Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Sağlık Sigortasında Büyükşehirler Önde

Bu hafta, Nisan 2026 tarihli Türkiye Sigorta Birliği Durum Belgesi ile Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) Mayıs 2026 dönem sonu verilerinden söz edeceğim. Buna göre, Türkiye’de sağlık sigortaları kapsamında 9,6 milyon aktif poliçe ve 8,4 milyon tekil sigortalı var.

İstihdam Edilen Nüfus Sağlık Sigortacılığı İlişkisi

2025 işgücü verileri dikkate alındığında; bu veri istihdam edilen nüfusun yüzde 26, toplam işgücünün yüzde 24’ü anlamına geliyor. İstanbul’da bu oran yüzde 54’e ulaşmaktadır.

Genel olarak ortalamanın üstündeki iller sıralandığında;

▪ Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’da yüzde 32,

▪ İzmir’de yüzde 31,

▪ Bursa, Eskişehir ve Bilecik’de yüzde 30,

▪ Ankara’da yüzde 29 olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, sağlık sigortalılığı oranı

genellikle büyükşehirlerde ve sanayi bölgelerinde daha yüksek oranda

görülüyor.

Buna karşılık bazı illerde bu oran yüzde 10’un da altına düşüyor;

▪ Antalya, Isparta ve Burdur’da yüzde 17,

▪ Adana ve Mersin’de yüzde 14,

▪ Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane’de yüzde 13,

▪ Samsun, Tokat, Çorum ve Amasya’da yüzde 12,

▪ Kayseri, Sivas ve Yozgat’da yüzde 11,

▪ Konya-Karaman, Şanlıurfa-Diyarbakır, Van-Muş-Bitlis-Hakkâri ile Ağrı-Kars-

Iğdır-Ardahan’da yüzde 6-8 arasında bir oran ile karşılaşılmaktadır.

Kadın çalışanlarda tekil sağlık sigortalı sayısı kadın istihdamının üçte biriyken erkeklerde yüzde beşte biri seviyesinde kalıyor. Yani, kadın çalışanlarda sağlık sigortalılığı, erkeklere kıyasla 1,6 kat fazladır.

Aktif poliçe yoğunluğu olarak ise; Türkiye genelinde 15 yaş üzerindeki her 100 kişiye 14 sağlık poliçesi düşerken, İstanbul’da 33 poliçe düşmektedir.

Risk Yönetiminde Birlikte Çalışabilirlik

Sigorta Birliği Pozisyon Belgesi, sadece sorunları değil makroekonomik hedeflerle uyumlu dönüşüm perspektifini de anlatmaktadır. Çünkü, sigorta sektörünün büyümesi; yatırım finansmanı desteğiyle olası risklere karşı dayanıklılığı da artırabilecektir. İlgili paydaşlarla “birlikte çalışabilirlik” ilkesiyle risk yönetimi yaklaşımı, bir yandan bugünü bir yandan da geleceği güvence altına alacaktır.

Bu bakışla değerlendirildiğinde, “Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi” başlığı altında;“Kamu tarafından sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanı, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomiler için önemli bir mesele haline gelmiş, finansmandan kaynaklanan zorluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu kapsamda, tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunulmuş, birtakım politikalar ile de sistem desteklenmiştir. Ülkemizde de özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zemine oturtulması, anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu sayede hem kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükü hafifletilecek hem de sigorta sektörünün kapsayıcılığı artırılacaktır”

ifadesi yer almaktadır.

Teşvik

Teşvik sistemi kapsamında; tamamlayıcı ve özel sağlık sigortalarına ilişkin kamu tarafından sağlanacak finansal teşviklerle geliştirilmesi ve sigortalıların sayıca artması hedeflemektedir. Bu hedefe yönelik olarak ise;

▪ Özel sağlık sigortası primlerinin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,

▪ Devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden düşülerek sigorta ettirenden alınmaması ve

▪ Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi önerilmektedir. Doğal olarak devlet teşviki sağlanması için, mevzuat değişikliği gerekliliği vurgulanmaktadır.

Veri

Veri Paylaşımı başlığı altında, tamamlayıcı sağlık sigortası mali risklerinin Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile birlikte karşılandığı, bu nedenle bir yandan teminat kapsamı sorgusu diğer yandan da ödeme miktarı kontrolü gerektiği belirtilmektedir.

Yani, tamamlayıcı sağlık sigortası hizmetinde GSS tazminat bilgisi ortaklaşa MEDULA kullanımı yoluyla risk analizi yapılabilmeli, GSS ile birlikte provizyon alınabilmelidir. Ayrıca, e-Nabız üzerinden SBM ile çalışan bir sistem oluşturulmalıdır. Konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ve SBM ile Protokol imzalanmışsa da artık poliçe öncesi döneme ait beyan eksikliklerinin yine SBM aracılığıyla sigorta şirketlerinin erişimine açılması doğru olacaktır. Risk analizi ve fiyatlamanın doğru yapılabilmesi, prim maliyetlerin düşürülmesi ile sağlık sigortacılığının yaygınlaştırılmasına kalıcı katkı sağlayabilecektir.

Sağlık Sigortası ve Finansal Dayanıklılık

Aslında, sağlık sigortalarının tedaviye erişimi öngörülemeyen ve ertelenemeyen sağlık harcamalarının hane halkı bütçesindeki yıkıcı (katastrofik) etkisini azaltan ve finansal güvenliği destekleyen vaz geçilmez finansal dayanıklılık kaldıracıdır. Finansal dayanıklılık, nicelik kadar nitelikle de ilgilidir. Dolayısıyla, sigortalı sayısı kadar, hizmet sunucu kurum ve sigortacı arası süreçlerin kalitesiyle birlikte düşünülmeli ve böylece güçleneceği hiç unutulmamalıdır.

Hedef kitle ve ürün açısından bakıldığında, sigortacılık vizyonunda illere ve bölgeler dağılımına dikkat edilmeli, niş alanlar bu dağılıma uygun olarak belirlenmelidir. Niş alan belirlemede sigortalılık bilincindeki artış, sayı artışı için de tetikleyici olacaktır. Buna paralel olarak veri ve süreç aşamaları kalitesi de kritik hale gelecektir. Bu yüzden, bu yazıya konu olan sigortacılık kurumlarının verilerini düzenli ve kural tabanlı olarak toplaması ile paylaşması, sadece sigortacılık adına değil aynı zamanda sağlık alanında da oldukça değerli katkılar sağlayabilecektir.

Orta ve uzun dönemli katkılar arasında ilk sırada akla gelen; karar vericilerin, bilgiye dayalı yönetim açısından bu konuda duyarlı olmalarıdır. Bu duyarlılık, sürdürülebilir politikalara dönüştürücü modellerle desteklenmelidir. Ortaya çıkacak sonuçlar ve olumlu etkileri, öncelikle büyüme ve takip eden kalkınma ataklarını her zaman görünebilir durumda olabilecektir.

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

En Çok Farkındalık Artışı Sağlık Sigortasında

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Gündeme getirmek istediğim konu, TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş. Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte.

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2026 yılı ilk altı ay sonuçlarını yayınladı. Buna göre, 743,8 milyar lira prim üreten sigorta sektörü, önceki yıla göre üçte bir oranına yaklaşan büyüme göstermiş. 498,5 milyar TL hasar ödemesi gerçekleştirilirken, toplam 1,3 katrilyon TL’lik teminat hacmi ve 3,2 trilyon TL’lik fon büyüklüğü bu dönemin en göze çarpan büyüklükleri olmuş.

Bununla birlikte sigortacılığın milli gelire oranını gösteren penetrasyon oranı, 2025 yılı sonu itibarıyla yüzde 2,62’ye yükselmiş. 2030 yılı için hedeflenenin yüzde 4,7 olduğu hatırlanırsa, bu hedefe ulaşmak zor olmayacak gibi…

Farkındalık ve Aidiyet Artışı

Bugün gündeme getirmek istediğim konu, sözünü ettiğim TSB sonuçları arasındaki sağlık sigortacılığı farkındalık artışı. Aslında genelde sigorta farkındalığı artıyor ama 2026 ilk altı ayında en çok farkındalık artışı, sağlık sigortaları ile birlikte olan bazı branşlarda görülmüş.

Verilere göre, sigortalıların sağlık sigortasına olan ilgisinin de artmakta olduğu görülüyor. Bir yandan yaşlanan nüfus bir yandan çeşitlenen sigorta poliçeleri daha çok sağlık sigortası talebine yönelik artışı tetiklemekte. Kamunun yaşlı bakım sigortası hazırlıklarını tamamlayacak modellerle, artan bu ihtiyaçlar birlikte düşünüldüğünde sağlık sigortacılığının büyüme alanlarının hem genişleyeceği hem de çeşitleneceğini öngörmek hiç de zor olmayacaktır.

Öte yandan, TSB Mayıs 2026 analizine göre Türkiye’de 9,6 milyon yürürlükte sağlık sigortası poliçesi ve 8,4 milyon tekil sigortalı bulunuyor. Sağlık sigortalıları, istihdamdaki nüfusun dörtte birini aşmış olsa bile, özel sağlık sigortası kapsamı dışında olan nüfus hiç de az değil. Bu yüzden, sağlık sigortasını çalışanlar için önemli bir aidiyet aracı olabileceğini düşünen sigorta yöneticilerinin sayısı giderek artıyor. Özel sohbetlerden, yeni ürün tasarım ve çeşitliliğine kadar bu yaklaşımın birçok farklı örneği verilebilir. Yani, sağlık sigortacılığını stratejik bir yatırım olarak görenlerin artışına şaşmamak gerekiyor.

Aidiyet duygusundaki artış çalışanların beklentilerini de şekillendirecektir. Doğaldır ki böyle bir talep, sigorta sektörü karar vericilerini de sağlık sigortacılığında yenilikçi ürünlere zorlayacaktır. Özellikle kurumsal poliçelerde yaşanabilecek bu yenilikçi yaklaşımlar, kamu ve özel sağlık sigortacılığının “birlikte çalışabilirlik” model arayışlarını beraberinde getirebilir.

Holistik Bakış

2025 TSB Sektör Raporu verilerine bakıldığında; prim üretimi artışı kadar, talebin odaklandığı alanları da görmek mümkündür. Sağlık sigortacılığı hem üretim hem de talep yönünden belirgin bir büyüme gösteren sayılı alanlardandır. Zira, bazı branşlarda poliçe adetlerinde büyümenin görülmediği alanlar da bulunmaktadır.

İşte tam bu yüzden, sigorta ihtiyacının ne yönde değiştiği iyi analiz edilmelidir. Bu bağlamda, merkezden uç noktaya değil, belki de uçtan merkeze bakmak gerekebilir. Böylece, dağıtım kanallarının sadece tek bir ürün yerine sigortalının tüm risklerini yöneten bir bakışa kavuşturulması hedeflenebilir. Her alanda olduğu gibi, burada da holistik yani bütüncül bakış düşünülebilir. Sağlık riskini, diğer risklerle beraber yöneten bir sigortacılık anlayışı, dağıtım kanallarından başlayarak daha dengeli bir risk dağılımını sağlayabilir.

Klasik sigorta branşları ile beraber oluşturulacak poliçeler gibi, yeni yeni sigorta ürünleri de düşünülebilir. Örneğin, yaşlı bakım sigortası bugünlerde tekrar tartışılmaya başlandı. Oluşturulacak model, genç yaşta başlatılabilecek çalışan prim kesintileriyle havuzu büyüteceği gibi, dünya örneklerinde de görüleceği üzere, özel sektörün sınırlı alan ve içerikte modele katkılarının gerçekleşebileceği tasarımlar için harekete bile geçilebilir.

Uzun Ömür Takibi

Geçenlerde, “Uzun Ömür Yarışı” adlı bir habere rastladım. XPRIZE Healthspan 2026 Finalistleri adı altında aşağıda adları ve ülkeleri sıralanan finalistler açıklandı https://www.xprize.org/news/10-finalist-teams-awarded-1m-to-advance-in-xprize-healthspan-101-million-race-to-transform-healthy-aging);

  • AgelessRx (ABD),
  • Goda Laboratuvarı (Japonya),
  • Johns Hopkins (ABD),
  • Longeveron (ABD),
  • Minicircle (ABD),
  • Mitokondriyal All Stars (ABD),
  • NYC-Vita (ABD),
  • RETRO-EPIGERNA (Çin),
  • RPRGAON-Progeria (Güney Kore),
  • ZAMAN GEZGİNİ (Japonya).

Amacı, tedaviden sonraki bir yıl içinde kas, bilişsel ve bağışıklık fonksiyonlarını en az 10 yıl boyunca izleyerek güvenli ve erişilebilir tedaviler geliştirmek olarak açıklanan çalışma uzun ömür biliminin şu alanlarını kapsıyor: rejeneratif tıp ve kök hücre terapileri, gen tabanlı ve
mitokondriyal tedaviler, yeni ilaçlar ve biyolojik ilaçlar, ekstraselülük veziküller, mevcut ilaçların, nutrasötiklerin ve yaşam tarzı müdahalelerinin kişiselleştirilmiş kombinasyonları.

2026’dan 2029’a kadar finalistler klinik denemelere yönelecek ve yarışmanın nihai olarak 2030’da 81 milyon dolara kadar nihai ödüllerle sona ermesi planlanıyor.

Futurist Ufuk TARHAN, geçenlerde “Sağlık Sektöründe Trilyon Dolarlık Pazarlar Yaratacak Teknolojiler” başlığı altında sekiz alandaki büyümeye ilişkin görüşlerini paylaştı (https://x.com/futuristufuk/status/2085595023878369321). Bunlar; yaşlanma karşıtı ilaçlar, yenileyici tıp, erken hastalık tespit sistemleri, uzun ömür odaklı sağlık klinikleri, yapay zeka destekli sağlık tahmin platformları, uzun ömür sigortaları ve finansal ürünler, yaşlanan nüfus için teknolojiler, kamu destekli uzun ömür altyapısı başlıklarından oluşuyor.

Sonunda da şu tavsiyelerde bulunuyor; sağlıklı kalmak için akıllı ve disiplinli yaşamalı, teknoloji ve yatırım sağlık alanına yönelmeli, geleceğin mesleklerini arayanlar buna göre düşünmeli, liderler, uzun yaşam ekonomisini yatırım planlarına almalı.

İki Kilit

Konuyu, Osman Müftüoğlu Hoca’nın sözünü ettiği “modern longevity’nin iki kilidi” görüşünü aktardığı yazısının bir bölümü ile tamamlamamın uygun olduğunu düşünüyorum (https://www.sabah.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/2026/08/03/longevitynin-iki-kilidi-var); ilk kilit hayata yıl eklemek, ikincisi ise yıllara hayat eklemek. Osman Hoca, asıl meselenin “artık kaç yıl yaşayacağımız değil, o yılları nasıl yaşayacağımız” sorusunu soruyor ve “90 yaşına ulaşmak başarıdır ama 70 yaşından sonra hareket edememek, yalnız kalmak, başkalarına bağımlı yaşamak ya da hafızamızı kaybetmek bu başarının eksik kaldığını gösterir” vurgusunu yapıyor. Bu bağlamda, modern “Geroscience” ana hedeflerinden biri “hastalığın sıkıştırılması” olduğunu belirterek, amaç ömrün son 15-20 yılını hastalıklarla geçirmek değil, sağlıklı dönemi mümkün olduğunca uzatıp hastalık dönemini hayatın en son bölümüne sıkıştırmak olduğunun altını çiziyor. Bu yüzden de, longevity yalnızca doktorların işi değildir başlığının altında kaldırımlardan evlere, dengeli bir bütçeden dostluklara kadar bir çok değişken sıralıyor…

Bu hafta konusunda aynı tema altında uzmanlaşmış saygın kişilerin görüşlerini de içeren bir ufuk turu yapmış olduk. Zaten onların söylediklerine ve yazdıklarına benim bir ekleme yapmam beklenemez. Sağlık sigortacılığıyla başlayıp sağlıklı yaş almak ile tamamlamak istedim. Bu kapsamda da yeni ufuklar ve gelecek öngörülerini paylaştık.

TÜİK; ortalama sağlıklı yaşam süresini 57 yıl olarak açıkladı. 65 yaşında ortalama yaşam süresi ise 18 yıl olarak bildirilmişti. Sonuç olarak, TÜİK istatistiklerine göre, 65 yaşındaki bir kişinin 83 yaşına kadar yaşayacağı ve bunun 57 yılının sağlıklı olacağı öngörülürse kalan son 25 yılının sağlıksız şekilde geçebileceğini hesaplamak mümkündür. Bu süre hem kişi hem toplum açısından çok uzun bir süredir. Bu süreye yönelik olarak önceden düşünerek model oluşturmak sadece yöneticilerin hatta sağlık yöneticilerinin değil, hepimizin ortak önceliği olmalıdır.

Dünya Sağlık Örgütü’ne Göre Özel Sağlık Sigortacılığı

Dünya Sağlık Örgütü’ne Göre Özel Sağlık Sigortacılığı

Geçen hafta “Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak” başlığı altında uzun ömürlülük konusundaki yeni bir rapordan bazı çarpıcı başlıklar aktararak değerlendirmeler yapmıştım. Bu bağlamda sağlık sigortacılığının geleceğine yönelik öngörülerimi de paylaşmıştım. Bu hafta konuya Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) özel sağlık sigortacılığına ilişkin görüşleriyle öngörülerime devam edeceğim.

Geçen hafta “Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak” başlığı altında uzun ömürlülük konusundaki yeni bir rapordan bazı çarpıcı başlıklar aktararak değerlendirmeler yapmıştım (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf) Bu bağlamda sağlık sigortacılığının geleceğine yönelik öngörülerimi de paylaşmıştım. Bu hafta konuya Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) özel sağlık sigortacılığına ilişkin görüşleriyle öngörülerime devam edeceğim.

Önce hep söylenen ve kabul gören bir tespitle başlamak istiyorum; Türkiye’de bir yandan daha uzun yaşarken diğer yandan daha az sağlıklı yaşıyoruz, ayrıca da çoğunlukla ekonomik imkanlarımız yaşımızla birlikte azalıyor. Bundan sonraki satırları, bu tespitle birlikte değerlendirmenizde yarar olacaktır.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü

“Universal Health Coverage (UHC)” Türkçe’de Genel Sağlık Sigortası anlamına da gelen evrensel sağlık kapsayıcılığı olarak bilinir.

Geçtiğimiz yıl 12 Aralık’ta DSÖ “Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü” (Universal Health Coverage Day) kutlaması yaptı (https://www.who.int/campaigns/universal-health-coverage-day/2025). 2025 Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü’nde, karşılanamaz sağlık maliyetlerinin insanlar üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekildi. Her dört kişiden birinin, sağlık hizmetlerini kendi cebinden öderken mali zorluk yaşadığı; bu durumun çoğu zaman gıda, eğitim veya barınma gibi temel ihtiyaçlardan fedakârlık edilmesi pahasına gerçekleştiği vurgulandı.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü, hâlâ uygun maliyetli sağlık hizmetlerine erişmeyi bekleyen yüz milyonlarca insan için savunuculuk yapılmasını ve karar vericilere sağlığa daha akıllıca yatırımlar yapmaları çağrısında bulunulmasını sağlayan küresel bir buluşma noktası oldu.

“Daha sağlıklı toplumlar, daha dayanıklı, üretken, barışçıl ve müreffeh toplulukların oluşmasını sağlar” temasıyla hareket eden DSÖ, insanların maliyetler nedeniyle sağlık hizmetini geciktirdiğinde veya almaktan vazgeçtiğinde, sağlık sonuçlarının kötüleşmesi ve uzun vadede hem sağlık hem de mali yükün artması riskiyle karşı karşıya kaldığını öne çıkarıyor.

DSÖ, buna karşılık hükümetlerin insanların uygun maliyetli sağlık hizmetlerine erişimini öncelik hâline getirdiğinde, tüm sektörlerde sürdürülebilir ilerlemenin temelini atmış olacağını belirtmektedir.

Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı Günü kapsamında DSÖ, özellikle düşük gelirli bireyler veya kronik hastalığı olan kişiler başta olmak üzere, en fazla ihtiyaç duyanlar için mali koruma önlemlerinin acilen hayata geçirilmesi ve cepten yapılan sağlık harcamalarının ortadan kaldırılması çağrısında bulunmaktadır.

Gönüllülükten Zorunluluğa 

DSÖ’ne göre, özel sağlık sigortası; gönüllü/ticari sistemlerden zorunlu sistemlere kadar uzanan işlevsel bir yelpazeyi kapsar ve risk havuzlama, kamu-özel sınırları ve kapsam rolleri boyutları boyunca ilerler. DSÖ, gönüllü bireysel planlardan zorunlu özel yönetilen/organize edilen planlara (Hollanda, İsviçre’nin bazı bölgeleri ve ABD Sağlık Hesapları Sistemi gibi) kadar uzanır. Yönetim yapısı, ticari kâr amacı güden kuruluşlardan özel kâr amacı gütmeyen veya yarı-kamu kuruluşlarına geçiş gösterir. Risk bazlı primlerden, topluluk (grup) bazlı veya gelire dayalı katkılara doğru ilerler.

Neelam Sekhri ve William Savedoff DSÖ Bülteni’nde yayımlanan Özel Sağlık Sigortası: Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Sonuçları (Private Health Insurance: Implications For Developing Countries) adlı makalesinde (https://iris.who.int/server/api/core/bitstreams/a59b2078-4950-41cb-9aed-347dc402d0dd/content); özel sağlık sigortasının hem yüksek hem de düşük gelirli ülkelerde giderek daha önemli bir rol oynamakta olduğunu; ancak araştırmacılar ve politika yapıcılar tarafından yeterince anlaşılmadığını belirtmektedir. Bu makalede, özel ve kamu sağlık sigortası arasındaki ayrımın çoğu zaman abartıldığı; çünkü iyi düzenlenmiş özel sigortalarının, kamu sigortası sistemleriyle birçok ortak özelliğe sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, özel sağlık sigortasının Batı Avrupa’daki birçok modern sosyal sigorta sisteminden önce ortaya çıktığını ve bu sayede bu ülkelerin daha sonra sağlık hizmetlerine evrensel erişimi sağlamayı mümkün kılan mekanizmaları, kurumları ve kapasiteleri geliştirebildiği belirtilmektedir.

Makale, özel sigortayla ilgili uluslararası deneyimlerin gözden geçirilerek, bu rolün belirli bir bölgeyle veya ulusal gelir düzeyiyle sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki politikalar için önerilerde bulunulmakta ve özel sağlık sigortasının göz ardı edilemeyeceği savunulmaktadır. Hükümetlerin etkili düzenlemeler uygulaması ve kamu fonlarını yoksul ve savunmasız kişilere özel programlara odaklamasıyla özel sağlık sigortasının kamu yararına hizmet edecek şekilde kullanılabileceği ifade edilmektedir. Böylelikle, kamu sektörünün, kendi sağlık hizmeti kapsamını yönetme ve finanse etme kapasitesini artırırken, sigorta kurumlarıyla ilgili deneyim geliştirmek için bir model olarak da kullanabileceğinden söz edilmektedir.

Araştırmalar; önleme ve erken müdahalede sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarının sorumluluk duymaları gerektiğini net bir şekilde ortaya koyduğu için ülkemiz sağlık sigortacılığında poliçe bazında çeşitlendirmenin ürünlerle gösterilmesini zorunlu kılmaktadır.

Yaşlı bakım sigortası, uzun süreli sağlık sigortası, tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortası, kronik hastalıklar sigortası, ilaç ve tanı yöntemlerinde yenilikçi müdahaleleri içeren sağlık sigortası gibi yaşam tarzında davranış değişikliği yapanlara yönelik teşvik edici poliçe alt başlıkları içeren örneklerkamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte geliştirilmeli, uygun modeller yürürlüğe konulmalıdır.

Geçtiğimiz hafta da değindiğim gibi, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü bu boyutta analiz etmek gerekir. Geleceğin sağlık sigortacılığı, kişinin kendi sağlığını yönetmesinden başlayarak sağlık tazminatını davranış değişiklikleriyle birlikte yönetme temeline dayanmalıdır.

Bu yüzden, tıpkı DSÖ makalesinde olduğu gibi, geleceğin sağlık sigortacılığında sadece poliçe kapsamında ödenen tazminatın değil, poliçe içeriğini de şu alt başlıkların içini doldurularak revize etmekte fayda olabilir;

  • Kişinin hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, riski ekosistem yaklaşımıyla kamu özel sektör birlikte yöneten ve önceden belirlenen performans kriterleri çerçevesinde yarıştıran bir sorumluluğa dönüştürme,
  • Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler, uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurları tarama ve tedavi yöntemleriyle kapsama alma,
  • Kişinin hastanede değil yaşanılan yerde, evde, işte sağlığını yönetme deneyimini teşvik etme…

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Sağlık Sigortacılığında Uzun Ömürlülüğü Doğru Anlamak

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi”.

Bu hafta uzun ömürlülük konusunda geçen ay yayımlanmış çok yeni bir rapordan söz edeceğim. (https://reports.weforum.org/docs/WEF_The_Longevity_Dividend_2026.pdf). Haziran 2026 tarihli, Dünya Ekonomik Forumu’ndan (World Economic Forum) Haleh Nazeri ve Marsh’dan Graham Pearce tarafından, kurumlarının iş birliğiyle hazırlanan raporun adı “Uzun Ömür Getirisi: Sağlık ve Zenginliği Birbirine Bağlamanın İş Dünyası Açısından Gerekçesi” (The Longevity Dividend: The Business Case for Linking Health and Wealth).

Fırsat Maliyeti

En basit ifadesiyle, seçmediğiniz alternatiften dolayı kaybettiğiniz kazanç fırsat maliyeti olarak tanımlanır.

Rapor, sadece üç düşük teknolojili müdahalenin sağlık sistemlerine 5,8 trilyon dolardan fazla tasarruf sağlayabileceğini, 2040 yılına kadar 645 milyar dolar daha ek verimlik nedeni olabileceğini ortaya koyuyor. Bunların tamamı aslında fırsat maliyetidir ve aynı zamanda fiziksel ve finansal tüm nedenlerin birlikte anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekliliğini de gösterir.

Bu üç basit ve uygun fiyatlı değişiklik; evlerde halı bandı ve tutunma barlarıyla düşmeye karşı koruma önlemi alınması, fiziksel aktivitenin artırılması ve işitme cihazlarına erişimin kolaylaştırılmasına dayanmaktadır.

Böylece; uzun ömürlülüğü yaşlılık sorunu olarak değil, yaşam boyu fiziksel ve finansal sağlığın iç içe geçmişliği olarak anlamanın gerekliliğini vurgulanıyor. Uygun fiyatlı konutlardan, yaş almada ayrımcılığı azaltmaya kadar uzanan uzun ömürlülüğü destekleyici müdahalelerin çokluğu anlatılıyor. Uzun ömürlülük ekonomisinin daha geniş kapsamda anlaşılmasıyla önemli yatırım getirileri sağlayabileceğinden söz ediliyor.

Aslında, uzun ömürlülüğün, yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin sorunu veya artan emekli sayısıyla oluşan bir bilanço dar boğazı olarak yanlış ele alındığı söyleniyor.

Rapor; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Malezya, Vietnam, Kolombiya, Endonezya, Meksika, Çin, Hindistan, Singapur, Brazilya, Nijerya, Güney Kore, Tayland, Kanada, Hollanda, İngiltere, ABD., Fransa, Hırvatistan, Japonya’nın yer aldığı 21 ülkeden veri toplanarak sayısal analizleri içeriyor.

Sağlık ve Zenginlik

Uzun ömürlülüğün, gelecek yirmi yılın en önemli sağlık sorunu olarak ele alınabileceği ama aynı zamanda hafife alınan ekonomik fırsatlardan biri olduğu ifade ediliyor. Demografik yelpazenin her kesiminden o ülke için bir fırsat sunulduğu aktarılıyor.

“Uzun Ömürlülük Getirisi” olarak; sağlık ve zenginliği birleştirmenin gerekçesinde, ilerleme ve yeniliği, sağlık ve zenginlik arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığı örnekliyor. Hatta, soyut bir demografik zorluğu somut bir ekonomik fırsata dönüştüren üç belirgin ve küçük müdahale modellenerek, toplumların böyle planlamalarla neler kazanabileceği sayısal olarak ortaya konuluyor.

Uzun ömürlülük geçişine hazırlanmak için kapsamlı reformlar veya denenmemiş teknolojiler gerekmediği de vurgulanıyor. Düşük maliyetli, veriye dayalı ve uygulanmaya derhal başlanabilecek küçük müdahalelerle ilerlenebileceği anlatılıyor.

Gerekenin; hükümetler, işverenler ve sağlık finansmanındaki karar verici kurumlarının fiziksel ve finansal sağlığı ayrı ayrı alanlar olarak ele almayı bırakmaları olduğu açıkça ifade ediliyor.

Uzun ömürlülüğü toplumsal bir zorunluluk olarak anlamanın, trilyonlarca dolarlık tasarrufun önünü açabileceği, ek bir ekonomik büyüme sağlayacağı ve küresel düzeyde toplumların refah düzeyini iyileştirebileceği gerekçelendiriliyor.

Kronik Bakım Endeksi

Konuyla ilişkili bir başka rapordan daha söz etmek istiyorum. Bu Rapor da çok yakın zamanda Sigorta Gazetesi’nde yayımlandı (https://sigortagazetesi.com/38-ulkenin-kronik-bakim-endeksi-aciklandi-turkiye-kacinci-sirada/). Rapor, Kronik Bakım Endeksi’nden söz ediyor. Zürich Sigorta Grubu tarafından söz konusu raporda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECDüyesi 38 ülkenin on yıllık verileri analiz edilmiş.

Rapor, kronik hastalık yükü ve sağlık sistemlerinin cevabı açısından Kronik Bakım Endeksi’ne iki farklı bakış açısı getirerek ülkelerin bu yükü yönetmeye ne kadar iyi hazırlandığını ölçen bir endeks sunuyor. Sonuçlar, bakımın zaman içinde ne kadar amacına uygun organize ve koordine edildiği ile sunulduğunu gösteriyor. Daha kötü sonuçlar genellikle parçalı bakım, sınırlı erişim ve koordinasyon eksikliğiyle ilişkilendiriliyor.

Endekste İsviçre ve Hollanda’nın, 100 üzerinden 80 ve 78 ile ilk sıralarda yer aldığı görülüyor.  Onları; Lüksemburg, Norveç, Güney Kore, İsrail, Belçika, Avustralya, İsveç 70 ve üstü puanlarla takip ediyor. Letonya, Litvanya, Yunanistan, Polonya ve Macaristan ise 30’dan az puanlarla en düşük sıralarda yer alıyor. 38 ülke arasında 59 puanla 18.sıradaki Türkiye’nin altında İtalya ve İngiltere 57, Almanya 55 puanla bulunuyor.

Rapor’da; ne kadar erken harekete geçilirse, bakım ne kadar sağlık hizmetiyle entegre edilirse ve sağlık sistemlerinin ne kadar ötesinde düşünülürse, o kadar iyi sonuçlar alınabileceğini vurgulamaktadır. Halen, sağlıklı kalmayı desteklemek yerine tedaviye odaklanıldığı belirtilse de sağlık politika yapıcıları, işverenler, sigortacılar ve endüstri sorumlularının uzun dönemde sağlıklı yaş almayı hedeflemelerinin daha doğru olacağı yazılmış.

Bu sayede, kaynak verimliliği ve finansal dayanıklılık artışıyla daha proaktif bir süreç yönetilebileceği iddia ediliyor. Bu bağlamda en çarpıcı başlık ise sonuçların harcamaya değil, kaliteye bağlı olmasıdır. Bazı ülkelerin sağlık sistemleri benzer bile olsa, amaca ulaşma, koordinasyon ve hizmetlere erişim farklılıkları endeksteki sıralamayı değiştirebilmektedir. Bu yüzden fırsat; daha erken, entegre, paylaşımlı bakım olarak gösterilmekte, önleme ve koordineli bakımın önemi vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, özellikle ülkemizde daha uzun yaşayıp, daha az sağlıklı, hatta yaş aldıkça sağlıklı bile olmadığımız açıktır. Ne yazık ki ek olarak, çoğunlukla ekonomik imkanların yaşla birlikte azaldığını da mutlaka dikkate almalıyız.

Yapılan araştırmalar, daha fazla önleme, daha erken müdahale konusunda, başta sağlık sigortacıları olmak üzere, sağlık sisteminin tüm paydaşları olarak ortak sorumluluk gerektiğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle bu nedenleri düşündüğümüzdeülkemiz kamu ve özel sağlık sigortacılığında yıllardır tartışılmakta olan yaşlı bakımı ve uzun süreli sağlık sigortacılığı açısından konunun özenle değerlendirilmesinde büyük yarar vardır.

Yaşlanan bir dünyada ortaya çıkan zorlukları ve fırsatları etkili bir şekilde ele almak için sağlık ve zenginlik arasındaki etkileşimleri anlamak çok önemlidir. İşte tam da bu açıdan, sağlık sigortacılığında da uzun ömürlülüğü doğru anlayarak sadece bir sonraki yıl tazminat prim oranını düşürmeye odaklanmak yerine analiz etmek gerekir. Zaten gelecek buradadır…

Geleceğin sağlık sigortacılığı, sigortalısının tazminatını yönetmeyi temel alacaktır.  Bunun bir önceki aşaması da kişinin kendi sağlığını yönetmesidir.

Kamu veya özel sağlık sigortacıları, sigortalısına her geçen gün artan uzun ömürlülük ve buna bağlı tedavi harcaması faturaları ödemekten; hastalanmasını önleyerek sağlıklılık süresini uzatmaya çabalayan, dolayısıyla sağlık riskini paydaşlarıyla birlikte ekosistem bakışıyla yöneten bir sorumluluğa evrilecektir. Yapay zekâ, giyilebilir teknolojiler ve uzaktan sağlık takibi gibi yenilikçi unsurlar bu sorumluluğun alt bileşenleri olacaktır.

Sağlıklı bireylerin sağlık giderleri her yaşta daha düşüktür, bu hiç unutulmamalıdır. Ayrıca, yaş alma sürecinde sağlıklı çalışanların işlerinden ayrılma oranının daha az olduğu da önemli bir değişkendir. Bu durumu daha fazla sürdürülebilirliğe odaklanarak ilerletmek, bir yandan kişiler için daha fazla finansal dayanıklılık diğer yandan da sağlığa yatırım yapmak için karar vericilere daha fazla kaynak fırsatı sağlayacaktır.

Tersi, sadece parasal olarak değil hakkaniyet açısından da kötü sağlık maliyettir. Sağlık hizmetlerinin maliyetleri artığı gibi, işgücü kapasitesinde azalmalar da görülebilir. Bunlar, finansal baskılara yol açabilir ve sağlığın korunması ile geliştirilmesi konusundaki kaynak arayışlarını zora sokar. Finansal baskılar olduğunda, kişilerin sağlıklı kalmalarına yatırım yapmak için seçenek ve kaynaklar sınırlanacağından, sonuç daima kötü sağlıktır.

Paydaşların Etkileşimi ve Sürdürülebilirlik

Paydaşların Etkileşimi ve Sürdürülebilirlik

Bu hafta; ekosistem, ilaç ve nüfus konularında üç çarpıcı başlığı paylaşacağım. İlki, Avrupa Birliği Kritik İlaçlar Yasası. İkincisi, dünya nüfus gününde TÜİK tarafından yayınlanan istatistikler. Sonuncusu, ekosistemde amaç odaklılık. Aslında, bu üç konu farklı konular değil, neden sonuç ilişkisi açısından bakıldığında, biri diğerini etkileyen konular. Hatta geçtiğimiz haftanın konusu olan tedarik zinciri hatırlandığında, sanki devamı gibi bile düşünülebilir.

Bu hafta; ekosistem, ilaç ve nüfus konularında üç çarpıcı başlığı paylaşacağım. İlki, Avrupa Birliği Kritik İlaçlar Yasası. İkincisi, dünya nüfus gününde TÜİK tarafından yayınlanan istatistikler. Sonuncusu, ekosistemde amaç odaklılık. Aslında, bu üç konu farklı konular değil, neden sonuç ilişkisi açısından bakıldığında, biri diğerini etkileyen konular. Hatta, geçtiğimiz haftanın konusu olan tedarik zinciri hatırlandığında, sanki devamı gibi bile düşünülebilir (https://sigortagazetesi.com/haluk-ozsari-yazdi-saglik-yoneticileri-ve-tedarik-zinciri/).

“Avrupa’dan Al” Mekanizması

Avrupa Birliği (AB), hayati ilaçlara erişimi güvence altına almak için, Mart 2025’de tartışmaya açtığı “Kritik İlaçlar Yasası” teklifi üzerinde geçenlerde anlaşmaya vardı. Başta antibiyotik, insülin ve ağrı kesici gibi temel ilaçlarda tedarik güvenliğinin güçlendirilmesi, AB içinde üretim artışı, gerektiğinde ortak alım yapılması ve stok bilgilerinin paylaşılması ile gönüllü yeniden dağıtım bile düzenlemede düşünülmüş.

Asıl amacın, Avrupa genelinde ilaç tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırma ve üretim kapasitesini güçlendirmeye yönelik olduğu bu düzenleme kapsamında;

  • 200’den ilacı içeren bir liste oluşturularak,
  • Tedarik zincirindeki kırılganlıklar Avrupa İlaç Kıtlıkları İzleme Platformu (ESMP) üzerinden analiz edilerek genişletilecek,
  • Kalite İnovasyon Uzman Grubu (QIG) ilaç üreticilerine destek sağlayacak,
  • Ortak tedarik ve devlet yardımı süreçleri değerlendirecek.

2025 teklifi, COVID-19 pandemisi deneyimini de göz önüne alarak, olası ilaç kıtlıklarına karşı hazırlanmış. Üretim, tedarik zinciri ve kaynaklar için teklif edilen Kritik İlaçlar Yasası dört ana kritik noktayı içermektedir;

  • AB üretim kapasitesini stratejik projeler aracılığıyla geliştirmek,
  • Güvenilir tedarik zincirlerini teşvik etmek için kamu alımlarından da yararlanmak,
  • AB ülkeleri arasında ortak alımları desteklemek,
  • Ekonomide oligopol olarak nitelendirilen piyasalardaki bağımlılığı azaltmaya yönelik uluslararası ortaklıkları bulup devreye sokmak.

Bu yeni yasa AB’nin ilaç stratejisinin reformu yoluyla ele alınan mevcut girişimleri tamamlıyor. Ayrıca, önerilen yasa, kamu alımlarında AB merkezli tedarikçileri önceliklendiren yeni bir “Avrupa’dan al” mekanizmasını içeriyor. Bu mekanizma, AB içindeki güvenilir tedarik zincirlerini güçlendirmeyi ve yüksek düzeyde halk sağlığı koruması ve güvenliği sağlamayı amaçlıyor.

Hatta; Belçika, Çekya, GKRY, Estonya, Almanya, Yunanistan, Letonya, Litvanya, Portekiz, Slovenya ve İspanya Sağlık Bakanları tarafından, AB’nin daha geniş özerklik çalışmalarına entegre edilmesinin ve bu bağlamda savunma fonları kullanılmasının önerildiği de yazıldı (https://tr.euronews.com/saglik/2025/03/09/ozel-haber-ab-ulkeleri-kritik-ilaclar-icin-savunma-fonlarinin-kullanilmasini-istiyor).

Avrupa İlaç Ajansına (EMA), 2025 yılında tedarikinde sorun olan 34 ilacın 16’sını “kritik” olarak nitelendirerek listelemişti (https://www.euronews.com/health/2025/03/11/which-critical-medicines-are-in-short-supply-in-the-european-union).

11 Temmuz Dünya Nüfus Günü

Dünya Nüfus Günü, dünya nüfusunun durumu hakkında farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 11 Temmuz’da kutlanmaktadır. 1989 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDPtarafından dünya nüfusunun 5 milyara ulaştığı tarih olan 11 Temmuz 1987 günü Dünya Nüfus Günü ilan edilmiştir. Şimdi, Dünya Nüfus Günü’nde TÜİK tarafından paylaşılan konuyla ilgili istatistikleri aktaracağım (https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58197).

Birleşmiş Milletler 2025 yıl ortası için dünya nüfusunun 8.2 milyar olduğunu tahmin ediyor. En fazla nüfusa sahip ilk üç ülke, bir milyar 463 milyon ile Hindistan, 1 milyar 416 milyon ile Çin, 347 milyon 275 bin ile Amerika Birleşik Devletleri. Üç ülke dünya toplam nüfusunun yüzde 39,2’si. Türkiye 194 ülke arasında 18. sırada ve dünya nüfusunun yüzde 1’ini oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler 15-24 yaş grubu genç nüfus oranlarında; en yüksek yüzde 23,3 ile Güney Sudan yüzde 23,1 ile Suriye, yüzde 22,5 ile Orta Afrika Cumhuriyeti izlerken, en düşük ülkeler arasında ilk üç yüzde 8,8 ile Monako, yüzde 9,1 ile Malta, yüzde 9,5 ile Almanya izlemektedir. Dünya ortalaması yüzde 15,6, Türkiye oranı yüzde 14,8’dir. AB üyesi ülkelerde en yüksek oran yüzde 13,5 ile İrlanda, yüzde 12,5 ile Fransa, yüzde 12 ile Danimarka, en düşük oran ise yüzde 9,1 ile Malta, yüzde 9,5 ile Almanya, yüzde 9,9 ile Bulgaristan, Slovakya, Slovenya ve Avusturya olmaktadır.

Birleşmiş Milletler 65 ve daha yukarı yaştaki yaşlı nüfus oranları incelendiğinde, en yüksek ilk üçte yüzde 36 ile Monako, yüzde 30 ile Japonya, yüzde 25,1 ile İtalya yer alırken en düşük üç ülke arasında yüzde 1,7 ile Katar, yüzde 1,8 ile Birleşik Arap Emirlikleri, yüzde 2 ile Zambiya bulunmaktadır. Dünya ortalaması yüzde 10,4, Türkiye ise yüzde 11,1’dir. Bu oranın AB ülkeleri sıralamasında; en yüksek ilk üç yüzde 25,1 ile İtalya, yüzde 24,9 ile Portekiz yüzde 24,4 ile Yunanistan tarafından paylaşılırken, en düşük ilk üç yüzde 14,9 ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, yüzde 15,8 ile Lüksemburg, yüzde 16,2 ile İrlanda olmaktadır.

Birleşmiş Milletler doğuşta beklenen yaşam süresinin erkeklerde 70,9 kadınlarda 76,2 ile yıl ortalama 73,5 yıl, en yüksek olduğu üç ülkeyi ise 84,7 yıl ile Monako, 84,4 yıl ile San Marino ve 82,4 yıl ile Avustralya, Andorra ve Birleşik Arap Emirlikleri olarak açıklamıştır.

Ekosistemde Paydaş Etkileşimi

İşte tam bu noktada konuyu ekosistem kavramına getirmek isterim. Ekosistem, bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi belirli bir alandaki canlının (biyotik) aralarında ve çevrelerindeki su, toprak, hava, ışık gibi cansız (abiyotik) bileşenlerle kurduğu, karşılıklı etkileşim ve sürekli enerji akışına dayalı doğal denge sistemi olarak tanımlanmaktadır.

Günümüzde ise ekosistem kavramı biyolojiyi de aşarak, belirli bir teknoloji veya iş modelini oluşturan yapıları ifade etmek için de kullanılır. Tıpkı, akıllı telefonun cihaz, yazılım ve aksesuarlarından oluşan bütünlük ya da girişimcilik ekosistemi örneğinde olduğu gibi.

Paydaşların Ortak Hareketi

Son dönemde sıkça kullanılan amaç odaklı ekosistemlerden söz edilmektedir. Amaç odaklı ekosistemler; şirketleri, şehirleri, kurumları yani tüm yapılardaki unsurları bir araya getirerek hiçbir bileşenin tek başına çözemeyeceği başlıkları çözer. Ortak amaç bu bileşenleri, koordineli eyleme dönüştürmektir. Amaç ekosistemlerinde başarma kapasitesine odaklanma vardır, yönetim modeli ayrı yollarla değil, birlikte tasarlanır, görev kısıtlamadan yapıyı uyumlu tutmak olarak anlatılır. “Moral Legitimacy Struggles in Purpose‑Driven Ecosystems: Interplay of Collective Narratives and Meta‑organizational Architectures” adlı makale tam bunları özetliyor (https://link.springer.com/article/10.1007/s10551-026-06327-3).

Ekosistemlerin ortak bir amaç etrafında birleşen kolektif örgütler olduğunu ve genellikle kar amacı güden kuruluşlar olan ekosistem katılımcılarının toplumsal beklentilerini proaktif olarak ele almalarını sağladıklarından söz ediliyor. Konuların karmaşıklığı ile dış beklentilerin çokluğu dikkate alındığında, ekosistem katılımcılarının tutarlı bir amaç ve buna uygun örgütsel yapılar ve eylemler konusunda görüş ayrılığına düşebileceklerini aktarılıyor.

Bu hafta başlangıçta da belirttiğim gibi birbiriyle ilişkili üç konu verilerini paylaştım. Özellikle nüfus verilerinin dikkatle incelenmesi, başta sağlık sigortacılığı olmak üzere, sağlık sektörünü doğrudan ilgilendirmektedir.

Geleceğe yönelik stratejik kararlar verilirken, nüfus ve ilaç verilerinin amaç odaklı ekosistem bakışıyla değerlendirilmesinde yarar olacaktır. Bu bağlamda, her düzey ve pozisyondaki sağlık yöneticilerinin önceliklerini belirlerken böyle bir ekosistem bakışı ve ilgili paydaşların konuyla ilgili yaklaşımlarını değerlendirmesi; sadece kendi kurumlarını değil aynı zamanda sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini de etkileyecektir.