OVP, Sürdürülebilirlik ve Sağlık Sigortacılığı

OVP, Sürdürülebilirlik ve Sağlık Sigortacılığı

Geçtiğimiz hafta, Orta Vadeli Program (OVP)’da artan büyüklüklerin bazılarının riskinden söz etmiştim. Gelecek yılların sosyal güvenlik ve sağlık sisteminde olabilecek 3 etkilere değinmiştim. Bu hafta Program’da yer alan “Sosyal Güvenlik Sisteminin Mali Sürdürülebilirliği” başlığı altında sıralanan konuları aktaracağım.

Sürdürülebilirlik İçin 12 Başlık

OVP, “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği güçlendirilecek, prim tabanı ve tahsilatı artırılacak, yeni çalışma biçimlerine uyum artırılacaktır” ana başlığının bölümlerini sıralamış;

  1. Nüfus artış hızının düşmesinin sosyal güvenlik dengesi üzerindeki etkileri analiz edilerek bakım ekonomisini güçlendirmeye yönelik uzun dönemli bakım sigortasının altyapısı oluşturulacaktır.
  2. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sistemi içerisindeki etkinliği artırılacak ve

hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilecektir.

  1. Sağlık ürün ve hizmetlerinde talep kontrolü ve hizmet basamakları arasındaki entegrasyon güçlendirilerek hizmet basamaklarının uygun kullanımı sağlanacaktır.
  2. Sosyal güvenli kişilerin uzun sürede istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler hayata geçirilerek sistemin mali sürdürülebilirliği güçlendirilecektir.
  3. Sosyal güvenlik sisteminin fiili ve yasal kapsamının genişletilmesi ve kapsamda yer almayan grupların sisteme girişlerinin sağlanması için farklı meslek ve gelir gruplarına yönelik uygulamalar geliştirilecek, sosyal güvenlik mevzuatı değişen işgücü piyasası koşullarına ve yeni nesil esnek çalışma şekilleri daha uyumlu hale getirilecektir.
  4. Prim borçlarının takip ve tahsilat süreçleri etkinleştirilecektir.
  5. Sağlık hizmetlerinin geri ödemesinde risk analizine ve hizmet sunucularının davranışlarını dikkate alan denetim modelleri geliştirilecektir.
  6. Sağlık Market Uygulaması daha fazla ilaç ve medikal malzemeyi içerecek şekilde

genişletilerek tedarik zinciri güçlendirilecektir.

  1. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlamadan finansal sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla, analizi yoluyla geri ödeme incelenecek, değer bazlı geri ödeme yöntemleri yaygınlaştırılacak ve yurt dışından temin edilen ilaçlar gibi hızlı artış gösteren gruplarda harcamaların etkinleştirilmesi sağlanacaktır.
  2. Akılcı ilaç kullanımı teşvik edilerek ilaç ve tedavi harcamaları rasyonelleştirilecektir.
  3. Sosyal Güvenlik Kurumunun bilişim sistemleri güçlendirilecek, kurumlar arası veri paylaşımı artırılacak, uzun dönemli mali sürdürülebilirliğe ilişkin göstergelerin düzenli olarak izlenmesi sağlanacaktır.
  4. İstihdam teşviklerinden etkin olmayanlar sonlandırılacak, teşvik sisteminin sade ve etkin bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

Bilindiği gibi OVP; Kalkınma Planı, Yıllık Program ve Bütçe bütünlüğü içinde üç yıllık bir politika

belgesidir. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından her yıl ortaklaşa hazırlanır. OVP küresel, bölgesel ve ulusal ekonomik makroekonomik değerlendirmeler yaparak kamu ve özel sektör öngörülebilir politikaların planlanmasına yardımcı olur.

OVP ve Sağlık Sigortacılığı

Bu haftadan başlayarak birkaç hafta, OVP’nin “sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği güçlendirilecek” ana başlığındaki ilgili maddelerini sağlık sigortacılığı açısından vurgulamak istiyorum.

Bunlardan ilki, nüfus artışının yavaşlaması sonucu olası sosyal güvenlik dengesi etkileri başlığı altında ifade edilen bakım ekonomisine ilişkin uzun dönemli bakım sigortası olacak. Bu konu ülkemizde üzerine epeyce yazılıp tartışılan bir başlık olmuştur. Buna ait altyapının oluşturulacağından söz ediliyor. Bunu çok önemsiyorum.

Devletin öncülüğünde özel sektörün seçici desteğiyle yürüyebilecek bir uzun dönem bakım sigortası modeli kurulmasının gerekliliği, yıllardır birçok platformda savunulmaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzadığı ama sağlıklı yaşam süresi ile yaklaşık 25 yıllık bir fark olduğunu sürekli tekrarlamaktayım. Bu bağlamda, “hastalık sonrası müdahaleye odaklı” geleneksel sağlık sisteminin değiştirilmesinin altını çizmekteyim.

Paradigmanın değiştiğini hiç unutmamak gerekir. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçen bir süreç yaşanıyor. Özellikle geçen hafta yazdığım gibi sağlıksız yaşlanan bir nüfus olma olasılığımız, uzun dönemli bakım sigortasını daha da önemli hale getiriyor. Sağlıksız yaşlanmada kronik hastalıklar, kronik hastalık nedenleri arasında da obezite önemli yer tutuyor.  Dünya Sağlık Örgütü, obezitenin 2020’den 2050’ye yüzde 65’den yüzde 86’ya çıkacağını öngörerek “obezite global pandemidir” yaklaşımında bulunuyor. Sadece 1990’dan bugüne küresel düzeyde yetişkin obezitesi 2 kat artmış. Çocukluk ve ergen obezitesi ise 4 kat artmış.

Çok değil sadece 9 yıl sonra yani 2035’de küresel ekonomiye obezite etkisi 4.3 trilyon USD olarak öngörülüyor. Türkiye’de 45 milyon hasta potansiyeli ve 2.2 milyon tanı konulmuş kayıtlı hasta olduğu belirtiliyor. Ayrıca, nüfusumuzun yüzde 86.6 düzenli fiziksel aktivite yapmadığını da eklemek gerekiyor.

Değer Temelli Sağlık Hizmeti ve Sağlık Sigortacılığı

OVP’de ikinci önemsediğim konu da 9.maddede sözü edilen “değer bazlı geri ödeme” yöntemleri yaygınlaştırılacak” ifadesidir. “Büyüklüklere değil kazanımlara odaklı olma” şeklinde ifade edilebilecek değer temelli sağlık hizmetinin satın almadan geri ödemeye kadar her aşamada yaygınlaşması sonuç odaklı iş yapmayı geliştirecektir. Bu bağlamda yapılan ameliyat sayısı kadar o ameliyat sonrası oluşan komplikasyon sıklığı da değerlendirilmelidir. O ameliyat sonrası aynı şikayetlerle tekrar başvuru da dikkate alınmalıdır.

Değer temelli sağlık hizmeti için;

  • her yaşta kendi sağlığını yönetme bilinci kazandırılmalı,
  • erken yaşta yaşam biçimi değişikliğini zorlayan katılımcılık ve teşvikler geliştirilmeli,
  • sağlık hizmetinde; kişinin kendinden başlayarak akademisyenlere kadar uzanan basamaklar arası etkili ve bütünleşik bir yaklaşımla oluşturulmalı,
  • puanlama tabloları ve uzaktan izleme değerlendirme ve erken uyarı sistemleriyle veriye dayalı yönetim modelleri geliştirilmelidir.

İşte OVP büyüklüklerini sağlık açısından tüm bunlarla birlikte düşünmek gerekecek. Bu konudaki değişim ihtiyacına yönelik yorumlarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Değişimden, geleceğin sağlık sigortacıları da etkilenecektir. Sigortalısının riskini yöneterek hastalanma ihtimalini azaltan, sağlıklı yaş almayı teşvik eden geriye dönük değil ileriye dönük teşhis ve takip müdahalelerini daha da kritik hale getiriyor.

Yani poliçeler artık, sigortalıları kendi sağlıklarını daha iyi yönetme konusunda tutum ve davranış değişikliğine zorlamalıdır. Sonuç olarak, kronik hastalıkları da yönetmek için sadece hastanede değil, ev ve iş yeri gibi yaşamın geçtiği her yerde bu yaklaşıma ilişkin değişimler yaşanmalıdır.

Sağlıksız ve Yaşlı” Nüfus mu Olacağız?

Sağlıksız ve Yaşlı” Nüfus mu Olacağız?

Türkiye’de 75 yaş üstü nüfusun yaklaşık yarısına yakını ev işlerini tek başına yapamazken, 65 yaş üstü nüfusun sadece binde 3’ünü bile zor bulan bir kısmı kurumsal uzun süreli bakım hizmetinden faydalanıyor. Öte yandan, geleneksel sağlık sisteminin “hastalık sonrası müdahaleye odaklandığını” hiç unutmamak gerekir. Artık, sağlıkta da paradigma değişti. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçildi.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan, 2026-2028 yıllarını içeren Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Büyüklükler artıyor, bunların sadece üçünden söz edeceğim; Gayrisafi Milli Hasıla, Kişi Başına Düşen Milli Gelir, Nüfus.

Kişi Başına Düşen Milli Gelir 20 bin Doları Aşacak

2024 yılında 1 trilyon 358 milyar dolar olarak gerçekleşen Gayrisafi Milli Hasıla’nın, 2026 yılında 1 trilyon 658 milyar dolar, Program sonu olan 2028 yılında da 1 trilyon 886 milyar dolar olması öngörülüyor.

2024 yılında 15.325 dolar olan Kişi Başına Düşen Milli Gelir ise 2026’da 18.621, 2028’de 20.987 dolar olarak hesaplanmış.

85 milyon 518 bin olan 2024 nüfusu, program dönemi bitiminde 87 milyon 252 bin olarak tahmin edilmiş.

Bu artışlar iyi ama bilinen başka artışlar da var. Rakama boğmamak için kısaca söylemek gerekirse örneğin, genç nüfus azalırken 65 yaş üstü nüfus artıyor. Toplam Doğurganlık Hızı 1,42’ye kadar düşüyor. Lütfen bu verileri sadece istatistik olarak değerlendirmeyin; önümüzdeki yılların sosyal güvenlik ve sağlık sistemini şekillendireceğini de düşünün. İlk akla gelebilecek 3 kritik etkisini şu sorular halinde sıralamak çok zor olmayacak;

  1. Çalışan nüfustaki artış eskisi gibi olamayacak mı?
  2. Sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarındaki baskı kalıcı hale mi gelecek?
  3. “Demografik Fırsat Penceresi” kapanma riski mi oluşacak?

Bunlar, “ne güzel nüfusumuz artıyor” denilebilecek büyüklükler mi? Bugün nüfusumuz genç-orta yaş ağırlıklı. Bunu doğru değerlendirebilirsek bir fırsat oluşturabilir miyiz? Yoksa, “sağlıksız ve yaşlı ama büyüyen” bir nüfus yapısıyla mı karşılaşabiliriz?

Küçülen Hanelerin Yaşlı Bakımıyla İlişkisi

Bunlara bir de azalan doğurganlığın sonucu olarak; hanelerin küçülmesi ve çocukların aileden ayrılarak yer değiştirip yaşamaları, yaşlı bakımını üstlenen ve kayda bile geçmeyen aile emeğinin azalmasını da eklemek gerekmez mi?

Tam bu noktada, çok çarpıcı bir istatistiği paylaşmakta yarar var; Türkiye’de 75 yaş üstü nüfusun yaklaşık yarısına yakını ev işlerini tek başına yapamazken, 65 yaş üstü nüfusun sadece binde 3’ünü bile zor bulan bir kısmı kurumsal uzun süreli bakım hizmetinden faydalanıyor.

Değişen Paradigma

Öte yandan, geleneksel sağlık sisteminin “hastalık sonrası müdahaleye odaklandığını” hiç unutmamak gerekir. Artık, sağlıkta da paradigma değişti. Önleyici ve kişiselleşmiş tıbba geçildi.

OVP büyüklüklerini sağlık açısından bunlarla birlikte değerlendirmek gerekecek.

Tarama ve Sağlıklı Yaşam

Geçenlerde, Spotify kurucusu Daniel Ek ve Hjalmar Nilsonne sağlık yatırımını açıkladı. “Neko Health” adlı bu yatırımla, hızlı ve bütüncül veri toplama ile 1 saatte radyasyonsuz sistem taramaları yapılıyor (https://www.nekohealth.com/se/en).

Kardiyovasküler, metabolizma ve deri ile ilgili veri taranarak yapılan bu yatırıma ulaşmak için 25 bini aşkın kişinin de sırada beklediği belirtiliyor. Sadece bu bile, kişilerin sağlıkları ile ilgili farkındalıklarını göstermesi açısından önemli bir gösterge olarak dikkat çekicidir.

Toplanan verilerle, hekim değerlendirmesiyle birleştirilerek kalp hastalıkları, diyabet ve dermatolojik risklerin belirtisi ortaya çıkmadan tespit edilmesi hedefleniyor. Sadece yüksek gelir grubu hedef kitle olarak düşünülmemiş, ulaşılabilir fiyatla bunun genişlemesi planlanmış. Model, “sağlıklı yaşamı sürdürülebilir kılan” merkezlere dönüşecek gözükmektedir.

Değişimi Yönetme Yaklaşımları

Değişimi iyi yönetmek gerekiyor. Son dönemde okuduğum bir yazıda farklı yaklaşımlar öneriliyor (https://www.fsg.org/resource/the-funders-palette-a-spectrum-of-approaches-for-systems-change/);

  1. Organizasyonları güçlendirme başlığı altında, güçlü etki için kar amacı gütmeyen kuruluşların kapasitesini artırma,
  2. Karmaşıklığı yönetebilen ve sistemleri etkileyebilen liderler yetiştirme,
  3. Daha iyi karar ve eylemler için kanıt üretip harekete geçme,
  4. Toplumun sorunları nasıl anladığını değiştirerek yeni çözümler ortaya çıkarma,
  5. Toplulukların kendilerini etkileyen kararları şekillendirmesini sağlama yoluyla güçlendirme,
  6. Ortak zorluklar etrafında sektörler arası ortaklıklar kurmak,
  7. Fon sağlayıcıları organize ederek ortak öncelikler etrafında hizalanmayla etkiyi artırma,
  8. Piyasa dinamiklerini ürünlere, hizmetlere ve sermayeye adil erişime doğru kaydırma,
  9. Politika değişikliği savunuculuğu yoluyla politika, kural ve düzenlemeleri etkileme,
  10. Alçakgönüllülükle hareket edip, derin dinleyerek gücü sorumlu kullanma,

Bu değişim baskılarından, geleceğin sigortacıları da etkilenecek, özellikle sağlık sigortacıları…

“Hep mi Tazminat Ödeme”

Sağlık sigortacılığı, sigortalısının riskini yöneterek hastalanma ihtimalini azaltan, sağlıklı yaş alma sürecini zorlayan bir yaklaşıma evrilecek. Çünkü kritik nokta, reaktif olabilmekte odaklanıyor. Sağlıksız yaş alma, sağlık sigortacılarını “hep tazminat ödeme” baskısından da kurtaracak. Dijital sağlık, uzaktan takip gibi modellerle önleme ve erken teşhis ve takip müdahalelerini daha da kritik hale getiriyor.

Yani poliçeler artık, sigortalıları kendi sağlıklarını daha iyi yönetme konusunda tutum ve davranış değişikliğine zorlayacak. Sonuçta; diyabet, hipertansiyon, obezite gibi kronik hastalıkları tedavi etmek hatta yönetmek için hastanenin yerini ev ve iş yeri gibi gerçek yaşamdan kesitler alacak.

Bu arada kişiselleşmiş poliçe ile riskleri değerlendiren ve sonuca göre belki de “tek tip” yerine her bir sigortalı veya sigortalı grubu için farklı teminat içerikleri oluşturulacak. Bu farklılık, sigortalı ve sigortacı için tercih kriteri olabilecek.

Birlikte Çalışabilirlik (Interoprabilite) kavramına zaman zaman değiniyorum. Şimdi tam bu noktada bir kez daha vurgulamak gerekecek. Aslında, koordinasyondan çok daha ileri bir kavram. Birlikte işlerlik de deniyor. Ürün, sistem veya süreçlerinin beraber çalışarak ortak bir işlemi yerine getirmeleri anlamında kullanılıyor. Sadece, teknik alanlarda olabileceği gibi; sosyal, politik ve organizasyonel alanlar da dikkate alınarak daha geniş bir kapsamda kullanılabilir. Tıpkı senfoni orkestrasında eline bageti alan şef gibi düşünün. Şef, farklı müzisyenlerin aynı anda, aynı tempoda ve uyum içinde çalmasını sağlayan, lider ve yöneticidir. Şefin Görevleri başlığıyla taradığınızda karşınıza aşağıdaki başlıklar çıkar;

  1. Tempo ve Ritim Kontrolü: Konser sırasında elindeki baget veya jestlerle müziğin hızını (temposunu) belirler ve sabit tutar.
  2. Eseri Yorumlama: Bestecinin yazdığı notalara kendi sanatsal yorumunu katarak esere ruh verir. Hangi enstrümanın daha yüksek, hangi enstrümanın daha sessiz çalacağını ayarlar.
  3. Koordinasyon: Onlarca farklı enstrümanın (keman, flüt, davul vb.) doğru zamanda girmesini ve çıkmasını sağlayan canlı bir iletişim köprüsüdür.

İşte sigortacı da yukarıda sıralanan özelliklerde; sağlığın geleceğinde, mülkiyetinden bağımsız; sağlık kurumları, sağlık çalışanları, eczaneler, girişimciler, karar verici otoriteler ve kişinin kendisi gibi paydaşlarla birlikte çalışan şef mi olacak acaba?

Dünya Sağlık Örgütü’ne Göre Özel Sağlık Sigortacılığı

Dünya Sağlık Örgütü’ne Göre Özel Sağlık Sigortacılığı

Geçen hafta “Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak” başlığı altında uzun ömürlülük konusundaki yeni bir rapordan bazı çarpıcı başlıklar aktararak değerlendirmeler yapmıştım. Bu bağlamda sağlık sigortacılığının geleceğine yönelik öngörülerimi de paylaşmıştım. Bu hafta konuya Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) özel sağlık sigortacılığına ilişkin görüşleriyle öngörülerime devam edeceğim.

Geçen hafta “Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak” başlığı altında uzun ömürlülük konusundaki yeni bir rapordan bazı çarpıcı başlıklar aktararak değerlendirmeler yapmıştım (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf) Bu bağlamda sağlık sigortacılığının geleceğine yönelik öngörülerimi de paylaşmıştım. Bu hafta konuya Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) özel sağlık sigortacılığına ilişkin görüşleriyle öngörülerime devam edeceğim.

Önce hep söylenen ve kabul gören bir tespitle başlamak istiyorum; Türkiye’de bir yandan daha uzun yaşarken diğer yandan daha az sağlıklı yaşıyoruz, ayrıca da çoğunlukla ekonomik imkanlarımız yaşımızla birlikte azalıyor. Bundan sonraki satırları, bu tespitle birlikte değerlendirmenizde yarar olacaktır.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü

“Universal Health Coverage (UHC)” Türkçe’de Genel Sağlık Sigortası anlamına da gelen evrensel sağlık kapsayıcılığı olarak bilinir.

Geçtiğimiz yıl 12 Aralık’ta DSÖ “Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü” (Universal Health Coverage Day) kutlaması yaptı (https://www.who.int/campaigns/universal-health-coverage-day/2025). 2025 Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü’nde, karşılanamaz sağlık maliyetlerinin insanlar üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekildi. Her dört kişiden birinin, sağlık hizmetlerini kendi cebinden öderken mali zorluk yaşadığı; bu durumun çoğu zaman gıda, eğitim veya barınma gibi temel ihtiyaçlardan fedakârlık edilmesi pahasına gerçekleştiği vurgulandı.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü, hâlâ uygun maliyetli sağlık hizmetlerine erişmeyi bekleyen yüz milyonlarca insan için savunuculuk yapılmasını ve karar vericilere sağlığa daha akıllıca yatırımlar yapmaları çağrısında bulunulmasını sağlayan küresel bir buluşma noktası oldu.

“Daha sağlıklı toplumlar, daha dayanıklı, üretken, barışçıl ve müreffeh toplulukların oluşmasını sağlar” temasıyla hareket eden DSÖ, insanların maliyetler nedeniyle sağlık hizmetini geciktirdiğinde veya almaktan vazgeçtiğinde, sağlık sonuçlarının kötüleşmesi ve uzun vadede hem sağlık hem de mali yükün artması riskiyle karşı karşıya kaldığını öne çıkarıyor.

DSÖ, buna karşılık hükümetlerin insanların uygun maliyetli sağlık hizmetlerine erişimini öncelik hâline getirdiğinde, tüm sektörlerde sürdürülebilir ilerlemenin temelini atmış olacağını belirtmektedir.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü kapsamında DSÖ, özellikle düşük gelirli bireyler veya kronik hastalığı olan kişiler başta olmak üzere, en fazla ihtiyaç duyanlar için mali koruma önlemlerinin acilen hayata geçirilmesi ve cepten yapılan sağlık harcamalarının ortadan kaldırılması çağrısında bulunmaktadır.

Gönüllülükten Zorunluluğa 

DSÖ’ne göre, özel sağlık sigortası; gönüllü/ticari sistemlerden zorunlu sistemlere kadar uzanan işlevsel bir yelpazeyi kapsar ve risk havuzlama, kamu-özel sınırları ve kapsam rolleri boyutları boyunca ilerler. DSÖ, gönüllü bireysel planlardan zorunlu özel yönetilen/organize edilen planlara (Hollanda, İsviçre’nin bazı bölgeleri ve ABD Sağlık Hesapları Sistemi gibi) kadar uzanır. Yönetim yapısı, ticari kâr amacı güden kuruluşlardan özel kâr amacı gütmeyen veya yarı-kamu kuruluşlarına geçiş gösterir. Risk bazlı primlerden, topluluk (grup) bazlı veya gelire dayalı katkılara doğru ilerler.

Neelam Sekhri ve William Savedoff DSÖ Bülteni’nde yayımlanan Özel Sağlık Sigortası: Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Sonuçları (Private Health Insurance: Implications For Developing Countries) adlı makalesinde (https://iris.who.int/server/api/core/bitstreams/a59b2078-4950-41cb-9aed-347dc402d0dd/content); özel sağlık sigortasının hem yüksek hem de düşük gelirli ülkelerde giderek daha önemli bir rol oynamakta olduğunu; ancak araştırmacılar ve politika yapıcılar tarafından yeterince anlaşılmadığını belirtmektedir. Bu makalede, özel ve kamu sağlık sigortası arasındaki ayrımın çoğu zaman abartıldığı; çünkü iyi düzenlenmiş özel sigortalarının, kamu sigortası sistemleriyle birçok ortak özelliğe sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, özel sağlık sigortasının Batı Avrupa’daki birçok modern sosyal sigorta sisteminden önce ortaya çıktığını ve bu sayede bu ülkelerin daha sonra sağlık hizmetlerine evrensel erişimi sağlamayı mümkün kılan mekanizmaları, kurumları ve kapasiteleri geliştirebildiği belirtilmektedir.

Makale, özel sigortayla ilgili uluslararası deneyimlerin gözden geçirilerek, bu rolün belirli bir bölgeyle veya ulusal gelir düzeyiyle sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki politikalar için önerilerde bulunulmakta ve özel sağlık sigortasının göz ardı edilemeyeceği savunulmaktadır. Hükümetlerin etkili düzenlemeler uygulaması ve kamu fonlarını yoksul ve savunmasız kişilere özel programlara odaklamasıyla özel sağlık sigortasının kamu yararına hizmet edecek şekilde kullanılabileceği ifade edilmektedir. Böylelikle, kamu sektörünün, kendi sağlık hizmeti kapsamını yönetme ve finanse etme kapasitesini artırırken, sigorta kurumlarıyla ilgili deneyim geliştirmek için bir model olarak da kullanabileceğinden söz edilmektedir.

Araştırmalar; önleme ve erken müdahalede sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarının sorumluluk duymaları gerektiğini net bir şekilde ortaya koyduğu için ülkemiz sağlık sigortacılığında poliçe bazında çeşitlendirmenin ürünlerle gösterilmesini zorunlu kılmaktadır.

Yaşlı bakım sigortası, uzun süreli sağlık sigortası, tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortası, kronik hastalıklar sigortası, ilaç ve tanı yöntemlerinde yenilikçi müdahaleleri içeren sağlık sigortası gibi yaşam tarzında davranış değişikliği yapanlara yönelik teşvik edici poliçe alt başlıkları içeren örnekler, kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte geliştirilmeli, uygun modeller yürürlüğe konulmalıdır.

Geçtiğimiz hafta da değindiğim gibi, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü bu boyutta analiz etmek gerekir. Geleceğin sağlık sigortacılığı, kişinin kendi sağlığını yönetmesinden başlayarak sağlık tazminatını davranış değişiklikleriyle birlikte yönetme temeline dayanmalıdır.

Bu yüzden, tıpkı DSÖ makalesinde olduğu gibi, geleceğin sağlık sigortacılığında sadece poliçe kapsamında ödenen tazminatın değil, poliçe içeriğini de şu alt başlıkların içini doldurularak revize etmekte fayda olabilir;

  • Kişinin hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, riski ekosistem yaklaşımıyla kamu özel sektör birlikte yöneten ve önceden belirlenen performans kriterleri çerçevesinde yarıştıran bir sorumluluğa dönüştürme,
  • Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler, uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurları tarama ve tedavi yöntemleriyle kapsama alma,
  • Kişinin hastanede değil yaşanılan yerde, evde, işte sağlığını yönetme deneyimini teşvik etme…

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi”.

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf). Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan (World Economic Forum) Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi” (The Longevity Dividend: The Business Case for Linking Health and Wealth).

Fırsat Maliyeti

En basit ifadesiyle, seçmediğiniz alternatiften dolayı kaybettiğiniz kazanç fırsat maliyeti olarak tanımlanır.

Rapor, sadece üç düşük teknolojili müdahalenin sağlık sistemlerine 5,8 trilyon dolardan fazla tasarruf sağlayabileceğini, 2040 yılına kadar 645 milyar dolar daha ek verimlik nedeni olabileceğini ortaya koyuyor. Bunların tamamı aslında fırsat maliyetidir ve aynı zamanda fiziksel ve finansal tüm nedenlerin birlikte anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekliliğini de gösterir.

Bu üç basit ve uygun fiyatlı değişiklik; evlerde halı bandı ve tutunma barlarıyla düşmeye karşı koruma önlemi alınması, fiziksel aktivitenin artırılması ve işitme cihazlarına erişimin kolaylaştırılmasına dayanmaktadır.

Böylece; uzun ömürlülüğü yaşlılık sorunu olarak değil, yaşam boyu fiziksel ve finansal sağlığın iç içe geçmişliği olarak anlamanın gerekliliğini vurgulanıyor. Uygun fiyatlı konutlardan, yaş almada ayrımcılığı azaltmaya kadar uzanan uzun ömürlülüğü destekleyici müdahalelerin çokluğu anlatılıyor. Uzun ömürlülük ekonomisinin daha geniş kapsamda anlaşılmasıyla önemli yatırım getirileri sağlayabileceğinden söz ediliyor.

Aslında, uzun ömürlülüğün, yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin sorunu veya artan emekli sayısıyla oluşan bir bilanço dar boğazı olarak yanlış ele alındığı söyleniyor.

Rapor; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Vietnam, Kolombiya, Endonezya, Meksika, Çin, Hindistan, Singapur, Brazilya, Nijerya, Güney Kore, Tayland, Kanada, Hollanda, İngiltere, ABD., Fransa, Hırvatistan, Japonya’nın yer aldığı 21 ülkeden veri toplanarak sayısal analizleri içeriyor.

Sağlık ve Zenginlik

Uzun ömürlülüğün, gelecek yirmi yılın en önemli sağlık sorunu olarak ele alınabileceği ama aynı zamanda hafife alınan ekonomik fırsatlardan biri olduğu ifade ediliyor. Demografik yelpazenin her kesiminden o ülke için bir fırsat sunulduğu aktarılıyor.

“Uzun Ömürlülük Getirisi” olarak; sağlık ve zenginliği birleştirmenin gerekçesinde, ilerleme ve yeniliği, sağlık ve zenginlik arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığı örnekliyor. Hatta, soyut bir demografik zorluğu somut bir ekonomik fırsata dönüştüren üç belirgin ve küçük müdahale modellenerek, toplumların böyle planlamalarla neler kazanabileceği sayısal olarak ortaya konuluyor.

Uzun ömürlülük geçişine hazırlanmak için kapsamlı reformlar veya denenmemiş teknolojiler gerekmediği de vurgulanıyor. Düşük maliyetli, veriye dayalı ve uygulanmaya derhal başlanabilecek küçük müdahalelerle ilerlenebileceği anlatılıyor.

Gerekenin; hükümetler, işverenler ve sağlık finansmanındaki karar verici kurumlarının fiziksel ve finansal sağlığı ayrı ayrı alanlar olarak ele almayı bırakmaları olduğu açıkça ifade ediliyor.

Uzun ömürlülüğü toplumsal bir zorunluluk olarak anlamanın, trilyonlarca dolarlık tasarrufun önünü açabileceği, ek bir ekonomik büyüme sağlayacağı ve küresel düzeyde toplumların refah düzeyini iyileştirebileceği gerekçelendiriliyor.

Kronik Bakım Endeksi

Konuyla ilişkili bir başka rapordan daha söz etmek istiyorum. Bu Rapor da çok yakın zamanda Sigorta Gazetesi’nde yayımlandı (https://sigortagazetesi.com/38-ulkenin-kronik-bakim-endeksi-aciklandi-turkiye-kacinci-sirada/). Rapor, Kronik Bakım Endeksi’nden söz ediyor. Zürich Sigorta Grubu tarafından söz konusu raporda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi 38 ülkenin on yıllık verileri analiz edilmiş.

Rapor, kronik hastalık yükü ve sağlık sistemlerinin cevabı açısından Kronik Bakım Endeksi’ne iki farklı bakış açısı getirerek ülkelerin bu yükü yönetmeye ne kadar iyi hazırlandığını ölçen bir endeks sunuyor. Sonuçlar, bakımın zaman içinde ne kadar amacına uygun organize ve koordine edildiği ile sunulduğunu gösteriyor. Daha kötü sonuçlar genellikle parçalı bakım, sınırlı erişim ve koordinasyon eksikliğiyle ilişkilendiriliyor.

Endekste İsviçre ve Hollanda’nın, 100 üzerinden 80 ve 78 ile ilk sıralarda yer aldığı görülüyor.  Onları; Lüksemburg, Norveç, Güney Kore, İsrail, Belçika, Avustralya, İsveç 70 ve üstü puanlarla takip ediyor. Letonya, Litvanya, Yunanistan, Polonya ve Macaristan ise 30’dan az puanlarla en düşük sıralarda yer alıyor. 38 ülke arasında 59 puanla 18.sıradaki Türkiye’nin altında İtalya ve İngiltere 57, Almanya 55 puanla bulunuyor.

Rapor’da; ne kadar erken harekete geçilirse, bakım ne kadar sağlık hizmetiyle entegre edilirse ve sağlık sistemlerinin ne kadar ötesinde düşünülürse, o kadar iyi sonuçlar alınabileceğini vurgulamaktadır. Halen, sağlıklı kalmayı desteklemek yerine tedaviye odaklanıldığı belirtilse de sağlık politika yapıcıları, işverenler, sigortacılar ve endüstri sorumlularının uzun dönemde sağlıklı yaş almayı hedeflemelerinin daha doğru olacağı yazılmış.

Bu sayede, kaynak verimliliği ve finansal dayanıklılık artışıyla daha proaktif bir süreç yönetilebileceği iddia ediliyor. Bu bağlamda en çarpıcı başlık ise sonuçların harcamaya değil, kaliteye bağlı olmasıdır. Bazı ülkelerin sağlık sistemleri benzer bile olsa, amaca ulaşma, koordinasyon ve hizmetlere erişim farklılıkları endeksteki sıralamayı değiştirebilmektedir. Bu yüzden fırsat; daha erken, entegre, paylaşımlı bakım olarak gösterilmekte, önleme ve koordineli bakımın önemi vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, özellikle ülkemizde daha uzun yaşayıp, daha az sağlıklı, hatta yaş aldıkça sağlıklı bile olmadığımız açıktır. Ne yazık ki ek olarak, çoğunlukla ekonomik imkanların yaşla birlikte azaldığını da mutlaka dikkate almalıyız.

Yapılan araştırmalar, daha fazla önleme, daha erken müdahale konusunda, başta sağlık sigortacıları olmak üzere, sağlık sisteminin tüm paydaşları olarak ortak sorumluluk gerektiğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle bu nedenleri düşündüğümüzde, ülkemiz kamu ve özel sağlık sigortacılığında yıllardır tartışılmakta olan yaşlı bakımı ve uzun süreli sağlık sigortacılığı açısından konunun özenle değerlendirilmesinde büyük yarar vardır.

Yaşlanan bir dünyada ortaya çıkan zorlukları ve fırsatları etkili bir şekilde ele almak için sağlık ve zenginlik arasındaki etkileşimleri anlamak çok önemlidir. İşte tam da bu açıdan, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü doğru anlayarak sadece bir sonraki yıl tazminat prim oranını düşürmeye odaklanmak yerine analiz etmek gerekir. Zaten gelecek buradadır…

Geleceğin sağlık sigortacılığı, sigortalısının tazminatını yönetmeyi temel alacaktır.  Bunun bir önceki aşaması da kişinin kendi sağlığını yönetmesidir.

Kamu veya özel sağlık sigortacıları, sigortalısına her geçen gün artan uzun ömürlülük ve buna bağlı tedavi harcaması faturaları ödemekten; hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, dolayısıyla sağlık riskini paydaşlarıyla birlikte ekosistem bakışıyla yöneten bir sorumluluğa evrilecektir. Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler ve uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurlar bu sorumluluğun alt bileşenleri olacaktır.

Sağlıklı bireylerin sağlık giderleri her yaşta daha düşüktür, bu hiç unutulmamalıdır. Ayrıca, yaş alma sürecinde sağlıklı çalışanların işlerinden ayrılma oranının daha az olduğu da önemli bir değişkendir. Bu durumu daha fazla sürdürülebilirliğe odaklanarak ilerletmek, bir yandan kişiler için daha fazla finansal dayanıklılık diğer yandan da sağlığa yatırım yapmak için karar vericilere daha fazla kaynak fırsatı sağlayacaktır.

Tersi, sadece parasal olarak değil hakkaniyet açısından da kötü sağlık maliyettir. Sağlık hizmetlerinin maliyetleri artığı gibi, işgücü kapasitesinde azalmalar da görülebilir. Bunlar, finansal baskılara yol açabilir ve sağlığın korunması ile geliştirilmesi konusundaki kaynak arayışlarını zora sokar. Finansal baskılar olduğunda, kişilerin sağlıklı kalmalarına yatırım yapmak için seçenek ve kaynaklar sınırlanacağından, sonuç daima kötü sağlıktır.

Paydaşların Etkileşimi ve Sürdürülebilirlik

Paydaşların Etkileşimi ve Sürdürülebilirlik

Bu hafta; ekosistem, ilaç ve nüfus konularında üç çarpıcı başlığı paylaşacağım. İlki, Avrupa Birliği Kritik İlaçlar Yasası. İkincisi, dünya nüfus gününde TÜİK tarafından yayınlanan istatistikler. Sonuncusu, ekosistemde amaç odaklılık. Aslında, bu üç konu farklı konular değil, neden sonuç ilişkisi açısından bakıldığında, biri diğerini etkileyen konular. Hatta geçtiğimiz haftanın konusu olan tedarik zinciri hatırlandığında, sanki devamı gibi bile düşünülebilir.

Bu hafta; ekosistem, ilaç ve nüfus konularında üç çarpıcı başlığı paylaşacağım. İlki, Avrupa Birliği Kritik İlaçlar Yasası. İkincisi, dünya nüfus gününde TÜİK tarafından yayınlanan istatistikler. Sonuncusu, ekosistemde amaç odaklılık. Aslında, bu üç konu farklı konular değil, neden sonuç ilişkisi açısından bakıldığında, biri diğerini etkileyen konular. Hatta, geçtiğimiz haftanın konusu olan tedarik zinciri hatırlandığında, sanki devamı gibi bile düşünülebilir (https://sigortagazetesi.com/haluk-ozsari-yazdi-saglik-yoneticileri-ve-tedarik-zinciri/).

“Avrupa’dan Al” Mekanizması

Avrupa Birliği (AB), hayati ilaçlara erişimi güvence altına almak için, Mart 2025’de tartışmaya açtığı “Kritik İlaçlar Yasası” teklifi üzerinde geçenlerde anlaşmaya vardı. Başta antibiyotik, insülin ve ağrı kesici gibi temel ilaçlarda tedarik güvenliğinin güçlendirilmesi, AB içinde üretim artışı, gerektiğinde ortak alım yapılması ve stok bilgilerinin paylaşılması ile gönüllü yeniden dağıtım bile düzenlemede düşünülmüş.

Asıl amacın, Avrupa genelinde ilaç tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırma ve üretim kapasitesini güçlendirmeye yönelik olduğu bu düzenleme kapsamında;

  • 200’den ilacı içeren bir liste oluşturularak,
  • Tedarik zincirindeki kırılganlıklar Avrupa İlaç Kıtlıkları İzleme Platformu (ESMP) üzerinden analiz edilerek genişletilecek,
  • Kalite İnovasyon Uzman Grubu (QIG) ilaç üreticilerine destek sağlayacak,
  • Ortak tedarik ve devlet yardımı süreçleri değerlendirecek.

2025 teklifi, COVID-19 pandemisi deneyimini de göz önüne alarak, olası ilaç kıtlıklarına karşı hazırlanmış. Üretim, tedarik zinciri ve kaynaklar için teklif edilen Kritik İlaçlar Yasası dört ana kritik noktayı içermektedir;

  • AB üretim kapasitesini stratejik projeler aracılığıyla geliştirmek,
  • Güvenilir tedarik zincirlerini teşvik etmek için kamu alımlarından da yararlanmak,
  • AB ülkeleri arasında ortak alımları desteklemek,
  • Ekonomide oligopol olarak nitelendirilen piyasalardaki bağımlılığı azaltmaya yönelik uluslararası ortaklıkları bulup devreye sokmak.

Bu yeni yasa AB’nin ilaç stratejisinin reformu yoluyla ele alınan mevcut girişimleri tamamlıyor. Ayrıca, önerilen yasa, kamu alımlarında AB merkezli tedarikçileri önceliklendiren yeni bir “Avrupa’dan al” mekanizmasını içeriyor. Bu mekanizma, AB içindeki güvenilir tedarik zincirlerini güçlendirmeyi ve yüksek düzeyde halk sağlığı koruması ve güvenliği sağlamayı amaçlıyor.

Hatta; Belçika, Çekya, GKRY, Estonya, Almanya, Yunanistan, Letonya, Litvanya, Portekiz, Slovenya ve İspanya Sağlık Bakanları tarafından, AB’nin daha geniş özerklik çalışmalarına entegre edilmesinin ve bu bağlamda savunma fonları kullanılmasının önerildiği de yazıldı (https://tr.euronews.com/saglik/2025/03/09/ozel-haber-ab-ulkeleri-kritik-ilaclar-icin-savunma-fonlarinin-kullanilmasini-istiyor).

Avrupa İlaç Ajansına (EMA), 2025 yılında tedarikinde sorun olan 34 ilacın 16’sını “kritik” olarak nitelendirerek listelemişti (https://www.euronews.com/health/2025/03/11/which-critical-medicines-are-in-short-supply-in-the-european-union).

11 Temmuz Dünya Nüfus Günü

Dünya Nüfus Günü, dünya nüfusunun durumu hakkında farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 11 Temmuz’da kutlanmaktadır. 1989 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından dünya nüfusunun 5 milyara ulaştığı tarih olan 11 Temmuz 1987 günü Dünya Nüfus Günü ilan edilmiştir. Şimdi, Dünya Nüfus Günü’nde TÜİK tarafından paylaşılan konuyla ilgili istatistikleri aktaracağım (https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58197).

Birleşmiş Milletler 2025 yıl ortası için dünya nüfusunun 8.2 milyar olduğunu tahmin ediyor. En fazla nüfusa sahip ilk üç ülke, bir milyar 463 milyon ile Hindistan, 1 milyar 416 milyon ile Çin, 347 milyon 275 bin ile Amerika Birleşik Devletleri. Üç ülke dünya toplam nüfusunun yüzde 39,2’si. Türkiye 194 ülke arasında 18. sırada ve dünya nüfusunun yüzde 1’ini oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler 15-24 yaş grubu genç nüfus oranlarında; en yüksek yüzde 23,3 ile Güney Sudan yüzde 23,1 ile Suriye, yüzde 22,5 ile Orta Afrika Cumhuriyeti izlerken, en düşük ülkeler arasında ilk üç yüzde 8,8 ile Monako, yüzde 9,1 ile Malta, yüzde 9,5 ile Almanya izlemektedir. Dünya ortalaması yüzde 15,6, Türkiye oranı yüzde 14,8’dir. AB üyesi ülkelerde en yüksek oran yüzde 13,5 ile İrlanda, yüzde 12,5 ile Fransa, yüzde 12 ile Danimarka, en düşük oran ise yüzde 9,1 ile Malta, yüzde 9,5 ile Almanya, yüzde 9,9 ile Bulgaristan, Slovakya, Slovenya ve Avusturya olmaktadır.

Birleşmiş Milletler 65 ve daha yukarı yaştaki yaşlı nüfus oranları incelendiğinde, en yüksek ilk üçte yüzde 36 ile Monako, yüzde 30 ile Japonya, yüzde 25,1 ile İtalya yer alırken en düşük üç ülke arasında yüzde 1,7 ile Katar, yüzde 1,8 ile Birleşik Arap Emirlikleri, yüzde 2 ile Zambiya bulunmaktadır. Dünya ortalaması yüzde 10,4, Türkiye ise yüzde 11,1’dir. Bu oranın AB ülkeleri sıralamasında; en yüksek ilk üç yüzde 25,1 ile İtalya, yüzde 24,9 ile Portekiz yüzde 24,4 ile Yunanistan tarafından paylaşılırken, en düşük ilk üç yüzde 14,9 ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, yüzde 15,8 ile Lüksemburg, yüzde 16,2 ile İrlanda olmaktadır.

Birleşmiş Milletler doğuşta beklenen yaşam süresinin erkeklerde 70,9 kadınlarda 76,2 ile yıl ortalama 73,5 yıl, en yüksek olduğu üç ülkeyi ise 84,7 yıl ile Monako, 84,4 yıl ile San Marino ve 82,4 yıl ile Avustralya, Andorra ve Birleşik Arap Emirlikleri olarak açıklamıştır.

Ekosistemde Paydaş Etkileşimi

İşte tam bu noktada konuyu ekosistem kavramına getirmek isterim. Ekosistem, bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi belirli bir alandaki canlının (biyotik) aralarında ve çevrelerindeki su, toprak, hava, ışık gibi cansız (abiyotik) bileşenlerle kurduğu, karşılıklı etkileşim ve sürekli enerji akışına dayalı doğal denge sistemi olarak tanımlanmaktadır.

Günümüzde ise ekosistem kavramı biyolojiyi de aşarak, belirli bir teknoloji veya iş modelini oluşturan yapıları ifade etmek için de kullanılır. Tıpkı, akıllı telefonun cihaz, yazılım ve aksesuarlarından oluşan bütünlük ya da girişimcilik ekosistemi örneğinde olduğu gibi.

Paydaşların Ortak Hareketi

Son dönemde sıkça kullanılan amaç odaklı ekosistemlerden söz edilmektedir. Amaç odaklı ekosistemler; şirketleri, şehirleri, kurumları yani tüm yapılardaki unsurları bir araya getirerek hiçbir bileşenin tek başına çözemeyeceği başlıkları çözer. Ortak amaç bu bileşenleri, koordineli eyleme dönüştürmektir. Amaç ekosistemlerinde başarma kapasitesine odaklanma vardır, yönetim modeli ayrı yollarla değil, birlikte tasarlanır, görev kısıtlamadan yapıyı uyumlu tutmak olarak anlatılır. “Moral Legitimacy Struggles in Purpose‑Driven Ecosystems: Interplay of Collective Narratives and Meta‑organizational Architectures” adlı makale tam bunları özetliyor (https://link.springer.com/article/10.1007/s10551-026-06327-3).

Ekosistemlerin ortak bir amaç etrafında birleşen kolektif örgütler olduğunu ve genellikle kar amacı güden kuruluşlar olan ekosistem katılımcılarının toplumsal beklentilerini proaktif olarak ele almalarını sağladıklarından söz ediliyor. Konuların karmaşıklığı ile dış beklentilerin çokluğu dikkate alındığında, ekosistem katılımcılarının tutarlı bir amaç ve buna uygun örgütsel yapılar ve eylemler konusunda görüş ayrılığına düşebileceklerini aktarılıyor.

Bu hafta başlangıçta da belirttiğim gibi birbiriyle ilişkili üç konu verilerini paylaştım. Özellikle nüfus verilerinin dikkatle incelenmesi, başta sağlık sigortacılığı olmak üzere, sağlık sektörünü doğrudan ilgilendirmektedir.

Geleceğe yönelik stratejik kararlar verilirken, nüfus ve ilaç verilerinin amaç odaklı ekosistem bakışıyla değerlendirilmesinde yarar olacaktır. Bu bağlamda, her düzey ve pozisyondaki sağlık yöneticilerinin önceliklerini belirlerken böyle bir ekosistem bakışı ve ilgili paydaşların konuyla ilgili yaklaşımlarını değerlendirmesi; sadece kendi kurumlarını değil aynı zamanda sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini de etkileyecektir.