Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Bu hafta, Türkiye Sigorta Birliği Nisan 2026 tarihli Durum Belgesini değerlendirmek (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf) istedim. Konuya özellikle değinmeyi planladığım için de biraz geciktim açıkçası. Nedeni çok basit.  Rapor, sigortacılığın sürdürülebilir büyüme vizyonunu ile Türkiye ekonomisine yönelik stratejik katkı alanlarını verilerle ortaya koymaktadır. Bu nedenle, geliştirilen slogan olan #SigortasızOlmaz vizyonunu paylaşmayı önemli buluyorum.

Bugünün Büyümesi ve 2030

Aktif büyüklüğün 4,2 trilyon liraya ulaştığı, hatta 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne erişen sigortacılıktan söz ediliyor. Bu rakamlar, 2025 yılı aynı dönemine göre, yüzde 59 büyüme ve yüzde 63 öz sermaye artışına karşılık geliyor. Prim üretimi sadece bu yılın ilk üç ayında 396 milyar liraya ulaşmış. Toplanan prim yüzde 46 artarken ödenen tazminat yüzde 85 büyümüş.

Rapor’da, 2030 vizyonu kapsamında iki kat büyüme hedefinin yer aldığı hedefiyle  başlamalıyım. Bu hedef kapsamında; toplam prim üretiminin 50 milyar ABD dolarıpenetrasyon oranının da yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi öngörülüyor. Penetrasyon oranı, sigorta primlerinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı olarak bilinir ve 2025 yılında yaklaşık yüzde 2,8’dir. Ekonomide sigortacılık ağırlığının artışı, risklerin tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesinden de söz ediliyor.

Rapor’un içerdiği başlıkların, ekosistem paydaşlarınca değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

13 Ayrı Odak

Rapor, 13 ayrı alanda yapılabilecekleri bölümlere ayrılmış olarak sıralıyor;

  1. Sektörün Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi,
  2. Dağıtım Kanallarının Yapılandırılması, Niteliğinin Artırılması ve Çeşitlendirilmesi,
  3. Türkiye Hayat Sigortacılığında Yeni Bir Evre: Yatırım Fonlu Sigortalar,
  4. Finansal Sigortalar ile İlgili Gelişmelerin Sağlanması,
  5. Yenilikçi Sigorta Ürünlerinin Geliştirilmesi,
  6. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik (ESG) Çalışmalarının İlerletilmesi,
  7. Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi,
  8. Banka Sigortacılığının Geliştirilmesi,
  9. Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) Hayata Geçirilmesi,
  10. Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü,
  11. Trafik Sigortasına Köklü Çözüm Getirilmesi,
  12. Sigortacılık Mevzuatının Değişen Dünyaya Uyumunun Sağlanması,
  13. Katılım Sigortacılığının Geliştirilmesi.

Özel Sağlık Sigortacılığında Vizyon

Rapor’da sağlık, sadece yedinci bölüm olarak değil, aslında beşinci, onuncu ve on ikinci bölümlerle de yakın ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir başlık olabilir. Zaten, Türkiye Sigorta Birliği 18-19 Eylül 2024 ve 10 Ocak 2025 tarihlerinde yapılan Arama ile Önceliklendirme Konferansları Raporları da bu başlıklarda yapılabilecekleri içermekteydi.

Tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunularak, kamu politikaları  ile desteklenmektedir. Rapor, özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için;

  • kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesine,
  • veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesine,
  • anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesine

vurgu yapmaktadır.

Böylelikle, kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün hafifletileceği ve sigortacılığın kapsayıcılığının artırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, tamamlayıcı sağlık ve özel sağlık sigortalarına kamunun finansal teşvikleriyle sağlık sigortalılarının artırılmasının önemine değinilmektedir.

Bu bağlamda;

  • özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,
  • devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden indirilerek sigorta ettirenden alınmaması,
  • Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi

önerilmektedir.

Böylece, devlet teşviki sağlanması için mevzuat değişikliği ihtiyacı bulunmakta olup ilgili mevzuata devlet katkısına ilişkin hüküm eklenmesi önerilmektedir.

Risk Gerçekleşmeden Sigorta

Sigortacılığın, artık risk gerçekleştiğinde tazminat  ödeyen bir yapı değil; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve geleceğin finansal istikrarına katkı sağlayan stratejik bir aktör konumunda olması hedeflenmektedir.

Dolayısıyla, sigortacılığın; risk, teknik yaklaşım ve sürdürülebilir bir kârlılığı hedeflediğini öne çıkaracağının altını çizeceğini söylemek iyimser bir yorum olmayacaktır. Önümüzdeki süreçte; yalnızca poliçe üretimiyle değil, doğru riski doğru fiyatlayan yapıyı yönetme anlayışıyla ilerleyeceğini dikkate almak gerekecektir.

Yeni sigortalı bakışı da bu dönemde değer kazanacaktır. Yenilemede de fiyat rekabetinin yerini ilk sigortalanacaklara erişim stratejileri alabilecektir. Dijital kanallar, ekosistem iş birlikleri ve genç sigortalılar bu değişime damgasını vurabilecektir.

Sağlık sigortaları açısından da medikal enflasyonun oluşturduğu maliyet baskısı sürdürülebilir bir fiyatlamanın en önemli riski olabilecektir.

Sağlık sigortacılığında bunlara ek olarak;

  • kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sigortalılığa geçiş ile genç yaşların hedeflenmesi,
  • yaşam kalitesi artışı ile engellik azaltılması bağlamında koruyucu ve sağlığı geliştirici poliçeler üretilmesi,
  • kritik hastalıklar gibi alanlarda

riski önceden belirleyerek yöneten yaklaşımlar da düşünülmelidir.

“Tanıştık Ama Bağ Kurabildik mi?”

İşin özü, sigortanın ihtiyaç anında yapılmayacak bir süreç olduğu yaklaşımına  dayanmaktadır. Bu yüzden, sigortacılıkta da veriyi yönetmek şarttır. 34 milyonu aşan tekil aktif sigortalının varlığına değinilirken, sadece son 10 yılda sisteme giren ama artık aktif olmayan 46 milyonu aşkın kişinin varlığından da söz ediyor. Sadece bu iki veri bile, yalnızca penetrasyon değil, sürekliliğin de dikkate alınmasının önemini gösteriyor.

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında ise oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Yarının Ötesi

Yarının Ötesi

Çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar, yapay zeka için öngörüleri konuşurken artık bugün somut bir gerçeklikten söz ediyoruz. Kaynaklar, yapay zekanın bir araç değil, sağlık hizmetini yeniden şekillendiren dönüştürücü bir güç olduğunu belirgin bir şekilde vurguluyor. Hatta sağlık hizmetlerinin daha etkili, daha erişilebilir, daha ekonomik olmasıyla sürdürülebilirlik için özgün de bir fırsat olmuş.

Geçtiğimiz hafta sağlığın ek faydalarının içinde sigortacılığa olası katkılarını sıralayarak, 2050 yılı senaryolarını aktaracağımı yazmıştım. Böylelikle oluşacak ortak faydayla, sağlık sonuçlarından çok daha fazlasının sağlanabileceğinin ortaya konulduğundan söz etmiştim.

Bugün “Yarının Ötesi” başlığı altında, 2050 Dünyası için olası senaryoları ifade eden çok yazarlı bir rapordan söz etmek istiyorum. Rapor; Nikolaus S. Lang, Alan Iny, Prof. Dr. Ulrich Pidun, Melissa Christensen, Jeffrey Sprong ve Adam Job tarafından yazılmış. İnternette, Boston Consulting Group ve  Henderson Institute Raporu adıyla kolaylıkla bulunuyor (https://www.bcg.com/publications/2026/beyond-tomorrow-four-scenarios-for-the-world-of-2050).

“Yarının Ötesi”ne  Dört Senaryo

Rapor, dört senaryodan söz etmektedir. Bu senaryoların başlıkları;

  1. Yapay Zeka Bolluğu,
  2. Bloklarla Savaş,
  3. İklim Koalisyonu,
  4. Düzenlenmiş Dijitallik

olarak adlandırılmış.

Yapay Zeka Bolluğu ile yüksek verimlilik, ucuz enerji, yeniden dağıtım ve daha az iş yükü sağlanacağı anlatılıyor.

Bloklarla Savaşma başlığıyla, parçalanmanın büyümeyi yavaşlatabileceği, devlet kontrolü ile savunma odaklarının artacağı ifade ediliyor.

İklim Koalisyonu yoluyla, koordineli karbon arındırmasının iklim değişikliklerini istikrara kavuşturacağı, bu arada büyümeyi engelleyerek ve maliyetleri artırma ihtimalinden söz ediliyor.

Düzenlenmiş dijital yapı ile teknolojinin bir yandan büyümeyi hızlandırırken diğer yandan eşitsizliği, istikrarsızlığı ve iklim değişikliklerinin zararını artıracağının altı çiziliyor.

Dayanıklılık ve Birden Fazla İhtimale Hazırlık

Mevcut duruma bakıldığında, 2050 öngörülerinin sonuçlarında;  yapay zeka, jeopolitik, iklim ve eşitsizlik alanlarında keskin bir şekilde farklılaşma ve yapısal belirsizlikler öne çıkmaktadır. Bu durumda, kısa vadeli kararlar ile uzun vadeli avantajlar düşünülmektedir. Hiçbir zaman tek senaryolu planlamanın sürdürülebilir olmadığı vurgulanarak; dayanıklılık ve birden fazla gelecek ihtimaline hazırlık gerekliliğinden söz edilmektedir.

Bu arada, derin değişimlere yol açabilecek şoklara da hazırlıklı olunması tavsiye edilmektedir. Şoklar arasında; yapay zekanın oluşturabileceği alternatiflerin insan kontrolünü aşabileceği, ilerlemenin yavaşlayabileceği veya kurumları istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor. Hatta, uyduların devre dışı kalabileceği, ticaret finans ve küresel koordinasyonun bozulabileceği örnekleniyor. İş gücünün gelişebileceği, mahremiyetin bile yeniden tanımlanabileceğine değiniliyor.

Tüm bu süreçte, pişman olmamak için bazı önerilerde de bulunuluyor. Bu öneriler arasında; tedarik zincirlerini çeşitlendirme, kaynak güvenliği ve finansal esneklik mekanizmaları kurarak dayanıklılık ortamları oluşturma, yapay zeka-insan modelleri tasarlama, yaşlanan iş gücüne yönelik  stratejiler geliştirme, küresel kaynak kullanımı için yeni yetenekler ortaya çıkarma, yenilikçi hayaller kurma, siber güvenlik ve güvenilir dijital sistemler oluşturma, teknoloji değişimleri üzerine algılama ve etkiyi güçlendirme, iş gücünde istikrar dayanıklılık ve kurumsal boşlukları destekleme gibi başlıklar sıralanıyor.

“Kons-AI” Kavramı ve Çeşitlilik

Bu konuyla ilgisi açısından 3-4 Mayıs 2026 tarihleri arasındaki bir öğrenci etkinliğini anlatmak istiyorum.

Öncelikle, her detayı öğrencilerin emeği ile gerçekleşen, iki ayrı Üniversite’nin düzenlediği bu toplantıyı düşünenlere, planlayanlara, gerçekleştirenlere teşekkür etmek istiyorum. İstanbul Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, bilindiği gibi iki ayrı Üniversite. Zaten, etkinlikte, bu iki ayrı Üniversite’nin iki ayrı Fakültesi’nin “Kons-AI” başlığını da farklı yorumladığını da öğrendik. Hepimizin bildiği gibi, AI yapay zeka kelimelerinin kısaltması ama “Kons” iki Fakülte tarafından farklı değerlendirilmiş. “Kons” başlığını İTÜ Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi Consept AI olarak yorumlarken, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Consultation AI olarak değerlendirmeyi uygun bulmuş. İşte size, çeşitliliğin bir güzel örneği daha…

İTÜ Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi Yapay Zeka Kulübü ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kariyer Planlama Öğrenci Kulübü’nün birlikte düzenlediği “Kons-AI” adlı bir etkinlik yapıldı. İki günlük etkinliğin ikinci gününde, “Sağlık Yönetiminin Dönüştürücü Gücü: Yapay Zeka” başlığıyla bir konuşmam oldu. Tam bu konu ile olan yakın ilişkisi nedeniyle bu konuşmamda vurguladığım bazı konulara değinmek istiyorum.

Sürdürülebilirlikte Özgün Fırsat

Aslında, çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar, yapay zeka için öngörüleri konuşurken artık bugün somut bir gerçeklikten söz ediyoruz. Kaynaklar, yapay zekanın bir araç değil, sağlık hizmetini yeniden şekillendiren dönüştürücü bir güç olduğunu belirgin bir şekilde vurguluyor (https://health.ec.europa.eu/ehealth-digital-health-and-care/artificial-intelligence-healthcare_en).

Hatta, sağlık hizmetlerinin daha etkili, daha erişilebilir, daha ekonomik olmasıyla sürdürülebilirlik için özgün de bir fırsat olmuş.

Böylelikle; sağlıkta eşitsizliklerin azalacağı, koruyucu ve sağlığı geliştirici yeni teknolojilerle tedaviye yol açacağı, toplumsal faydayı artıracağı öngörülüyor. Dolayısıyla, sağlık yönetiminin vaz geçilmez amacı olan kaynakların verimli tahsisi ile kullanımını kolaylaştıran bir dönüştürücü güç olması gündeme getiriliyor.

Sağlık yönetiminde yapay zekanın nasıl çalıştığı ana başlıklarıyla şöyle sıralanıyor;

  • Tahmin modellemesi,
  • Sağlık çalışanları ve ekipman kullanımında optimizasyon,
  • Kaynakların ihtiyaç duyulan yer/zamanda var olmasıyla israfın azalması, kalite artışı,
  • Teşhiste doğruluk olasılığının yükselmesi,
  • Erken teşhise olanak tanıması,
  • Daha az invaziv ve daha uygun maliyetli tedavi seçeneklerini öne çıkarması,
  • Kişiselleştirilmiş tedavi ile hedefli ve etkili tedaviyle geleneksel yaklaşımlara destek olması.

Sıralanan tüm bu başlıkların, az ve öz olarak şu sonuçlara yol açtığı belirtiliyor (https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2024/1689/oj/eng); kişi ve/veya hasta kazanımları iyileştirilirken sağlık sistemleri üzerindeki mali yük azaltılıyor ve bu bağlamda fırsat maliyeti kavramı da daha kolayca değerlendirilebilir oluyor.

Bu bağlamda, bu kadar olumlu yön arasında, sağlık yönetiminde yapay zeka kullanımında bazı kritik karar noktalarının da  düşünülmesi gerektiği ifade ediliyor.

Bunlar arasında; hizmetler arasında güvenilir kimlik doğrulaması, hizmet sağlayıcılar arasında veri, rıza-hesap verebilirlik-takip boyutlarıyla yönetişim, hassas sağlık bilgilerin korunması ilk akla gelenler olarak sıralanıyor.

Hangi düzeyde olursa olsun sağlık yöneticileri; kamu veya özel sağlık sigortacıları gibi sağlık finansman kaynaklarını da yönetseler, hastane gibi sağlık kurumlarını da yönetseler, hatta makro bazda ülke sağlık politikalarını da yönetseler bu kritik karar noktalarını hesaba katmak zorundalar.

Sağlığın Sigortacılığa da Ek Faydaları

Sağlığın Sigortacılığa da Ek Faydaları

Sağlık politikalarının her zaman yeni paydaşlar oluşturacağı ve artan maliyetlere yol açacağından yola çıkarak, sürdürülebilirlik kavramı hep göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında bu konu, öncelikle sosyal bir endişeden çok bir güvenlik gerekliliğidir. Dayanıklılık, hazırlık ve güvenlik tüm bunların kesişim noktasında yer almalıdır. Toplum sağlığı, salgınlardan tedarik zinciri aksamalarına kadar düşünüldüğünde, ani şoklara dayanma kapasitesini de hesaba katmak gerekecektir. Acil sağlık müdahalelerine hızlı cevap yeteneği, doğrudan ekonomik istikrar ve sosyal uyumu etkileyebilir.

Avrupa Halk Sağlığı Dergisi 36. Sayısında Sağlığın Ortak Faydaları başlıklı bir makale yayınlandı (https://academic.oup.com/eurpub/article/36/Supplement_2/ii1/8529243). Makale, sağlığın ekonomik verimlilik ve eşitlikten, iklim direncine ve demokratik güvene varıncaya kadar sektörler genelinde getiri sağladığını kanıtlarıyla ortaya koyuyor.

Makalenin adı, “Sağlığın Ek Faydaları: Kanıtlardan Yönetişime, Politikaya ve Savunuculuğa (Co-benefits of Health: From Evidence to Governance, Politics and Advocacy)”. Charlotte Marchandise ve arkadaşlarının (Scott Greer, Luigi Siciliani, Matthias Wismar, Michelle Falkenbach, Tiago Correia , Jon Cylus, Ellen Kuhlmann, Elize Massard da Fonseca, Nolan Kavanagh, Zeynep Or, Mikel Subiza Pérez, Manuel Franco) makalesinde (https://doi.org/10.1093/eurpub/ckaf256);

Sağlığın Ötesi

Makale, “kazan-kazan” sloganının da ötesinde, sağlığı politika kararlarının merkezine yerleştirmek için şu temel mesajlara değiniyor;

  • Sektörler arası yönetişim, karar vericilere bağlı değil, kurumsallaştırılmalı,
  • Sağlığı ortak bir öncelik olarak ele alarak daha geniş siyasi ve toplumsal ortaklıklar kurulmalı,
  • Teknik öneriler yeterli görülmeyip yapısal reformlar için kararlılık oluşturulmalı.

Bu bağlamda; politika yapıcılar, araştırmacılar, kanaat önderleri ve sektörlerdeki sivil toplum aktörlerine; sağlık politikalarındaki başarı için yol haritası öneriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1978 Alma-Ata Bildirgesi’ndeki “Herkes İçin Sağlık” çağrısı ve 1986 Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesine Yönelik Ottawa Sözleşmesi gibi temel metinler referans gösterilerek, halk sağlığının herkesin sorumluluğunda olduğu vurgulanıyor.

Sağlığın sağlık sistemlerinin çok ötesine kadar uzanan, toplumun tüm kesimlerinde eylem gerektiren, hatta güvenlik, refah ve demokratik direnç için temel bir ortak değer olduğunun altı çiziliyor. Pandemiden jeopolitik istikrarsızlıklara kadar krizlerin ise sağlıkla diğer alanlar arasındaki bağımlılıkta kırılganlık oluşturduğu ortaya konuluyor.

Çok Paydaşlı Bakışın Olası Etkileri

Finansman üzerine yapılan araştırmaların, doğrudan ödeme eşitsizliklerini derinleştirdiği ve kamunun genel sağlık sigortası yoluyla yapabileceği müdahaleleri zayıflattığı, buna karşılık ön ödeme ve risk havuzu mekanizmalarıyla daha adil daha verimli olduğu gösterilmektedir. Bekleme süreleri analizleriyle, sağlık maliyetleri değil, verimlilik kayıpları da gösterilmekte ve oluşan hizmet gecikmelerinin daha geniş ekonomik etkileri örneklenmektedir.

Bulgular tek tek kişisel olarak ele bakıldığında etkileyicidir. Toplumsal olarak değerlendirildiğinde ise, sağlığı sektörel bir maliyet merkezi olarak ele almaktan, onu çapraz kazanımlar hedefleyen stratejik bir yatırım olmaya doğru bir değişimin de ön belirleyicileri olarak düşünülebilir.

Makalede bu etkilerBirleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin; yoksulluğun sağlık hizmetlerine erişimine etkisi 1. Hedef (SDG 1), cinsiyet eşitsizlikleri ile sağlık işgücü arası bağlantı 5. Hedef (SDG 5), sağlık hizmetlerindeki bekleme sürelerinin sağlık ve işgücüne etkileri 8. Hedef (SDG 8), kamu alımlarının sağlık inovasyonu ve sistem hazırlığını nasıl destekleyebileceğini 9. Hedef (SDG 9), kentsel sağlık için entegre politikalar 11. Hedef (SDG 11), ekonomi yaklaşımlarının sağlık hizmetlerinde çevresel etkiyi azaltma etkisi 13. Hedef (SDG 13), sağlık sistemleri ve kamu programları politikası 16. Hedef (SDG 16) ve sağlık politikasında yönetişimin rolü 17. Hedef (SDG 17) ile uyumlu olarak gösterilmiştir.

Tüm bunlar, sağlık sigortacılığı politikalarında da daha geniş kapsamlı değişimin yönünü göstermektedir. İster kamu ister özel sağlık sigortacılığı isterse yeni sağlık sigortası politikaları olsun bu tür müdahaleler; ekonomik, çevresel ve sosyal sistemlerle uyumlu hale gelmesi yoluyla ortaya çıkacak kazanımları ortaya koymaktadır. Ayrıca, yönetişim, eşitlik ve sürdürülebilirliğin sağlık sistemlerinin teknik performansından ayrılamaz bir bütünsellik içinde olduğunu da göstermektedirler.

Yönetişim Boyutu

Tüm bu kanıtları kazanıma dönüştürmek, sektörler arası bütünsel bir bakışı da gerektirecek yönetişim yapılarına ihtiyaç oluşturur. Sektörler arası kararların sağlık üzerindeki sonuçlarına odaklanılması, sağlık yatırımlarından diğer sektörlere fayda sağlanması en önemli çıktılar olacaktır. Uygulayıcılar ve paydaşlar; bu odaktaki teşvikleri uyumlulaştırmayı, etkili kaynak tahsisini ve sektörler arası şeffaflığı sağlamalıdır.

Etkili Yönetişim yoluyla; sektörler arası iş birliği için ortak bir bakış, yaklaşım ve kültür oluşturulmalıdır. Sektörler arasında ortak dil oluşturan kapasite geliştirme programları politika hedefleriyle birlikte planlanmalıdır. Farklı deneyimlere sahip çalışanlar, sağlık sonuçlarının etkilerini ve iş birliğinin değerini ortaya koydukları yeni modellerle desteklemelidir.

Entegrasyona ilişkin ortaya konan kanıtlar, değişime olan güveni güçlendirebilecek düzeyde değerlendirmelidir. Örneğin, bekleme sürelerinin ele alınması durumunda, sağlıklı iş gücü ve kapasite geliştirme yönünü daha belirgin olarak öne çıkaracaktır.

Ortak Bir Değer Olarak Sağlık

Sağlık politikalarının her zaman yeni paydaşlar oluşturacağı ve artan maliyetlere yol açacağından yola çıkarak, sürdürülebilirlik kavramı hep göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında bu konu, öncelikle sosyal bir endişeden çok bir güvenlik gerekliliğidir. Dayanıklılık, hazırlık ve güvenlik tüm bunların kesişim noktasında yer almalıdır. Toplum sağlığı, salgınlardan tedarik zinciri aksamalarına kadar düşünüldüğünde, ani şoklara dayanma kapasitesini de hesaba katmak gerekecektir. Acil sağlık müdahalelerine hızlı cevap yeteneği, doğrudan ekonomik istikrar ve sosyal uyumu etkileyebilir.

Ancak kriz öncesinde, toplum sağlığını güçlendiren sağlıklılığın teşviki ile önleme gibi temeller atılmalıdır. Bu yaklaşımlar, sağlık sistemleri yoluyla sağlık yatırımlarının stratejik değer olduğunu gösterir. Sektör temelli girişimler, toplum sağlığı ve refahıyla uyumlu olacak ortak ve bütünleştirici bir değeri ortak bir iyilik hali olarak sunmalıdır.

Sivil toplum örgütleri ve meslek birlikleri bu konuda en önemli paydaş olarak görülmelidir. Sağlık çalışanlarının yaşanmışlıkları, sorumluluklarının bilinciyle sağlığın gündeminin teknik tartışmalarına katkı sağlamalı, birleştirici bir güç olarak değerlendirilmelidir. İşte tam bu noktada savunuculuk bakışı öncelikli olarak düşünülmelidir. Yardımcı bir destek gibi değil, etkili yönetişimin vazgeçilmezi görülmeli ve gerekli sosyal dayanışmayı kurmalıdır.

Makalede savunulan görüşlere göre tüm bu katkılar, Avrupa için üç stratejik zorunluluğu ortaya koymaktadır: İlki, sağlığı bir yatırım olarak yeniden değerlendirmek, ikicisi sektörler arası yönetişimi kurumsallaştırmak, üçüncüsü ise anlamlı paydaş katılımı yoluyla geniş koalisyonlar kurarak çeşitli sektörlerin ve sivil toplumun halk sağlığını geliştirmek için kolektif eylemleri güçlendirmek.

Deneyimler, sağlığın karar alma süreçlerinin merkezinde olduğu taktirde gerçekleşebilecek ortak faydaların sağlık sonuçlarından çok daha fazlasını sağlayacağını göstermektedir. Bu stratejik çıkarımları ve sağlığın sigortacılık için getirebileceği ek faydaları da düşünerek, 2050 Dünyası için olası senaryolara önümüzdeki hafta devam etmek üzere…

Ekmeği Ekmekçiye Ver…

Ekmeği Ekmekçiye Ver…

Bu söz, bir Anadolu deyişinin ilk bölümü. Yorumu; her işi o işin ustasına, bilenine yaptır, “Ekmeği ekmekçiye ver” sözünün devamı en az ilk bölümü kadar etkileyici;  “Bir ekmek de üste ver”.

Bu söz, bir Anadolu deyişinin ilk bölümü. Yorumu; her işi o işin ustasına, bilenine yaptır, “Ekmeği ekmekçiye ver” sözünün devamı en az ilk bölümü kadar etkileyici;  “Bir ekmek de üste ver”

Bu Anadolu deyişini çok sık tekrarlayan, ekibiyle yaptığı toplantılarda çok sık kullanan bir sağlık yatırımcısını anmak için bu başlığı atmak istedim. 12 Şubat 2026’da vefat eden soyadı gibi güzel bir insanı yad edeceğim. Daha çok bilineni ile Biruni ama aynı zamanda Centro ve Çevre Laboratuvarlarının Kurucusu Rahmetli Ömer Güzel’den söz ediyorum. Geçekten de çok özel ve güzel bir insandı, belki sayfalarca, saatlerce anlatılsa eksiklikler kalabilecek bir insandı.

Kişisel dostluğum, ailemizin vefası ve sektöre kazandırdıklarına saygım gereği, bu satırları yazmak istedim. Yazarken iki konuyu çok önemsiyorum. İlki bilinenleri hatırlatmak, ikincisi ve hatta belki daha önemlisi az bilinen, birlikte çalışanların yaşadıklarını buraya taşımak…

Her şeyden önce, 1980’li yıllardan bugüne uzun yıllar laboratuvar hizmetleri ve sağlık yönetiminde önemli çalışmalarda öncülüğü, kuruculuğu ve imzası vardı.

1953 yılında Gaziantep’te dünyaya gelmiş. Tıp eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra biyokimya ve moleküler biyoloji alanında akademik çalışmalar yürütmüş. Yurt dışında aldığı eğitimlerle bilimsel perspektifini genişletmiş. Türkiye’ye döndükten sonra özellikle tıbbi laboratuvar hizmetlerinin gelişimi için çok çaba sarf etmiş.

Kurucusu ve yöneticisi olduğu kuruluşlarla sağlık sektöründe kalitenin artmasına kendini adamıştı. Laboratuvar tıbbında akreditasyon süreçleri, kalite kontrol mekanizmaları ve modern tanı altyapılarının yaygınlaştırılması konularında, ulusal ve uluslararası camialarda aktif görevler üstlenmişti.

Kamu ve özel sektör arasında samimi bir köprü olmuştu. Sağlık politikalarının geliştirilmesi, başta Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) olmak üzere sadece özel sağlık kuruluşlarının değil sivil toplum kuruluşlarının da kurumsallaşması ile kalite odaklı anlayışın yaygınlaşmasında hep baş rol oyuncusu olmuştu. Laboratuvar ve kalite derneklerinin Türkiye’yi temsil eden rolleri de olmuştu, gerektiğinde kendisinin devamı için tüzük değişikliği yapan uluslararası dernek örnekleri bile anlatılır. Türkiye Sigorta Birliği ile OHSAD ve fiyat tarifeleri bağlamında Türk Tabipleri Birliği arasında iyi çalışan bir köprü olmak için gösterdiği gayretlerin canlı tanığıyım.

Gelelim az bilinen yönlerine…

Birlikte çok çalıştık. Özellikle son 15 yılda, bir çok projede, hazırlıkta, organizasyonda  sivil toplum kuruluşunda yakın çalışma arkadaşı ve ekip olduk. 1990’lı yıllarda Sağlık Bakanlığı’nı temsilen bürokrat olarak katıldığım toplantılarda başlayan bu tanışıklığımız, her geçen gün derinliği artan dostluğa dönüştü. Sağlık reformu tartışmalarının yeni başladığı o yıllardaki mülkiyetten bağımsız ilkesel dik duruşu ve kamu sağlığına yönelik netliği hep aklımdadır. Hatta zaman zaman inatçı tavrını bile hatırlıyorum.

Doğru bildiği konularda, bürokratik saygı ve nezaket sınırları içinde, Sağlık Bakanlarına bile itirazında devam ederdi. Son 15 yıllık beraber olduğumuz birkaç toplantıdaki zarif karşı çıkışları gözümün önünden hızla akıp gidiyor. Bürokratlığım döneminde, birlikte konuşmacı olduğumuz ve farklı bakış açısı beklenen paneller ile çalıştaylarda bile, sıklıkla aynı pencereden bakabilmenin mutluluğunu yaşamıştım. Hatta her Ankara’ya dönüşümde çalıştığım dönemin Sağlık Bakanlarına bu yaklaşımları aktardığım anlar, sanki dün yaşanmış gibi…

Kendi kurdukları dahil, çalıştığı ve katkı verdiği her yapıyı, tıpkı sık sık kullandığı Anadolu sözlerinden biri olan “Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver” yaklaşımında olduğu gibi, uzmanlaşmaya değer veren ama onun da hakkını veren noktaya taşımıştı. Çünkü, bu bakış, sanki bir hayat felsefesiydi, kurumsallaşmanın bir kanıtıydı. Şirketleri için aldığı danışmanlık hizmetlerini yıllar sonra, kendisi de, o hizmeti verenler de böyle anlatmışlardı.

Çok çalışkan, çok okuyan ve araştıran bir kişiliği vardı. Her toplantıya hazırlanarak gelir ve diğer katılımcılardan bile bunu beklerdi. 2022 yılında Değer Temelli Sağlık Derneği’ni (DETESADER) kendisinin de içinde olduğu 32 kurucu üye ile birlikte kurmuştuk. Vefatına kadar da Dernek Yönetim Kurulu Üyemizdi.

DETESADER’de her Çarşamba sabahı çevrimiçi Yönetim Kurulu Toplantısı yapıyoruz. Son dönemi hariç, her toplantımızda gündemde kendisine bir bölüm ayrılmıştı; “Ömer Güzel İle Son Beş Dakika”. Sanki Üniversite’deyiz, sanki Makale Saati ve Ömer Güzel son yayınlanmış bir makaleyi özetliyor. O kadar etkileyici ve çarpıcı değişimleri aktarırdı ki, sanki her hafta yeni bir şeyler öğrenmiş ilk yıl asistanı gibi mutlulukla ayrılırdık ama tartışmalarımızın birkaç telefonla uzadığını bile yaşardık. Çoğu zaman da toplantıyı planlanan saatinde bitirerek. Ayrıca, vefatından neredeyse bir ay kadar önce katıldığı bir başka çevrimiçi toplantıdaki katkıları camiaya son seslenişiydi belki de…

Bu toplantılarda yaşadığım bir başka özelliğini de hiç unutmam mümkün değil; toplantılarda not alma. O nasıl bir dikkat, o nasıl bir özendi. A4 kağıdının yarısı kadar ölçüde not defterleri vardı. Her gittiği toplantıda, o hiç bozulmayan eskilerin inci gibi diyerek tanımladığı yazısı ile notlar tutar, araştırılması gereken konulara soru işaretleri koyardı, hatta farklı renklerle işaretler bile kullanırdı. O notların kim bilir ne kadar tarihi değeri vardır? Keşke sağlık camiası o notları değerlendirebilse… Yakın çalışma arkadaşları, o toplantı notlarıyla katılamadıkları toplantılardan fazlasıyla bilgilendirildiklerini anlatırlardı. DETESADER Yönetim Kurulu Toplantılarında, o özenli notlarını paylaştığını hatırlarım.

Belki de en az bilinen bir yönüyle tamamlamak istiyorum. Kimseye belli etmeden çok yardımsever bir kişiymiş. Bir söz var ya, “Bir elin verdiğini diğer el görmeyecek”. İşte tam da bu. Bir kısım dostları yaptığı hayırları, kendi ağzından değil, çevresinden duyarmış.

Ömer Güzel olmadan gerçekleşen ilk OHSAD toplantısında, Sevgili Eşi Nermin Abla’nın davetli olduğu bir anma programı düzenlendi. Vefa dolu bir davranış yaşandı, duygu yüklü bir anma oldu, kutluyorum.

Toplantı dönüşü sosyal medyamda, şu satırlarla duygularımı paylaşmıştım. “İlk defa bulunamadığı ve katkı veremediği 15.OHSAD Kurultayı’na; sağlık camiası duayeni, ulusal ve uluslararası kalıcı izleri ve nezaketiyle hep hatırlatacağımız Biruni Laboratuvarları Kurucusu, Abimiz, Dostumuz, Üstadımız Ömer Güzel’i vefatının 44.gününde anarak başladık. Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun, ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum”

Sağlık yönetici ve çalışanlarında kalıcı izler bırakan Ömer Güzel’in doğrudan ve etik yaklaşımlardan hiçbir şekilde ödün vermeden; üretmesi, çalışkanlığı, disiplinli bakışı ile çözüm odaklı tutumu, sağlık camiasında yaşayanların anılarından hiç çıkmayacak, hep hatırlatılacak ve hatırlanacaktır.

Yaşam Bilimleri Eğilimleri ve Sağlık Sigortacılığına Olası Etkileri

Yaşam Bilimleri Eğilimleri ve Sağlık Sigortacılığına Olası Etkileri

Sağlık hizmet sunumu ve sağlık finansmanı özellikle de sağlık sigortacılığı bugünkünden farklılaşacak. Tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler oluşacak. Hem özel sağlık sigortaları hem de kamu sağlık sigortalarını bekleyen bu sürece hazırlıklı olunmalıdır. Hatta hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında da kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin sağlıklı yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleler ve bazı teşvikler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

2026 Davos Zirvesi, 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında İsviçre Davos’ta gerçekleşti (https://www.weforum.org/meetings/world-economic-forum-annual-meeting-2026/). Bu yıl, 56. kez düzenlenen toplantının teması, “Diyalog Ruhu” olarak ilan edildi.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da küresel ekonomik ve politik liderleri bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu; “küresel sağlık sektörü nasıl değişiyor ve sektör liderleri bundan sonra ne yapmalı” başlığında tartışmalara sahne oldu. Bu tartışmalar, temada belirtildiği gibi, “Diyalog Ruhu” ile çok muhtemeldir ki, sağlık sigortacılığına yansıyarak ilerleyecektir.

Yaşam Bilimleri, Davos 2026

Bilindiği gibi, yaşam bilimleri sadece kendisini geliştirmiyor. Rekabet içinde teknolojilerin yarıştığı, hatta o an itibarıyla gelinen noktada, süreç ve kuralların bile yeniden oluşturulduğu bir etkileşim zemini içinde gelişiyor. Zaman zaman eğilimler, tek başına hareket edebiliyor ama çoğunlukla birbirlerini güçlendiriyor ve birden fazla sektörü de şekillendiriyor. Bu etkileşimlerin kesiştiği noktalar; ticaret ve politika, inovasyon, operasyonlar ve rekabet olarak tanımlanmış durumda.

Davos toplantılarında, bu noktaların, gelecek yıllarda yaşam bilimleri liderlerini beklenenden fazla zorlayabileceği belirtiliyor. Ticaret ve politika başlığı altında hükümetlerin sağlığı, enerji veya savunma gibi gördüğü vurgulanıyor. Bu bağlamda, rekabet ve jeopolitik dayanıklılıkta belirleyici unsur olarak değerlendirdikleri ifade ediliyor. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yerli üretim, stratejik stok ve yerel araştırma geliştirme teşvikleriyle büyük yatırımlar yaptığı örnekleniyor.

Sağlık Yöneticilerinin Yeni Müzakere Alanları 

Sağlıkla ilgili yöneticilerin, tıpkı jeopolitik müzakereciler gibi davranarak öncelikli konulara odaklandıklarına dikkat çekiliyor. Öncelikli konular arasında, hükümetlerle; fiyatlandırma, üretimi hızlandırma denemeleri, yerel üretim zorunlulukları, alım ve tedarik garantisi gibi alanlarda doğrudan müzakere ettikleri sıralanıyor.

Böylelikle, dönüştürücü yeni keşiflerin nerede bulunacağı değil, kişiler ve hastalara nerede ulaşacağına yönelindiği aktarılıyor. Sağlıkta da böyle bir yeni yapılanmanın, hükümetler ile sektör yönetici ve liderlerini; ülkelere özgü yatırım modelleri oluşturma ve politika esneklikleri geliştirme gibi stratejilerde entegrasyona odakladığına dikkat çekiliyor.

Konu, Davos’da tartışılan stratejilere gelmişken, geçtiğimiz ay yayınlanan sektör liderlerinin geleceğe odaklanan iş birliği, yenilik ve eylemlerini dönüştürme konusundaki bir makaleden kısa da olsa bazı alıntılar yapmam gerektiğini düşündüm.

Makale tartışma başlıkları ve detaylarını önümüzdeki hafta aktaracağım. Makale başlığı ve içeriği çok ilgi çekici; “Sonsuz Sağlık Hizmetleri: Değeri Ne Kadar?”
(https://a16z.com/infinite-healthcare-whats-it-worth/)

Sınırsız Talep Artan Kullanım

Makale, sağlık alanında kullanım artışının başarısızlık olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğu cümlesiyle başlıyor. Sağlık hizmet sunumunun, klinisyen maliyeti ve bulunabilirliğiyle sınırlandığı, finansal teşviklerin de bunu düzeltemeyeceği iddia ediliyor. Bu sınırlamanın yapay zekayla ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.  Biterken ise, “Dönüştürücü Yeniliğin Önünde Olun” tavsiyesi ile düzenli içgörü ve öngörülerle, değişim zamanlarında organizasyonunuzun gelişmesine yardımcı olacak pratik araçlara odaklanma öneriliyor.

Mevcut durumda; sağlık hizmetlerinin sınırsız sayılabilecek sağlık talebine rağmen artan kullanımından söz edilerek, sağlık harcamalarının “daha fazla bakım = daha pahalı” kısıtlamasına sabitlendiği aktarılıyor.

Oysa, yapay zekanın bu kısıtlamayı ortadan kaldırdığı bol ve düşük marjinal maliyetli bakım ile fırsat oluşturduğu ifade ediliyor. Stratejik sorunun, artan kullanımın sağlık ve ekonomik değerde ne ürettiği olduğu belirtiliyor. Proaktif yapay zeka destekli bakımla, kronik ve yüksek maliyetli toplumlarda yoğunlaşan önlenebilir harcamaların azaltılabileceği vurgulanıyor. Sonuçta da, daha sağlıklı bireylerle, iş gücüne katılımın artacağı, GSYİH’yı ek verimli yıllarla artıracağı paylaşılıyor.

Sonuç olarak, sadece kapasite yerine değer ve toplam üretilen sağlık hizmetini önemsemenin uzun vadeli sonuçlara odaklanmanın ekonomik avantaj ve sağlıklılık başına gelirin de yakalanacağı savunuluyor.

Önümüzdeki hafta, bu makale ile ilgili, çok ilginç bulabileceğinizi sandığım yaklaşımları aktarmaya devam edeceğim.

Başlarken belirtildiği gibi, Dünya Ekonomik Forumu’nda bu yıl; “küresel sağlık sektörü nasıl değişiyor ve sektör liderleri bundan sonra ne yapmalı” tartışmalarında sağlık hizmetleri dönüşümcülükte de gündem olmuş. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda sağlık sigortacılığı bu farklılaşmaya şimdikinden daha fazla ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranını yakından takip ederek düşürmeye ve geçtiğimiz hafta yazdığım gibi teknik verimliliğini artırmaya odaklanan sigorta şirketleri, ürün zenginleştirme yoluna gidecekler. Hep gündemde tutmaya çalıştığım gibi, göreceksiniz, genç yaşta sigortalılarını biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzına yönlendirebilecekler.  önleyici müdahalelerle takip edecekler. Mevzuat boyutunda bile, buna yönelik genel şartlar değişikliklerini talep edecekler.

Kamu sağlık sigortacılığında artan duyarlılık, bu mevzuat değişikliklerini hızlandıracak, yapılacak etki değerlendirmeleriyle en uygun stratejilerin planlamasından uygulanmasına, sonuçların izlenip değerlendirilmesine ve güncellemesine kadar ardışık bir çok adım birbirini tetikleyebilecektir.

Böylelikle, rasyonel ölçülerde işleyecek özel sigortacılığının tamamlayıcı rolü de aynı rasyonellikte tanımlanabilecektir.

Görüldüğü gibi, sağlık hizmet sunumu ve sağlık finansmanı özellikle de sağlık sigortacılığı bugünkünden farklılaşacak. Geçenlerde de aktarmıştım; tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler oluşacak. Hem özel sağlık sigortaları hem de kamu sağlık sigortalarını bekleyen bu sürece hazırlıklı olunmalıdır. Hatta, hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında da kamu ve özel sağlık sigortalarıyla birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin sağlıklı yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleler ve bazı teşvikler bu kapsamda değerlendirilmelidir.

“Demografik fırsat penceresi” artık kapanmaktayken sağlıklı yaşlanmayı hedef alan sağlık ve sigorta yöneticileri, tıpkı Davos toplantılarında sözü edilen jeopolitik müzakereciler gibi, belirleyecekleri öncelikli alanlarda doğrudan müzakere edebileceklerdir.

Bu yazıya hazırlanırken, akademisyen bir arkadaşımın literatür tarayarak ulaştığı ve kendi sosyal medyasında paylaştığı, şu sözlerle noktalamamın daha doğru olacağına karar verdim;

Aynı hatayı tekrar eden insan, genelde bilgisiz olduğu için değil, yanılabileceğini kabul edemediği için hata yaparmış. Zihin çoğu zaman gerçeği aramadan, kendini korumak adına özgüvenine sarılabiliyor. Günümüzde bunun dozu biraz daha yükseldi maalesef…

Bu yüzden en zor dile gelen cümle şudur: “Yanılıyor olabilirim.”

Oysa doğru karar… Daha çok bilmekten değil, durup gerçekten düşünebilmekten doğar.”