Sağlıkta Gelecek Öngörüleri

Sağlıkta Gelecek Öngörüleri

The Economist geçtiğimiz yıl yayımladığı çalışmasında, sağlık harcamalarının iki yıllık düşüş sonrası 2024 yılında dolar bazında yüzde 6,1, reel olarak ise yüzde 1,1 artacağını ifade ediyor. İlaç harcamalarının yüzde 6,5 olacağını, sektörde üretim standartları ve pazara giriş ile ilgili yeni düzenlemeler bekleneceğini belirtiyor.

Değişik kaynaklardan sağlıkta gelecek öngörülerini taradığınızda, karşınıza çok farklı olmayan başlıklar çıkmaktadır. Bu hafta, bu ana başlıklarla, onların alt bileşenlerini sağlık açısından değerlendireceğiz.

2050’DE DÜNYAYA LİDERLİK YAKLAŞIMI

Graz Tıp Üniversitesi Öğretim Üyesi Karine Sargsyan, Dünya Sağlık Örgütü Yönetim ve Finans Direktörü Dr Tamás Landesz ile Harvard ve London School of Economics’te liderlik konusunda önde gelen isimlerden olan Sangeeth Varghese; Future Intelligence başlığıyla, 2050’de Dünya: Hükümetlerin, Yenilikçilerin ve İşletmelerin Daha İyi Bir Gelecek Yaratmasını Sağlamak adlı bir kitap yayımladılar.

Kitap, sağlık, enerji, ulaşım, iletişim, eğlence ve iklim değişikliği gibi çeşitli sektörleri farklı geçmişlere sahip küresel liderlerin ve vizyonerlerin bakış açılarından ele alarak 2050’de dünyanın geleceğini araştırmış. Kitaba açık erişim mümkün; https://link.springer.com/book/10.1007/978-3-031-36382-5

“Geleceğin Akıllı Liderleri” için 3 ilke sıralanıyor; bilimsel okuryazarlık, global bilinç, işbirliğini teşvik.

Bilimsel okuryazar kavramıyla, doğrusal yerine üstel düşünce (exponential) gücüyle hızlı değişimin etkisini fark etmek ve geleceği şekillendirmek için önleyici davranmak öne çıkmaktadır.

Global bilinç kapsamında, kalıcı çözümler için ekosistem yaklaşımıyla yaşamın her bir parçasının karşılıklı etkileşiminden söz edilmektedir.

İşbirliğini teşvik için, yenilikçilik amacıyla birbirleriyle ilgisiz bile görülse, karşılıklı anlayışın önündeki engelleri kaldırabilecek yeteneklerin desteklenmesi anlatılmıştır.

SAĞLIK HARCAMALARI NEREYE?

Tüm bu gelecek öngörülerini, sağlık harcamalarının hızlı artışına yönelik bilinen gerçekleri vurgulamak için paylaştım. Çünkü son verilerle yapılan çalışmalar bunu daha da zorunlu kılmaktadır.

The Economist geçtiğimiz yıl yayımladığı çalışmasında, sağlık harcamalarının iki yıllık düşüş sonrası 2024 yılında dolar bazında yüzde 6,1, reel olarak ise yüzde 1,1 artacağını ifade ediyor. İlaç harcamalarının yüzde 6,5 olacağını, sektörde üretim standartları ve pazara giriş ile ilgili yeni düzenlemeler bekleneceğini belirtiyor. Bir yandan yapay zekaya (AI) yapılan yatırımlarla dijital sağlık alanı gelişirken, diğer yandan düzenleyici otoritelerin veri erişimi, mahremiyet ve yapay zeka etiğine ilişkin incelemelerinin artıracağından söz ediliyor.

ABD Enflasyonu Azaltma Yasası, yaşlılar için bir kamu sağlık sigortası programı olan Medicare ile ilaç fiyatlarının müzakere edileceği bir süreç başlatıyor, ilk sonuçların 2024 sonbaharında paylaşılacağı konuşuluyor. Avrupa Birliği’nde de, farmasötik paket ile çeşitli düzenleyici engeller getirilmesi planlanıyor ancak bu düzenlemelerin ilaç fiyat artışına engel olamayacağı söyleniyor.

Bu arada, tüm dünya ülkelerinde yaşlı nüfus artışı giderek daha fazla önem kazanıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde 65. yaş gününü kutlayanların sayısı 2024’te 4,4 milyon kişiye ulaşacak.

Sağlık çalışanlarının dünyanın çeşitli yerlerindeki eylemleri, yükselen enflasyon, tatmin edici olmayan ücret artışları ve tükenmişlik gibi sorunlarının çözüm bulunamayan artışı da dikkate değer bir noktaya ulaşmış durumda. Aslında, tükenmişlik sendromu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamı için geçerli olmaya devam edecek gibi gözüküyor.

EV ÖDEVLERİ

İşte tüm bu veriler alt alta yazıldığında, ister kamuda ister özel sektördeki sağlık politikalarına karar veren ve yatırım yapanların daha sürdürülebilir iş modelleri için kafa yormaları gerekecek.

Pictet Group ve Kopenhag Gelecek Araştırmaları Enstitüsü Megatrending: Önümüzde Fırsatlar Raporu hazırladı ve web ortamında açık paylaşıma sundu.  (https://www.pictet.com/us/en/corporate-news/megatrending-opportunities-ahead-study), Rapor’da 6 ana başlık ve 21 alt başlıkta hazırlıklı olunması tavsiye ediliyor.

Raporun ana başlıkları; toplum, çevre, teknoloji ve bilim, küresel yönetişim, demografi ve ekonomi. Kendi koşullarına uygun olarak, tüm ülkeler ve tüm paydaşlar, Rapordan yeterince kapsayıcı ev ödevleri çıkarabilir.

I-Toplum

1.Sağlığa odaklanın

2.Artan eşitsizlikler

3.Bireyselleştirme ve güçlendirme

II-Çevre

4.Çevresel kalite

5.İklim değişikliği

6.Kaynak kıtlığı

7.Biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri

III-Teknoloji ve Bilim

8.Sanallaştırma ve kayıt altına alma

9.Yapay zeka ve bilgi işlem gücü

10.Daha fazla birbirine bağlılık

11.Yaşam bilimleri ve uygulamaları

12.Yeni malzemeler

IV-Küresel yönetişim

13.Jeopolitik gerilimler

14.Küreselleşme

V-Demografi

15.Nüfus artışı ve göç

16.Nesil değişimleri

17.Kentleşme

VI-Ekonomi

18.Ekonomik büyüme

19.Ticarileştirme

20.Hizmet ekonomisi

21.Uzmanlaşma ve karmaşıklık

Rapor; kaynak kıtlığı, küreselleşme, hizmet ekonomisi gibi üç eğilimden her birinin nedenlerini, mevcut durumunu ve yatırım yapılabilir fırsatlarını da ortaya koymaktadır. Örneğin, kaynak kıtlığı, enerji-su-hammaddelere olan talep gibi nedenler, kaynaklar üzerinde baskı oluşturarak tüketici davranışı, iş kararları ve politika tercihlerini değiştirebiliyor. Örneğin, küreselleşmenin artık tek tip olmadığı, sosyal ve ekonomik açıdan karşılıklı bağımlılığın arttığı vurgulanıyor.

Kamu ve özel sektörün politika belirleyicilerine, yatırımcılarına, hizmet sunucu ve tedarikçilerine sürdürülebilir iş modelleri için sistematik bir yaklaşımla çözümler üretmek, sektöre emek ve gönül verenlerin duyarlı olması gereken bir konudur. Ev ödevleri içinde yer alan sağlık yönetimindeki küresel başlıkların, bu duyarlılık ve kamusal sorumlulukla değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

Haluk Özsarı yazdı: Nadir Hastalıklar Nadir mi?

Her yıl Şubat ayının son günü Nadir Hastalıklar Günü’dür. Bu yıl Şubat ayı 29 gün olduğundan 29 Şubat ve izleyen günlerde çeşitli etkinlikler yapıldı. Öncelikle bazı çarpıcı verileri daha sonra da yapılmasında yarar olabilecek, sigortacılık da dahil, finansal müdahale alanlarına yönelik görüşlerimi paylaşacağım.

Tam 16 ay sonra, haftalık yazılarıma tekrar başlıyorum. Ailece zorlu bir süreç yaşadığımız 2022 Kasım ayından bu yana yazılarıma ara vermek zorundaydım.

NADİR HASTALIKLAR

Her yıl Şubat ayının son günü Nadir Hastalıklar Günü’dür. Bu yıl Şubat ayı 29 gün olduğundan 29 Şubat ve izleyen günlerde çeşitli etkinlikler yapıldı.

Öncelikle bazı çarpıcı verileri daha sonra da yapılmasında yarar olabilecek, sigortacılık da dahil, finansal müdahale alanlarına yönelik görüşlerimi paylaşacağım.

Sıklığı bazen 2 bin kişide 1, bazen de milyonda 1’e kadar düşen nadir hastalıklar ortalama olarak nüfusun yüzde 6 ila 8’ini etkiler. Kistik fibrozis, fenilketonüri ve SMA hastalığı gibi örneklerle bilinen nadir hastalıklar, tüm dünyada yaklaşık 7 bin hastalığı içerir ve yaklaşık 300 milyon kişiyi etkiler.

Hastalıkların yüzde 80’inin nedeni genetiktir ve akraba evlilikleriyle de yakın ilişkisi vardır. Araştırmalar; Türkiye’de 5 evlilikten birinin akraba evliliği olduğunu ve annenin eğitim düzeyi düştükçe nadir hastalık görülme sıklığının da yükseldiğini göstermektedir. Çünkü, böylelikle anne babanın taşıyıcılığı kaynaklı nadir hastalık sıklığı da artmaktadır. Dolayısıyla hastaların hemen hemen yarısı çocuklardır. Hastaların neredeyse yüzde 95’inin ne yazık ki tedavisinin olmadığı bilinir. Hatta, hasta çocukların üçte biri 5 yaşını bile göremezler.

Tedavisi olsa bile sıklığı nadir olduğundan, ilaçları pahalı ve ayrıca hasta yakınları için de özel tıbbi cihazlar ve tedaviler gerektirmesi nedeniyle erişimde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. ARGE süreçleri hem uzun hem de yüksek maliyetlidir.

NADİR HASTALIKLAR NEDEN NADİR OLMAYABİLİR?

Tüm bunlar düşünüldüğünde, gerçekten de “Nadir Hastalıklar Nadir mi?” sorusunun cevabı daha da fazla önem kazanmaktadır. Sıklığına bakarsanız nadir demek mümkün olabilir ama başta farkındalık olmak üzere yapılacaklar hiç de nadir olmamalıdır. Tüm ülkeler bu bakışla, zor da olsa nadir hastalıkları yönetebilmek için yenilikçi yöntemler bulmaya çalışmaktadır.

Churchill’in on yıllar önce dediği gibi, “İdare edilebilen zorluklar, kazanılmış fırsatlardır” bakışını nadir hastalıklarda gösterebilmek mümkündür, hem de fazlasıyla… Zira, gerek işbirlikleriyle, gerek ülke genelinde bölge esaslı yaygınlaşan erişilebilirliğe uygun referans merkezleriyle, gerek tarama programlarıyla ve gerekse de yenilikçi ödeme modelleriyle zorluğu fırsata dönüştürmek mümkün olabilir.

Bunun için öncelikle, nadir hastalıkların finansmanı ve geri ödeme yöntemini vurgulamakta yarar olacaktır. Nadir hastalıkların tanı ve tedavisinde, Genel Sağlık Sigortası primlerinin tek başına bir kaynak olarak değerlendirilmesi yaklaşımı eksik kalabilir. Yani sosyal devlet olma gerekleri, sadece sosyal sağlık sigortacılığı primleri yoluyla sağlanmamalıdır.

Evet, sosyal sigortacılık bir sağlık finansman yöntemidir, ama havuzda para var diyerek her şeyi primlerle oluşan bu havuzdan ödemeye kalkarsanız, bir süre sonra eksik kalan bütçenizi vergilerden desteklemek zorunluluğunda kalabilirsiniz, o zaman da prim bazlı sistem uygulama iddiasından uzaklaşma riskiyle karşılaşabilirsiniz. Sürekli prim toplama zorluklarıyla uğraşmak yerine genel vergilerden sistemi sürdürmeye çalışma yolunu tercih edebilirsiniz.

NADİR HASTALIKLAR İÇİN FON

İşte onun için, eksik kalanı vergilerden karşılayacağınıza, doğrudan vergilerden oluşan nadir hastalıklar ve yenilikçi tedavileri için, dünyada örnekleri olduğu gibi, ayrı bir fon kurabilirsiniz. Sağlığa zararlı olan ne varsa, onlardan almakta olduğunuz vergilerin binde birini bile bu fonun gelir kaynağı yaparak süreci daha rasyonel yönetebilirsiniz. Altını çizerek tekrarlamak isterim, yeni bir vergi değil mevcut vergilerin içinden bu fona kaynak tahsisi yapmalısınız.

Böylelikle, bir yandan SGK için yeni bir açık nedeni oluşturmamış olursunuz, bir yandan da üst yöneticilerin toplantı çıkışlarında önünü keserek mecburen kaynak bulma çabasına itilmesi derdine kurumsal bir çare üretmiş olursunuz.

Yıllardır bunu dile getirdiğim her teknokrat platformunda, geçmişte fonları iyi yönetemediğimize yönelik deneyimlerimiz hatırlatılır. Çok teorik düşündüğümü sanmayın ama; parayı toplayan, kullanan ve denetleyenin birbirinden ayrıldığı bir yapı kurarsanız, bu olası sorunu da önleme olasılığınızı arttırabilirsiniz.

Dünya uygulamalarında buna yönelik epeyce örnek var;

İngiltere’de umut veren kanser ilaçları fonu ile erken dönemde kullanılmasına fırsat oluşturulan ilaçların finanse edilmesi modeli nadir hastalıklar alanında da kullanılabilir.

Bu model İsveç örneğindeki, değer temelli ödeme sistemi ile birlikte uygulanarak, belirli hastalık yüküne ve tedavinin performansına dayalı geri ödeme süresinin zamana yayılmasıyla birlikte de düşünülebilir.

Keza, Singapur örneğindeki gibi tarama programlarıyla desteklenen akılcı sağlık harcaması politikası da nadir hastalıkların erken teşhis ve tedavisine katkı sağlayabilir.

Modellerin tamamında kamu sağlık sigortacılığı, uzun süreli ve kritik hastalıklar gibi özel sağlık sigortacılığı türleriyle işbirliği içinde çalışabilecek yenilikçi pilot uygulamaları bile başlatabilir. Yenilikçiliğin ilk şartı, devletin vergi ve prim teşvikleriyle uygulamaların önünü açması olabilir. İkinci şart ise, doğru bir aktüeryal analizle belirlenecek eşik değerin aşılması durumunda, bir güvence hesabının kamu tarafından üstlenilmesi olabilir. Model, değer temelli ödeme sisteminde olduğu gibi, tarama testleri ile birlikte kullanılabilecek ilaç veya tıbbi araç gerece yönelik yaşam kalitesini arttırma veya engelliliğini azaltma garantisi veren tedarikçilerle eş zamanlı olarak da uygulanabilir.

SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ YAKLAŞIMI

2023 verileriyle 26.9 trilyon dolarla dünyada en yüksek gayri safi yurt içi hasıla sahibi ABD. bile, sağlık hizmetlerinin öngörülemeyen artışı ile ilgili yenilikçi politikalar geliştirmeye uğraşırken, bizler 1.1 trilyon dolarlık büyüklüğümüzle bu konulara özel öncelik vermenin zamanını kaçırmamalıyız. Geçen hafta katıldığım konuyla ilgili bir toplantıda, alanında saygın bir öğretim üyemiz, ABD’de varlıklı ailelerin her bir gen mutasyonu için araştırma fonu kuran sosyal sorumluluk projelerine bağış yaptıklarını anlatmıştı. Görüldüğü gibi, sadece devlete, sadece kamu veya özel sigorta şirketlerine değil, isteyen varlıklı ailelere de bu konuya çare olma şansı oluşturmak mümkün olabilecektir.

Konunun ekonomik boyutunu öncelikle hasta ve hasta yakınları açısından düşünmek gerekir. Ailelerin böyle bir hastalıkla karşılaştığında, ne kadar zorlandıklarına ve yapmak zorunda kaldığı yardım kampanyalarına son zamanlarda sıklıkla tanık oluyoruz. Tüm bu modelleri, işbirliği ve etkileşim içinde bir ekosistem bütünselliğiyle; önce tasarımlamak, sonra uygulamak, sonunda da izleyip değerlendirmek ve bir Türkiye Modeli oluşturmak neden olmasın?

Kadın sağlığında dijital sağlık ve sigortacılık

Dünya Sağlık Örgütü Proje Raporu’nun adı, Dijital Sağlık Teknolojilerinin Kadın Sağlığı, Güçlendirilmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğindeki Rolü. Raporda çok çarpıcı rakamlar var. Dijital sağlık teknolojilerinin, kadınların sağlık sonuçlarını iyileştirebileceğini kanıtlarıyla gösteriyor. En çarpıcısı da, değer temelli sağlık yaklaşımının odağında yer alan kişinin yani kadının, kendi sağlığını yönetme konusunda en yüksek düzeyde olumlu etki görülmüş olmasıdır.

Geçtiğimiz hafta, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü. Hayatımızın her aşamasında iz bıraktığını yaşayarak öğrendiğimiz annelerimiz ve eşlerimizden başlayarak tüm kadınlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ PROJESİ

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, dijitalizasyon ile kadın sağlığı ilişkisini verilerle açıklayan Dünya Sağlık Örgütü Proje Raporu’ndan bazı alıntılar yapacağım. Dilerseniz, Proje Raporu’nun tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz; https://www.who.int/europe/publications/i/item/WHO-EURO-2024-9293-49065-73153

Dünya Sağlık Örgütü Proje Raporu’nun adı, Dijital Sağlık Teknolojilerinin Kadın Sağlığı, Güçlendirilmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğindeki Rolü (The Role of Digital Health Technologies in Women’s Health, Empowerment and Gender Equality).  Rapor’da çok çarpıcı rakamlar var. Dijital sağlık teknolojilerinin, kadınların sağlık sonuçlarını iyileştirebileceğini kanıtlarıyla gösteriyor. En çarpıcısı da, değer temelli sağlık yaklaşımının odağında yer alan kişinin yani kadının, kendi sağlığını yönetme konusunda en yüksek düzeyde olumlu etki görülmüş olmasıdır.

Proje amacı, dijital sağlık teknolojilerinin kadın sağlığı üzerindeki etkilerini ve iyileştirme potansiyelini incelemek olarak açıklanıyor. Bu amaçtan yola çıkarak, kamu ve özel sağlık sigortacılığında çok farklı açılımlar yapmak mümkün. Genel sağlık sigortacılığı daha büyük ölçekte kamusal pilot uygulamalara karar verirken bu olumlu etkileri değerlendirmeye alabilecektir. Özel sağlık sigortaları ise kadınlara yönelik hedef kitle ve hizmet alanları belirlerken, bu sonuçlardan farklı farklı yol haritaları çizebilir.

DİJİTAL SAĞLIK TEKNOLOJİLERİ VE KADIN SAĞLIĞI

Proje sonuçlarına göre; dijital sağlık teknolojileri kadınların güçlendirilmesini olumlu yönde etkiliyor, sağlık hizmetlerine erişimi ile anne sağlığının iyileştirilmesi, temel sağlık bilgilerinin sağlanması ve sonuç olarak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasına katkıda bulunacağı belirtiliyor.

Kadın sağlığında dijital sağlık teknolojiler, sağlık hizmetlerine erişimi engelleyen kalıcı bazı engellerin üstesinden gelerek sonuçları iyileştirme potansiyeline sahip olarak saptanmış. Özellikle de sosyoekonomik ve coğrafi nedenlerden kaynaklanan engellemelere yönelik olarak…

Psikiyatrik bozukluklar, onkoloji, endokrinoloji, cerrahi, acil tıp ve fiziksel esenlik gibi alanlarda dijital sağlık müdahalelerinin olumlu etkileri kanıtlarla gösteriliyor. Kendi kendine bakımı kolaylaştırdığı ve tarama programlarına erişimi arttırdığı, yaşam tarzı değişiklikleriyle kendi sağlıklarını yönetmeyi güçlendirdiği, takip sistemlerini desteklediği verilerle ispatlanıyor. İşte sadece bu alanda, yani kişinin kendi sağlığını yönetmesinde, ortalama yüzde 78.7’lik dijital sağlığın olumlu etkisi var. Dijital teknolojilerin kadın sağlığına olumlu etkinin en üst düzeyde olduğu alan burası.

KADINLARIN KENDİ SAĞLIKLARINI YÖNETME İDDİASI

En yüksek olumlu sonucun ortalamasına değil de yüzde 89.3’lük tepe değerine bakıldığında, kadın sağlığına yönelik yenilikçi adımların atılma cesaretini arttıracaktır. Proje sonuçlarına göre; kendi kendine bakım, tarama programları, yaşam tarzı değişiklikleri gibi başlıkların  tümü, kadınların kendi sağlıklarını yönetmedeki iddiasını ortaya koymaktadır.

Sağlığı koruma ve geliştirme başlığı altındaki her türlü müdahale, kadınların hastalanmadan önce sağlıklarıyla ilgili alabilecekleri önlemlere odaklanmasını arttıracaktır. Bu süreç, sadece hastalandıktan sonra değil sağlıklı kadınlara yönelik hizmet alanların da, hem sayısal hem de nitelik açısından artması ve derinleşmesini tetikleyebilecektir.

SAĞLIK SİGORTACILIĞI İLE İLİŞKİ

Tam bu noktada, uzaktan takip sistemleri ile desteklenen sağlık sigortacılığının önemi, bir başka açıdan daha vurgulanmaktadır. Sağlık sigortalarının değer temelli sağlık yaklaşımlarında dünya örnekleri, zaten odağına kişiyi alan ürün geliştirme çalışmalarıyla giderek zenginleşmektedir. Bu zenginleştirme sürecinde, kadınlara özel geliştirilerek uzaktan takip sistemleriyle desteklenen dijital sağlık müdahaleleri sağlık sigortacılığının da kapsama alanına girecektir.

Bu kapsama alanı, kamu ve özel sağlık sigortacılığının ikisini de etkileyebilecektir. Kamu sağlık sigortaları, kendi önceliklerine ve hastalık yükü beklentilerine göre, kişiselleşmiş sağlık sigortası ürünlerine küçük ama emin adımlarla ilerlemek isteyebilecektir. Attığı adımların sonuç verdiğini gördükçe, hizmeti yaygınlaştırmanın yeni yeni seçenekleri tartışılır olabilecektir.

Özel sağlık sigortaları ise, kadın sağlığından başlayarak hedef kitlelerine yönelik özel ürünler geliştirmek için aktüeryal değerlendirmelerini yenileyecekler, yenilikçi sağlık sigortası poliçe tasarımlarına yönelebileceklerdir. Tüm bu yenilikçi hamleler, dijital sağlık müdahaleleriyle desteklenecek ve güçlendirilecektir.

EV ÖDEVLERİ

Reklamların yapımında bile görüntü üretme teknolojisiyle yapay zekanın kullanıldığı bir dünyada, dijital sağlıktan söz etmemek mümkün mü? Birden fazla disiplinli işgücü ile dijital altyapının iyileştirildiği, sağlık ve dijital okuryazarlığın geliştirilerek olası engellerin çoğunun üstesinden gelindiği süreçler kolaylıkla oluşturulabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu Proje sonuçları, sağlık sektörü için geleceğe yönelik yeni ev ödevlerini gündeme getirebilecektir.

Ev ödevlerinin başında, kadın sağlığı özelinde değer temelli sağlık hizmeti yaklaşımının değişik boyutları için yenilikçi projeler geliştirmek, bunları dijital sağlık müdahaleleri zenginleştirmek gelmektedir. Bir yandan sağlık sigortacılığı, diğer yandan da sağlık kuruluşları işte bu ev ödevleriyle, gelecek planlarını gözden geçirmek durumunda kalabileceklerdir. Kim bilir, zaten belki başlamışlardır bile…

Sağlıkta da Risk Yönetimi

İster bireysel ister kurumsal düzeyde risk yönetimi düşünülsün, stratejik ve operasyon boyutları bir arada dikkate alınmalıdır. İklim değişikliğinin günlük yaşamı bile etkiler tarzdaki sonuçları, son yıllarda yaşanan pandemi gibi örnekler, sağlık alanında yerel ve küresel riskleri arttırmaktadır. Bu durum,  risk öngörülerinde bulunma zorluklarını da beraberinde getirmektedir. Tam da bu yüzden, risk yönetimini sağlık alanında öncelikle değerlendirmek gerekir.

Risk yönetimi kavramsal olarak bakıldığında, yapılan işler sırasında ortaya çıkabilecek risklerin önceden tanımlanarak değerlendirilmeye alınması ve bunları en aza indirgeyecek hatta tam olarak ortadan kaldıracak önlemlerin alınmasına ilişkin tüm süreçlerin uygulanması anlamına gelir. Aşamalı olarak bakıldığında, öncelikle olası risklerin belirlenmesi, gerçekleşme olasılıkları ile gerçekleşmeleri halinde kurumlara yükleyeceği maliyetlerin değerlendirmesi basamaklarını içerir.

Aslında risk kavramı çoğunlukla olumsuzlukları çağrıştırır. Oysa ki, fırsatların da bir risk olduğunu düşünmek gerekir. Değişik bir bakışla düşündüğünüzde, konulan kuralları değiştiren faktörler de risk sayılabilecektir. Olumlu risklerin yapılan işleri farklılaştırmanın önemli bir aracı olduğu da düşünülmelidir.

SİGORTA VE RİSK

Risk ve sigorta kavramları genellikle birbirlerini çağrıştırır. Sigortanın en önemli işlevi; riski bölmek ve dolayısıyla zararı parçalamak yoluyla, riskle karşılaşıldığında, ekonomik açıdan uğranabilecek zararı önemsiz duruma getirmektir.

Örneğin sigortacılık açısından risk, zarara neden olan olayların meydana gelme ihtimali ya da sigorta teminatı altına alınmış olan mal ve/veya hizmetin karşı karşıya bulunduğu tehlikeler olarak tanımlanır. Sağlık sigortacılığında riskin hastalığın oluşma ihtimali olması gibi…

Bu açıdan bakıldığında, risk yönetiminde ya potansiyel etkisi yüksek ancak gerçekleşme olasılığı düşük riskler ya da potansiyel etkisi düşük ve gerçekleşme olasılığı yüksek riskler değerlendirilir. Organizasyon becerilerini geliştirdiği için kurumların tüm birimleri risk yönetimiyle hedeflerine ulaşmakta rahat bir süreç yaşayabilir.

Aslında risk sadece sigortacılığı değil, hizmetin finansmanından tedarik süreçlerine kadar sağlığın her aşamasını ilgilendirir. Dolayısıyla sağlığın her alanında risk değerlendirmesi yapmak zaten işin doğasında vardır.

Risk değerlendirme sürecindeki adımlar;

  • önce olası riskleri anlamak,
  • sonra tanımlamak,
  • bir sonraki aşamada izlemek,
  • daha sonra gözden geçirmek,
  • ve sonunda önlem almak

olarak sıralanabilir.

Geçtiğimiz hafta, 26-27 Ekim 2022’de Washington DC’de Federal Kurumsal Risk Yönetimi Derneği (Association for Federal Enterprise Risk Management-AFERM) 15. Yıllık Zirvesi’ni yaptı. Zirve’nin teması “bilinmeyenlerde gezinmek” olarak belirlenmiş. Gerçekten de risk değerlenmesi için bilinmeyenler bilinir hale getirmek gerekiyor.

KONTROL LİSTESİ

Her işte olduğu gibi risk yönetiminde de kontrol listeleri kullanılır. Böylelikle; yapılan işlerin yönetimi, tanımlanması, örgütlenmesi, planı, üçüncü tarafları, yapı içinden ve genelden kaynaklanan riskleri gibi değerlendirme başlıkları tek tek kontrol edilir. Bu başlıklar altında hemen her sektörde benzer faktörleri değerlendirmek mümkündür.

Örneğin yapılan işlerin yönetiminde; iş bitirme sürelerinin net olmaması, görev ve sorumlulukların açık tanımlanmaması, insan kaynağı nitelik ve nicelik yetersizliği gibi problemler öne çıkan başlıklardır.

Yapılan işlerin tanımlanmasında ise gerçekçi olmayan hedefler, eylem planı ile paydaş ihtiyaçlarındaki farklılıklar başlıca sorunlar olabilir.

Örgütlenme aşamasına gelindiğinde; ekiplerin rol ve sorumlulukları, yönetim faaliyetleri, dış kaynaklara bağımlılığın tam ortaya konulmaması gibi tıkanma noktaları oluşabilir.

İş planında gereksiz kaynak kullanımı önemli bir risk yönetimi değerlendirme ölçütü olabilir. Üçüncü tarafların yavaş veya beklendiği gibi işlemeyen iletişimi de kontrol listesinde düşünülmesi gereken risk yönetimi başlığıdır.

Yapı içinden gelebilecek en önemli risk yönetimi unsuru, ihtiyaçların düzgün belirlenmemesi ve deneyimli insan kaynağı eksikliği olarak sayılabilir.

BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM

İster bireysel ister kurumsal düzeyde risk yönetimi düşünülsün, stratejik ve operasyon boyutları bir arada dikkate alınmalıdır. Sadece birkaç örnek bile yaklaşımın bütüncül olmasını ortaya koymaktadır. İklim değişikliğinin günlük yaşamı bile etkiler tarzdaki sonuçları, son yıllarda yaşanan pandemi gibi örnekler, sağlık alanında yerel ve küresel riskleri arttırmaktadır. Bu durum,  risk öngörülerinde bulunma zorluklarını da beraberinde getirmektedir. İşte tam da bu yüzden, risk yönetimini sağlık alanında öncelikle değerlendirmek gerekir.

Yönetimin önemli basamaklarından biri olan planlamanın kendisi risk içerdiği için, her işin kendine özgü riskleri olduğu unutulmadan, riskleri iyi yönetmeyi sağlıkta da bilmek gerekir. Yapılacak iş, sağlıkta risk yönetimini sürdürülebilir değer oluşturmayı hedefleyen bir bakışla sistematik olarak ele almaktır. Burada oluşacak en önemli değer, sağlığın korunması ve geliştirmesi ile yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. İyi yönetilen risklerin başarı getirememesi mümkün değildir.

Tek Sağlık

Tek Sağlık kavramının önem artışı; insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çevre arasındaki etkileşimini değiştirebilen birçok faktör olmasına dayandırılmaktadır. Artan nüfus, yeni yeni coğrafi alanlara genişlemeyi zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk, hayvanlarla yakın temas olasılığını arttırmaktadır. Hayvanlarla yakın temas ise hastalıkların hayvanlar ve insanlar arasında karşılıklı geçişine daha fazla fırsat oluşturmaktadır. Sonuçta, hastalıklar ülke sınırı tanımayan ve dünya çapında hızla yayılan bir nitelik kazanabilmektedir.

Tek Sağlık, son dönemde oldukça gündemde yer alan bir kavram oldu. Literatürdeki adı, ‘One Health’.  Amerika Birleşik Devletleri’nin saygın sağlık kuruluşlarından Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi (CDC), Tek Sağlık kavramını;  insanlar, hayvanlar, bitkiler ve ortak çevreleri arasında kurulan ilişkiyle optimal sağlık sonuçlarına ulaşma hedefi olarak açıklıyor. Bu ilişkiden yola çıkarak; yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeylerde çalışan, çok sektörlü ve disiplinler arası bir yaklaşımın gereğine dikkat çekiyor.

Tek Sağlık kavramının önem artışı; insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çevre arasındaki etkileşimini değiştirebilen birçok faktör olmasına dayandırılmaktadır.

Artan nüfus, yeni yeni coğrafi alanlara genişlemeyi zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk, hayvanlarla yakın temas olasılığını arttırmaktadır. Hayvanlarla yakın temas ise hastalıkların hayvanlar ve insanlar arasında karşılıklı geçişine daha fazla fırsat oluşturmaktadır.  Çevre koşullarında bozulmalar, hastalıkların hayvanlara geçmesi için farklı ortamlara da yol açabilmektedir.

Bu arada, sadece insanların değil, hayvanların ve hayvansal ürünlerin hareketliliğiyle, küresel seyahat ve ticaret artışına da değinmek gerekir. Sonuçta, hastalıklar ülke sınırı tanımayan ve dünya çapında hızla yayılan bir nitelik kazanabilmektedir.

Ayrıca hayvanların potansiyel insan hastalıkları için önceden uyarı verebileceğini de unutmamak gerekir. Kuşların aynı bölgedeki insanlar Batı Nil virüsü enfeksiyonuna yakalanmadan önce, aynı virüsden ölmeleri bu konuda sık verilen bir örnektir.

TEK SAĞLIK HANGİ SORUNLARI ORTAYA ÇIKARIR?

Bu soruya; zoonotik hastalıklar, antimikrobiyal direnç, gıda güvenliği, vektör kaynaklı hastalıklar,  insanlar, hayvanlar ve çevreden bulaşan sağlık problemleri gibi cevaplar verilebilir.

Yaşanan tüm değişiklikler, hayvanlar ve insanlar arasında yayılabilen hastalıklara (zoonotik) neden olmaktadır. Hastalık örnekleri olarak; Kuduz, Salmonella Enfeksiyonu, Şarbon, Bruselloz, Ebola ilk akla gelenlerdir.

Sıralanan tüm örnekler, bu cevapların detaylandırmasını sağlayacaktır;

  • Antibiyotiğe dirençli mikroplar, gıda ve toprak, su gibi çevre yoluyla yayılarak enfeksiyonların tedavisini güçleştirebilirler.
  • Vektör kaynaklı hastalıklar, artan sıcaklık, büyüyen sivrisinek ve kene yaşam alanlarıyla
  • Besin hayvanlarındaki hastalıkların yaygınlaşmasına karşı alınacak önlemler, ülke ekonomilerini bile tehdit edebilir.
  • Suyun kirlenmesi hem insanları hem de hayvanları hasta edebilir.
  • Kronik hastalıklar, yaralanmalar, iş sağlığı gibi alanlarda da sektörler arası işbirliği bakışı gerekebilir.

Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi, Tek Sağlık yaklaşımında; başarılı halk sağlığı müdahaleleri için, insan, hayvan ve çevre sağlığı işbirliğini önermektedir.

Bu kapsamda;

  • insan sağlığı için doktorlar, hemşireler, halk sağlığı ekibi, epidemiyologlar,
  • hayvan sağlığı için veterinerler, yardımcı profesyoneller, tarım işçileri,
  • çevre sağlığı için ekolojistler, vahşi yaşam uzmanları ve diğer uzmanlık alanlarındaki profesyonellerin

iletişim kurmasını vurgulamaktadır.

Doğal olarak; diğer ilgili paydaşlar, kanun uygulayıcıları, politika yapıcıları, evcil hayvan sahipleri bile bu kapsamda düşünülebilir.

TEK SAĞLIK ORTAK EYLEM PLANI

Dünya Sağlık Örgütü Haber Bülteni, dört uluslararası kuruluşun “Tek Sağlık Ortak Eylem Planı” başlattığını duyurdu. Duyuru, geçtiğimiz hafta, yani 17 Ekim 2022 Pazartesi tarihli. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH) tarafından bu konuda ilk defa bir ortak plan yayınlanmış oldu.

Amaç; sağlık tehditlerini topluca daha iyi önleyebilmek, tahmin edebilmek, tespit edebilmek ve yapılacak müdahale için kapasite entegrasyonu oluşturmak olarak belirlenmiş. Sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmak için katılımcı bir süreçle geliştirilen Tek Sağlık Ortak Eylem Planı, 2022-2026 yıllarını kapsıyor.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr Tedros Adhanom Ghebreyesus, dünyanın Covid-19 gibi pandemilere karşı savunmasını güçlendirmeye yönelik ortak çalışmaların merkezinde Tek Sağlık yaklaşımı olması gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenle de Tek Sağlık yaklaşımının, pandemi önleme, hazırlık ve müdahaleye yönelik yeni uluslararası anlaşmaların yol gösterici ilkelerinden biri olacağının altını çizmektedir.

Sağlık sektörünün geleceğinde daha da önemi artacak olan Tek Sağlık yaklaşımı, kamu ve özel sektördeki sağlık hizmet sunucuları ile finanse edenlerini özellikle ilgilendirecek boyutlara ulaşabilir. Bu yüzden, sağlık alanında yatırım yapmak isteyenlerin vizyonu içinde bu konuya önem vermelidir. Vizyonun ana başlıkları;

  • İnsan ve hayvan zoonotik salgınları,
  • Gıda güvenliği,
  • Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonlar,
  • Sektörler arası işbirliği,
  • Bütüncül gören sonuç odaklı ekosistem bakışı

gibi alanları içerebilir.

Sektördeki niş alanlara yönelmek isteyenler, dikey büyüme planlayan yatırımcılar, risk değerlendirmesi yapan sigortacılar bu konuyu vizyonları içine yerleştirebilirler. Böylelikle bütüncül bir bakışla, insan sağlığıyla etkileşim içindeki her alanı değerlendirerek orta dönem politikalarını belirleme fırsatı yakalayabilirler.

Hasta Yolculuğunda Dijitalizasyonun Önemi

Hasta Yolculuğu hastalıkla ilgili sürecin başladığından sona erdiği döneme kadar, hasta deneyimine atıfta bulunan bir terimdir. Hasta deneyimiyle üç farklı aşamada ilgilenilir; ziyaret öncesi, ziyaret ve ziyaret sonrası. Hasta yolculuğu, bir sağlık kuruluşu veya sağlık sistemi ile kişinin nasıl etkileşime girdiğini gösteren bir dizi eylemden oluşur. Eylemlerin her bir aşaması, hasta katılımı ve memnuniyetini artıran müdahalelerden oluşur.

Hasta kavramı aslında, sağlığını koruyan ve geliştiren kişiyi kapsamamaktadır. Eğer kapsam alanı geniş düşünülecekse, hasta yerine birey kavramını kullanmak daha doğrudur.  Literatürde geçen şeklinde ise, ne yazık ki hasta yolculuğu adlandırması daha sık kullanılır. Oysa ki, hasta yolculuğunda amaçlanan özne, her zaman birey olmalıdır.

Hasta Yolculuğu ise hastalıkla ilgili sürecin başladığından sona erdiği döneme kadar, hasta deneyimine atıfta bulunan bir terimdir. Hasta deneyimiyle üç farklı aşamada ilgilenilir; ziyaret öncesi, ziyaret ve ziyaret sonrası. Hasta yolculuğu, bir sağlık kuruluşu (genellikle hastane) veya sağlık sistemi ile kişinin (ya da hastanın) nasıl etkileşime girdiğini gösteren bir dizi eylemden oluşur. Eylemlerin her bir aşaması, hasta katılımı ve memnuniyetini artıran müdahalelerden oluşur.

HASTA YOLCULUĞU VE DİJİTALİZASYON

Hasta yolculuğundaki bu aşamaların başlıca yararları şöyle sıralanabilir;

  • kişiselleştirilmiş deneyimler oluşturur,
  • hasta iletişimindeki iyileştirme fırsatlarını ortaya çıkarır,
  • hasta deneyimlerini daha iyi anlamayı sağlar,
  • uzun dönemli hasta ilişkilerini güçlendirir,
  • hasta ile sağlık hizmeti sunucuları arasında sürekli ilişki sağlar,
  • belirsizlikleri ortadan kaldırır,
  • sorun alanlarını önceden belirleyerek sıkıntılı konuların çözümlenmesini kolaylaştırır,
  • sürekli iyileştirmeleri güçlendirir,

İşte tam bu noktada, sağlıkta dijitalizasyon sürece girmektedir. Sağlıkta dijitalizasyon veya dijital sağlık, ihtiyacı olanlara daha kaliteli ve kolay ulaşılabilir sağlık hizmetleri sunmak için kapsamlı bilgi ve iletişim çözümleri içeren uygulamalardan oluşur. Böylelikle geleneksel sağlık sistemi eksiklikleri hatta yanlışlıklarını en aza indirgeyen güçlü bir rol de üstlenilmiş olur. Özellikle COVID-19 süreci, bu rolün başarıyla yürütüldüğü sayısız örnekle doludur. Bu süreçte, sağlık hizmetlerinin yüz yüze kullanımından ürkenler ile kısıtlama kararları kapsamında hizmete başvuramayanlar, son birkaç yıldır sağlıkta dijitalizasyon uygulamalarındaki artışı tetikleyici düzeyde arttırmışlardır.

Ayrıca sağlık dijitalizasyonun veri paylaşımına yönelik maliyetleri önemli ölçüde azalttığını gösteren çalışmalar da paylaşılmaktadır. Yapay zeka destekli simülasyon örnekleri, sadece küresel düzeyde değil ulusal düzeyde de çalışılmaktadır. Daha geçtiğimiz hafta sonu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ev sahipliğinde yapılan 5. Uluslararası Hastane ve Sağlık İdaresi Kongresi’nde bu konuda yapılan çalışmaları içeren ve gelecekte çeşitleneceği de çok belirgin olan çalışmalar bildiri olarak sunulmuştur.

Sağlık dijitalizasyonu iki faktör etkilemektedir. Bunlardan biri, uzaktan takip hizmetlerine her geçen gün artan taleptir.  İkincisi ise, kişilerin sağlıklarını yönetme konusundaki bilinç artışıdır. Koruyucu ve geliştirici hizmetlere olan bireylerdeki ilgi bu iki faktörü olumlu yönde etkilemektedir. Koruyucu ve sağlığı geliştirici hizmetlere yönelim, harcamaların yönetimini, dolayısıyla da sürdürülebilirliğini de pozitif etki yapmaktadır.

DİJİTAL SAĞLIK BÜYÜME POTANSİYELİ

Bu yüzden yapay zeka kullanılan tıbbi karar destek sistemleri, dijital sağlık hizmetleri içinde hızlı büyüme potansiyeline sahip bir alan halini almıştır. Yapay zeka kullanılan tıbbi karar destek sistemleri yatırımlarının sadece önümüzdeki 5 yıllık dönemde; ABD’de yüzde 26.6, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 28.3, Asya Ülkelerinde yüzde 29.1, Ortadoğu ve Güney Afrika ülkelerinde yüzde 53.3 oranında artabileceğinin öngörüldüğüne ilişkin çalışmalar yayınlanmaktadır.

KPMG Danışmanlık Şirketi, dünya genelinde dijital sağlık şirketlerinin değerleme ortamını ve performansını analiz ettiği Ağustos 2022 tarihli Dijital Sağlık Sektörü Güncellemesi yayınında;

  • Dijital sağlığın, küresel sağlık hizmetleri pazarında en hızlı büyüyen alan olduğunu,
  • Devletler tarafından desteklenmesinin gelecek için dayanıklı bir sağlık sisteminin geliştirilmesini kolaylaştıracağını,
  • Avrupa’da sağlık alanındaki girişim yatırımlarının 2020 yılına göre 2021’de yaklaşık iki kat artarak 12,2 milyar Euro’ya yükseldiğini,
  • Sadece telesağlık ve mobil uygulamalarda, 2021 yılında birleşme ve satın alma anlaşmala sayılarının 156’yı bulduğunu,
  • Dijital sağlık hisselerinin yüzde 123’ün üzerinde toplam getiri sağladığını,

vurgulamaktadır.

SİNERJİ

Sağlıkta dijitalizasyon; tıpkı hasta yolculuğu aşamalarında olduğu gibi; hizmet öncesi, sırası ve sonrasında hasta yolculuğunu kolaylaştıran birbiriyle sinerji oluşturan teknolojilerden oluşmaktadır. Başlangıçta, kişileri kendi sağlıkları için hızlandırıcı görev üstlenen koruyucu önlemler yer alır.

Bunları, sağlığın sosyal belirleyicileri izler. Dünya Sağlık Örgütü’nün 5 ana başlıkta topladığı sosyal belirleyiciler;

  • yaş ve cinsiyet gibi bireysel,
  • çalışma koşulları gibi sosyoekonomik,
  • konut, temiz gıda ve su gibi çevresel,
  • fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı,
  • eğitim ve ulaşım gibi

özellikleri içerir.

Hasta yolculuğunda, sosyal belirleyicilerden sonra gelen aşama; erken teşhis ve tarama araçlarına kadar giden hastalık öncesi diğer aşamaları kapsar.

İşte bu yolculukta, sağlık kuruluşları iş ekiplerinde; sağlık meslek mensuplarından bilgi teknolojisi liderlerine, tedarikçilerden diğer paydaşlara hastalara dijitalizasyonu yaşatacak tüm  taraflar birlikte çalışırlar. Tarafların birlikte çalışmasının somut bir örneği geçenlerde açıklandı. İki sağlık şirketi, bir amaç için proje ortağı oldu. 250 milyon dolarlık anlaşmayla, kişiselleştirilmiş kanser aşısını geliştirmek için dünya çapındaki iki şirketin işbirliği kapsamında maliyetleri ve her türlü karı eşit olarak paylaşacağı duyuruldu.

Sonuç olarak; hasta yolculuğunun ilk istasyonundan sonraki duraklarına, hizmetteki dijital bağlantılar doğru ve amaca uygun belirlenmeli, eğer oluşmuşsa boşluklar doldurularak ilerlemelidir. Bu arada, sunulan sağlık hizmetinin ulaştırdığı kazanımların değerlendirilmesi de unutulmamalıdır. Süreçlerin her birinin; maliyet, kalite, erişim ve hasta deneyimi gibi anahtar başarı göstergeleri ile izlenmesi çok önemlidir. Çünkü anahtar başarı göstergeleri, doğal olarak, sonrasında planlanan yeni hasta yolculukları için girdi olarak kullanılabilir.

Hasta Odaklı İş Modeli

Karar vericilerin, ortalama yaşam süresi uzadıkça hasta odaklı yaklaşımlarını daha da arttırmalarında yarar olacaktır. Sadece hastalığı tedavi eden değil, hastalıkların tedavisinde kişilere sorumluluk veren yenilikçi müdahaleler planlamak, uygulamak ve bunu iş modellerine dönüştürmek hedeflenmelidir. Hedefler belirlenirken beraberinde finansal teşvikleri de gündeme getirmek şarttır. Kamu ve özel sağlık sigortacılığında bu konuda iyi uygulama örnekleri incelenmeli ve ülkemize uyan modeller geliştirilmelidir.

Hasta odaklı sistemler, sağlık hizmetlerinde her geçen gün daha fazla gerekli olmaya başladı. Bu nedenle, hasta ve hastalık yönetimini destekleyen yaklaşımlar tıp dünyasının da önemli bir iş başlığı oldu. Hasta odaklılığın özü, hastaların ihtiyaç ve tercihleriyle uyumlu kararların verilmesine yönelik süreçler oluşturmaya dayanır. Hasta, hekim, hasta yakınları arasında paydaşlık ilişkisine dayanan bir ortaklık kurmayı gerektirir. Paydaşlık, tıpkı çözüm ortaklığı gibi, süreci birlikte yönetmeye dayanır. Doğal olarak bu ilişki, aynı zamanda hastaların sağlıklarını yönetmeleri için özel eğitim ve destek verilmesini de içermektedir.

Genel anlamda kullanıcının daha güçlü hale geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Sağlıkla ilgili işi yapan kişi ve kuruluşlar da geleneksel yöntemler yerine bir ekosistem mantığıyla yeni fırsatlar oluşturmaya yönelmektedir. Yeni fırsatlar açısından bakıldığında, hasta odaklılık değerlendirilmesi gereken bir yaklaşımdır. Hasta odaklılık; hizmet sunanların daha net hedefli bir bakışla kişiselleştirilmiş etkileşimlerinden, fiyatlandırmadaki şeffaflığa uzanan her boyuttaki süreci içermektedir.  Sürecin her aşamasında yer alma kavramı aslında bu yaklaşımı özetlemektedir.

Öte yandan, tam bu noktada, İngilizcesi “Patient engagement” olan bir başka kavramdan söz etmek gerekiyor. 2000’li yıllara damgasını vuran bu kavram, bireye sağlığıyla ilgili sorumluluk verme olarak tanımlanır. Sorumluluk verme; sağlık hizmetlerinde hasta olmadan önce birey, hasta olduktan sonra ise hastalar için geçerlidir. Tanımın içine; sağlığı koruma ve geliştirme, klinik sonuçları iyileştirme, tedavi, hasta güvenliği, hastalık yükünün azalması gibi alt başlıklar girmektedir. Alt başlıkların tamamı birlikte düşünüldüğünde, toplumsal anlamda sağlık statüsünün yükselmesiyle sonuçlanabilecektir.

KULLANICI ODAKLI BAKIŞLA İŞ MODELİ

Bu bağlamda, hasta odaklılık ile yakın benzerlik içinde yeni bir kavramdan söz etmek doğru olacaktır; kullanıcı odaklı bakışla iş modeli. İş modelinin yenilikçi  gerekleri de bulunmaktadır.

İş modeli ile ilgili “Circular Business Model Innovation in Consumer-Facing Corporations” adlı bir makale ile bu konudaki yol haritası tartışmaya açılıyor. Makale, Maastricht Üniversitesi Sürdürülebilirlik Enstitüsü’nden Nancy Bocken ile Jan Konietzko tarafından yazılmış. Makalenin adı, Tüketiciye Yönelik Şirketlerde Döngüsel İş Modeli İnovasyonu olarak tercüme edilebilir.

Aslında model, sürdürülebilir stratejilerle çalışabilmelerini sağlayan bir değişim sürecine odaklanmış. Belirsizlikleri azaltmak ve yeni ekosistemleri şekillendirmek olarak iki özel amaca yönelik hazırlanmış. Belirsizlikleri azaltma amacında; fizibilite, uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik hedeflenmiş. İşbirliği ve yeni denemeler yoluyla da ekosistemler hedeflenmiş.

Model oluşturulurken, öncelikle bu konuda oluşacak vizyon ile ortak bir başlangıç noktası geliştirilmesinin yararlı olacağı öngörülüyor. Pazar dinamikleri ve yeni iş fırsatlarının değerlendirilerek kaynakları harekete geçirme tavsiye ediliyor. Çevresel riskleri azaltmak için yapıların kendi kaynaklarını harekete geçirmeleri gerektiği vurgulanıyor. Son aşamada ise modelin uyarlandığı ve uygulandığı dönüşüm sürecinin başlamasından söz ediliyor.

HASTA ODAKLILIK İÇİN YAPILACAKLAR

Makalede ortaya konulan yenilikçi iş modeli hasta odaklılığa da uyarlanabilir.  Kullanıcı kelimesi sağlık hizmetlerinde hasta olarak düşünüldüğünde, hasta odaklı yaklaşım için de benzer değerlendirmeler yapılabilir. Hasta odaklı sağlık hizmeti için yapılacakları bazı ana başlıklarda özetlemek mümkündür. Bunlar; eğitim, farkındalık, teşvik, güven gibi kelimelerle sıralanabilir. Genel anlamda bir anlayış değişikliğine yol açacak bu dönüşüm ile bir yandan değer temelli sağlık hizmetlerine geçilebilir. Diğer yandan da, hastaları bütünleşik sağlık hizmetine anlayışına taşımak mümkün olabilir. Böylelikle, sağlık kuruluşlarında risk yönetimi de kolaylaşabilecektir. Risk yönetimini kolaylaştırma bakışı, sadece sağlık hizmetlerine değil, sağlık sigortacılığına da olumlu katkılar sağlayabilecektir.

Hasta odaklılık için hastalara verilebilecek eğitimler yoluyla, etkili katılım sağlamalarına destek olacak bilgi ve beceriler kazandırabilir. Böylelikle, hasta katılımının getirebileceği yararlar ve tetikleyebileceği fırsatlara yönelik farkındalık arttırılabilir.

TÜİK’İN ÇALIŞMASI NE ANLATIYOR?

Bu arada, TÜİK tarafından yapılan bir çalışmayı özellikle hasta odaklılık ile yakın ilişkisi bağlamında hatırlatmak isterim. 2016-2018 yıllarını içeren bu çalışmada, doğuşta beklenen sağlıklı yaşam süresini erkeklerde 59,9 kadınlarda 56,8 yıl olarak duyuruldu. Aynı çalışmada; doğumda beklenen yaşam süresi erkeklerde 75,6 yıl, kadınlarda 81 yıl olarak belirtilmişti. Bir başka bakış açısıyla bu çalışma; erkeklerin yaşamlarının yaklaşık son 15,5, kadınların yaşamlarının ise yaklaşık son 24,2 yıllarının hastalıklarla geçebileceğini de göstermektedir.

Bu veriler, yaşamlarının son dönemlerinde erkeklerde en az 15, kadınlarda en az 24 yılları için, kendi sağlıklarını yönetmede ne kadar kritik bir role sahip olduklarını vurgulamanın önemini ortaya koymaktadır. Bu bilinçle hareket eden karar vericilerin, ortalama yaşam süresi uzadıkça hasta odaklı yaklaşımlarını daha da arttırmalarında yarar olacaktır. Sadece hastalığı tedavi eden değil, hastalıkların tedavisinde kişilere sorumluluk veren yenilikçi müdahaleler planlamak, uygulamak ve bunu iş modellerine dönüştürmek hedeflenmelidir. Hedefler belirlenirken beraberinde finansal teşvikleri de gündeme getirmek şarttır. Kamu ve özel sağlık sigortacılığında bu konuda iyi uygulama örnekleri incelenmeli ve ülkemize uyan modeller geliştirilmelidir. Yaşlanan nüfus ile artan sağlık hizmeti maliyetlerini iyi yönetebilme becerisi, bu tür yenilikçi bir iş modeli ile daha da arttırılabilecektir.

Küresel İnovasyon Endeksi ve Sağlık

Sağlık alanında da inovasyon, kurumlar ve bireyler için hizmete erişimden maliyet ve fayda artışına kadar birçok avantaja sahip. Birey odaklı sağlık hizmetleri için de olmazsa olmazlar arasında sayılıyor. Hatta ülkelerdeki sağlık inovasyonu yapan kuruluş sayısının fazlalığının, yaşam şartlarının yükselmesini bile sağladığını gösteren yayınlar yapılmaktadır.

İnovasyon, ulusal ve uluslararası gündemde önemli bir başlık olmayı sürdürmektedir. Ülkeler ve kuruluşlar, bu konuda özel stratejiler geliştiren kurumsal yapılar oluşturmaktadır. Doğal olarak inovasyon sözcüğü, içinde sağlık sektörünün de olduğu, her alanda fazlaca kullanılmaya başlanmıştır. Yenilikçilik olarak tanımlanan bu kavram, süreci ve sonucu birlikte adreslemektedir. Süreçte yenileme, sonuçta ise yenilik anlamını taşır. Küresel rekabet, ekonomik büyüme, refah artışı gibi makro hedeflere ulaşmak için ise oldukça önemli görülmektedir.

İNOVASYON PERFORMANSI

Dünyada ülkeleri inovasyon performansı konusunda kıyaslayan iki rapor bulunmaktadır. Bunlar; Küresel İnovasyon Barometresi ve Küresel İnovasyon Endeksi’dir. Yaklaşık 80 göstergeden oluşan Küresel İnovasyon Endeksi, her yıl düzenli olarak; Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO), INSEAD ve Cornell Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanmaktadır.

Küresel İnovasyon Endeksi (Global Inovation Index) 2022 Raporu geçtiğimiz ay yayınladı. Yazarları; Daren Tang, Soumitra Dutta, Bruno Lanvin, Lorena Rivera León ve Sacha Dr. Wunsch-Vincent’den oluşuyordu.

Raporda;  İsviçre 2022’de dünyanın en yenilikçi ekonomisi olarak yer alıyor. Bu durum 12 yıldır hiç değişmemiş. İsviçre’nin arkasından; Amerika Birleşik Devletleri, İsveç, Birleşik Krallık ve Hollanda yer alıyor.

Küresel İnovasyon Endeksi’nde Türkiye 37.sırada. Son iki yılda 14 basamak, 2022 yılında ise 4 basamak yükselmiş. Üst-orta gelir grubu 36 ülke arasında ise 4. sıradaki yerini korumuş.

Türkiye sınai mülkiyetle ilgili 4 göstergede ilerlemiş, 4 göstergede de önceki yerini korumuş. İlerlenen 4 gösterge arasında; tasarım başvuruları, faydalı model başvuruları, fikri mülkiyet harcamalarının toplam ticarete oranı, fikri mülkiyet gelirlerinin toplam ticarete oranı bulunmakta;

  • Tasarım başvurularında 5’den 1’e,
  • Faydalı model başvurularında 20’den 17’ye,
  • Fikri mülkiyet harcamalarının toplam ticarete oranında 56’dan 44’e
  • Fikri mülkiyet gelirlerinin toplam ticarete oranında 76’dan 66’ya yükseldi

Bilim ve Teknoloji İnovasyon Kümesi merkezleri arasında ilk sırada Tokyo-Yokohama bulunuyor. Takip eden merkezler; Shenzhen-Hong Kong-Guangzhou, Pekin, Seul ve San Jose-San Francisco. Raporda, İstanbul 4 basamak yükselerek 46. sırada yer aldı.

COVID-19 pandemisi etkisiyle ne yazık ki yenilikçiliğin sosyoekonomik etkisi en düşük seviyede olduğu belirtilmiş.

İKİ BÜYÜK İNOVASYON DALGASI

Rapor, yakın gelecekte, iki büyük inovasyon dalgası beklendiğini anlatıyor;

  1. Dijital çağ inovasyon dalgası
  2. Derin bilim inovasyon dalgası

Dijital çağ inovasyon dalgasının, hizmet sektörünün de içinde olduğu tüm sektörleri kapsayacağı vurgulanmış. Verimlilik oluşturmaya yönelik atılımlar olarak bilgi işlem, yapay zeka ve otomasyon alanları öne çıkarılmış.

Rapora göre, derin bilim inovasyon dalgası ise dört alana yoğunlaşmış. Bunlar; biyoteknoloji, nanoteknoloji, yeni malzemeler ile toplum için önemli olacak sağlık, gıda, çevre ve hareketlilik alanındaki yenilikçilikler olarak sıralanmış.

SAĞLIKTA İNOVASYON

Sağlık alanında da inovasyon, kurumlar ve bireyler için hizmete erişimden maliyet ve fayda artışına kadar birçok avantaja sahip. Birey odaklı sağlık hizmetleri için de olmazsa olmazlar arasında sayılıyor. Hatta ülkelerdeki sağlık inovasyonu yapan kuruluş sayısının fazlalığının, yaşam şartlarının yükselmesini bile sağladığını gösteren yayınlar yapılmaktadır.

Araştırma geliştirme alanında özel ve kamu sektörünün, sanayi ve üniversiteler ile uyumlu ve koordinasyon içinde olmaları, iki başarı faktörüyle birlikte değerlendirilir; teknik kaynaklar ve bunları yönetme becerisidir. Teknik kaynaklar arasında insan kaynağı, sermaye, ekipman, bilgi, para sıralanabilir. Yönetim zaten tüm kaynakların belirlenen amaç ve hedeflere yönetilmesi sürecidir.

İşte bu iki faktör, bir yandan stratejik, bir yandan da organizasyon becerileri ile birlikte geliştirilebilirse, sağlık sektörü için de “yapılmayanı yapma” tercihleri oluşmaya başlar. Sadece başlamaz her geçen gün, hafta, ay ve yıl içinde giderek daha da yerleşir.

Böylelikle; uzun dönemli bakış açısı, eğilim ve yönelimleri öngörebilme becerisi gelişir, risk yönetme kültürü artar. Risk yönetme, özellikle sağlık sigortacılığının içerik ve derinliğinde artışı da beraberinde getirir, yeni yeni alanlara açılma cesareti oluşturur.

Sağlık alanında da yenilikçiliğin başarılı olabilmesi için kural koyucuların paylaşılan ve güncellenerek uygulanan stratejileri olmalıdır.  İç ve dış bağlantılar kurularak yenilenen iletişim kanalları oluşturulması, farklılıklara odaklanmaya yönelik mekanizmaların işletilmesi stratejilerin uygulanmasını hızlandıracaktır. İnovasyon sürecinin dinamik olma özelliği ile tutarlı ve sürekli olması en belirgin tetikleyicileridir. Tetikleyiciler, tüm paydaşlara yol gösterici ve teşvik edicilikle birleştirildiğinde, inovasyon göstergelerinde yaşanan iki yılda 14 basamaklık yükselme; hem daha kısa sürede ve hem de daha kalıcı bir şekilde yaşanabilir. Sağlık ve sigortacılık ise bu sonuçların, en az diğer sektörler kadar net görüleceği alanlar olacaktır.

Dijital Liderlik

Dijital dönüşüm araçlarıyla çok yönlü öğrenme sürecini birleştirebilen sağlık liderleri, hızlı hareket ederek, değişen koşullara ve sanal çalışma ortamlarına daha rahat geçiş sağlıyorlar. Teknolojinin gücü kavranıyor, o güçten yararlanıldığı için yönetilen kurum, bulunduğu yerden hızla ileriye sıçrayabiliyor.

Geçen hafta, Sağlıkta Liderlik ve Digital Dönüşüm başlıklı yazımın son bölümde Dijital Lider özellikleri vurgulanmıştı. Konuyu biraz daha detaylandırmama yönelik çok sayıda istek aldım. Bu nedenle, birey (ve/veya hasta) katılımı ile ilişkili Dijital Liderlik ilişkisini gündeme getireceğim.

KATILIM VE DENEYİM

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, geçtiğimiz hafta kronik hastalıklar olarak bilinen bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölümlerin, dünyadaki toplam ölümlerin dörtte üçünü oluşturduğunu açıkladı. Bu sağlık verisi, doğaldır ki katılım ve deneyim kavramını da gündeme taşımaktadır.

Özellikle son yıllarda sağlıkta liderler ekipleriyle birlikte; bir yandan hasta katılım ve deneyimini iyileştirmeye, bir yandan da dijitalleşmenin getirdiği yeni iş modelleri üzerine çalışmaya odaklanıyorlar. Çok yakın gelecekte, sağlıklı ve/veya hasta bireylerle birlikte karar verilecek iş süreçlerinin tanımlanacağı bir dönem yaşanılacağı öngörülüyor. Bireylerin ortaklaşa yönettiği bu süreçler; yapay zeka, sanal gerçeklik, makina öğrenmesi gibi dijitalleşmenin getirdiği araçlarla, daha güvenli ve kişiselleştirilmiş sağlık hizmetlerini de doğal olarak güçlendirecektir.

KRİTİK ADIMLAR

Sağlıkta karar verici liderler, bireyin sağlık ihtiyaçlarına yönelik bu dijital dönüşüm sürecinde, kritik bazı adımları atmak zorundadır. Süreci paydaşlarla birlikte yönetmenin kritik adımları olarak, ilk anda akla gelecek ana başlıklar şöyle sıralanabilir:

  • Bireyin sağlık ihtiyacının doğru belirlemesi,
  • Yenilikçi sağlık yaklaşımlarını benimseme,
  • Kolay ve zamanında ulaşılabilecek sistemler tasarımlama,
  • Sağlıkta değer oluşturmaya odaklanma,
  • Sürecin doğal sonucu olarak, “Dijital Sağlık Okuryazarlığı” alanında daha hızlı ilerleme,
  • Hasta yolculuğunda kişiselleştirmeye ağırlık verme,
  • Simülasyonlardan yararlanarak öğrenen organizasyon olma ilkesine yoğunlaşma,
  • Sürdürülebilir modelleri önceliğe alma.

Dünya genelinde kamusal karar verici sorumluluğundaki sağlık liderleri, bu başlıklardaki faaliyetlerini; amaçları ile çıkan sonuçlar arasındaki farkları azaltmaya yönlendiriyorlar. Yaptıkları etki analizleri ile dinamik olmaya çaba gösteriyorlar. Tüm bunları yaparken toplumu da bu faaliyetlere ortak etmeyi hedefliyorlar.

Bu açıdan bakıldığında da, başarılı bir dijital dönüşüm süreci isteniyorsa, her şeyden önce yeni bir yol haritası oluşturmak gerekiyor. Yol haritası içeriğinde olmazsa olmaz bazı koşullar olarak;

  • Ölçülebilir ve karşılaştırılabilir göstergeler,
  • Dijital dönüşüme toplum ve organizasyon düzeyinde hazırlıklı olma,
  • Uygun kapasite ve yenilikçi yatırımlara öncelik verme,
  • Sürekli iç ve dış paydaş analizleri yapma,

gibi alt başlıklar sayılabilir.

ÇOK YÖNLÜ ÖĞRENME

Dünyada son yıllarda, Dijital Liderlik alanında da çok kullanılan bir öğrenme sürecinin tartışılmaya başlandığı da ayrı bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. Süreç, bilinen tek yönlü geleneksel öğrenme yerine giderek çok yönlü öğrenmeyi beraberinde getiriyor. Bu öğrenme türü, aslında; çok taraflı, katılımcı, karşılıklı etkileşime açık, geri bildirimden beslenen bir tarzı temsil ediyor.

Dijital dönüşüm araçlarıyla çok yönlü öğrenme sürecini birleştirebilen sağlık liderleri, hızlı hareket ederek, değişen koşullara ve sanal çalışma ortamlarına daha rahat geçiş sağlıyorlar. Teknolojinin gücü kavranıyor, o güçten yararlanıldığı için yönetilen kurum, bulunduğu yerden hızla ileriye sıçrayabiliyor.

İşte bu nedenle Dijital Liderler, kişi odaklı sağlık hizmetini yenilikçi teknolojiler ile güçlendirmekte daha başarılı oluyorlar. Sürekli değişen sağlık ekosisteminde; bir yandan amacına ulaşmayı (etkililik), bir yandan en uygun girdiyle en fazla çıktıyı elde etmeyi (verimlilik) ve bir yandan da başarıyı hedefliyorlar.

Aslında tüm bu süreç tek bir kelime ile tanımlanmak istenirse, adını uyarlama olarak koymak mümkün olur. Uyarlama sürecinde, belirsizlikleri daha iyi yönetebilen, yeni gelişmelerle ortaya çıkan sektör ihtiyaçlarını karşılayabilen liderler, ekiplerini sadece yönetmez aynı zamanda yönlendirebilirler. Ama tüm bunlar, bir yandan da bütünün parçalarıdır. Çünkü bütün; Dijital Liderlerin süreçlere odaklanarak, değişim yönetimi gerekleriyle, insan merkezli bir yaklaşım oluşturmalarına dayanmaktadır.

Sağlıkta Liderlik ve Dijital Dönüşüm

Giderek artan sağlık harcamaları, sağlık hizmetlerinde karar vericileri düşündürmektedir. Sağlık harcamaları içinde bulunduğumuz yüzyılın başından bugüne, yani sadece son yirmi yılda, toplam küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artışı olarak yüzde 11 düzeyinin üstüne çıkmıştır. 2000 yılına girerken sağlık harcamalarının küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki oranını yüzde 9’a ulaşmak üzereydi. 2020 yılı tamamlandığında bu oran yüzde 10’u aştı.

Son bir kaç haftadır, Sağlıkta Liderlik ile ilişkili konuları gündeme taşımak istedim. Bu hafta da liderlik ve dijital dönüşüm boyutuna değinmek istiyorum. Önümüzdeki hafta da liderlik ve hasta deneyimi konusunu paylaşacağım. Çünkü günümüzde geleceğe yönelik stratejiler üzerine çalışan sağlık sektörü liderlerinin en sık kullandığı birkaç kelimeden biri dijital dönüşüm, diğeri de hasta deneyimi olmaya başlamıştır.

DİJİTAL DÖNÜŞÜM GEREKLİLİĞİ

Giderek artan sağlık harcamaları, sağlık hizmetlerinde karar vericileri düşündürmektedir. Sağlık harcamaları içinde bulunduğumuz yüzyılın başından bugüne, yani sadece son yirmi yılda, toplam küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artışı olarak yüzde 11 düzeyinin üstüne çıkmıştır. 2000 yılına girerken sağlık harcamalarının küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki oranını yüzde 9’a ulaşmak üzereydi. 2020 yılı tamamlandığında bu oran yüzde 10’u aştı. Hemen hemen her kaynak bu bilgileri doğrulamaktadır. Hatta 2020 yılından itibaren önümüzdeki beş yılı da içeren dönem için toplamda 10 trilyon doları aşacağına ilişkin öngörülerde bile bulunulmaktadır.

Doğal olarak, sağlıkta kaynak yönetimi sorumluluğunu üstlenmiş karar vericiler, konuyu gündemlerinin en öncelikli başlıkları içinde değerlendirmek durumunda kalmışlardır. Ülkelerin gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak; siyasi, bürokratik, akademik liderler her boyutta bu konuda çalışmaktadır. İster makro boyutta üst düzey sağlık liderleri olsun, isterse mikro boyutta sağlık kurumu liderleri olsun, hepsi yatırımcı yaklaşımıyla düşünmektedir.

EKONOMİK BAKIŞ VE SİGORTACILIK

Yatırımcı yaklaşımıyla bakıldığında, ekonomide kullanılan bazı kavramların sağlık alanındaki liderler tarafından meslekleri olmasa da, izlenmesi sorumluluğunu vermektedir. İç verimlilik oranı, net bugünkü değer, yatırım geri dönüşü, faiz amortisman ve vergi öncesi kar gibi finansal performans değerlendirmeleri bunlar arasında sayılabilir. Dolayısıyla, dijital dönüşüm içinde yalnızca sağlık yönetimi değil, ekonomik yönetim bakışı da yer almaktadır.

Örneğin, bir yıl önce yapılan yatırımın o günkü getirisi anlamında kullanılan Bileşik Yıllık Büyüme Oranı için bazı kaynaklarda 2020-2028 yılları arasında yüzde 27 olan bir öngörüde bulunulmaktadır.

Bu bağlamda, dijital dönüşüm bileşenleri olarak; büyük veri analizi, mobil sağlık, yapay zeka, makine öğrenmesi gibi konularda sağlık alanında çalışılmaya başlandığı görülmektedir. Sürecin, çok uzak olmayan bir gelecekte, bugün yaşadıklarımızdan çok daha fazla oranda ve çeşitlilikte hayatımızı etkileyeceği tahmin edilmektedir.

Dijital dönüşüm politikaları, sağlık alanındaki liderlerin amaçlarına ulaşmasında hızlandırıcı rol oynayabilecektir. Hızlandırıcı olabilmek için de genellikle üç önemli alan sıralanır; yatırım, sigorta ve yenilikçilik…

Yatırımlar yoluyla, son yıllarda yıkıcı etkisini bile yaşadığımız küresel salgın gibi şoklarla daha iyi başa çıkmak sağlık hizmetlerinde en uygun ortamı hazırlayabilecektir.

Sigortacılığın, beklenmeyen durumlardan korumada riski yönetmenin vazgeçilmez aracı olduğunu hep hatırda tutmamız gerekir. COVID19 salgınında yaşanılan örnekte olduğu gibi, sigortacılık bir yandan finansal koruma sağlarken bir yandan da risk değerlendirmesi yoluyla daha neler yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu kapsamda, ülkemiz sigorta sektöründe, poliçe düzenlemeden tazminat yönetimine kadar değişik dijital dönüşüm uygulamaları hızla yayılmaktadır.

Kapsayıcılığı arttırılan bir yenilikçilik yaklaşımı, geleceğe yönelik destek gereken öncelikli alanların belirlenmesinde daha aktif bir rol oynayabilecektir.

DÜZENLEYİCİLİKTEN HIZLANDIRICILIĞA

Tam bu noktada, hızlandırıcı olma kavramına değinmekte yarar olacaktır. Katalizörlük diye de bilinen bu kavram, bir kimyasal reaksiyonu hızlandırma anlamında kullanılır. Son yıllarda kural koyan yapılar için düzenleyicilik kadar hızlandırıcı olma sorumluluğu da tartışılmaktadır. Düzenleyici  yaklaşımın hızlandırıcıya dönüşümünün bir çok örneği vardır. Geçtiğimiz ay, Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni bir yasa yürürlüğe girdi. Yaklaşık 280 milyar dolarlık bir kaynak desteğini içeriyordu. Orijinal adıyla CHIPS and Science Act adlı Çipler ve Bilim Yasası, özelde çip üretimini genelde ise bilimsel gelişme alanında özel sektörü hızlandırmayı hedeflemekteydi.

İşte bu yüzden; kuralı koyanların sorumluluğunu sadece düzenleyicilikle sınırlamamak gerekir. Hızlandırıcı da olmayı teşvik eden adımlar atılmalı,  buna yönelik sağlam basamaklar  tasarlanmalıdır.

Tüm taraflar bu sürece verebilecekleri katkıyı netleştirmelidir. Kural koyucular, sağlık sistemine bir orkestra şefi duyarlılığında kulak vermelidir. Dijital dönüşüm yoluyla, her biri kendi alanında virtiöz olan üstatların uyumluluğunu arttıracak stratejik ve finansal hamleler yapmalıdır.

Dijital dönüşüm dijital lider kavramını da beraberinde getirmiştir. Dijital liderin, başlıca özellikleri arasında;

  • merak eden,
  • gelişen teknolojileri araştıran,
  • bir yandan ekibine bir yandan da iş süreçlerine odaklanan,
  • yeniliklerle baş edebilen ve
  • değişime kolaylıkla uyum sağlayan

gibi özellikler ilgili çalışmalarda öne çıkmaktadır.

Kendine liderlikle başlayan, işinde ve ekibinde liderlikle süren, sonunda da kurumunda değişimi tetikleyen liderler dijital dönüşüm sürecinde de rahatlıkla yetişebilir. Bu sayede, sağlık alanında yetişen yeni liderler ve onların liderliğinde gerçekleşen dijital dönüşüm örnekleri de artacaktır.

Sağlıkta Liderlik ve İnsani Kalkınma

Ülkelere, kuruluşlara, yapılan işe ve de hedef kitlelere göre değişen birlikte çalışabilirlik dinamikleri, tüm paydaşlar açısından önemlidir. Kuşkusuz sağlık alanında da; başta hizmeti alanlar olmak üzere, kuralı koyanlar, sigortalar gibi finansman sağlayanlar ile kamu-özel fark etmeden hizmeti sunanlar ile tedarikçiler bu paydaşlar arasında yer almaktadır.

Sağlığın iki önemli bileşeni, sürekli artmaktadır, bunlar; maliyet ve hizmet alan bireylerin beklentileridir. Çoğunlukla, bu artış beklenenden o kadar fazladır olmaktadır ki, doğru olarak öngörülebilmesini bile zorlaştırır. Sağlık hizmetlerinde her geçen gün artan yenilikçi girişimler, bu öngörü zorluğuyla başa çıkmak için uygulanabilir modelleri gündeme taşır. Yenilikçilik, dijital dönüşüm ile birlikte,  öngörüsüzlüğü ortadan kaldırmaya yönelik, sağlığın kendine özgü çözümlerini üretir. Sadece 2017 yılından bu yana geçen beş yılda bile, dijital dönüşüm alanında alınan patentlerin yüzde 200’lere yaklaştığı yazılmaktadır.

Bu yüzden de sağlık hizmetlerinde yenilikçi müdahaleler, yakın geçmişle bile karşılaştırıldığında, çok artmaya başlamıştır. Sağlık hizmetlerinde yapılabilecek yenilikçi müdahaleleri; bireylerle kuruluşlar, akademik yönlendiricilerle kural koyanlar hepsi birlikte değerlendirilmelidir. Bu birliktelik, bazı fırsatları daha kolayca ortaya çıkarabilir. Bu sayede yapılan yenilikçi müdahaleler, sağlık sonuçlarının çok farklı kazanımlar doğurmasına yol açabilir. Son dönemdeki yayınlarda, kazanım sağlayan sağlık sonuçlarının üçte iki oranında arttığına işaret etmektedir.

Sağlık sonuçlarını iyileştiren bu fırsatların ana başlıkları şöyle özetlenebilir;

  • Sağlıkta eşitliği güçlendirmek,
  • Hizmete ulaşılabilirliği arttırmak,
  • Sağlıklı yaşamı teşvik etmek
  • Sağlık okuryazarlığı desteklemek,
  • Böylelikle bireyin (veya hastanın) sağlığını yönetme deneyimini iyileştirmek.

BM İNSANİ KALKINMA RAPORU

İlk sırada yer alan fırsat için geçtiğimiz Cuma günü önemli bir Birleşmiş Milletler Raporu paylaşıldı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) her yıl İnsani Kalkınma Raporu hazırlar. İnsani gelişmenin temel üç boyutu olan; uzun ve sağlıklı yaşam, bilgi ve insana yakışır standartlar açısından dünya ülkelerini İnsani Gelişmişlik Endeksi (İGE) adlı bir gösterge ile izler.

9 Eylül 2022 tarihli UNDP Raporu, her yıl farklı bir temayla birlikte, 191 ülkenin yer aldığı İGE sıralaması yapar. İGE, sosyal ve ekonomik kalkınma için referans olan bir değerlendirme yaklaşımıdır. Sağlık alt endeksinde doğumda beklenen yaşam süresi, eğitim alt endeksinde ortalama okullaşma yılı ve beklenen okullaşma yılı, gelir alt endeksinde ise kişi başına gayri safi yurt içi hasıla göstergeleri yer alır.

Endeksin zirvesindeki ilk 10 ülke; İsviçre, Norveç, İrlanda, Hong Kong Avustralya, Danimarka, İsveç, İrlanda, Almanya ve Hollanda, son sırasında ise Afrika ülkesi Güney Sudan bulunuyor. Dünya ortalamasının 0.732 puan olduğu İGE sıralamasında; İngiltere 18, Japonya 19, ABD 21, Türkiye 0.838 puan ile 48.sırada yer alıyor.

Rapor’a göre, en üst sıra ile son sıra arasında tam 2.49 kat fark bulunuyor. Bu veriler, en güncel olarak sağlık sonuçlarını iyileştiren fırsatların ilk sırasında, sağlıkta eşitliği güçlendirmenin yer almasının temel nedenini de ortaya koymaktadır.

BİRLİKTE ÇALIŞABİLİRLİK

İşte tüm bunlara yönelik etkili modeller geliştirmek için sağlıkta liderlik ile birlikte yürütülmesi gereken bir çalışma modeli de gerekmektedir. Çalışma modelinin temelinde; interoperability olarak ifade edilen birlikte çalışabilirlik kavramı yer almalıdır.

Birlikte çalışabilirlik, genelde bilgi işlem sistemlerinde kullanılan bir kavramdır. Bir sistemin, ortak standartlar çerçevesinde bir diğer sistemin bilgi ve işlevlerini kullanabilme yeteneği olarak tanımlanır. Uluslararası başka örneklerini hiç  gündeme getirmeksizin, sadece ülkemizde bu konuda yaşanan süreç bile, konunun önemi ortaya koyacaktır. 28 Şubat 2009 tarihli 27155 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan bir Başbakanlık Genelgesi bu konuda dikkat çekilecek bir kilometre taşıdır.

e-Dönüşüm Türkiye Projesi Kapsamında Birlikte Çalışabilirlik Esasları Rehberi ise 2012 yılında, o dönemde görev yaptığı adıyla Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanmıştır. Aslında ilk sürümü 2005, ikinci sürümü 2009 yılında yapılan bu çalışma; kamu-özel sektör, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarına, elektronik ortamda hizmet sunan tüm kurumlar arasında birlikte çalışabilirliği sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.

ORTAK KAYNAK KULLANIMI

Ülkelere, kuruluşlara, yapılan işe ve de hedef kitlelere göre değişen birlikte çalışabilirlik dinamikleri, tüm paydaşlar açısından önemlidir. Kuşkusuz sağlık alanında da; başta hizmeti alanlar olmak üzere, kuralı koyanlar, sigortalar gibi finansman sağlayanlar ile kamu-özel fark etmeden hizmeti sunanlar ile tedarikçiler bu paydaşlar arasında yer almaktadır.

Kullanıcılar, kural koyanlar, sigortalar, hizmet sunanlar gibi sağlık alanındaki tüm tarafların konulara çözüm ortağı olarak yaklaşmaları, dijital dönüşüm yoluyla yenilikçiliklerini de arttıracaktır. Bu artış, birlikte çalışabilirlik temelinde daha da ileriye taşınabilir. Böylece bu ekosistem, sağlıkta lider olmanın basamaklarını daha da sağlamlaştırabilir. Taraflar birbirleriyle rekabet etmeyi, ortak kaynak kullanımında gerçekleştirecekleri sinerjiyle güçlendirebilirler. Sonuçta, sağlık sisteminin gerçekten birlikte çalışabilir bir ekip hizmeti ile verilmesi gerçekleşmiş olur. Karşılıklı fırsatlar paylaşılarak verimsizlikler ortadan kaldırılabilir, insani kalkınmanın sürdürülebilirliği sağlanır.  Tıpkı, 2012 yılında e-Dönüşüm için hazırlanan Türkiye Projesi Kapsamında Birlikte Çalışabilirlik Esasları Rehberi yaklaşımını, sağlık yönetimi alanında da teoriden uygulamaya geçirme isteği gibi…

Sağlıkta Lider Olmak İçin Nelere Dikkat Etmeli?

Sağlıkta lider olma yaklaşımı, doğal olarak sadece sağlık hizmeti sunan kurumları ilgilendiren bir kavram değildir. Karar vericilerden bürokratlara, yatırımcılardan profesyonellere, hizmet sunuculardan sigortacılara varıncaya kadar çok geniş kapsamı olan bir kavramdır. Bu kapsamın her bir bileşeni, sağlıkta lider olabilmeyi hedeflemek için uygundur. Sonuç olarak, sağlık alanında doğru işi yapmaya odaklanma yoluyla lider olmanın da önemli bir basamağına çıkılabilir.

Liderlik, sık kullanılan bir kavramdır. Genel anlamda lider, bulunduğu çevreyi ve takipçilerini yönetebilmek için sorumluluğunu zeka ve bilgi ile birleştiren kişiler olarak tanımlanır.

Sağlık hizmetlerinde liderlik kavramı ise, özellikle son dönemde giderek önem kazanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin geleceğini de etkileyebilecek bu süreç, sağlıkta lider olmak için bazı konulara daha fazla duyarlılık gösterilmesini gerektirmektedir.  Bu gerekliliği belirleyecek en önemli ölçüt,  değişime açık liderlik yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma uymayan sağlık kurumları yerinde durmayı tercih edenler olarak, en azından rakiplerinden geride kalma riski taşıyacaklardır.

Liderlik ve Yöneticilik

Sağlıkta da, liderlik ve yöneticilik sıklıkla birbirine karıştırılır. Hatta bazen yönetici ya da lider eş anlamlı kavramlar gibi görülür. Yönetici ve lider karşılaştırmasında kullanılan klasik kıyaslamalar genel olarak sağlık alanında da kullanılmaktadır. Başlıca kıyaslama başlıkları şunlardır;

  • Sağlık yöneticisi işini doğru yapmaya, sağlıkta lider olanlar ise doğru işi yapmaya çalışmalıdır,
  • Sağlık yöneticisi sistem üzerinde yoğunlaşmalı, sağlıkta lider olanlar birlikte çalıştıkları ekipleri üzerine odaklanmalıdır,
  • Sağlık yöneticisi değiştirmeye güçleri yetmediğinde statükoyu kabullenebilir, sağlıkta lider olanlar ise gerekirse yerleşik düzenle bile çatışabilmelidir,
  • Sağlık yöneticisi işi nasıl yapacağını bilmeli, sağlıkta lider olanlar ise işin nasıl yapılacağını öğretmelidir,
  • Sağlık yöneticisi planlara bağlı kalmak zorunda olabilir, sağlıkta lider olanlar ise her türlü alternatife açık olmalıdır,

Özet olarak, tüm bu kıyaslamalar; aynı zamanda liderlik yapması gereken sağlık yöneticisinin yönetenden, sağlıkta lider olmaya giden sürecindeki kritik karar noktalarına dikkat çekmek için sıralanmaktadır.

Lider olmayı hedefleyen sağlık yöneticilerinin, bir önceki bir sonrakini  tetikleyen bazı adımları  atmayı içselleştirmesi gerekir. Bunlar; öncelikle kendini, ama eş zamanlı olarak ekibini ve de işini yönetmek olarak sıralanabilir. Zaman zaman bu adımlar, başarı göstergeleriyle birlikte değerlendirilmeye bile yol açabilmektedir.

SAĞLIKTA İYİ YÖNETİŞİM

“Aynayı bakıp kendiyle kavga eden” olarak tanımlanabilen tiplemeden tam anlamıyla uzaklaşılmalıdır. Böyle bir davranışı gerçekleştirebilenler, sadece kendilerini değil liderlik ettikleri ekiplerini ve işlerini de daha iyi yönetebilirler. Dolayısıyla, her türlü kaynağı amacına uygun kullanabilirler. Bu konunun sağlık alanında liderlik için ne kadar önemli olduğunu ayrıca vurgulamaya gerek bile yoktur. Bir yandan sağlık hizmetinin kendine özgü dinamikleri, diğer yandan kaynak kullanımındaki duyarlı yapısı, bu gereksizliğin temelini oluşturur.

Sağlık hizmetleri, hızla ve çoğu zaman da öngörülenin üstünde artan kaynak ihtiyacıyla kendini gösterir. Birlikte ve etkileşerek ortaklaşa yönetmenin tek kelimeyle ifadesi “yönetişim” olarak bilinir. Sağlıkta iyi yönetişim, giderek sağlık sistemlerini dönüştürmenin tüm bileşenlerini kapsayan bir şemsiye halini almaktadır. Sadece böyle bir şemsiye altında; etkili, kişi odaklı ve bütüncül bakarak, sağlık hizmetinin doğasından kaynaklanan kısıtlılıklar yönetilebilir. Hatta tehditler, fırsata dönüştürülerek olası zorluklar daha da kolay aşılabilir.

Sağlıkta iyi yönetişim; şeffaflık ve hesap verilebilirlik, hakkaniyet, cevap verilebilirlik, katılımcılık, etkililik ve verimlilik gibi küresel değerlendirme ölçütlerini de kapsamında barındırmaktadır. Sonuçta, tarafların birbiriyle uyumlu ve paylaşımlı kaynak kullanımları, sağlık yatırımlarını yönlendiren liderlerin başarısında çok kritik bir yer oluşturabilir. Üstlenilen bu rol; hedefe odaklanma, doğru strateji kurma ve teknolojiyi en üst düzeyde kullanarak gerçekçi iş planlarıyla birlikte değerlendirilebilirse başarı vaz geçilmez olur. Sağlıkta lider olmayı hedefleyenler, böylelikle tahsis ettikleri kaynaklarla değer artışını da yakalayan sağlık sonuçlarına ulaşmış olurlar.

HENRY KİSSİNGER’IN LİDERLİK BAKIŞI

Tam bu noktada, liderlik ile ilgili çok yeni okuduğum ve oldukça etkilendiğim bir bakışı da paylaşmak isterim. Sağlık dışı bir alan da olsa, liderlik bakışı açısından aktarmam gerektiğini düşündüm. Henry Kissinger, Temmuz 2022’de; Leadership: Six Studies in World Strategy (Liderlik: Dünya Stratejisinde 6 Çalışma) adlı bir kitap yayınladı.

Henry Kissinger kitapta lideri;

  • uzağı gören,
  • yenilikçi,
  • içindeki koşulları yönlendirebilen,
  • vizyonunu dikkatlice tespit eden ama sınırlarını bilen,
  • kurumlarla hareket edebilen,
  • hesaplı risk ve eş zamanlı sorumluluk alabilen

gibi özellikleriyle anlatıyor.

Henry Kissinger; 99 yaşında, Nobel Barış Ödüllü, Soğuk Savaş Dönemi’nden bu yana küresel politikaları yönlendiren, 45 yıl öncesinin Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı’dır. Kissinger’ın liderlikle ilgili bu değerlendirmelerini, sağlık hizmetlerine liderlik yapanlar için de dikkate alınacak başlıklar olarak düşünmek gerekir.  Çünkü, Kissinger’ın “Liderler, iki eksenin kesiştiği noktada düşünür ve hareket eder: birincisi, geçmiş ve gelecek arasında; ikincisi, önderlik ettikleri kişilerin değişmez değerleri ve özlemleri arasında…” ifadesiyle, sanki sağlıkta liderlik yaklaşımında göz önünde bulundurulması gereken ilkeleri sıralamış gibi gözüküyor.  Kissinger’ın saptamaları, sağlıkta lider olma yaklaşımında da dikkate alınabilecek değerli katkılar yapabilir.

SAĞLIKTA KÜRESEL DÜZEYDE ZİRVEYE ULAŞAN LİDER ÖRNEKLERİMİZ

Sağlıkta lider olma yaklaşımı, doğal olarak sadece sağlık hizmeti sunan kurumları ilgilendiren bir kavram değildir. Karar vericilerden bürokratlara, yatırımcılardan profesyonellere, hizmet sunuculardan sigortacılara varıncaya kadar çok geniş kapsamı olan bir kavramdır. Bu kapsamın her bir bileşeni, sağlıkta lider olabilmeyi hedeflemek için uygundur. Sonuç olarak, sağlık alanında doğru işi yapmaya odaklanma yoluyla lider olmanın da  önemli bir basamağına çıkılabilir. Zaten sağlık alanında ülkemizde küresel düzeyde zirveye çıkmış; siyasetçi, akademisyen, bürokrat, hekim, sağlık yöneticisi, yatırımcı gibi örnekler gururla sıralanabilir. Bu örnekler daha da  artacaktır, yeter ki dikkat edilmesi gereken başlıklarda duyarlılıkla hareket edilebilsin…

Sağlık ve Sigortacılıkta Dijital Dönem Örnekleri

TechInvestment Report Analytics&AI çalışmasına göre, sigortalı deneyimi geliştirmeye yönelik yapılan yatırımların yüzde 87’si beklentileri karşılamış. Operasyon kapasitesi ise yüzde 95 oranında beklentileri karşılamış hatta aşmış. Sigorta sektöründe yapay zeka yatırımlarının son iki yılda en büyük yatırım kalemi olduğu vurgulanmakta.

Reuters geçtiğimiz hafta uluslararası bir çalışma yayınladı. Çalışmanın adı, TechInvestment Report Analytics&AI. Çalışmaya göre, sigortalı deneyimi geliştirmeye yönelik yapılan yatırımların yüzde 87’si beklentileri karşılamış. Operasyon kapasitesi ise yüzde 95 oranında beklentileri karşılamış hatta aşmış. Sigorta sektöründe yapay zeka yatırımlarının son iki yılda en büyük yatırım kalemi olduğu vurgulanmakta. Ayrıca, sigortacıların da teknoloji operasyonu geliştirmek için bu potansiyelin farkında olduğu ifade edilmektedir. Rapor bir de tavsiyede bulunuyor; “en yüksek başarı için çeşitli teknoloji seçeneklerini dikkatlice değerlendirmek kritik önem taşımaktadır”.

Altı ay kadar önce de, ‘sigortagazetesi.com’ benzer bir anket yayınlanmıştı. Global teknoloji ve danışmanlık şirketi ISG,  200’ü aşkın yöneticiyle Avrupa’da bir anket yapmıştı.  Sigorta sektörü yöneticilerinden 10’da 9’u, sigortalılarının kullanıcı deneyimini iyileştirmeyi dijital dönüşüm tetikleyicisi olarak görmektedir. Dijitalleşmenin yararları arasında, süreç iyileştirme sonrası verimlilik artışı ve maliyet tasarrufu öne çıkıyordu.

SİGORTACILIK ÖRNEKLERİNDE ÖNE ÇIKANLAR

O çalışmayla ilgili verileri tekrar okuduğumda başka önemli tespitleri de hatırladım;

  • Örneğin sigortalılar sigortacılardan, satın alma süreçlerini daha da kolaylaştırmasını bekliyorlardı.
  • Küresel salgın süreci, sigortacıları interneti satış kanalı olarak daha fazla kabul ettirmişti; sigorta yöneticilerinin yüzde 43’ü interneti satış kanalı olarak kullandığını belirtiyordu.
  • Yeni sigortalı edinmenin maliyeti, mevcudu elde tutmaktan dokuz kat daha maliyetliydi.
  • Dijital dönüşümde portföyü büyük sigorta şirketleri; basit sözleşmeler, mobil uygulamalar, dijital platformlar gibi geneli iyileştirmeye yönelmişlerdi.
  • Orta ölçekli portföye sahip sigorta şirketleri tematik platformlara, daha küçük ölçekli portföyü olanlar da mobil uygulamalara ilgi duyuyorlardı.

Kullanıcıları için platform kuran sigorta şirketleri, içinde sağlığın da olduğu hizmetlere ulaşmaya yönelik uygulamalara yıllar önce başlamıştı. Hatta yakın dönemde ödül alanlar bile oldu.

SAĞLIK ÖRNEKLERİ

Sağlık kuruluşları içinde, en iyi klinik uygulamalarla en iyi yapay zeka uygulamalarını birleştiren örnekler her geçen gün artmaktadır. Bu örnekler içinde, dinamik bir Dijital Sağlık Ekosistemi geliştiren sağlık kuruluşlarını da belirtmek gerekiyor. Geliştirdikleri programlarla; start-up, sağlık hizmet ve teknoloji sağlayıcılarını bir araya getirebiliyorlar.

Yine bir başka örnek olarak; International Journal of Innovation Management Dergisi’nde Karla Gehde, Florian Rausch ve Jens Leker’in, 2022 yılında yayınlanan makalelerinde,  Almanya’da 237 dijital sağlık girişimini analiz etmektedir. Makalede, dijital sağlık girişimleri faaliyet alanı olarak şu başlıklar sıralanmaktadır;

  • Yönetim otomasyonu
  • Yaşlı bakım sürecini kolaylaştıran araçlar
  • Klinik zeka ve etkinleştirme
  • Yeni sağlık ve hastalık sonuçlarının keşfi
  • Rehabilitasyon, fitness ve güzellik içerir
  • İlaç geliştirme programlarının kolaylaştırılması,
  • Sigorta ilişkileri yönetimi
  • İş yerinde sağlık risklerini azaltmak için organizasyonel müdahale
  • İlaç tedarik zinciri
  • Giyilebilir cihazlar aracılığıyla veri toplama,
  • Tarama ve teşhis
  • Tedavi ve hastalık yönetimi
  • Sanal bakım

Son olarak örnek verilebilecek makale ise kardiyoloji alanında ve daha 3 gün önce yayınlandı. 26 Ağustos 2022 tarihli, World Heart Federation Roadmap for Digital Health in Cardiology Dergisi’nde ilk ismin Jasper Tromp olduğu 22 yazarlı makalede,  500 milyondan fazla insan kalp damar hastalıklarına ait zorlukların, dijital sağlık teknolojilerin kullanımıyla üstesinden gelmeye yardımcı olunabileceği belirtmektedir. Bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlerin 2030 yılına kadar üçte bir oranında azalması için bu tür teknolojilerin uygulanmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Makale, Dünya Kalp Federasyonu yol haritaları ile kalp damar hastalıklarının etkili bir şekilde önlenmesi, saptanması ve tedavisinde temel engellerin belirlenmesini anlatmaktadır. Bu kapsamda, 5 ayrı müdahale alanı önerilmektedir.

Bunlar;

  1. Hastaların güçlendirilmesi,
  2. Tedarikçilerin güçlendirilmesi,
  3. Uzun dönemli hasta kazanımları (sonuçlar) ve hasta deneyimlerinin iyileştirilmesi,
  4. Herkesi kapsayan sağlık sigortası hizmetlerinin teşviki,
  5. Sağlık hizmet maliyetlerinin azaltılması.

Yol haritası; hastalar, hizmet sunucu kişi ve kurumlar ile politika yapıcılar gibi taraf olan tüm farklı paydaşların birlikte değişim oluşturmalarını gerektirmektedir.

KULLANICI DENEYİMİNİ GÜÇLENDİRME HEDEFİ

Geçtiğimiz hafta, 25 Ağustos 2022 Perşembe günü Sağlık Bilgi Yönetim Sistemleri Hakkında Yönetmelik yayımlandı. Yönetmelik; sağlık bilgi yönetim sistemi hizmeti sağlayıcılarının uyacakları kurallar, alım süreçleri, standartları gibi amaçlara yönelik hazırlanmış. Kapsamında ise politika yapıcılar, sağlık bilgi yönetim sistemi hizmet sağlayıcıları ile hizmet alıcılar bulunuyor.

Yönetmeliği okuduktan sonra sıraladığım bu uluslararası sağlık ve sigorta örneklerini bir kez daha düşündüm. Örneklerin hepsinde, hasta deneyimi öne çıkmaktaydı. Gerek bu Yönetmelik, gerekse 12 Şubat 2022 tarihli Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Sunumu Hakkında Yönetmelik düşünüldüğünde, kullanıcı deneyimine olası katkılarını önemsemek gerekir. Sağlık ve sigortacılık alanlarındaki bu örnekler mevzuat düzenlemelerinde dikkatle değerlendirilmelidir. Düzenlemeler, kullanıcı deneyimini daha da güçlendirmeyi hedeflemelidir. Sigorta ve sağlık sektörünün kullanıcı deneyimini öne çıkaran bu örnekleri, politika yapıcılarına da rehber olmalıdır.

Hasta Merkezli Sağlık Hizmeti

“Okullar öğrenciler için, hastaneler hastalar için var” bakışı kullanıcı merkezli olmanın temelidir. Hizmet sektöründe de giderek güçlenen bu bakış, bugüne kadar uygulanmakta olan modellerin yenilikçi modellere dönüşümünü zorunlu kılmaktadır. Sağlık alanının karar vericileri, sigortacıları, hizmet sunucuları bu bakışla kendilerini gözden geçirmeli ve gereken bakış değişikliklerini zaman geçirmeksizin gerçekleştirmelidir.

Tüm sektörlerde kullanıcı merkezlilik yaklaşımı giderek daha güçleniyor. Kullanıcı dostu kavramına da her sektörde rastlanmaktadır. Sağlık ve eğitim gibi alanlar düşünüldüğünde, birey; öğrenci, kişi, hasta gibi tanımlamalar kullanıcı anlamına gelmektedir. 1990’lı yıllarda yaygınlaşan bebek dostu hastane yaklaşımına bu şekilde ulaşılmıştır. Aslında hastalık oluşmadan önceki dönemi de içermesi açısından başlıkta yer alan kavrama, “birey veya hasta merkezli sağlık hizmeti” eklemesi daha doğru olacaktır. Ancak uluslararası yayınlarda genellikle “patient-centered healthcare” olarak kullanıldığı için böyle ifadesi de yaygındır.

BİREY VE HASTA MERKEZLİ SAĞLIK HİZMETİ

Sağlık hizmet kurumları, birey veya hasta merkezli bir yaklaşımla sağlık hizmeti vermeyi giderek daha fazla önceliklerine almaktadır. Bu bakış, geçmişe göre farklılıklar içeren ve alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkılmaya başlandığı göstermektedir. Sağlığı koruyucu ve geliştirici hizmetlerde birey, hastalık oluştuktan sonra da hasta tanımlamasını düşünmek gerekir. Örneğin fizik aktivite yapan bir kişide birey merkezli sağlık hizmeti tanımlaması kullanılırken, yüksek tansiyon hastası bir kişide hasta merkezli sağlık hizmeti tanımlaması kullanılmaktadır.

Merkezine bireyi koyan yaklaşım; birçok fırsatı değerlendirebilen yenilikçi hizmet ve finansman modellerinin uygulanmasını da beraberinde getirmektedir. Karar vericilerden sigortacılara, birinci basamak hizmet sunucularından üniversite hastanelerine kadar her türlü paydaş bu kapsamda düşünülmelidir. Dolayısıyla, sağlık hizmetinin her düzeyinde ve aşamasında, uygulamalar deneme fazından yaygınlaşma fazına geçmektedir.

Birey veya hasta merkezli yaklaşımların özünde, kişiselleştirilmiş sağlık hizmeti ile kişinin sürecin içinde olması kavramları yatmaktadır.

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ SAĞLIK HİZMETİ

Kişiselleştirme, bireylerin özelliklerine uygun hizmet ve ürünlerin sunulması anlamına gelir. Kişiselleştirilmiş hizmet kavramıyla sağlık veya sigortacılık hizmetlerinde kişiye özgü modeller kurgulanmasıdır. Örneğin sağlık sigortacılığında, poliçe üretimi ve risk değerlendirilmesinin kişi ihtiyaçlarıyla örtüşmesi bu modeller için birer örnektir. Big Data (Büyük Veri) ve yapay zekanın kullanılarak daha doğru öngörüler içeren sigortacılık modelleri uygulanmaya başlanmıştır.

Dünyanın önde gelen reasürans şirketlerinden birisi olan Swiss Re, yıllar önce,  buna yönelik tespitlerde bulunduğunda, destekleyenler kadar karşı çıkanlar da olmuştu. Destekleyenler, teknolojik gelişmelerin sigortacılığı ucuzlaştıracağını, bireyler ve kurumların sağlık alanında tavsiyelerde bulunan programlardan yararlanarak daha doğru kararlar vermeye başlayacaklarını belirtmişti. Karşı görüşte olanlar ise kişi mahremiyetine zarar verebilecek bu yaklaşım yoluyla risk paylaşımının çelişebileceğini savunuyordu. Sosyal medya taraması üzerinden elde edilen sigortalı bilgileri yoluyla, kişiselleştirilmiş teklifler alma ve sunmayı modelleyen yenilikçi başlangıç projelerine (start-up)  yatırım yapıldı.

Sigortacı ile sigortalı arasındaki karşılıklı paylaşımı etkileyebilecek bu projeler, sigortalıların daha sağlıklı bir yaşam sürmesini dolayısıyla ödenen tazminatların azaltılabileceğini gündeme getirdi. Discovery Kanal’da yayınlanan Vitality Programı, sigortalıların yaş, kan basıncı (tansiyon), yaptıkları egzersiz gibi faktörlerle sigortalıların sağlık düzeylerini takip edebiliyordu. Giyilebilir cihazlar yoluyla da yapılan takipler ödüllendirmelerle destekleniyordu. Sadece sağlık sigortacılığında değil, araçlarına telematik cihazlar takan sigortalılar gibi örneklerin yaşandığı farklı sigortacılık model örnekleri bulunmaktadır.

Son yıllarda, bu örneklerin Türkiye’de de farklı branşlarda, farklı sigorta veya aracı şirketler üzerinden uygulandığı kolaylıkla görülebilir.

SÜRECE KATILIM

Birey veya hasta merkezli yaklaşımların özündeki ikinci kavram, sürecin içinde olma ya da sürece katılım olarak özetlenebilir.  Sanki Türkçe bir kelimeymiş gibi yaygın kullanılan angajman (engagement) sözcüğünden gelmektedir. Temeli; kendi sağlığını, kendi hastalığını yönetmekten geçer. Sağlığını korumak için, beslenmesinden yaptığı fizik aktivitelere kadar, kişinin yaptığı her türlü girişim, kendi sağlığını yönetmenin farklı boyutlardaki örnekleridir. Hasta olan bir kişinin, hastalığıyla ilgili hekiminin verdiği ilaçları zamanında ve uygun dozda kullanması en basit hasta katılımı örneğidir. Hastalıkla ilgili konulan sınırlamalar ve kurallara eksiksiz uyulması da hastalığını yönetmenin değişik boyutlarıdır.

İLKELER

Birey veya hasta merkezli yaklaşımda dikkate alınması gereken bazı ilkeler bulunmaktadır. Bu ilkeler, sadece tek bir hizmet alanına özgü değildir. Sağlık hizmetindeki her alan için geçerlidir. İlkelerin başında, hasta bakışını hizmetin tüm süreçlerine taraf tutmaksızın uygulayabilmek gelir. Eşduyum ya da duygudaşlık olarak Türkçeleştirilen empati sözcüğü ile de ifade edilebilir. Karşısındakinin duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek anlamına gelir. Empati kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak şeklinde de kullanılır.

Hasta bakışını hizmetin tüm süreçlerine uygulayabilmek için objektif göstergeler ve bunların uygun sıklıkla takibine gerek duyulur. Aslında bu göstergeler, yönetim alanında temel (kilit) başarı göstergeleri (KPI: Key Performance Indicator ) olarak bilinir. Sağlıkla ilgili bu göstergeleri oluştururken, yatırımın geri dönüşü (ROI: Return On Investment) gibi alışılmış ölçütlere farklı yaklaşımlar gerekebilir. Sağlık sektörünün kendine özgü dinamikleri, kaynaklar arası etkileşim özellikleri gibi diğer sektörlerden farklı kazanımlar mutlaka dikkate alınmalıdır.

Bu bağlamda, birey veya hasta merkezlilikte; veri toplayarak değerlendirmek ve sonuçlarını paylaşmak önemsenmelidir. Sağlık kazanımlarıyla birlikte karşılanmamış hizmet taleplerini değerlendirmeyi de gözden uzak tutmamak gerekir.

“HASTANELER HASTALAR İÇİN VAR” BAKIŞI

Sağlık hizmetlerinde oluşan büyük veri (big data) geleneksel yöntemlerle analiz edilemez. Dolayısıyla; dijitalleşmenin tüm bileşenlerini içeren; yapay zeka destekli, makine öğrenmesinden yararlanan ve web ortamında çalışan modellerin varlığı vaz geçilmez olmuştur. Dolayısıyla kullanıcı dostu teknoloji bakışıyla bir süreç yaşanması mümkün olabilir.

Tüm veriler, oluşturulan etkileşim gruplarında paydaşların tüm öngörüleri alınarak tartışılmalıdır. Tıpkı bir fizibilite dosyası hazırlar gibi iyimser ve kötümser senaryolardan oluşan simülasyonlar yapılmalıdır. Bu süreçlerin tamamında “öğrenen örgüt” felsefesi gözden uzak tutulmamalıdır. Sürecin her aşaması, bir sonraki basamağı tetiklemeli, hatta belli noktalarda durup tarafsız bir durum değerlendirmesi yapılarak gerekiyorsa bir öncekine hatta ilk aşamaya dönmekten bile çekinilmemelidir.

“Okullar öğrenciler için, hastaneler hastalar için var” bakışı kullanıcı merkezli olmanın temelidir. Hizmet sektöründe de giderek güçlenen bu bakış, bugüne kadar uygulanmakta olan modellerin yenilikçi modellere dönüşümünü zorunlu kılmaktadır. Sağlık alanının karar vericileri, sigortacıları, hizmet sunucuları bu bakışla kendilerini gözden geçirmeli ve gereken bakış değişikliklerini zaman geçirmeksizin gerçekleştirmelidir.

Sağlık ve Sigortacılıkta Yapay Zeka

İster sağlık hizmeti sunan, ister sigortasını yapan, ister karar verici olsun; yapay zeka kullanımını  benimsenmesi yaygınlaştırılmalıdır. Sağlık hizmetlerini geliştirmek, kazanımları arttırmak için dijitalleşmenin her türlü  aracı en üst düzeyde kullanılmalıdır.

Her geçen gün ilerleyen teknoloji kendi yenilikçi alanlarını tüm sektörlere de taşımaktadır. Doğal olarak bu süreçte, yeni teknolojileri anlama ve yorumlama önemli olmaktadır.

Yeni teknolojiler ne kadar doğru anlanırsa, getireceği fırsat ile tehditler de o kadar gerçekçi öngörülebilir Bunun sonucunda, yeni teknolojiler için alınabilecek yatırım kararları ve o kararlara hazırlıklı olma süreçlerinde beklenmedik gelişmelerle karşılaşılma ihtimali en aza indirilmiş olur.

Gartner Hype Döngüsü

Yenilikçi alanların neler olabileceğine ilişkin çalışmalara nasıl ulaşılabileceğinin yolları arasında, orijinali “Gartner Hype Cycle”, Türkçesiyle Gartner Hype Döngüsü olarak isimlendirilen yöntemden yararlanılmaktadır. Bu yöntemde, yeni teknolojilerin beceri, yaşam süresi ve potansiyelleri bir grafik ile gösterilmektedir. Temeli; yatay eksende zaman, dikey eksende kullanıcı beklentileri olan bir grafiğe dayanmaktadır. Grafik, yeni teknolojilerle ilgili süreçleri 5 aşamada incelemektedir.

Gartner Hype Döngüsü’ne göre bu aşamalar; tetikleme, beklentilerin zirvesi, hayal kırıklığı, tekrar yükseliş ve verimlilik dönemleri olarak sıralanmaktadır. Yeni teknolojinin ortaya çıktığı ilk aşamada yapılan tanıtımlarla insanlar etkilenmeye başlasa da henüz ürün gerçekleşmemiş ve ticari olarak yaygınlaşmamıştır. Tetiklemelerle yeni teknolojiye ilgi artar, sağlayacağı faydaya ilişkin beklenti oluşur. İkinci aşamada beklenti zirve noktasına ulaşır. Teknolojinin beklentileri karşılamaması durumunda grafiğin düşüşe geçtiği görülür. Bazen düşüşle birlikte ortadan kalkan teknoloji örnekleri yaşanırken, bazen de tekrar bir yükseliş görülebilir. Teknoloji kullanımına yönelik daha fazla örnek ortaya çıkabilir. Son aşamada ise denemeler bitmiş, yeni teknoloji ürüne dönüşmüştür. Üreten için yatırım amacına ulaşmış, kullanan için faydalı olma dönemi başlamıştır.

Bu modele göre yapılmış üç ayrı yeni teknoloji öngörüsü örneği verilmektedir;

  • 2018 yılı eğilimlerinde; artırılmış gerçeklik teknolojisi, akıllı robotlar ile yapay zeka teknolojileri,
  • 2019 yılı eğilimlerinde; 5G teknolojisi, dijital ortamlar, gelişmiş yapay zeka ve analiz konuları,
  • 2020 ve sonrası eğilimlerinde ise, insan odaklı teknolojiler ve akıllı alanlar oluşturmaya yönelik olan teknolojiler öne çıkmaktadır. Bunlar arasında; nesnelerin interneti yoluyla her şeyin internete bağlı olduğu bir süreç, artırılmış gerçeklik ve sanal asistanlar ile makine öğrenmesinin yapay zeka yetenekleriyle bir araya getirilmesi sayılmaktadır.

Tüm bu örnekler, dijitalleşme ortak paydasının değişik modelleri olarak adlandırılabilir.

Gartner Raporu’ göre özetle; Gartner Hype Cycle, yarışmacı bir farklılaşma ile verimliliğe yönelik yenilikleri vurguluyor, yenilikçi teknolojileri erken fark edenlerin olası yararlarından değişik fırsatlar oluşturabileceğine dikkat çekiyor.

Yapay Zeka

Görüldüğü gibi, neredeyse son beş yılın tüm gelecek yeni teknoloji öngörüleri arasında, yapay zeka oldukça ağırlıklı bir yer tutmaktadır. Yapay zeka kavramı tanımlanırken; kendisine verilen görevleri yapmak için insan zekasını taklit ederek, topladığı bilgilerle aşamalı ilerlemeler geliştirebilen sistemlerden söz edilmektedir.

“Artificial Intelligence” kelimelerinin AI şeklinde kısaltmasıyla da ifade edilen yapay zeka, son yıllarda sağlık ve sigortacılık alanında da yaydın kullanılmaya başlandı.

International Data Corporation (IDC), 2019’da 37 milyar dolar olan sigortacılıktaki yapay zeka harcamalarının 2023’te 97,9 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini açıkladı. Danışmanlık firması Gartner’a göre, sigorta şirketlerinin yüzde 51’i yapay zeka teknolojilerine yatırım yapıyor.

İlgilileri, Türkiye’deki yapay zeka girişimlerindeki artışa dikkat çekiyorlar. Bu kapsamda, sadece son bir yılda, Türkiye’deki yapay zeka girişimlerinin 134’den neredeyse ikiye katlanarak 226’ya ulaştığını vurguluyorlar.

Sigortacılık Örnekleri

Sigortacılıkta; sanal asistan, süreç otomasyonu, risk fiyatlama, yeni sigortalı gibi alanlarda yapay zeka tabanlı uygulamalar ülkemizde de giderek yaygınlaşıyor.

Bir bireysel emeklilik şirketi, 2019 yılında başlattığı yapay zeka algoritmalarıyla sigortalısına etkili desteği amaçladığını duyurdu.

Pandemi döneminde sigorta şirketlerinin, kişiselleşmiş ve hızlı çözümleriyle zaman ve maliyet tasarrufu konusunda iyi uygulama örneklerini arttırdıkları anlatılıyor.

Yapay zeka yoluyla taşıtlardaki cihazların; hız ve yakıt tüketimi gibi değişiklikleri izleyen bir dönüşüme uğradığına ilişkin uygulamalar konuşmaya başlandı.

Geçenlerde, sağlık sigortacılığı ağırlıklı çalışan bir sigorta şirketi, robot destekli süreçler ve akıllı online uygulamalarını duyurdu.

İster sağlık hizmeti sunan, ister sigortasını yapan, ister karar verici olsun; yapay zeka kullanımını  benimsenmesi yaygınlaştırılmalıdır. Sağlık hizmetlerini geliştirmek, kazanımları arttırmak için dijitalleşmenin her türlü  aracı en üst düzeyde kullanılmalıdır.

Uzaktan Sağlık Hizmeti Yönetmeliği

 Öte yandan, 10 Şubat 2022 tarihli Resmi Gazete’de, 15 ülke örneği incelenerek hazırlandığı ifade edilen Uzaktan Sağlık Hizmeti Yönetmeliği yayımlanmıştı. Yönetmelik, sağlık hizmetinin mekândan ve coğrafyadan bağımsız olarak ve çağdaş tıbbî teknolojiye dayanılarak sunulmasını amaçlıyordu. Uzaktan sağlık hizmeti sunacak sağlık tesislerine izin verilmesine, uzaktan sağlık bilgi sisteminin geliştirilmesine, tescil edilmesine ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar bu Yönetmelik ile düzenlenmişti. Geçici 1. Madde, yayımını izleyen en geç altı ay içerisinde uzaktan sağlık hizmeti faaliyet izin belgesi almak zorunluluğu vardı. Geçtiğimiz hafta bu altı ayın son haftasıydı ve 9 firma tescil alarak ilan edildi.

Bu süreç yakın gelecekte, yapay zeka destekli uzaktan hasta takibinin de içinde olduğu değişik sağlık hizmet sunum modellerini yaşayacağımızın habercisi olacak gibi gözüküyor.

Yönetmelik son birkaç yıllık hazırlığının her aşamasında sektörle paylaşılmış ve alınan geri bildirimler doğrultusunda yenilenmişti.

Yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayımlandığı hafta yazdığım 14 Şubat 2022 tarihli yazımı aşağıdaki cümlelerle bitirmiştim. Bu kez de, yeri geldiği için aynı cümleleri tekrar hatırlatarak bitirmek istiyorum;

…Yönetmelik, eminim bugün bile bazı değişiklikleri gerektirebilir, belki de tüm tarafların beklentilerini bile karşılamamış olabilir. Ama teknoloji gibi her an gelişen ve değişen bir ekolojik çevrede bunlar doğal karşılanmalıdır. Önemli olan, karar vericilerin “birlikte çalışabilirlik (interoprability)” olarak bilinen kavrama olan bağlılıklarıdır. İşte bu bağlılığı teşvik etme sorumluluğu duyarak, sosyal medyada duygularımı paylaştığım satırlarımla yazıma son vermek istiyorum: “Ne kadar doğru bir sürece önderlik ederek ekibinizle birlikte katkı verip bu günlere gelmesini sağladınız… Emeklerinize sağlık. Ayrıca aslında sadece kamusal bir alan olarak görülen Yönetmelik hazırlık sürecini, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan görüşmelerde sektörün paylaşımına bu kadar samimi bir biçimde açma şeffaflığınızı tüm paydaşların konuştuğunu da hatırlatmak isterim”

Aynı Şeyi Yapıp Farklı Sonuç Beklemek

Bir yanda yenilikçilik, diğer yanda değer temelli yaklaşım, sağlıkta geleceğin farklılıklarının özünü oluşturacak gibi gözüküyor. Sadece dünyada değil, ülkemizde de yararlanılan politika laboratuvarları yöntemi bu tetikleyici görevini önemli ölçüde üstlenebilecek yapılar olarak ortaya çıkıyor. 4-5 yıl önce Sağlık Bakanlığı’nda bu konuda başlatılan çalışmaların devam etmesinin önemli bir tartışma platformu olması mümkündür.

Bu sözün orijinali, 1999 yılının son günü Time Dergisi’nin “Yüzyılın Kişisi” seçtiği Albert Einstein’a ait. Sözün aslı; “Delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçları beklemektir”.

Einstein’ın başka benzer sözleri de var;

“Hayal gücü bilgiden daha önemlidir”,

“ Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin ön izlemesi gibidir”,

“Fırsat, zorlukların arasında yatar” gibi…

FARKLILIK OLUŞTURMAK

Bu hafta sizlerle, sağlık hizmetlerinde yeni şeyler yaparak farklılık oluşturmanın önemini paylaşmak istedim. Temeli, “yapılmayanı yapmak” ilkesine dayanıyor. Onun için de, önce hayal etmek gerek.

Sağlık alanında o kadar çok zorluk var ki, sadece tehditleri değil aslında beraberinde birçok fırsatı da getiriyor. Önemli olan, tıpkı Einstein’ın neredeyse yüzyıl önce söylediği gibi, zorlukların arasındaki bu fırsatları bulabilmek. Bilgiye dayalı yönetim geliştikçe, ekonomi içinde hizmet sektörü payı giderek artmaktadır. Ne yazık ki, sağlık sistemlerinin verimlilik sorunu da, buna paralel olarak aynı ortamlarda çok ciddi bir biçimde tartışılır hale gelmiştir.

Örneğin, ABD reel sektör büyümesinin araştırıldığı, 1990-2010 yıllarını kapsayan 20 yıllık bir çalışmada, tüm sektör ve parametrelerinde büyüme yaşanırken, sağlık sektörünün insan kaynağı verimliliğinde yüzde 4’lük bir gerileme olduğu yayımlanmıştır.

Bu bağlamda öne çıkan başlık; farklılıkları gerçekleştirebilmektir. İnovasyon, yani “yenilikçilik. Sigortacılığından endüstrisine, hizmet sunumundan mevzuatına kadar sağlığın her alanında bu yenilikçilik yaklaşımı tetikleyici bir güç olmaktadır. Tetikleyici güç, bir yandan endüstrinin yeni teknolojilerini, diğer yandan da kamunun sınırlılıklarını zorlamaktadır.

DEĞER TEMELLİ SAĞLIK

Sağlık yönetiminde de, aynı şeyi tekrarlayıp farklı sonuç beklememek her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Çünkü yeterince farklılık oluşturulamıyor ve ciddi sürdürülebilirlik sıkıntıları oluşmuş durumda. Bu bağlamda, 2000’li yıllarda gelişen ve uygulama örnekleri yaygınlaşan “Değer Temelli Sağlık” kavramının gündemdeki yerini tekrar vurgulamakta yarar var.

Avrupa Komisyonu 2019 yılında bir Uzmanlar Paneli Raporu yayınlamıştır. Defining Value in Value-Based Healthcare, Uzmanlar Paneli Raporu’nda “Değer Temelli Sağlık Nasıl Kullanılır” başlığı altında 7 ayrı alan sıralanmıştır:

  • Kaynakların yeniden tahsisi,
  • Sağlık hizmetlerinden yararlanmada yersiz varyasyon,
  • Hasta hedeflerinde değişiklik,
  • Kamu kaynaklarının kötüye kullanımıyla mücadele,
  • Biyomedikal ve sağlık araştırmalarında kamu değerini arttırmak,
  • Yüksek değerli (ancak maliyetli) alanlara erişim düzenlemeleri,
  • Daha adil dağıtım ve kaynakların daha optimal kullanımı için teşvikler.

Bir yanda yenilikçilik, diğer yanda değer temelli yaklaşım, sağlıkta geleceğin farklılıklarının özünü oluşturacak gibi gözüküyor. Sadece dünyada değil, ülkemizde de yararlanılan politika laboratuvarları yöntemi bu tetikleyici görevini önemli ölçüde üstlenebilecek yapılar olarak ortaya çıkıyor. 4-5 yıl önce Sağlık Bakanlığı’nda bu konuda başlatılan çalışmaların devam etmesinin önemli bir tartışma platformu olması mümkündür. Böylelikle, dünya da tartışılan;

  • Kaynak kullanımı politikalarının değerlendirilmesi,
  • Karar verici ve yenilikçi yapılar arası güçlü işbirliğini modelleri kurulması,
  • İlgili tüm paydaşlarla veri paylaşımı,
  • Teknoloji politikalarına ilişkin düzenlemelerin ortak akılla oluşumu,
  • Dolayısıyla da birlikte çalışabilirlik anlayışıyla yönetişim ekosistemi kurulması,

Böylelikle birlikte belirlenen stratejilerin ortak sağlık projelerine dönüşmesi; yeri geldiğinde kaldıraç yeri geldiğinde rehber yeri geldiğinde de tetikleyici uygulama modellerine dönüşebilir.

FARKLI SONUÇLARI BEKLEMEK

Farklı sonuçları beklemek için belki de bu kapsamda yaklaşıp, aşağıda sıralanan adımları atmaya başlama zamanını kaçırmamalıyız;

  • Birey merkezli yaklaşımla, teknolojik destek süreci hızlandırabilir.
  • Kullanıcısıyla birlikte ve kullanıcı için geliştirilen yenilikçi teknolojiler yaygınlaştırabilir.
  • Hasta yolculuğu kavramın içi somut adımlarla çeşitlendirilebilir ve birbiriyle entegre edilebilir.
  • Sürekli eğitim politikalarıyla ilgili tüm paydaşların bilgi ve deneyimi arttırılabilir.
  • Sağlık okuryazarlığı klasik kapsamının da dışına taşarak ortak faydanın kaldıracı olabilir.
  • Şeffaf veri paylaşımı, ilgililerine yönelik sağlanabilir.

Görüldüğü gibi, aynı şeyleri tekrarlamaktan kurtulmuş, yapılmayanları yapma yoluna girmiş ve sektördeki insan kaynağı verimsizliğini de çözülmüş olur, ne dersiniz?

Küresel Düşün, Yerel Hareket Et

Sağlık sistemlerinde, her dönemde ve her ülkede yapılmakta olan, özellikle COVID-19 küresel salgını sonrasında daha da artan bir değişim süreci yaşanıyor. Son iki haftadır, bu konuda gündeme gelen farklı bakışları ve bunların uluslararası örneklerini paylaşmıştım. Bu hafta, dünya deneyiminden de yararlanarak, Türkiye özelinde bazı bağlantılar kurmaya çalışacağım.

Ama öncelikle 1990’lı yıllarda; sloganlaştırılan bir ilkeden söz edeceğim. İlkenin orijinali, “Think Globally, Act Locally” olarak bilinir. Türkçesiyle “Küresel Düşün, Yerel Hareket Et” ilkesi, Dünya Sağlık Örgütü tarafından gündeme getirilmişti. Bu ilkeyi, özellikle değişim sürecinin temeline katkıda bulunması için hatırlatmak istedim.

Ortak Payda; İlgili Paydaşlarla Paylaşma

Yenilikçi yaklaşımlar, sağlık hizmetlerinde yeterlilik kavramını üç boyutta sorgulamaktadır;

  • Hizmetten yararlananların memnuniyeti,
  • Başta insan gücü olmak üzere, hizmet sunumunun nitelik ve niceliği,
  • Finansman kaynaklarının etkililiği,

Yeterliliği ya da yetersizliği tartışılan bu başlıkların ortak paydasında “paylaşma” kavramı yer alır. Öznesi de doğal olarak ilgili paydaşlarıdır. Paylaşma kavramı; veriyi paylaşmaktan, karar verme sürecini, kaynakları ve sonuç olarak riski paylaşmaya kadar uzanmaktadır. Sıralanan paylaşılacaklar listesi, ilgili paydaşlarla her türlü birlikteliği içermektedir.

Bu yüzden ister merkezi, ister yerel, hatta ister küresel düzeyde olsun; sağlık planlamasındaki karar vericilerin her türlü işteki sadece yetkiyi değil sorumluluğu da paylaşması çok önemsenir. Sağlıkta da katılımcı yönetim olarak bilinen bu özellik, aslında karşılıklı etkileşim içinde kamu gücüyle çalışan bir ekosistemi amaçlar. Böylelikle, biri bir sonrakini etkileyen, bazen de en sondan geri dönüp tekrar planlamayı gerektiren, bütüncül ve dinamik bir süreç hedeflenir.

Sağlığın teşviki ve geliştirilmesinden, korunması ve hastalıkların önlenmesi ile tedavisine kadar her aşamasında, paydaşlar arası bu etkileşimden yararlanılması tavsiye edilir. Bunlar arasındaki sinerji, sağlık ekosisteminde bir yandan mevcut boşlukları doldurur, diğer yandan da amaca ulaşmak için en uygun yolları (etkililik) belirlemeye çalışır.

Paylaşmanın temeli, eksiği olanın olmayandan karşılanması esasına dayanır. Aslında, her türlü kaynağın birlikte kullanımı mümkündür. Sağlık profesyonellerinden, tıbbi donanıma, hizmet türünden laboratuvara, hatta sağlık kurumlarına kadar, ortak kullanım modelinden yararlanılabilir. Satın alarak değil, birlikte çalışabilirliğin yenilikçi modellerini bulup uygulayarak, rahatlıkla farklı modeller kurulabilir. Zaten işin özü, bulunmasında zorluk çekilen alanlarda, sahipliği kime ait olursa olsun, rasyonel bir iş planlaması ve birlikte çalışma ortamını oluşturmaktır.

Birlikte Kullanım

Türkiye’de de sağlık alanında ortak kullanım örnekleri yıllardır uygulanmaktadır. Hizmet alımı ile başlayan bu modeller, birlikte kullanım ile yönetilen hastane örneklerine, hatta sağlık hizmetinin tüm sağlık kuruluşlarından alınabilmesini sağlayan modellere kadar uzanmaktadır.

Sağlık Bakanlığı ve bazı Üniversite Hastaneleri için afiliasyon olarak da bilinen birlikte kullanımına yönelik ilk düzenleme; 2010 yılında kanun, 2011 yılında  yönetmelik olarak yapılmıştır. İlk örneği Sakarya Üniversitesi’nde başlayan birlikte kullanım uygulamaları; Rize, Marmara, Erzincan, Ahi Evran, Giresun, Yıldırım Beyazıt, İzmir Katip Çelebi, İstanbul Medeniyet, Ordu ve Muğla Üniversiteleri ile devam etmiştir. Düzenlemelerde, Sağlık Bakanlığı ile üniversitelerin ilgili birimlerinin karşılıklı işbirliği çerçevesinde birlikte kullanılabileceği belirtilmektedir.

Sadece Sağlık Bakanlığı ve Üniversite Hastaneleri için uygulanmakta olan bu modelin, içinde özel sektörün de olduğu, karşılıklı ve çok taraflı uygulamaları da düşünülebilir. İnsan kaynağından hizmete, yönetim modelinden tesis veya bölümlerinin ortak kullanımına kadar genişletilebilecek uygulama alanları planlanabilir. Pilot uygulamalarla başlayabilecek ve aşamalarla sonuçları değerlendirilerek genişletilebilecek örnekler oluşturulabilir.

Bu örneklerde, öncelikle sağlık hizmeti gereklerine uygun tanımlamalar netleştirilmeli, sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla, mesleki yetki ve sorumluluklarının hukuksal temeli güvenceye alınmalıdır. Bunları yapmanın en etkili yolu, tüm paydaşların yararının gözetilebileceği ortamlarda modellerin birlikte tasarımı olabilir. Böylelikle ilgili taraflar kendi öncelik ve duyarlılıklarını gündeme getirme fırsatı bulabilir, sinerji ortamı daha gerçekçi olarak oluşturulabilir.

Bulunmasında veya hizmet verilmesinde zorluk çekilen alanlardan başlayarak, rasyonel bir planlama ile ilgili tüm taraflarla birlikte çalışma modelleri oluşturulabilir. Özel hastanelerden hizmet alınmasının son aylarda  değiştirilen koşullarını da bu kapsamda değerlendirmekte yarar olacaktır. Çünkü, teorik olarak ilgili paydaşlarla birlikte verilecek hiçbir karar sadece tek bir tarafın yararına olamaz.

Model tasarımında tüm paydaşlar, içtenlikle esnek bir bakışla bir araya gelebilir ve şeffaf bir anlayışla sadece kurumlarını değil sağlık hizmetine ihtiyacı olanları önceliklerinin ilk sırasına koyan bir anlayışla üretebilir. Böyle olursa, artan iyi uygulama örnekleri de yaygınlaşabilir.

Süreç, beceri geliştirme aşamasından teknik yeterliliklerin artışına ve sonuçta değişim yönetimi yoluyla, birey odaklı yaklaşıma kadar ilerleyebilir. Model, her aşamasında değer ve etkililik odaklı olarak bir sonraki basamağını tetikleyebilir.

Küresel Bakışla Yerel Uygulama Örnekleri

Dolayısıyla, ortak akıl ile odağa kişi alınarak verilecek her bir karar; öncelikle bireyin, sonuçta da sağlıklı bireylerin oluşturduğu toplumun sağlık düzeyini yükseltmeye katkıda bulunacaktır. Sağlıkla ilgili olumlu duygu içindeki her birey; kendisine, çevresine ve yaşadığı topluma, bu duygusunu artarak yansıtılabilecektir. Küresel bir bakışla tasarlanan modelleri yerel koşullara göre planlayarak uygulamak, sağlığın geleceği için karar verenlere ışık tutabilir.

Böylelikle, eski kurallarla ve tek bir sektör tarafından çözülemeyen karmaşık zorlukları, alışıldık ve tekrarlayan uygulamalar yerine, yenilikçi modellerle;

  • İşleri yalın hale getirerek,
  • Eğitim düzeyi ile ilişkili adil ücret politikalarını destekleyerek,
  • Dijital platformlarla güçlendirilen hibrit çalışma modelleriyle,
  • Yeni fırsatlar oluşturmanın önü açılabilir.

Dünya Sağlık Politikasında Yeni İş Modelleri Arayışı

Dünya Sağlık Örgütü, sağlık finansmanda temel amaç olarak, beklenmedik sağlık riskleriyle karşılaşıldığında kişilerin bu risklerin finansal yükünden korunmasını vurgular. Ayrıca, amacına ulaşacak sağlık finansmanının ödeme gücü olmayanların hizmeti kullanamama gibi bir sonuçla karşılaşmamalarını da öncelikli hedef olarak belirtir.

Dünyada ekonominin sağlık sektörüne etkilerini değerlendirmeye başlamış ve kamunun kural koyucu gücünden geçen hafta söz etmiştik. Bu hafta uluslararası bir örnekle bu konuya devam edeceğiz.

Genel olarak dünyada, sağlık sonuçlarının en fazla yüzde 20’sine sağlık harcamalarının yüzde 90’ının ayrıldığı hesaplanmaktadır. Sağlık sonuçlarının kalan yüzde 80’i ise sağlığın sosyal belirleyicileri olarak bilinen alanlarda gerçekleşir. Sağlığın sosyal belirleyicileri 5 ana bölümde değerlendirilir. Bunlar;

  1. Yaş ve cinsiyet gibi bireysel özellikler,
  2. Çalışma koşulları, yoksulluk gibi sosyoekonomik özellikler,
  3. Konut, sosyal çevre, temiz gıda ve su gibi çevresel belirleyiciler,
  4. Fiziksel aktivite, bağımlılık gibi yaşam tarzı ile ilgili belirleyiciler ve
  5. Ulaşım, sosyal hizmetler, eğitim gibi belirleyiciler…

GELENEKSEL İŞ MODELLERİNDEN YENİ İŞ MODELLERİNE

Ülke sağlık sistemlerine göre değişmekle birlikte, sağlık harcamalarının büyük bir bölümünü kamu veya özel sağlık sigortalarının yaptığı geri ödemeler oluşturur. Dünyada sağlık hizmeti geri ödemelerine ilişkin geleneksel iş modelleri, yarım yüzyılı aşkın bir süre önce hizmet başına ödeme üzerine mekanizması oluşturulmuştu. Halen ülkemizde uygulanmaya devam eden Sağlık Uygulama Tebliği-SUT olarak adlandırılan kamu fiyat tarifesi bu geleneksel modelin bir örneğidir. İster prim sistemiyle işleyen bir sağlık sigortacılığı modeli, ister vergilerle çalışan bir sistem olsun bu kural değişmez. Hizmet başına ödemede, hastalıkların temel nedenlerine değil sadece iyileştirilmesine odaklanılır.

“Ne yapılmalı” ve “nasıl yapılmalı” sorularının cevabı öne alınmalıdır. Bazı modeller kim sorusunu daha fazla önemseyebilirler. İşi yapanın kim olduğundan çok yapılmasını dikkate alan modeller de vardır. Kaynak kullanımında verimlilik açısından bakıldığında, ne ve nasıl sorularının cevabı daha önde gelmektedir. Kim sorusunun cevabında ise hizmeti kullananın o hizmete ulaşması temel alınmalıdır. Kamunun gücü, sağlık ekonomisinde finansal koruma olarak bilinen bir kavramı gündeme taşımıştır.

Dünya Sağlık Örgütü, sağlık finansmanda temel amaç olarak, beklenmedik sağlık riskleriyle karşılaşıldığında kişilerin bu risklerin finansal yükünden korunmasını vurgular. Ayrıca, amacına ulaşacak sağlık finansmanının ödeme gücü olmayanların hizmeti kullanamama gibi bir sonuçla karşılaşmamalarını da öncelikli hedef olarak belirtir.

DEĞER TEMELLİ DÜZENLEMELER

Sonuçta, hastalıkların temel nedenlerine inerek sağlığı iyileştirme ihtiyacı duyulmuş ve yeni bir yaklaşım vurgulanmıştır. Doğal olarak, bu yeni yaklaşım yeni iş modellerini gerektirmiştir. İş Modelleri içinde, hizmetten yararlananların amacına ulaşmasını sağlayıcı müdahaleler ilk sırada gelmektedir. İrdelenecek konu; yapılan işlem ya da ödenen paranın amaca ulaşmayı ne kadar sağladığıdır. Bu kritik sorunun en basit cevabı da, var olan sağlık sorunu veya hastalığın tedavi edilip edilemediğidir. Tekrar tekrar aynı hastalıktan sağlık kuruluşlarına başvuru yapılması, yani şikayetlerin devam etmesi, amaca ulaşılmadığını gösterir.

İşte yeni iş modellerinin özünde sağlık sonuçlarını iyileştirmede bu bakışı temel alan yaklaşımlar bulunmaktadır. Fiziksel sağlıkla birlikte beslenme, ruhsal iyilik hali, fiziksel aktivite ve sosyal bağlantılar bütün olarak değerlendirilir. Aslında, bu iş bir ekip hizmetidir ve ekosistem gerektirir. Kamu-özel mülkiyet ayrımı yapmadan, bu ekosistemi oluşturulabilmelidir.

En etkili iş geliştirme modeli olarak, sağlık sonuçlarını geliştirmeye yönelik olarak değer temelli düzenlemeler önerilmektedir. Hizmet başına ödeme modelinden yeni bir iş modeline geçiş aynı zamanda bir dönüşümdür. Bu dönüşümü gerçekleştiren iki uluslararası örneği paylaşacağım;

AMSTERDAM CİTY DONUT PROJESİ

İlk örnek, Amsterdam’dan. Covid-19 küresel salgınının en şiddetli dönemlerinin yaşanmaya başladığı Nisan 2020’de gerçekleşmiş. Sosyal ve ekonomik iyileşmelere rehberlik edecek bir dizi Çalıştay yapılmış. Amsterdam’ın 2050 yılına kadar yüzde 100 dönüşümü için strateji oluşturulmuş. Amsterdam City Donut adı verilen projeyle, “gelişen bir yerde gelişen insanlar olma” teması öne çıkarılmış.

Geçen yazıda referans olarak verdiğim Kate Raworth da, bu Proje’de uygulayıcılardan birisi olarak çalışmış. Hatırlayacağınız gibi, Türkçe çevirisinin Simit Ekonomisi olarak yapıldığı kitabın yazarı.

Simidin iç halkasıyla, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden iyi bir yaşam için gereken minimum değer ortaya konuluyor. Gıda ve temiz sudan belirli bir düzeyde barınma, sanitasyon, enerji, eğitim, sağlığa kadar uzanıyor. Dış halka, ekolojik tavanı temsil ediyor. İklime, topraklara, okyanuslara, ozon tabakasına kadar insanın aşmaması gerekli sınırları vurguluyor. İki halka arasında, herkesin ihtiyaçlarının karşılandığı bir hamur benzetmesi yapılıyor.

The Guardian, o günlerde haberi “Model, dünyada böyle bir taahhütte bulunan ilk şehir olan Amsterdam Belediyesi tarafından kamu politikası kararlarının başlangıç ​​noktası olarak resmen benimsenecek” şeklinde haberleştiriyor. Belediye Başkan Yardımcısı’nın;

  • Krizin etkilerinin üstesinden gelmeye yardımcı olabileceği,
  • Böyle bir dönemde sonrasından bahsediyor olmak garip olsa da yapılmalı,
  • İklim, sağlık, iş, barınma, bakım ve topluluklarla ilgilenmek zorunda kalındığında, hepsinde yardımcı olabilecek başka bir çerçeve arayışı

şeklindeki tespitlerini yayınlıyor.

Görüldüğü gibi, bu bir yolculuk, bu iş modeli içeriği, özellikle kamusal karar vericilerin geleceği kurgularken dikkate alması gerekli ilkelere öncülük ediyor. Bu yüzden, geçen yazımızda da sıralanan, iş modeli tasarımında, yapılan işler ve yapan kurumlar açısından üç çarpıcı başlığı hatırlatmakta yarar olacak;

  1. Varlık nedeni ve neye hizmet ettiğinin sorgulanması,
  2. Amaç ve değerler arası uyumun irdelenmesi,
  3. Amaca yönelik ilerlemenin hangi kanallarla ve nasıl ölçüleceğinin belirlenmesi,

İşte sizlere, salgında ve doğrudan salgınla ilişkilendirilmesi zor bir alanda bile, kamunun kural koyucu gücünü paydaşlarla birlikte çalışmaya odaklayan yeni bir iş modeli örneği…

TEK TIBBİ ÇÖZÜMLE BİRİNCİ BASAMAKTA BÜTÜN GIDALAR PROJESİ

İkinci örnek, geçen Perşembe kamuoyu ile paylaşılan Amazon’un yeni sağlık yatırımı. Amazon, 3.4 milyar Amerikan Doları bedel ile One Medical şirketini satın aldı. Böylelikle, ABD’deki 25 pazarda 182 tıbbi ofis işleten bir yapıya sahip oldu. Kullanıcılarının, doktorlarına 24 saat dijital sağlık hizmetlerine erişim için abonelik ücreti ödediği sistem, “Whole Foods of Primary Care With One Medical Deal” adıyla duyuruldu.

Tek Tıbbi Çözümle Birinci Basamakta Bütün Gıdalar olarak tercüme edilebilecek bu Proje,  “One Health” kavramından mı esinlendi, bilinmez. Zira son yıllarda, akademik alanda çok tartışılır olan “One Health”, ulusal ve küresel düzeyde; insan, hayvan ve çevre için ideal sağlığa ulaşmak amacıyla ilgili disiplinlerin işbirliği içinde çalışmasını hedefliyor. Kavramı, geniş kapsamı nedeniyle ütopik bulanlar da var, destekleyenler de… Bakalım, bu teorinin sağlık ağırlıklı dijital uygulamalara dönüşmesinin ilk örneklerinden birini hep birlikte yaşayacak mıyız?

Biri yerel yönetimlerden diğeri özel sektörden olmak üzere bu iki küresel örnek, sağlık politikasında yeni iş modelleri arayışında gelinen noktayı göstermektedir. Eğitim sektöründe de, Almanya’nın 2025 yılında başlamak üzere, tıp eğitiminde çıktıya dayalı eğitim modeli uygulayacağını birkaç gün önce katıldığım bir toplantıda dinledim. Yeterliliğe Dayalı Eğitim Modeline Geçiş olarak anlatılan Almanya Örneği, tıpkı Değer Temelli Sağlık Yaklaşımı benzeri, eğitimde de sonuç odaklı yetkinlikler geliştirmeyi hedefliyor. Özünde aynı olmak üzere, modelin Kanada, İsviçre, ABD. gibi örneklerinin de oluştuğu anlatıdı.

Tüm bunlar, önümüzdeki dönemde yeni vizyonları ve buna uygun iş modellerini gündeme getiriyor. Bizler de, sağlıkla ilgili kamusal düzenlemelerdeki beklentiyi, birlikte çalışabilirlik ve ortak akılla üretim temelinde projelere dönüştürebiliriz. Sadece kısa dönemde getireceği maliyet bakışları, özellikle sağlık gibi sosyal etkilerinin çok güçlü olduğu alanlarda, en azından eksik kalabilir. Bu eksiği, iş sonuçlanınca fark etmek yerine, sektöre olabilecek etkileri önceden öngörmek daha doğru olacaktır. Sağlık sektöründe yeni iş modelleri ve olası etkilerini, önümüzdeki hafta ülkemiz özel sağlık sigortacılığına da yansıyabilecek sonuçları açısından kamu sağlık sigortacılığında değerlendireceğiz.

Dünyada Simit Ekonomisi Yaklaşımı ve Sağlığa Olası Etkileri

Kate Raworth, yazar, bir ekonomist. Oxford Üniversitesi’nde akademisyen, aynı zamanda Amsterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde de görevli, uygulama profesörü. İnsanın temel ihtiyaçları ile dünyanın sınırlılıkları arasında denge kurduğu ifade edilen bir ekonomik modeli tartışmaya açmış. “Simit Ekonomisi” ile olarak bilinen bu model ile ekonominin geleceğine ilişkin yeni bir bakış getirmiş. Donut Ekonomi kavramında görselleştirilmek istenen; çörek, halka, simit, can yeleği gibi benzetmelerle tanımlanmış. Karşı çıkanlar da var, destekleyenler de…

Uzun tatili de fırsat bilerek, yıllar önce okuduğumda etkilendiğim bir kitabı, sağlık sektörü için bana düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak üzere tekrar gözden geçirdim. Bugünden başlayarak birkaç yazımda, ülkemizin de içinde olduğu örneklerle sağlık sistemine olası etkilerini aktaracağım.

Okuduğum kitabın adı; Doughnut Economics: Seven Ways to Think Like a 21st-Century Economist. Yazarı, Kate Raworth. Kitap, küresel salgından neredeyse 3 yıl önce, 2017 yılında yazılmış. Aslında, ilk kez yazarın 2012 tarihli İnsanlık için Güvenli ve Adil Bir Alan adlı makalesinden geliştirilmiş bir öneriymiş. Türkçeye de çevrilmiş, adı Simit Ekonomisi: 21.Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu.

Yazar, bir ekonomist. Oxford Üniversitesi’nde akademisyen, aynı zamanda Amsterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde de görevli, uygulama profesörü. İnsanın temel ihtiyaçları ile dünyanın sınırlılıkları arasında denge kurduğu ifade edilen bir ekonomik modeli tartışmaya açmış. “Simit Ekonomisi” ile olarak bilinen bu model ile ekonominin geleceğine ilişkin yeni bir bakış getirmiş. Donut Ekonomi kavramında görselleştirilmek istenen; çörek, halka, simit, can yeleği gibi benzetmelerle tanımlanmış. Karşı çıkanlar da var, destekleyenler de var. Ekonomistlerin bir kısmı bu modeli, 21. yüzyılın kısıtlılıklarına uygun bir bakış olarak niteliyor.

7 KRİTİK YOL

Modelin merkezindeki halka sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlara erişimi sınırlı olanları, kabuk denilebilecek dış halka ise ekolojik tavanları simgeliyor. Bu iki halka, hem ekolojik açıdan güvenli hem de sosyal yönden adil bir şekilde insanlığın gelişebileceği bir alan olarak tanımlanıyor. Sosyal bir temel ile ekolojik bir bakıştan oluşan modellemede geleneksel ekonomi anlayışına 7 kritik yol öneriliyor.

Bunlar;

  1. Hedefi değiştirmek,
  2. Büyük resmi görmek,
  3. İnsanın doğasını geliştirmek,
  4. Sistemi kavramak,
  5. Bölüştürmek için tasarlamak,
  6. Yenilemek için oluşturmak,
  7. Büyüme kavramına karşı duyarlı olmaktır.

Model’e göre, bu kapsamda;

1.Hedef, sadece gayrisafi milli hasıla artışı yerine temel haklar olmalı, 2. Tek tip piyasa yerine her anlamda insan ve çevresinin birbirine bağımlı olduğu bir ekonomi üzerine odaklanılmalı, 3. İnsanın sosyal çevresine bağımlı bir varlık olduğu unutulmamalı, 4. Ekonominin arz-talep eğrileri ötesinde dinamik yapısı olduğu bilinmeli, 5. Geleceğin ekonomisi, sadece gelir dağılımında değil, teknoloji, yeni fikirler gibi alanlarda da paylaştırıcı olmalı, 6. Büyümeyle oluşabilecek kıtlık, daha kirli çevre, kimyasal bozulma gibi tahrip edici endüstriyel ekonomilerden döngüsel ekonomiye geçiş dikkate alınmalı, 7. Büyüme tartışılamaz olarak görülmemeli,

Model tasarımında, yapılan işler ve yapan kurumların; 1. Varlık nedenleri ve neye hizmet ettiği sorgulanması, 2. Amaç ve değerleri arasındaki uyumun irdelenmesi, 3. Amaca yönelik ilerlemenin hangi yönetişim araçlarıyla ve nasıl ölçüleceğinin belirlenmesi, 4. Mülkiyetin (sahiplik) kime ait olacağının düşünülmesi, 5. Finansman yapısının kuruluşun amacına mı yoksa finansmanın kendisine mi hizmet ettiğinin doğru değerlendirilmesi, tavsiyelerinde bulunuluyor.

KAMUNUN KURAL KOYUCU GÜCÜ

Sağlık hizmetleri açısından bakıldığında, alışılmıştan farklı bu görüşlerin örtüşeceği birçok alan kolaylıkla bulunabilir. Özellikle, çok bilinen Dünya Sağlık Örgütü sağlık tanımı hatırlandığında, ortak alanların nitelik ve nicelik açısından önemi de artacaktır. “Sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, fiziksel ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” tanımı bu kesişim alanının ne kadar geniş olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bu genişlik sağlığın, kendisi dışında ne kadar çok tarafı ilgilendiren bir hizmet olduğunu da göstermektedir.

Bu bağlamda, salgınla birlikte daha da artan kamunun kural koyucu gücüne değinmeden geçmek olmaz. Dünya ülkelerinin tamamında, kamunun sağlık alanındaki hem hızlı hem de derin etkiler oluşturan kararları, toplumsal hafızada tazeliğini korumaktadır. Sosyal devlet anlayışı, salgın döneminde sağlık alanını daha çok ilgilendirmiş, kaynakları daha baskın şekilde yönlendirilmiştir. Sosyal temel ilkesi ile önerilen geleceğe dönük ekonomik model arayışları, salgın öncesi dönemde bile tartışılmış olmaya başlanmasına rağmen, salgın döneminde daha kolay kabul edilir olmuştur. Toplumların alıştıklarından fazla ölçüde kamu kaynağının sağlığa ayrılması daha fazla beklenir olmuştur, belki de bundan sonra artarak sürecektir.

ALGIYI ÖLÇMEDEN ÖNGÖRMEK GEREKEBİLİR

Salgın sonrasında önemi artan sağlıkla ilgili kamusal düzenlemeler konusunda artan bu duyarlılık, ülkemizin de içinde bulunduğu pek çok ülkede, farklı örneklerle kendini göstermiştir. Kamu kaynaklarıyla finansal desteğin yatak başına karşılıksız olarak hastanelere aktarıldığı örneklerden, yoğun bakım hastalarına kamu özel ayrımı yapılmaksızın hizmet verildiği örneklere, özel fiyat tarifeleri oluşturulmasından kronik hastalıkların ilaçlarını doğrudan eczanelerden alınabilmesine kadar pek çok uygulama bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu uygulamaların bir bölümü halen devam ederken bir bölümünün aşamalı kaldırıldığı, bir bölümünün de geçerliliğinin yılsonuna kadar uzatıldığı değişik uygulama örnekleri vardır.

Ulusal ve uluslararası boyutta sağlıkla ekonomi ilişkisine, tek başına maliyet açısından bakmak kuşkusuz tercih edilebilecek bir yol değildir. Gerek sağlık politikası yapanlar, gerek uygulayanlar ve gerekse de yararlananlar açısından değerlendirildiğinde; alınan kararların sektöre etkilerini irdelenirken bütün boyutları dikkate alınmadır. Hizmetten yararlananlarda oluşabilecek algıyı bazen ölçmeden de öngörmek gerekebilir. Çünkü olayın kullanıcı memnuniyeti boyutu, kısa dönemde olumsuz etkilenebilir. Sadece salgın yönetimi kapsamında yapılanları değiştirirken değil, sağlık sigortacılığında karar alırken bunları düşünmekte yarar olacaktır. Dünya ve Türkiye örnekleriyle, simit ekonomisinin 7 kritik yol bakışının sağlık sektörüne olası etkilerini önümüzdeki haftalarda değerlendirmeye devam edeceğiz.

Sigortacılık Etki Analizi ve Milli Gelir İlişkisi

Son 10 yıla bakıldığında, yüzde 15 büyüdüğü kolaylıkla görülebilecek olan sigorta sektörünün, büyüme eğilimini önümüzdeki yıllarda da sürdüreceğine yönelik beklenti sadece öngörülerden oluşmuyor. Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Sigorta Birliği ile Boğaziçi Üniversitesi “Türkiye Sigortacılık Sektörü Ekonomik Etki Analizi” çalışması açıklandı. Bu çalışmaya göre de, sigorta sektörünün güçlü potansiyeli vurgulanıyor.

Türkiye Sigorta Birliği, 2022 yılı birinci çeyrek sonuçlarını açıkladı. Sektörün prim üretiminin yaklaşık yüzde 74 büyüdüğü görülüyor. Hayat ve emeklilik sigortalarının teknik kârının yüzde 25’lik artışla 806 milyon TL, mali gelirlerle birlikte net kârındaki artışın yüzde 33 ile 1,9 milyar TL olduğu görülüyor. Kaza, yangın, tarım, araç sigortası gibi kategorilerin yer aldığı ve oluşan maddi hasarlar sonucunda kişilere tazminat verilen hayat dışı sigortalarda ise yüzde 121 oranda düşerek 423 milyon TL teknik zarar oluştuğu anlaşılıyor.

İnsanların yaşam kalitelerini artırmak amacı ile yapılan hayat sigortası kategorisinde sağlık sigortaları da yer alır. Zarar olmamasına rağmen teknik kârlılığın düştüğü sağlık sigortalarında, 2022 ilk çeyreğinde geçen yıl 682 milyon belirlenen teknik kâr, bu yılın ilk çeyreğinde 447 milyon TL olarak açıklandı. Aynı dönem için, ödenen tazminatların toplanan prime bölünmesiyle hesaplanan tazminat prim oranı ise yüzde 74’den yüzde 89’a yükselmiş gözüküyor, yani yüzde 20 artmış.

ETKİ ANALİZİ

Son 10 yıla bakıldığında, yüzde 15 büyüdüğü kolaylıkla görülebilecek olan sigorta sektörünün, büyüme eğilimini önümüzdeki yıllarda da sürdüreceğine yönelik beklenti sadece öngörülerden oluşmuyor. Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Sigorta Birliği ile Boğaziçi Üniversitesi “Türkiye Sigortacılık Sektörü Ekonomik Etki Analizi” çalışması açıklandı. Bu çalışmaya göre de, sigorta sektörünün güçlü potansiyeli vurgulanıyor.

Etki Analizi, kavram olarak, belirli nedenlerle oluşan değişikliklerin, iş ihtiyaçlarına olan etkisinin değerlendirildiği sistematik bir süreç olarak tanımlanır. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı kısa adıyla TEPAV, 2007 yılında, Avrupa Birliği Müktesebatına Uyum Sürecinde Etki Analizi Kapasitesini Güçlendirerek, Çevre Başlığında Uygulama ve Farkındalık Yaratma adıyla bir Proje yapmıştı. Proje, çevre konusuna özel gözükse de, sıralanan ilkelerin etki analizi çalışması açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Proje Raporu’nda, etki analizinin; bir karar alma aracı değil, karar alma sürecinin niteliğini ve etkinliğini arttırıcı bir araç olarak değerlendirilmesi saptaması yer almaktadır. Böylelikle, başarılı politikalar geliştirilebileceği ve daha iyi düzenlemeler yapılabileceği vurgulanmaktadır. Bu yolla, daha iyi yönetişim ilkeleri olan hesap verilebilirlik, şeffaflık ve tutarlılık ile örtüşmenin sağlanabileceğine de değinilmektedir.

Bu kapsamda, bir de Kontrol Listesi önerilmektedir. Politika değişikliğinin toplum üzerindeki olası etkilerinin hesaplanması, düzenleme ortamının iyileştirilmesi ve daha tutarlı bir hale getirilmesi için oluşturulduğundan söz edilmektedir. Kontrol Listesi sorularından bazıları aşağıda örneklenmektedir. Bunlar arasında;

  • Karar alıcının müdahalesi gerekli midir?
  • Bu düzenleme devletin hangi organları tarafından yürütülmelidir?
  • Düzenlemenin faydaları maliyetlerini karşılamakta mıdır?
  • İlgili tüm paydaşlar düzenleme sürecine dahil edilmiş midir?
  • Düzenleme hangi mekanizmalarla uygulamaya konulacaktır?

PENETRASYON ORANI

Sigorta sektörünün büyümesi için sözü edilen bir diğer kavram da, penetrasyon oranıdır. Kavram, ekonomide genel olarak, mal veya hizmetin potansiyel alıcılara ne oranda nüfuz ettiğini gösterir. Hizmetten yararlanma oranı şeklinde de kullanılır. Penetrasyon analizleri pazarlama politikasının belirlenmesinde önemli bir araç olarak görülür.

Türkiye sigortacılık sektörü penetrasyon oranı yüzde 2,2 olarak hesaplanmaktadır. Bilindiği gibi, milli gelir bir ülkede belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin net parasal değeridir. Eşdeğer ülkelerdeki gibi penetrasyon oranının yüzde 4,5 olması durumunda, milli gelire ek katkısının 421 milyar TL olabileceği yetkililerce daha yakın dönemde açıklanmıştır. Ek katkının milli gelirdeki büyüme oranı ise yüzde 7,5 olarak ifade edilmektedir.

Tüm bu başlıkları, sigorta sektörünün Türkiye ekonomisine oluşturabileceği katma değeri hep birlikte ve bir kez daha düşünmek adına sıralamaya çalıştım.

Katma değer, sadece sigorta sektörü çabasıyla gerçekleşmeyecektir. Bu durumda, daha çok bilgiyi yönetmek için kullanılan “birlikte çalışabilirlik” yaklaşımıyla çalışılması en etkili yol olacaktır. Bu kavramı, sanki bir orkestra şefinin orkestrasındaki tüm virtüözlerin uyumlu ve aynı notaları çalma birlikteliği gibi düşünmek gerekir.

Etki analizi kontrol listesinde önerildiği gibi, sigorta sektörünün tüm paydaşları, düzenleme süreçlerinin her aşamasında değerlendirilmelidir. Yüzde 7,5 olarak belirtilen milli gelire ek katkı, sigorta sektörü ile milli gelir ilişkisini somutlaştırmaktadır. Sağlık sigortacılığının da içinde olduğu öncelikli branşlar belirlenerek birlikte çalışmanın modelleri oluşturulabilir. Büyüyen ekonomi, artan refah, sigortalılık bilincinin artışına da beraberinde getirebilecektir. Birbirini tetikleyen bu etkilerle, penetrasyon oranının eşdeğer ülkelerdeki gibi yüzde 4,5 olması için uzun dönemli hedefler konulması gerekmeyebilir.