara Kocatepe Camii’nde cenazesine katıldığım Bakanım, 1990 yılında Gümüşhane Sağlık Müdürü iken Bakanlık merkezine alarak sağlık yöneticiliği kariyerim ve sağlık reformu sürecine ilişkin görevlerimde kalıcı izler bırakmıştı. Bu hafta, yaklaşık 36 yıl sonra, o izlerden bazılarını paylaşmak istedim.

Geriye Ne Kaldı?

Mesleğimde 42. yılıma girdiğim şu günlerde, kamu ve özel sektör çalışanı, Bakanlık merkez ve taşra bürokratı ve akademisyen kimliğimle, çok değişik konumlarda yirmi birinci Sağlık Bakanı ile çalışmaktayım.

2020 yılında yayınlanan Bakanlığın 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle yazdığım “Sağlık Bakanlığı’nın 100. Yılında Sağlık Bakanları” adlı kitabım Önsöz’ünde de bu kalıcı izlerin bazılarından söz etmiştim (https://halukozsari.com/wp-content/uploads/2023/11/SAGLIK-BAKANLIGININ-100-YILINDA-SAGLIK-BAKANLARI.pdf).

Aynı kitabın 72.sayfasında Halil Şıvgın’ın Sağlık Bakanlığı Döneminde yapılan bazı düzenlemeler şu başlıklar altında sıralanmıştır;

  1. Bakanlıklarda ve Bağlı Kuruluşlarda Avrupa Topluluğuyla İlgili Birimler Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerinde Değişiklik, Kanun Hükmünde Kararname, 1989.
  2. Birinci Sağlık Taraması, 1989.
  3. 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 1989.
  4. 11.4.1928 tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 41. Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna 7 Ek ve 3 Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun, 1989.
  5. DPT Sağlık Sektörü Master Plan Etüt Çalışması, 1989-1991.
  6. Sağ-Kur Sistemi Kurulma Hazırlıkları, 1990.
  7. Milli Sağlık Politikası, 1990.
  8. Dünya Bankası Kredili Birinci Sağlık Projesi, 1990.
  9. Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1990.

1989 yılındaki Birinci Sağlık Taraması, 1989-1991 yılları arasındaki DPT Sağlık Sektörü Master Plan Etüt Çalışması, 1990 yılında yapılmaya başlanan Sağ-Kur Kanunu hazırlıkları, yine aynı yıl Milli Sağlık Politikası yayınlanması ve Dünya Bankası Kredili Birinci Sağlık Projesi İkraz Anlaşması Halil Şıvgın’ın Bakanlığı döneminde başlamış ve devam etmiş çalışmalar oldu.

İsabetli Arabanın Camını Tıklatma

1989 yılı Ağustos ayında dönemin Başbakanı Merhum Turgut Özal, aynı zamanda Gümüşhane Milletvekili de olan Adalet Bakanı Oltan Sungurlu ile Sağlık Bakanı Merhum Halil Şıvgın’ın içinde olduğu 8 Bakan ile Gümüşhane’ye gelmişti.

Valilik ziyareti sonrası,  öğle yemeği verilen Gümüşhane’nin köklü ailelerinden Erkan Kocatürk’ün Harşit Çayı kenarındaki konağının bahçesinde ev sahipliği yaptığı öğle yemeğine gidilecekti. Valilik yakınındaki aracıma bindiğimde, arabanın camını tıklatan bir kişi oldu. Ankara’dan geldiğini söyleyen, Sağlık Bakanı Danışmanı Dr. Gaffar Yakın Bey, yemek yenilecek yere nasıl gidileceğini soruyordu. İsabetli bir arabanın camını tıklattığınıİl Sağlık Müdürü olarak aynı yere gittiğimi söyleyerek davet ettim. Dolayısıyla, olabilecek en doğru arabadan yardım rica etmiş oldu. Böylelikle, Gaffar Yakın Bey ile 36 yıldır sürmekte olan ve zamanla karşılıklı saygı sevgiyle abi – kardeş ilişkisine dönüşen köklü samimiyetimizin temeli o gün atılmıştı.

Çorba İçilirken Tatlı Yemek

Emniyet Müdürü ve Jandarma Alay Komutanı, ziyaretten 10 gün kadar önce, o yemekte servis  yapmak üzere İl Müdürlüklerinden destek personel rica etmişti. Sağlık Müdürlüğü’nden görevlendirdiğimiz ekip arkadaşlarımdan Rahmi, yemek yenecek yerde bize yer ayırmıştı. Sadece yer ayırsa iyi, öyle hızlı servis yaptı ki, yan masalarda çorba içilirken biz tatlımızı yiyorduk. İki yıl sonra Afyonkarahisar Milletvekili olan Bakan Danışmanı Gaffar Yakın Bey, Bakanların masasına götürerek beni Sağlık Bakanı Halil Şıvgın ile tanıştırdı.

İlk tanışmamız orada gerçekleşmişti. Gümüşhane sağlık hizmetleri ile ilgili birkaç soru soran Bakan Bey, yemek devam ederken yakında sağlık kuruluşu olarak nerelere gidebileceğimizi sordu. Sonra da sırayla park etmiş makam arabalarına bakarak kendine tahsis edilmiş olan aracın aralarda kaldığını ve çıkmasının mümkün olmadığını fark etti. İsterse en önde duran polis eskortuyla da gidebileceğimizi belirtince, Emniyet Müdürü izniyle polis eskortunda hastane ziyareti yaptık. Makam arabası beklerken, polis eskortundan inen Bakan’ı görünce Başhekim Bey dahil hastane çalışanlarının şaşkınlığı sanki dün gibi gözümün önünde…

Kooperatif Taksiti

Yine aynı araçla dönerken, Merhum Halil Şıvgın, Sağlık Müdürü olarak geçen dört buçuk  senenin yeterli olduğunu, artık Bakanlık merkezde yöneticilik yapmamın çok daha doğru olacağını Danışmanı Gaffar Yakın’a söyledi. Sanıyorum tereddüt duyduğumu hissetmiş olacak, bana dönerek “Yoksa istemiyor musun?” dediğinde, bir anda “Üç yıldır kooperatif taksiti ödediğimiz, iki yılımız kaldığı, Gümüşhane’de lojmanda oturduğumuz, Ankara’da lojman puanımızın ilk gittiğimizde düşük olacağı, ekonomik olarak zorlanabileceğimiz… ” gibi cümleler ardı ardına ağzımdan dökülüverdi.

Oysa ki, aracın arka koltuğunda zaten üç kişiydik; bir yanımda Bakan Bey, diğer yanımda Danışman Gaffar Yakın Bey oturuyordu. Nasıl olsa söylediklerimi düşünürlerdi. Bu sözlerimin üzerine Rahmetli’nin, “Gaffar, her gün bir çok tayin isteği ve muhatapları ile karşılaşıyorum, ben Bakanlığa yönetici olarak alayım diyorum, bana kooperatif taksiti diyor” sözleri Bakanlığa geldikten sonra da uzun süre espri konusu olmuştu.

Ankara’da Bürokrasi Deneyiminin İlk Yılları

Tabii ki, Bakan Bey’in dediği oldu ve bir yıl sonra Ankara’ya geldim, yeni kurulan Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü’nde çalışmaya başladım. Bürokraside Ankara deneyimimin başladığı bu yıllar benim için en az Gümüşhane Sağlık Müdürü olduğum günler kadar önemliydi. Aynı yıl, İkraz (borçlanma) Anlaşması imzalanan Dünya Bankası kredisiyle yürütülecek Birinci Sağlık Projesi için koordinatörlük kurulmuştu.

Neden bir yıl sonra Ankara’ya geldiğim, kötü bir anı maalesef. Gaffar Yakın Bey’in Ankara’ya döndükten sonraki hafta telefonla tayinimi söylediği gün, Rahmetli Eşim kendi kullandığı arabamızla bir trafik kazası geçirmiş ve iki aya yakın süre ayaklarında kum torbalarıyla (traksiyon) Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde yatmıştı. O yüzden Ağustos 1989’da yapılan o teklif, Mart 1999’da gerçekleşmişti.

1989 yapılan Sağlık Taraması sonuçları, İl Sağlık Müdürleriyle birlikte dönemin Dünya Sağlık Teşkilatı Başkanı Dr. Asval’ın da davetli olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde 1990 yılında yapılan bir toplantıyla değerlendirilmişti. O toplantıda beni gören Bakan Bey, öğleden sonra kendisine gelmemi istedi. Bakanlığa gittiğimde, benim geleceğimi Özel Kalem Müdiresi Vefa Çilesiz Hanım’a söylediğini gördüm. Makam’a girdiğimde, önce eşimin yürümeye başlayıp başlamadığını sordu ve sonra da ikinci kez Bakanlığa tayin teklifini yaptı. Bu defa, fikrimi bile almayacak kadar kafasına koymuştu sanki.

Bir gün sonra Ankara’dan dönüşümde benim ve eşimin tayin kararları artık çantamdaydı. Ali Tekin Çelebioğlu’ndan görevi devir alan Gaffar Yakın Bey, Sağlık Projesi Genel Koordinatörü olmuştu. 1990 yılı Mayıs ayında Bakanlığa geldiğimde ilk kurulan ekipte; o dönemde Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi olan ve altı yıl kadar sonra Türk Tabipleri Birliği Başkanı olan Rahmetli Füsun Abla (Sayek), Niyazi Çakmak ve 2000’li yıllarda Afyonkarahisar Milletvekili olan Mahmut Koçak vardı.

Gaffar Yakın Bey artık Gaffar Abi olmuştu. O zamanlar Ankara Sıhhiye’de  Mine Mağazası’nın üstü olarak bilinen binanın 4. katı koordinatörlüğe tahsis edilmişti. 2000’li yıllardan bugüne Sağlıkta Dönüşüm olarak bilinen Sağlık Reformlarının temeli de, o proje kapsamındaki araştırmalarla şekillenmişti. Sağ-Kur Kanunu, bugün Genel Sağlık Sigortası olarak bilinen kanunun, 1990 yılında hazırlanan versiyonuydu. Hatta, beş yıl sonra ikincisi imzalanacak Dünya Bankası Projesi’nin  Washington’daki müzakerelerinde de bulunan Füsun Abla ve Niyazi Çakmak’ın, Birinci Sağlık Projesi sonrasında sağlık reformlarına katkısı burada da devam etmişti.

“Yönetici Lafın Tamamı Anlatılmadan Anlayan Kişi”

Bakanımız Halil Şıvgın, o dönemde bir yıl önceki Sağlık Taraması sonuçlarından Eylem Planı oluşturmak üzere bir Çalışma Grubu kurmuştu.  Çalışma Grubu’nda Füsun Abla ve Niyazi Çakmak ile birlikte Sağlık Projesi ekibinin de içinde olduğu bu grubun çalışması çok beğenildi.

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans Programına da aynı yıl başlamıştım. Hiç aklımda yokken, Gaffar Abi’nin ısrarı ile başladığım bu programın doktora ile devamının, akademik kariyerim için bir temel oluşturacağını yaşayarak öğrenmiş oldum.

1989-1991 yılları arasında yaşadıklarımın Halil Şıvgın ile ilgili bazı kısımlarını paylaşmaya çalıştım. Doğaldır ki bir çok şahidi olan bu sürecin Merhum’un öznesi olduğu birkaç olayı aktardım. Sağlık yönetiminde Bakan düzeyinde aldığım ilk uygulamalı derslerden birisini anlatarak bitirmek istiyorum. Başlığa da taşıdığım bu ders, bir toplantıda Merhum Halil Şıvgın’ın, “Yönetici lafın tamamı anlatılmadan da öngörülerde bulunarak anlayan kişidir” anlamına gelen tekerlemesidir.

Bugüne kadar olduğu gibi, bundan böyle de, bürokrat olarak beraber çalıştığımız, otuzlu yaşlarımın o ilk günlerini tatlı bir hüzünle hatırlayacağım. Merhum Bakanım Halil Şıvgın’ı daima saygıyla hatırlayacağım, Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun. Sağlık sektörü ve ailesine engin sabırlar diliyorum.

Kronik Hastalıklar ve Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesi

Kronik Hastalıklar ve Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesi

Kronik hastalıklar, son dönemde sıklıkla kullanılan adıyla bulaşıcı olmayan hastalıklar; nüfus artışı ve ortalama yaşam süresi uzamasıyla birlikte, hasta olunma (morbidite) ve ölüm (mortalite) sayısı giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılı nüfusunun yüzde 10’unu aşan kısmı yaşlı bireylerden oluşmakta, bunun en az üçte birinde bir kronik hastalık bulunmaktadır.

Kronik hastalıklar, son dönemde sıklıkla kullanılan adıyla bulaşıcı olmayan hastalıklar; nüfus artışı ve ortalama yaşam süresi uzamasıyla birlikte, hasta olunma (morbidite) ve ölüm (mortalite) sayısı giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Dolayısıyla, yaşlı nüfusun sağlığına olumsuz etkileri nedeniyle bir halk sağlığı sorunu olarak da kabul edilmektedir. Doğaldır ki, sıklığıyla ve getirdiği ek yüklerle ülkelerin sağlık politikasında da hep gündemde kalmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılı nüfusunun yüzde 10’unu aşan kısmı yaşlı bireylerden oluşmakta, bunun en az üçte birinde bir kronik hastalık bulunmaktadır.

Risk Faktörleri

Sağlık Bakanlığı 2017 yılında ilkini yayınladığı “Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması: Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı” çalışmasının ikinci fazı olarak nitelendirdiği 2023 araştırmasında (https://hsgm.saglik.gov.tr/media/attachments/2025/05/12/turkiye-hanehalki-saglik-arastirmasi-2023.pdf)  2017-2023 çalışmaları karşılaştırılmaktadır. Mayıs 2025 tarihli bu yayın, izleme değerlendirme mekanizması olarak karar vericilere yol gösterici boyutta büyük önem taşımaktadır. Hazırlanmasından yayınına, emeği geçen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ekibine teşekkür ediyorum.

Dünya Sağlık Örgütü, Kronik Hastalıklarla İlgili Risk Faktörü İzleme Yaklaşımı, kısa adıyla STEPwise olarak bilinen bu yöntemle, kronik hastalıklar ve risk faktörleri için veri toplama ve analizi konusunda standartlaştırılmış bir süreç de geliştirmiştir.

Temel risk faktörlerini kapsayan anket  kapsamında;

  • tütün kullanımı,
  • alkol tüketimi,
  • fiziksel aktivite eksikliği,
  • sağlıksız beslenme gibi ana davranışsal risk faktörleri sorgulanmaktadır.

Ek olarak;

  • aşırı kilo ve obezite,
  • yüksek kan basıncı,
  • yüksek kan şekeri ve
  • anormal kan lipid değerleri gibi temel risk faktörleri de incelenmektedir. Hatta, bazı genişletilmiş modüller yoluyla, bu risk faktörleri; diş sağlığı, cinsel sağlık ve yol güvenliği gibi çeşitli konuları değerlendirilebilecek şekilde genişletilebilmektedir.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve dönemin Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi, Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, yayının önsözlerini yazmış.

15 yaş ve üstü bireylerle hane halkı temelli bu çalışmada, 6017 kişi katılımı ve toplam cevaplılık oranı yüzde 80,9 olan, Eylül-Kasım 2023 arası, üç aşamalı bir STEPS anketi uygulandığını belirtmektedir;

  1. Sosyodemografik ve davranışsal bilgiler,
  2. Boy, kilo ve tansiyon gibi fiziksel ölçümler,
  3. Kan şekeri, hemoglobin A1c, kolesterol düzeyleri ve ortalama günlük tuz tüketimi.

Araştırma bulgularına göre, Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusa yönelik çarpıcı sonuçlar şu ana başlıklarla özetlenebilir;

  • Yüzde 34,8’i tütün ürünü kullanıyor, bu oran erkeklerde yüzde 46,1, kadınlarda yüzde 23,6,
  • Her beş kişiden dördü (yüzde 81,0) yaşam boyu alkol tüketmemiş, yüzde 10,2 son 30 günde alkol kullanmış, yüzde 5,9 son 30 günde en az bir kez tek seferde altı ya da daha fazla standart içki tüketmiş,
  • Meyve ve sebze tüketiminde yüzde 87,9 olan günde beş porsiyondan daha az meyve ve sebze tüketimi nedeniyle kişiler bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından yüksek risk altında, bu oran erkekler için yüzde 88,2 kadınlar için yüzde 87,6,
  • Nüfusun yüzde 32,1’i Dünya Sağlık Örgütü sağlık için fiziksel aktivite tavsiyelerini (haftada 150 dakikadan az, orta yoğunlukta fiziksel aktivite ya da eşdeğeri) karşılamamakta,
  • Nüfusun yüzde 16,7’sinin kan basıncı düzeyinin ve yaklaşık üçte birinin kan glukozu düzeyinin hiç ölçülmediği belirlenmiş,
  • 50–70 yaş arası her beş kişiden üçü hiç gaitada gizli kan testi yaptırmamış,
  • 30–65 yaş arası kadınların yarıdan fazlası yüzde 54,2 servikal kanser taraması, 40–69 yaş arası kadınların beşte üçü mamografi yaptırmış,
  • Ortalama beden kitle indeksi (BKİ) erkeklerde 26,5 kg/m2, kadınlarda 27,5 kg/m2 olarak hesaplanmış, nüfusun yüzde 35,5’i fazla kilolu (BKİ≥25 kg/m2), yüzde 25,4’ü obez olarak saptanmış (BKİ≥30 kg/m2), obezite, kadınlarda yüzde 30,8, erkeklerde yüzde 20,2 (kadınlarda erkeklere göre 1,5 kat daha fazla) bulunmuş,
  • Hipertansiyon nedeniyle ilaç kullananlar da dahil olmak üzere sistolik kan basıncı 120,3 mmHg, diyastolik kan basıncı 77,9 mmHg olup, yaklaşık her beş kişiden birinin hipertansiyonunun olduğu görülmüş,
  • Ortalama açlık kan glukozu değeri 88,0 mg/dl ve yaşla birlikte artmakta,
  • Ortalama total kolesterol düzeyi 163,5 mg/dl, bu değer kadınlarda 171,1 mg/dl, erkeklerde 155,7 mg/dl,
  • Erkeklerin yüzde 43,4’ünde ve kadınların yüzde 56,1’inde HDL kolesterolü optimal düzeyin altında,
  • Günlük ortalama tuz tüketimi 9,9 gram (erkeklerde 11,3 g/gün ve kadınlarda 8,5 g/gün), 40–69 yaş arası nüfusun yüzde 12,7’sinde on yıllık Kalp Damar Hastalığı riski yüzde 30’un üzerinde, risk erkeklerde yüzde 15,6, kadınlarda yüzde 9,7,
  • Birleşik risk faktörleriyle ilgili olarak, nüfusun yüzde 3’ten azında belirtilen risk faktörlerinin hiçbiri bulunmazken, yüzde 44,8’inde 3–5 risk faktörü vardır.

2017 ile 2023 çalışması karşılaştırıldığında saptanan bazı çarpıcı değişiklikler şunlardır;

  • Toplumda fiziksel aktivite konusunda gelişmeler olduğu görülmesine karşın, normal bir haftada meyve tüketilen ortalama gün sayısı her iki cinsiyette de azalmış,
  • Beden Kitle İndeksi ile ilgili göstergelerin tümünde olumlu değişiklikler gözlenmiş; obez bireyler yüzde 28,8’den yüzde 25,4’e düşmüş, obez bireyler yüzdesindeki azalma eğilimine en önemli katkı kadınlardan gelmiş (2017 yüzde 35,9; 2023 yüzde 30,8),
  • Yüksek kan basıncı (140/90 mmHg’dan fazla) olan ve tansiyon tedavisi almayan kişilerin yüzdesi 2017’de yüzde 57,1 iken 2023’te yüzde 44,2’ye düşmüş,

Bulguların Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesindeki Önemi

Teknik gibi görülen ancak hepimizin sağlığını yönetme sorumluluğu gereği izlememiz gereken bir kavramdan söz etmek istiyorum; beden kitle indeksi. Orjinali BMI yani Body Mass Index olan bu kavramda; kilonun boyun karesine bölümü ile çıkan sonuçla ideal kiloda olup olmadığınızı anlayabilir ya da ne durumda olduğunuzu görebilirsiniz. Vücut yağ miktarının bir göstergesi olarak değerlendirilir ve obezite durumunun belirlenmesini sağlar. Dolayısıyla kişinin sağlıklı bir kiloda olup olmadığının tespitine yarar. Buna göre;

  • 5’a kadar bir değer zayıf,
  • 5 – 24.9 arasındaki bir değer normal kilolu,
  • 0 – 29.9 arasındaki bir değer fazla kilolu,
  • 0 – 34.9 arasındaki bir değere 1. derece obezite,
  • 0 – 39.9 arasındaki bir değer 2. derece obezite (aşırı obez),
  • 40 ve üstü bir değer 3. derece obezite olarak değerlendirilir.

Tüm bunlar aslında, sağlık hizmeti karar vericilerinin değerlendirmesi gereken önemli ölçütlerdir. İster finansman öncelikleri, ister hizmet sunumu, isterse mevzuat geliştirme açısından olsun; sağlık yönetiminin her düzeyinde dikkate alınmayı gerektirir. Merkezi yönetim düzeyinde de, yerel yönetim düzeyinde de, stratejik veya operasyonel açıdan değerlendirmeye alınırlar.

En önemlisi de, sağlık sigortacılığı risk değerlendirmesi aşamasında bu yaklaşımların dikkate alınmasıdır. Sağlığı koruma ve geliştirme için teşvik mekanizmaları ile kamu ve özel sağlık sigortacılığında risk paylaşımı oluşturma modelleri kurma bu açıdan çok değerli olacaktır. Bu bakışla, geleceğe yönelik projeksiyonlarda olduğu kadar geçmişe yönelik karşılaştırmalarda da “Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması: Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı-2023” satır satır sayfa sayfa analiz etmek gerekir. Çünkü bulaşıcı olmayan hastalıklar yalnızca bugünün değil geleceğin de sağlık yönetimi gündeminde hep olacaktır. Kamu sağlık sigortacılığında bütünleşik sağlık hizmetleri boyutuyla, özel sağlık sigortacılığında tazminat prim oranı gerçekleşme ve öngörülerinde bu analizler dikkatle takip edilmelidir.

Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları ve ‘Çokbilmiş Olmak’

Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları ve ‘Çokbilmiş Olmak’

Bu hafta, yapay zeka ile yeni bir çağı anlatan Adil Mardinoğlu’nun sosyal medya paylaşımından söz ederek başlayacağım. Zaten başlığın bir kısmı da o yazıdan alınmıştır.

İlaç sektöründe yeni ilaç geliştirme yaklaşımlarında yapay zekanın rolü değrlendirilen “Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları: Yapay Zeka ile Yeni Bir Dönem” başlıklı yazıda, “Artık bir molekülü sadece biyolojik aktivitesine göre değil, sistem içindeki etkisine göre değerlendiriyoruz” saptamasında bulunuluyor. Gelecek vizyonlarında; hastaya özgü araştırma stratejileri için dijital modellemeler, senaryo simülasyonlarında kişiselleştirilmiş hasta verilerinin kullanılması ile klinik öncesi fazlarda yapay zeka destekli molekül modellemelerinin yer aldığı belirtiliyor.

2014 yılında kurulan Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) başkanlığını 2019-2020 yıllarında Prof. Dr. Adil Mardinoğlu yürütmüştür. İngiltere’deki King’s College London’da ve İsveç’teki Kungliga Tekniska Högsklan (KTH) Royal Institude of Technology’de; biyokimya, moleküler biyoloji, bilgisayar bilimleri, yapay zeka, endokrinoloji ve metabolizma alanlarında çalışmaktadır. Mardinoğlu, aynı zamanda 100. Yıl TÜBİTAK Özel Ödülü sahibidir.

Süreçleri Hızlandırma

Kaynaklar, ilaç sektörü için yapay zekanın yıllık 350 milyar doların üzerinde değer oluşturduğunun beklendiğini göstermektedir.

Maliyet artışlarına ek olarak süresi dolan patentler de dikkate alındığında, bir yandan daha düşük maliyetle üretim diğer yandan da hızlandırılmış ilaç geliştirme süreçlerini zorunlu kıldığı ifade edilmektedir. Hızlandırılmış ilaç geliştirme süreçlerinde, son yıllarda kullanılan en etkili yol da, yapay zeka alanına yapılan yatırımlar olarak görülmektedir.

Bu tespitler, detaylarını okumanızı önereceğim, dünya şirketlerini izleyen ve karşılaştıran bir platforma ait yayında şöyle özetlenmektedir (https://www.cbinsights.com/research/ai-readiness-index-pharma-2025/);

  • İlaç sektörünün yapay zeka entegre tesisleri kurmaya yönlendirilmesinde sıralanan 50 küresel ilaç şirketi arasında ilkler arasında; Lilly, Merck, Bayer, AstraZeneca, Roche, Sanofi, Pfizer, Amgen, AbbVie, Johnson & Johnson, Bristol Mayers Squib, Novartis, Takeda, Regeneron, Novo-Nordisk şirketleri yer alıyor. Puanlamada, ilk iki sıra arası fark sadece 3,9 puan.
  • Yeni tesisler, önümüzdeki yıllarda büyük ölçekli yapay zeka uygulamaları için bir test alanı görevi görecek ve hangi şirketlerin kalıcı rekabet avantajları elde edeceğini belirleyecek.
  • İlaç sektörü yapay zeka liderleri, sermaye dağıtımı ve stratejik ittifaklar gibi tamamlayıcı stratejilerle yapay zeka hazırlık kodunu da çözerek çift yönlü bir oyun oynuyor.
  • Çığır açan yenilikler giderek daha fazla şirket içi geliştirmeden ziyade ortaklıklardan ortaya çıktıkça, dış iş birlikleri en üst sıralarda yer alıyor.
  • Onkoloji, ilaç sektöründeki yapay zeka ortaklıkları için en önemli öncelik olarak kendini kanıtlamıştır. Bu alan, tüm ortaklıkların üçte birini oluştururken, önde gelen girişimler, tümör profillemesinden hasta takibine kadar tüm bakım süreçlerinde büyük ilaç şirketleriyle iş birliği yapan ekosistem paydaşları olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Tümör profillemesinde Caris Life Sciences, hasta izlemede Huma bu paydaşlara örnek olarak gösterilmektedir.
  • Gümrük vergileri ve jeopolitik gerginliklerden kaynaklanan tedarik zinciri kesintileri, neredeyse her büyük ilaç şirketinin yeni ABD ve AB üretim ve araştırma merkezlerine milyarlarca dolar yatırım yapmasıyla, yerel tesislere büyük yatırımları hızlandırdı.
  • Bu alandaki en büyük taahhütlerin; 55 milyar dolarla Johnson & Johnson, 50 milyar dolarla Roche ve 27 milyar dolarla Lilly tarafından yapılmaktadır.
  • Bu tesisler, kapasiteyi değiştirmeye ek olarak; otomasyon, Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleri ve yapay zekayı temel iş akışlarına dahil ederek kapsamlı dijital dönüşüm stratejileri uygulama fırsatı sunuyor.
  • Planlanan yapay zeka entegrasyonu, öngörücü bakımdan operasyonel optimizasyona kadar uzanıyor. Bu yeni tesisler, önümüzdeki birkaç yıl içinde yapay zeka ve otomasyonun büyük ölçekli dağıtımı için test alanları olarak hizmet verecek ve entegrasyonları en etkili şekilde uygulayan şirketler, verimlilik ve inovasyonda rekabet avantajları elde edecek.
  • LLM (Large Language Model) olarak bilinen çok büyük miktarda metin verisi üzerinde eğitilmiş, insan dilini anlama ve üretme yeteneğine sahip yapay zekâ modeli olan Internal LLM (Dahili LLM)’de, şirketlerin veri sorgulama ve belge işleme otomasyonunu sağlamak için özel sistemler geliştirmesi veya büyük teknoloji şirketleriyle ortaklık kurmasıyla, ilaç sektöründe yapay zeka dağıtımının ikinci ayağı haline geldi.
  • Örneğin, Pfizer’ın Amazon destekli Vox platformu, şirketlerin bu araçları şirket içi araştırmacıların kullanımı için nasıl dağıttığını gösterirken, Merck ve Bayer gibi şirketler iş birimleri genelinde kapsamlı LLM sistemleri uyguladı.
  • Onkoloji, analiz edilen 50 şirket arasında ilaç sektöründeki iş ilişkilerinin üçte birini ele geçirerek, ilaç sektöründeki yapay zeka ortaklıkları için açık ara odak noktası haline geldi; bu, diğer tüm tedavi alanlarından çok daha fazla. Bu yoğunlaşma, hem pazar dinamiklerinden hem de kanser verilerinin karmaşıklığından kaynaklanıyor.
  • Kanser oranları dünya çapında artmaya devam ederken, alan hassas onkolojiye doğru kayıyor ve bu da ilaç şirketlerine kanser tedavisinin birçok alanında yapay zekayı uygulama fırsatları yaratıyor. Ayrıca, kanser ilacı gelirleri son on yılda yüzde 70 artarak yapay zeka destekli ilaç geliştirme için önemli bir ticari fırsat yarattı.

“Çok Bilmiş Olmak”

2011 yılında pankreas kanserinden ölümünün 5 hafta öncesine kadar CEO olarak görev yapan Apple kurucu ortağı Steven Paul Jobs, 2005 Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde bakın ne söylemiş; “Çok bilmiş olmak, her şeyi bildiğini sanmak anlamına gelir. Oysa, dünyaya merakla bakmayı, sürekli öğrenmeyi, keşfetmeyi ve yenilikçi düşünmeyi ifade eder

Bu tespitleri aktarmamın ana nedenleri arasında; gerektiğinde rakipler arasında bile kurulabilecek ortaklıkların önemini ve gelişen yapay zeka teknolojisinin “olmazsa olmaz” olduğunu vurgulamaktır. Bu vurgu, sadece ilaç sektörüne özgü de değildir.

Sağlık alanında; sigortacılıktan hizmet sunumuna, mevzuattan organizasyonuna kadar her boyutta yenilikçilik için ana ilke olmalıdır. Zaten, inovasyon olarak bilinen yenilikçilik herkesin yapmadığını yapmak anlamında da kullanılmaktadır. Böylelikle, farklılıkları görme ve uygulama üzerine odaklanılır, sağlıkta yapılanların tekrarı değil yapılmayanları yapma gerçekleşmiş olur.

Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü

Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü

Koruyucu sağlık endüstrisinin güçlenmesi yoluyla amacına daha çok ulaşabilecek sağlık sigortacılığı, toplumun sağlık statüsünün yükselmesinin de belirleyicisi olacaktır.

Son iki haftadır Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi başlığı altında, koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlık sigortacılığı ilişkisini değerlendirmiştik. Yapılan iki ayrı toplantının ortak temasından yola çıkarak, 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı panelistleri SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’ın vurguladığı başlıkları paylaşmıştım. Bu hafta da, 23 Mayıs 2025 tarihli vizyon toplantısının başlığı olan Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü konusuna yönelik görüş ve yorumlar aktaracağım.

Moderatörlüğünü yaptığım bu paneldeki görüş ve notlarını, geçen hafta olduğu gibi paylaşmama izin veren saygıdeğer panelistler; SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’a teşekkür etmek isterim.  Ayrıca, tartışmalar sırasında gösterdikleri içtenlik ve çalışmalarını kapsamlı aktarmaları nedeniyle katılımcılardan aldıkları çok olumlu geri bildirimleri de paylaşmalıyım.

Sağlık Sigortacılığının Önemi

SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sağlık sigortacılığının rolünü önemli bulduğunu belirterek başladı. Bunu da, gelişen teknoloji ve artan sağlık hizmet kullanımında zaman zaman yaşanan gereksizlik boyutunun önüne geçmek için koruyucu sağlık endüstrisinden yararlanmak olarak açıkladı. Örneklediğinde ise; erken tanıya yönelik riskli grupların taranması gibi bilinene ek olarak, tanıda geç kalınmış hastalar, en iyi tedavi ve rehabilitasyon olanakları kullanımı, aşırı tıbbi medikalizasyon riski altındaki kişilerin belirlenmesini sıraladı.

Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan da, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sağlık sigortacılığının rolünü çok önemli olarak niteledi. Bunu, sigorta şirketlerinin gerçekleşmemiş riskleri teminat altına almaları ve doğru yapılar ile desteklenme gerekliliğiyle açıkladı. Bugünkü paradigmaların bazılarının yeniden tasarlanması ihtiyacından söz ederek; mevcut vergilerden tahsis edilerek devlet destekli bir fon ile uzun vadeli endüstri teşviklerinin çalışabileceğini belirtti. Böylelikle, temel sağlık, koruyucu sağlık gibi ayrıca verilen teminatlarla kapsamı genişleyen sigorta paketlerinin yapılandırılabileceğini aktardı.

SGK Başkan Yardımcısı, sağlık sigortacılığında öncelik verebileceği koruyucu sağlık endüstrisi alanları arasında; bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama, kanser riski olan kişilerin tarama programları, kronik hastalıkların önlenmesi programları, yaşlıların rehabilitasyon programları, bağımlılıkla (sigara, alkol, madde) mücadele ve meslek hastalıklarının önlenmesi programları gibi başlıkları sıraladı.

Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı; ruh sağlığı, kronik hastalıkların takibi, diyet ve beslenme gibi konuları en öncelikli olarak aktarırken, bunların koruyucu sağlık endüstrisi ile önlenebilir olabileceğini ifade etti.

Yöntem

Sayın Ecevit, koruyucu sağlık endüstrisini geliştirmede sağlık sigortacılığı için en etkili yöntem olarak finansmanın sağlanması ve desteklenmesi ile Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesini sıraladı.

Sayın Gürcan, koruyucu sağlık endüstrisini geliştirmenin sağlık sigortacılığı açısından en etkili yöntemlerini; zihniyet dönüşümü ile sağlık ekosistemi yapılandırması başlığı altında topladı. Tüm paydaşların “taşın altına elini koyması” gerektiğinde hareketle, sağlık sigortacılığının koruyucu sağlıkla birlikte teknik karı destekleyebilir bir iş modeline sahip olabileceğine dikkat çekti. Tazminat tutarlarını düşürücü etki yaratan modellere gelinmediği sürece, bir dönüşümü mümkün görmediğini aktardı.

Özel sağlık sigortacılığı açısından, koruyucu sağlık endüstrisinin geleceğinde sağlık sigortacılığı yoluyla teşvik sağlanabilmesi için;

  • veri yetkinlik ve zenginliğinin yeterli seviyeye gelmesi,
  • risk değerlendirmesinin ile prim hesaplamasının yaşam tarzına bağlanması,
  • beyan usülü yerine veri temelli otomatik kurallarla yönetilmesi

yoluyla

  • daha uygun fiyatlama,
  • daha kapsamlı sigortalara,
  • daha büyük bir kitlenin erişiminin sağlanabileceği gündeme getirildi.

Görüldüğü gibi, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü” başlığında, kamu ve özel sağlık sigortacılığı yaklaşımları, çok benzer. Ülkemizdeki sağlık endüstrisinin koruyucu sağlık hizmetlerine yönelmesi konusunda görüş birliği oluşmuş gözüküyor.

Panelistlerin kendi açılarından bakış açıları ve yaptıkları yorumlar, konunun önemini ve yapılacakları vurgulamada çok değerliydi. Çünkü, bugünden yapmayı planladıkları çalışmaları da şekillendirecek boyuta ulaştıklarını gösteriyordu. Hatta, model önerileri bile hazırlanmıştı.

Bu bakışı, son derece sağlıklı buluyorum. Kamunun rehberliğiyle, sigortacılığın da, hastalık sigortası yerine sağlık sigortasına dönüşmesi, sadece mevzuatta sözcük değiştirme ile değil zihniyet değiştirme ile mümkün olacaktır.

Aynı Anda Rekabet ve İşbirliği

Bu konuyu, son dönemde çok sık kullanılmaya başlanan bir kavramla birlikte düşünmeyi öneriyorum. Orjinali “co-opetition” olan kavramın adı “rekaberlik”. Sanki  paradoksal gibi gelen rekabet ve işbirliği işlevlerinin aynı anda kullanımından oluşuyor.

Diğer bir deyişle, değer oluşturmak amacıyla, kuruluşların hem rekabet etmeleri hem de işbirliği yapmalarını ifade eder. Sonuçta, birbirleriyle rekabet içinde olan ve rakip olarak yarışan kuruluşların gerekli alanlarda iş birliği içinde olmaları gerçekleşir.

Kamu ve özel sağlık sigortacılığının, rekabet etme gibi bir yaklaşımı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de düşünülemez. Doğrusu, birbirini tamamlayan ve/veya destekleyen iki sigortacılık modeli olarak düşünülmesidir.

Dolayısıyla sektörün büyümesi, daha iyi ürünler sunulabilmesi amacıyla “rekaberlik” anlayışını benimseyen kamu ve özel sağlık sigortacılığı; sağlık hizmetlerinde erişimi, hakkaniyeti, kaliteyi artıracaktır.

Ana ilke, aynı işi yapanların, bir arada düşünerek “kazan kazan” stratejisi ile yol almalarıdır. Böylece, asıl kazanan ister kamu ister özel olsun, sağlık sigortalısı olacaktır. Koruyucu sağlık endüstrisinin güçlenmesi yoluyla amacına daha çok ulaşabilecek sağlık sigortacılığı, toplumun sağlık statüsünün yükselmesinin de belirleyicisi olacaktır.