Kronik Hastalıklar ve Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesi

Kronik Hastalıklar ve Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesi

Kronik hastalıklar, son dönemde sıklıkla kullanılan adıyla bulaşıcı olmayan hastalıklar; nüfus artışı ve ortalama yaşam süresi uzamasıyla birlikte, hasta olunma (morbidite) ve ölüm (mortalite) sayısı giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılı nüfusunun yüzde 10’unu aşan kısmı yaşlı bireylerden oluşmakta, bunun en az üçte birinde bir kronik hastalık bulunmaktadır.

Kronik hastalıklar, son dönemde sıklıkla kullanılan adıyla bulaşıcı olmayan hastalıklar; nüfus artışı ve ortalama yaşam süresi uzamasıyla birlikte, hasta olunma (morbidite) ve ölüm (mortalite) sayısı giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Dolayısıyla, yaşlı nüfusun sağlığına olumsuz etkileri nedeniyle bir halk sağlığı sorunu olarak da kabul edilmektedir. Doğaldır ki, sıklığıyla ve getirdiği ek yüklerle ülkelerin sağlık politikasında da hep gündemde kalmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılı nüfusunun yüzde 10’unu aşan kısmı yaşlı bireylerden oluşmakta, bunun en az üçte birinde bir kronik hastalık bulunmaktadır.

Risk Faktörleri

Sağlık Bakanlığı 2017 yılında ilkini yayınladığı “Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması: Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı” çalışmasının ikinci fazı olarak nitelendirdiği 2023 araştırmasında (https://hsgm.saglik.gov.tr/media/attachments/2025/05/12/turkiye-hanehalki-saglik-arastirmasi-2023.pdf)  2017-2023 çalışmaları karşılaştırılmaktadır. Mayıs 2025 tarihli bu yayın, izleme değerlendirme mekanizması olarak karar vericilere yol gösterici boyutta büyük önem taşımaktadır. Hazırlanmasından yayınına, emeği geçen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ekibine teşekkür ediyorum.

Dünya Sağlık Örgütü, Kronik Hastalıklarla İlgili Risk Faktörü İzleme Yaklaşımı, kısa adıyla STEPwise olarak bilinen bu yöntemle, kronik hastalıklar ve risk faktörleri için veri toplama ve analizi konusunda standartlaştırılmış bir süreç de geliştirmiştir.

Temel risk faktörlerini kapsayan anket  kapsamında;

  • tütün kullanımı,
  • alkol tüketimi,
  • fiziksel aktivite eksikliği,
  • sağlıksız beslenme gibi ana davranışsal risk faktörleri sorgulanmaktadır.

Ek olarak;

  • aşırı kilo ve obezite,
  • yüksek kan basıncı,
  • yüksek kan şekeri ve
  • anormal kan lipid değerleri gibi temel risk faktörleri de incelenmektedir. Hatta, bazı genişletilmiş modüller yoluyla, bu risk faktörleri; diş sağlığı, cinsel sağlık ve yol güvenliği gibi çeşitli konuları değerlendirilebilecek şekilde genişletilebilmektedir.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve dönemin Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi, Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, yayının önsözlerini yazmış.

15 yaş ve üstü bireylerle hane halkı temelli bu çalışmada, 6017 kişi katılımı ve toplam cevaplılık oranı yüzde 80,9 olan, Eylül-Kasım 2023 arası, üç aşamalı bir STEPS anketi uygulandığını belirtmektedir;

  1. Sosyodemografik ve davranışsal bilgiler,
  2. Boy, kilo ve tansiyon gibi fiziksel ölçümler,
  3. Kan şekeri, hemoglobin A1c, kolesterol düzeyleri ve ortalama günlük tuz tüketimi.

Araştırma bulgularına göre, Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusa yönelik çarpıcı sonuçlar şu ana başlıklarla özetlenebilir;

  • Yüzde 34,8’i tütün ürünü kullanıyor, bu oran erkeklerde yüzde 46,1, kadınlarda yüzde 23,6,
  • Her beş kişiden dördü (yüzde 81,0) yaşam boyu alkol tüketmemiş, yüzde 10,2 son 30 günde alkol kullanmış, yüzde 5,9 son 30 günde en az bir kez tek seferde altı ya da daha fazla standart içki tüketmiş,
  • Meyve ve sebze tüketiminde yüzde 87,9 olan günde beş porsiyondan daha az meyve ve sebze tüketimi nedeniyle kişiler bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından yüksek risk altında, bu oran erkekler için yüzde 88,2 kadınlar için yüzde 87,6,
  • Nüfusun yüzde 32,1’i Dünya Sağlık Örgütü sağlık için fiziksel aktivite tavsiyelerini (haftada 150 dakikadan az, orta yoğunlukta fiziksel aktivite ya da eşdeğeri) karşılamamakta,
  • Nüfusun yüzde 16,7’sinin kan basıncı düzeyinin ve yaklaşık üçte birinin kan glukozu düzeyinin hiç ölçülmediği belirlenmiş,
  • 50–70 yaş arası her beş kişiden üçü hiç gaitada gizli kan testi yaptırmamış,
  • 30–65 yaş arası kadınların yarıdan fazlası yüzde 54,2 servikal kanser taraması, 40–69 yaş arası kadınların beşte üçü mamografi yaptırmış,
  • Ortalama beden kitle indeksi (BKİ) erkeklerde 26,5 kg/m2, kadınlarda 27,5 kg/m2 olarak hesaplanmış, nüfusun yüzde 35,5’i fazla kilolu (BKİ≥25 kg/m2), yüzde 25,4’ü obez olarak saptanmış (BKİ≥30 kg/m2), obezite, kadınlarda yüzde 30,8, erkeklerde yüzde 20,2 (kadınlarda erkeklere göre 1,5 kat daha fazla) bulunmuş,
  • Hipertansiyon nedeniyle ilaç kullananlar da dahil olmak üzere sistolik kan basıncı 120,3 mmHg, diyastolik kan basıncı 77,9 mmHg olup, yaklaşık her beş kişiden birinin hipertansiyonunun olduğu görülmüş,
  • Ortalama açlık kan glukozu değeri 88,0 mg/dl ve yaşla birlikte artmakta,
  • Ortalama total kolesterol düzeyi 163,5 mg/dl, bu değer kadınlarda 171,1 mg/dl, erkeklerde 155,7 mg/dl,
  • Erkeklerin yüzde 43,4’ünde ve kadınların yüzde 56,1’inde HDL kolesterolü optimal düzeyin altında,
  • Günlük ortalama tuz tüketimi 9,9 gram (erkeklerde 11,3 g/gün ve kadınlarda 8,5 g/gün), 40–69 yaş arası nüfusun yüzde 12,7’sinde on yıllık Kalp Damar Hastalığı riski yüzde 30’un üzerinde, risk erkeklerde yüzde 15,6, kadınlarda yüzde 9,7,
  • Birleşik risk faktörleriyle ilgili olarak, nüfusun yüzde 3’ten azında belirtilen risk faktörlerinin hiçbiri bulunmazken, yüzde 44,8’inde 3–5 risk faktörü vardır.

2017 ile 2023 çalışması karşılaştırıldığında saptanan bazı çarpıcı değişiklikler şunlardır;

  • Toplumda fiziksel aktivite konusunda gelişmeler olduğu görülmesine karşın, normal bir haftada meyve tüketilen ortalama gün sayısı her iki cinsiyette de azalmış,
  • Beden Kitle İndeksi ile ilgili göstergelerin tümünde olumlu değişiklikler gözlenmiş; obez bireyler yüzde 28,8’den yüzde 25,4’e düşmüş, obez bireyler yüzdesindeki azalma eğilimine en önemli katkı kadınlardan gelmiş (2017 yüzde 35,9; 2023 yüzde 30,8),
  • Yüksek kan basıncı (140/90 mmHg’dan fazla) olan ve tansiyon tedavisi almayan kişilerin yüzdesi 2017’de yüzde 57,1 iken 2023’te yüzde 44,2’ye düşmüş,

Bulguların Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesindeki Önemi

Teknik gibi görülen ancak hepimizin sağlığını yönetme sorumluluğu gereği izlememiz gereken bir kavramdan söz etmek istiyorum; beden kitle indeksi. Orjinali BMI yani Body Mass Index olan bu kavramda; kilonun boyun karesine bölümü ile çıkan sonuçla ideal kiloda olup olmadığınızı anlayabilir ya da ne durumda olduğunuzu görebilirsiniz. Vücut yağ miktarının bir göstergesi olarak değerlendirilir ve obezite durumunun belirlenmesini sağlar. Dolayısıyla kişinin sağlıklı bir kiloda olup olmadığının tespitine yarar. Buna göre;

  • 5’a kadar bir değer zayıf,
  • 5 – 24.9 arasındaki bir değer normal kilolu,
  • 0 – 29.9 arasındaki bir değer fazla kilolu,
  • 0 – 34.9 arasındaki bir değere 1. derece obezite,
  • 0 – 39.9 arasındaki bir değer 2. derece obezite (aşırı obez),
  • 40 ve üstü bir değer 3. derece obezite olarak değerlendirilir.

Tüm bunlar aslında, sağlık hizmeti karar vericilerinin değerlendirmesi gereken önemli ölçütlerdir. İster finansman öncelikleri, ister hizmet sunumu, isterse mevzuat geliştirme açısından olsun; sağlık yönetiminin her düzeyinde dikkate alınmayı gerektirir. Merkezi yönetim düzeyinde de, yerel yönetim düzeyinde de, stratejik veya operasyonel açıdan değerlendirmeye alınırlar.

En önemlisi de, sağlık sigortacılığı risk değerlendirmesi aşamasında bu yaklaşımların dikkate alınmasıdır. Sağlığı koruma ve geliştirme için teşvik mekanizmaları ile kamu ve özel sağlık sigortacılığında risk paylaşımı oluşturma modelleri kurma bu açıdan çok değerli olacaktır. Bu bakışla, geleceğe yönelik projeksiyonlarda olduğu kadar geçmişe yönelik karşılaştırmalarda da “Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması: Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı-2023” satır satır sayfa sayfa analiz etmek gerekir. Çünkü bulaşıcı olmayan hastalıklar yalnızca bugünün değil geleceğin de sağlık yönetimi gündeminde hep olacaktır. Kamu sağlık sigortacılığında bütünleşik sağlık hizmetleri boyutuyla, özel sağlık sigortacılığında tazminat prim oranı gerçekleşme ve öngörülerinde bu analizler dikkatle takip edilmelidir.

Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları ve ‘Çokbilmiş Olmak’

Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları ve ‘Çokbilmiş Olmak’

Bu hafta, yapay zeka ile yeni bir çağı anlatan Adil Mardinoğlu’nun sosyal medya paylaşımından söz ederek başlayacağım. Zaten başlığın bir kısmı da o yazıdan alınmıştır.

İlaç sektöründe yeni ilaç geliştirme yaklaşımlarında yapay zekanın rolü değrlendirilen “Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları: Yapay Zeka ile Yeni Bir Dönem” başlıklı yazıda, “Artık bir molekülü sadece biyolojik aktivitesine göre değil, sistem içindeki etkisine göre değerlendiriyoruz” saptamasında bulunuluyor. Gelecek vizyonlarında; hastaya özgü araştırma stratejileri için dijital modellemeler, senaryo simülasyonlarında kişiselleştirilmiş hasta verilerinin kullanılması ile klinik öncesi fazlarda yapay zeka destekli molekül modellemelerinin yer aldığı belirtiliyor.

2014 yılında kurulan Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) başkanlığını 2019-2020 yıllarında Prof. Dr. Adil Mardinoğlu yürütmüştür. İngiltere’deki King’s College London’da ve İsveç’teki Kungliga Tekniska Högsklan (KTH) Royal Institude of Technology’de; biyokimya, moleküler biyoloji, bilgisayar bilimleri, yapay zeka, endokrinoloji ve metabolizma alanlarında çalışmaktadır. Mardinoğlu, aynı zamanda 100. Yıl TÜBİTAK Özel Ödülü sahibidir.

Süreçleri Hızlandırma

Kaynaklar, ilaç sektörü için yapay zekanın yıllık 350 milyar doların üzerinde değer oluşturduğunun beklendiğini göstermektedir.

Maliyet artışlarına ek olarak süresi dolan patentler de dikkate alındığında, bir yandan daha düşük maliyetle üretim diğer yandan da hızlandırılmış ilaç geliştirme süreçlerini zorunlu kıldığı ifade edilmektedir. Hızlandırılmış ilaç geliştirme süreçlerinde, son yıllarda kullanılan en etkili yol da, yapay zeka alanına yapılan yatırımlar olarak görülmektedir.

Bu tespitler, detaylarını okumanızı önereceğim, dünya şirketlerini izleyen ve karşılaştıran bir platforma ait yayında şöyle özetlenmektedir (https://www.cbinsights.com/research/ai-readiness-index-pharma-2025/);

  • İlaç sektörünün yapay zeka entegre tesisleri kurmaya yönlendirilmesinde sıralanan 50 küresel ilaç şirketi arasında ilkler arasında; Lilly, Merck, Bayer, AstraZeneca, Roche, Sanofi, Pfizer, Amgen, AbbVie, Johnson & Johnson, Bristol Mayers Squib, Novartis, Takeda, Regeneron, Novo-Nordisk şirketleri yer alıyor. Puanlamada, ilk iki sıra arası fark sadece 3,9 puan.
  • Yeni tesisler, önümüzdeki yıllarda büyük ölçekli yapay zeka uygulamaları için bir test alanı görevi görecek ve hangi şirketlerin kalıcı rekabet avantajları elde edeceğini belirleyecek.
  • İlaç sektörü yapay zeka liderleri, sermaye dağıtımı ve stratejik ittifaklar gibi tamamlayıcı stratejilerle yapay zeka hazırlık kodunu da çözerek çift yönlü bir oyun oynuyor.
  • Çığır açan yenilikler giderek daha fazla şirket içi geliştirmeden ziyade ortaklıklardan ortaya çıktıkça, dış iş birlikleri en üst sıralarda yer alıyor.
  • Onkoloji, ilaç sektöründeki yapay zeka ortaklıkları için en önemli öncelik olarak kendini kanıtlamıştır. Bu alan, tüm ortaklıkların üçte birini oluştururken, önde gelen girişimler, tümör profillemesinden hasta takibine kadar tüm bakım süreçlerinde büyük ilaç şirketleriyle iş birliği yapan ekosistem paydaşları olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Tümör profillemesinde Caris Life Sciences, hasta izlemede Huma bu paydaşlara örnek olarak gösterilmektedir.
  • Gümrük vergileri ve jeopolitik gerginliklerden kaynaklanan tedarik zinciri kesintileri, neredeyse her büyük ilaç şirketinin yeni ABD ve AB üretim ve araştırma merkezlerine milyarlarca dolar yatırım yapmasıyla, yerel tesislere büyük yatırımları hızlandırdı.
  • Bu alandaki en büyük taahhütlerin; 55 milyar dolarla Johnson & Johnson, 50 milyar dolarla Roche ve 27 milyar dolarla Lilly tarafından yapılmaktadır.
  • Bu tesisler, kapasiteyi değiştirmeye ek olarak; otomasyon, Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleri ve yapay zekayı temel iş akışlarına dahil ederek kapsamlı dijital dönüşüm stratejileri uygulama fırsatı sunuyor.
  • Planlanan yapay zeka entegrasyonu, öngörücü bakımdan operasyonel optimizasyona kadar uzanıyor. Bu yeni tesisler, önümüzdeki birkaç yıl içinde yapay zeka ve otomasyonun büyük ölçekli dağıtımı için test alanları olarak hizmet verecek ve entegrasyonları en etkili şekilde uygulayan şirketler, verimlilik ve inovasyonda rekabet avantajları elde edecek.
  • LLM (Large Language Model) olarak bilinen çok büyük miktarda metin verisi üzerinde eğitilmiş, insan dilini anlama ve üretme yeteneğine sahip yapay zekâ modeli olan Internal LLM (Dahili LLM)’de, şirketlerin veri sorgulama ve belge işleme otomasyonunu sağlamak için özel sistemler geliştirmesi veya büyük teknoloji şirketleriyle ortaklık kurmasıyla, ilaç sektöründe yapay zeka dağıtımının ikinci ayağı haline geldi.
  • Örneğin, Pfizer’ın Amazon destekli Vox platformu, şirketlerin bu araçları şirket içi araştırmacıların kullanımı için nasıl dağıttığını gösterirken, Merck ve Bayer gibi şirketler iş birimleri genelinde kapsamlı LLM sistemleri uyguladı.
  • Onkoloji, analiz edilen 50 şirket arasında ilaç sektöründeki iş ilişkilerinin üçte birini ele geçirerek, ilaç sektöründeki yapay zeka ortaklıkları için açık ara odak noktası haline geldi; bu, diğer tüm tedavi alanlarından çok daha fazla. Bu yoğunlaşma, hem pazar dinamiklerinden hem de kanser verilerinin karmaşıklığından kaynaklanıyor.
  • Kanser oranları dünya çapında artmaya devam ederken, alan hassas onkolojiye doğru kayıyor ve bu da ilaç şirketlerine kanser tedavisinin birçok alanında yapay zekayı uygulama fırsatları yaratıyor. Ayrıca, kanser ilacı gelirleri son on yılda yüzde 70 artarak yapay zeka destekli ilaç geliştirme için önemli bir ticari fırsat yarattı.

“Çok Bilmiş Olmak”

2011 yılında pankreas kanserinden ölümünün 5 hafta öncesine kadar CEO olarak görev yapan Apple kurucu ortağı Steven Paul Jobs, 2005 Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde bakın ne söylemiş; “Çok bilmiş olmak, her şeyi bildiğini sanmak anlamına gelir. Oysa, dünyaya merakla bakmayı, sürekli öğrenmeyi, keşfetmeyi ve yenilikçi düşünmeyi ifade eder

Bu tespitleri aktarmamın ana nedenleri arasında; gerektiğinde rakipler arasında bile kurulabilecek ortaklıkların önemini ve gelişen yapay zeka teknolojisinin “olmazsa olmaz” olduğunu vurgulamaktır. Bu vurgu, sadece ilaç sektörüne özgü de değildir.

Sağlık alanında; sigortacılıktan hizmet sunumuna, mevzuattan organizasyonuna kadar her boyutta yenilikçilik için ana ilke olmalıdır. Zaten, inovasyon olarak bilinen yenilikçilik herkesin yapmadığını yapmak anlamında da kullanılmaktadır. Böylelikle, farklılıkları görme ve uygulama üzerine odaklanılır, sağlıkta yapılanların tekrarı değil yapılmayanları yapma gerçekleşmiş olur.

Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü

Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü

Koruyucu sağlık endüstrisinin güçlenmesi yoluyla amacına daha çok ulaşabilecek sağlık sigortacılığı, toplumun sağlık statüsünün yükselmesinin de belirleyicisi olacaktır.

Son iki haftadır Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi başlığı altında, koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlık sigortacılığı ilişkisini değerlendirmiştik. Yapılan iki ayrı toplantının ortak temasından yola çıkarak, 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı panelistleri SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’ın vurguladığı başlıkları paylaşmıştım. Bu hafta da, 23 Mayıs 2025 tarihli vizyon toplantısının başlığı olan Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü konusuna yönelik görüş ve yorumlar aktaracağım.

Moderatörlüğünü yaptığım bu paneldeki görüş ve notlarını, geçen hafta olduğu gibi paylaşmama izin veren saygıdeğer panelistler; SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’a teşekkür etmek isterim.  Ayrıca, tartışmalar sırasında gösterdikleri içtenlik ve çalışmalarını kapsamlı aktarmaları nedeniyle katılımcılardan aldıkları çok olumlu geri bildirimleri de paylaşmalıyım.

Sağlık Sigortacılığının Önemi

SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sağlık sigortacılığının rolünü önemli bulduğunu belirterek başladı. Bunu da, gelişen teknoloji ve artan sağlık hizmet kullanımında zaman zaman yaşanan gereksizlik boyutunun önüne geçmek için koruyucu sağlık endüstrisinden yararlanmak olarak açıkladı. Örneklediğinde ise; erken tanıya yönelik riskli grupların taranması gibi bilinene ek olarak, tanıda geç kalınmış hastalar, en iyi tedavi ve rehabilitasyon olanakları kullanımı, aşırı tıbbi medikalizasyon riski altındaki kişilerin belirlenmesini sıraladı.

Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan da, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sağlık sigortacılığının rolünü çok önemli olarak niteledi. Bunu, sigorta şirketlerinin gerçekleşmemiş riskleri teminat altına almaları ve doğru yapılar ile desteklenme gerekliliğiyle açıkladı. Bugünkü paradigmaların bazılarının yeniden tasarlanması ihtiyacından söz ederek; mevcut vergilerden tahsis edilerek devlet destekli bir fon ile uzun vadeli endüstri teşviklerinin çalışabileceğini belirtti. Böylelikle, temel sağlık, koruyucu sağlık gibi ayrıca verilen teminatlarla kapsamı genişleyen sigorta paketlerinin yapılandırılabileceğini aktardı.

SGK Başkan Yardımcısı, sağlık sigortacılığında öncelik verebileceği koruyucu sağlık endüstrisi alanları arasında; bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama, kanser riski olan kişilerin tarama programları, kronik hastalıkların önlenmesi programları, yaşlıların rehabilitasyon programları, bağımlılıkla (sigara, alkol, madde) mücadele ve meslek hastalıklarının önlenmesi programları gibi başlıkları sıraladı.

Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı; ruh sağlığı, kronik hastalıkların takibi, diyet ve beslenme gibi konuları en öncelikli olarak aktarırken, bunların koruyucu sağlık endüstrisi ile önlenebilir olabileceğini ifade etti.

Yöntem

Sayın Ecevit, koruyucu sağlık endüstrisini geliştirmede sağlık sigortacılığı için en etkili yöntem olarak finansmanın sağlanması ve desteklenmesi ile Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesini sıraladı.

Sayın Gürcan, koruyucu sağlık endüstrisini geliştirmenin sağlık sigortacılığı açısından en etkili yöntemlerini; zihniyet dönüşümü ile sağlık ekosistemi yapılandırması başlığı altında topladı. Tüm paydaşların “taşın altına elini koyması” gerektiğinde hareketle, sağlık sigortacılığının koruyucu sağlıkla birlikte teknik karı destekleyebilir bir iş modeline sahip olabileceğine dikkat çekti. Tazminat tutarlarını düşürücü etki yaratan modellere gelinmediği sürece, bir dönüşümü mümkün görmediğini aktardı.

Özel sağlık sigortacılığı açısından, koruyucu sağlık endüstrisinin geleceğinde sağlık sigortacılığı yoluyla teşvik sağlanabilmesi için;

  • veri yetkinlik ve zenginliğinin yeterli seviyeye gelmesi,
  • risk değerlendirmesinin ile prim hesaplamasının yaşam tarzına bağlanması,
  • beyan usülü yerine veri temelli otomatik kurallarla yönetilmesi

yoluyla

  • daha uygun fiyatlama,
  • daha kapsamlı sigortalara,
  • daha büyük bir kitlenin erişiminin sağlanabileceği gündeme getirildi.

Görüldüğü gibi, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü” başlığında, kamu ve özel sağlık sigortacılığı yaklaşımları, çok benzer. Ülkemizdeki sağlık endüstrisinin koruyucu sağlık hizmetlerine yönelmesi konusunda görüş birliği oluşmuş gözüküyor.

Panelistlerin kendi açılarından bakış açıları ve yaptıkları yorumlar, konunun önemini ve yapılacakları vurgulamada çok değerliydi. Çünkü, bugünden yapmayı planladıkları çalışmaları da şekillendirecek boyuta ulaştıklarını gösteriyordu. Hatta, model önerileri bile hazırlanmıştı.

Bu bakışı, son derece sağlıklı buluyorum. Kamunun rehberliğiyle, sigortacılığın da, hastalık sigortası yerine sağlık sigortasına dönüşmesi, sadece mevzuatta sözcük değiştirme ile değil zihniyet değiştirme ile mümkün olacaktır.

Aynı Anda Rekabet ve İşbirliği

Bu konuyu, son dönemde çok sık kullanılmaya başlanan bir kavramla birlikte düşünmeyi öneriyorum. Orjinali “co-opetition” olan kavramın adı “rekaberlik”. Sanki  paradoksal gibi gelen rekabet ve işbirliği işlevlerinin aynı anda kullanımından oluşuyor.

Diğer bir deyişle, değer oluşturmak amacıyla, kuruluşların hem rekabet etmeleri hem de işbirliği yapmalarını ifade eder. Sonuçta, birbirleriyle rekabet içinde olan ve rakip olarak yarışan kuruluşların gerekli alanlarda iş birliği içinde olmaları gerçekleşir.

Kamu ve özel sağlık sigortacılığının, rekabet etme gibi bir yaklaşımı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de düşünülemez. Doğrusu, birbirini tamamlayan ve/veya destekleyen iki sigortacılık modeli olarak düşünülmesidir.

Dolayısıyla sektörün büyümesi, daha iyi ürünler sunulabilmesi amacıyla “rekaberlik” anlayışını benimseyen kamu ve özel sağlık sigortacılığı; sağlık hizmetlerinde erişimi, hakkaniyeti, kaliteyi artıracaktır.

Ana ilke, aynı işi yapanların, bir arada düşünerek “kazan kazan” stratejisi ile yol almalarıdır. Böylece, asıl kazanan ister kamu ister özel olsun, sağlık sigortalısı olacaktır. Koruyucu sağlık endüstrisinin güçlenmesi yoluyla amacına daha çok ulaşabilecek sağlık sigortacılığı, toplumun sağlık statüsünün yükselmesinin de belirleyicisi olacaktır.

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi-II

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi-II

Bu haftaki başlık, Mayıs ayındaki iki ayrı toplantının ortak temasından alınmıştır. Bunun için de aynı konudaki ikinci yazı olarak isimlendirilmiştir. Moderatörlüğünü yaptığım bu toplantı, 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı’dır.

TUSAP Toplantısı ilk bölümünde, hep olduğu gibi, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü” konusu; kamu ve özel sağlık sigortasının iki önemli üst düzey yetkilisi tarafından tartışılmıştır.

Bu haftaki yazımda koruyucu sağlık hizmetleri ile sağlık sigortacılığı ilişkisini, önümüzdeki hafta için planladığım yazıda ise koruyucu sağlık endüstrisi  ile sağlık sigortacılığı konusunu değerlendirmelerinize sunacağım.

Öncelikle, bu yazıyı hazırlarken, moderatörlüğünü yaptığım panel sırasındaki içten ve kapsamlı cevapları, sonra da panel hazırlıklarını paylaştıkları için saygıdeğer panelistler; SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’a özel teşekkürlerimi tekrar iletmek isterim.

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde Hedef Kitle

Uğur Ecevit; “SGK kapsamı itibariyle tüm vatandaşlara hizmet vermekte olduğu için, koruyucu sağlık hizmetlerinde de hedef kitle seçmemelidir” saptaması ile başlamıştı.

Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamına dahil olmayan aşı bedelleri ile özel durumlardan örneğin grip aşısı, pnömokok aşısı, Hepatit A aşısı ve genetik hastalıkların prenatal tanısı için yapılan tetkik bedellerinin karşılanmakta olduğunu vurguladı.

Gökhan Gürcankoruyucu sağlık hizmetlerinde hedef kitle yorumunda; “Aslında her kesim kendi sağlık gereksinimi açısından hedef kitle oluşturabilir” bakışını sundu.

Kronik hastalık sahibi bir kişinin bile, bu hastalığının farklı tetiklerinin yapılabilmesi için koruyucu sağlık kapsamına alınması gerektiğini savundu.

Beyaz yakalılarda omurga hastalıklarının oluşmaması, kadınların belli yaşlardan sonra ortaya çıkabilecek hastalıklardan korunması, genetik mirasa sahip gençlerin ise bu riskin gerçekleşmesinden korunması örneklerini sıraladı.

Süreçte; önce verinin, sonra işlenebilir verinin ve de son olarak anlamlandırılmış verinin önemine değindi.

İlk Amaç

Sayın Ecevitkamu sağlık sigortası uygulamaları ilk amacının, önleme veya tedavi teknikleri ile hasta sonuçları arasındaki ilişkileri analiz etmek olduğunun altını çizdi. Tanı süreçleri, tedavi protokolleri, ilaç geliştirme, kişiye özel tıp, hasta izleme ve bakım gibi uygulamalar için yapay zeka programlarının uygulanabileceğini, tüm bunlarda teknoloji yardımıyla sağlanabilecek verilerden ön tanılar oluşacağını, dolayısıyla hastalıklara erken teşhis konulabileceğini anlattı.

Sayın Gürcanözel sağlık sigortacılığı perspektifinden; sigorta poliçelerinin ayrıştırılması ile koruyucu sağlık sigortası kavramının olgunlaştırılması ve bu kapsamda hizmet alanların mevcut sistemdeki ürünleri daha uygun fiyatla satın alabilmesi gerektiğine yönelik öngörüsünü paylaştı. Bu arada; tazminat tutarına göre değil laboratuar sonuçlarına dayalı fiyatlama sistemiyle sağlık kuruluşlarının entegre çalıştığı, ziyaret bazlı değil tedavi bazlı ödeme sistemi gerekliliğini öne çıkardı. Süreç içinde, sağlıklı kalmaya gösterilen çabanın ödüllendirilmesi, Devlet destekli bir model ve vergi indirimi yapılabilmesi, bu kapsamda; spor salonlarına ödenen ücretler yada iyot cihazlarına yapılan harcamaları örnek verdi.

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin Geleceği

Hastalıkları önlemenin, hastalık oluştuktan sonra tedavi etmekten hem daha kolay ve hem de daha maliyet etkili olduğunun altını çizen SGK Başkan Yardımcısı, aynı zamanda hastalıkları önlemenin işgücü kaybını da engelleyerek istihdam ve üretime katkı sağlayacağına dikkat çekti. Bu bağlamda akademik verilerle desteklenen koruyucu sağlık hizmetlerinin ödüllendirici uygulamalarla desteklenmesi konusunda, ekiplerce Sağlık Bakanlığı ile ortak çalışmalar yürütüldüğünü aktardı.

Teknoloji ve dijital gelişmelerin uygun kullanıldığında; süreçleri hızlandıracağını, operasyonel riskleri ortadan kaldıracağını, nesnellik sağlayarak yapay zeka kullanımıyla teşhis ve tedavide karar verme süreçlerinin gelişmesini ve hızlanmasını sağlayarak sağlık sektörü iş yükünü azaltmasının mümkün olduğunu ifade etti.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2024 yılında, ‘Uzaktan Hasta Değerlendirmeye Yönelik Sağlık Hizmetleri’nin geri ödeme kapsamına aldığını belirtti. Ayrıca TÜBİTAK ile ortak fatura incelemelerinde kullanılmak üzere yapay zeka projesi başlattığını aktardı.

Özel sağlık sigortacılığı geleceği açısından da; “self care” olarak adlandırılabilecek akıllı cihazlar, algoritmalar ve erken uyarı sistemleri ile birleştirilmiş uygulamaların özel sağlık sigortacılığı sisteminin içinde yer alma gerekliliğinin kaçınılmazlığına değinildi.

Bu kapsamda, birinci basamak sağlık hizmetlerinin daha ulaşılabilir ve maliyetlerinin karşılanabilir olmasında ödeyici ile hizmet sağlayıcı arasında entegre sağlık hizmeti modeli gerektiğini, bu olmazsa ekosistemin paydaşlarının ticari amaçlarının farklı yönlere doğru hareket edebilme riskinden söz edildi. Ayrıca; yanlış, hatalı ve kötüye kullanım  hedefli kullanımların da yönetilme zorunluluğunun altını çizdi.

Geçmişteki İki Deneyim

Son iki haftadır, iki ayrı toplantının ortak temasına ilişkin bir süreci paylaşıyorum. Toplantılarda, her iki sağlık sigortası kuruluşunun üst yöneticileri, geleceğe yönelik öngörülerini de içeren çalışmalarını içtenlikle aktardı. Konu, “Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi” olunca ve de Bupa Acıbadem ile SGK konusu birlikte geçince, sağlık sigortacılığı alanında kamu ve özel sektörde bu kurumlarda üstlendiğim iki ayrı deneyimi vurgulayarak bitirmek istiyorum.

Tarih sırası olarak, önce özel sağlık sigortacılığıyla başlamalıyım. 2000’li yılların ilk yarısında Hazine Müsteşarlığı temsilcisi olarak Bayındır Hayat Sigorta’da başlayan, daha sonra da Acıbadem Sigorta’da devam eden Yönetim Kurulu Üyesi görevim olmuştu. Akademisyenlik dönemimde ise, 2014-2022 yılları arasında ise, SGK Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu’nda Yükseköğretim Kurulu Üyesi olarak görevlendirilmiştim.

Bunları özellikle hatırlatmak istiyorum. Çünkü, meslek yaşamımın her döneminde, o günlerde kazandığım bilgi ve deneyimden onur duyarak yararlanıyorum.  Zira, koruyucu hizmetler, sigortacılığın da içinde olduğu, sağlığın her boyutunda ve hatta temelinde yer almaktadır.

224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair Kanun olarak bilinen Nusret Fişek Hoca’nın önderliğinde hazırlanarak 1963 yılından başlayarak Türkiye’de uygulanan koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik düzenlemeler, ilkeler temelinde 17 yıl sonra dönemin Kazakistan başkenti Alma Ata’dan adını alan Dünya Sağlık Örgütü Bildirgesi’ne bile ilham olmuştur.

Sağlık Ocağı Hekimliği ile başlayıp Sağlık Müdürü olarak devam eden, Sağlık Bakanlığı ve özel sektörden üniversiteye kadar yöneticilik yaptığım her görevde, bu ilhamın savunuculuğuyla görev yaptım. Koruyucu sağlık hizmetleri, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrenciliğimden bu güne kadar bizlerde derin izler bırakmış bir yaklaşımdı. İşte bu yüzden, mezuniyet sonrası 42. yıla gireceğim bu ayda da, bir hekim ve akademisyen olarak; konuşulanlar, tartışılanlar ve üretilenlerin, hiçbir şekilde kamu özel ayrımı yapmaksızın, ekosistem paydaşları tarafından sağlık sigortacılığında da koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli görülmesini çok önemsiyorum. Tüm bunların en kısa sürede gerçekleşerek, sağlığın sigortacılığının geleceğine katkıda bulunmasını diliyorum.

Bunların bir başka boyutu da, koruyucu sağlık endüstrisi ve sağlık sigortacılığı ilişkisiydi. Önümüzdeki hafta, kamu ve özel sağlık sigortacılığı bakışıyla koruyucu sağlık endüstrisi saptama ve yaklaşımlarına devam edeceğim.

Ama son söz olarak, Sevgili Gökhan Gürcan’ın panel için hazırladığı sunumun kapanış slaytında yer alan bir önerisiyle bitirmek istiyorum; “Risk gerçekleşmesine bağlı geleneksel modellerin yerine, yenilikçi finansman modelleriyle bütün paydaşlar koruyucu sağlığın parçası haline gelmelidir…”

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi

Bu haftaki başlık, Mayıs ayındaki iki ayrı toplantının ortak temasından alınmıştır. Katılımcı veya moderatör olduğum bu iki toplantıdan ilki 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı, ikincisi ise 29 Mayıs 2025 Türkiye Sigorta Birliği Mutabakat Çalıştayı oldu.

TUSAP Vizyon Toplantısı’nda, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü”; kamu ve özel sağlık sigortası yetkilileri tarafından tartışılmış ve daha sonra konuya özel anket ile sayıları 80’i aşkın sektörü temsil eden üst düzey karar vericiyle birlikte değerlendirilmiştir.

Türkiye Sigorta Birliği Mutabakat Çalıştayı ise, 18-19 Eylül 2024 tarihli Arama ve 10 Ocak 2025 Önceliklendirme Konferansı devamı olarak yapılmıştır. Daha önceki toplantı katılımcılarından oluşan Sağlık Çalışma Grubu, sigortacılıkta belirlenen 13 ana başlıktan biri olarak Mutabakat Çalıştayı’na önerilerini sundu.

Olası Ön Koşullar

Türkiye Sigorta Birliği Arama Konferansı’nda sağlık sigortacılığında bazı ön koşullar tartışılmıştı, bunlar arasında;

  1. Özel Sağlık Sigortacılığında GAP Analizi yoluyla; boşluk alanları belirlenmeli, önümüzdeki 10 yıl için hedefler netleştirilmeli, aradaki boşlukların nasıl aşılacağına yönelik rol ve sorumluluk dağılımı yapılmalı,
  2. Hastalığın sigortalanması yaklaşımından, sağlığın korunması ve geliştirilmesine, hasta olunduğunda da o hastalığın yönetimi yaklaşımına geçilmeli, bu kapsamda; sağlığın korunması ve geliştirilmesi prim indirimi gibi yollarla teşvik edilmeli, tarama testleri ile erken tanı için yapılabilecek yenilikçi testler de dahil ilgili bazı tetkikler poliçe kapsamına alınmalı, birinci basamaktan (aile hekimleri) üçüncü (üniversite hastaneleri) hatta dördüncü basamak (özel dal hastaneleri) sağlık kuruluşlarına kadar bütünleşik hastalık yönetimi uygulaması desteklenmeli,
  3. Uzun süreli sağlık sigortacılığındakine benzer yaklaşımla, özel sağlık sigorta primlerinin erken yaşlarda alınmaya başlanması sağlanmalı, yenileme garantisinde yaşanan darboğazların oluşmaması için de belirlenecek gerekli durumlara yönelik güvence fonu benzeri kamu desteği verilmesi gerektiği,
  4. Devlet mutlaka prim ve/veya vergi desteği sağlamalı

Özel Sağlık Sigortacılığı Boşluk Alanları

Bu ön koşullar sonrası, özel sağlık sigortacılığı boşluk alanları olarak tartışılan sağlık sigortası önerileri şu şekilde sıralanmıştı;

  1. Tamamlayıcı sağlık sigortası fiyat/ürün revizyonu (Üniversite+şehir hastanesinde de)
  2. Uzun süreli sağlık sigortası,
  3. Yaşlı bakım sigortası,
  4. Kritik hastalıklar sigortası,
  5. Hastalıktan korunmayı ve sağlığı geliştirmeyi teşvik eden sağlık sigortası,
  6. Uzaktan sağlık ve hastalık yönetimine ilişkin sağlık sigortası,
  7. Sağlık taraması ve yenilikçi tedavilere ilişkin sağlık sigortası (generative AI destekli)

“Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi” kapsamında ise;

  1. Özel sağlık sigortacılığının tanı ve tedavi risklerinin finansmanını sağlayan yapısı sürdürülürken,  sigortalıların sağlıklı kalmalarına yönelik koruyucu sağlık (birincil koruma, ikincil koruma ve üçüncü koruma) hizmetlerinin de kapsandığı ve uzun süreli sigorta kapsamında uygulamaya geçmesinin sağlanması,
  2. Sağlık hizmet sunucularının bireye sunduğu tanı, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinden elde ettiği gelirler yanında bireyin hastalık riskinin üstlenmesinde rol aldığı ve aynı zamanda sağlıklı kalma halinden de gelir elde edebildiği bir sigorta ve sunum modeli kurulmasına geçişin gerçekleştirilmesi,

başlıklarının yer alabileceği gündeme gelmişti.

Eylem Adımları

Çalışma Grubu’nun oluşturduğu eylem planında 2026 yılını da içerecek bir şekilde 13 ana eylem adımı sıralanmaktadır;

  1. Sağlık hizmet finansörleri ve sunucuları ile sağlık endüstrisinin diğer paydaşlarının ekosistem hizalanması
  2. Özel sağlık sigortacılığı ile aile hekimliğinin entegre edilmesi
  3. Bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin özel sağlık sigortaları kapsamına alınması
  4. Hastalık riskinin ve sonrasında tedavi riskinin yönetimi
  5. Erken yaşta sigortalı olunan uzun süreli sağlık sigortalarının yaygınlaştırılması
  6. Erken sigortalanmada teşvik sisteminin oluşturulması, bireyin sağlık sorumluluğuna katılımı mekanizmalarının (ödül/yaptırım) geliştirilmesi
  7. Devlet teşvik mekanizmalarının yeniden yapılandırılması
  8. Öncelikli konular belirlenerek tarama programlarıyla yenilikçi tedavilere odaklanılması
  9. Sağlık hizmetindeki kazanımlar karşılığında sağlık sigortacılığının değer temelli modele dönüştürülmesi
  10. Tanı tedavi protokolleri
  11. Mevzuat değişiklikleri
  12. Sağlık hizmet sunucuları için akreditasyon
  13. İletişim ve İkna Faaliyetleri

Geliştirme Konuları

Sonuncusu 29 Mayıs 2025 tarihinde yapılan Türkiye Sigorta Birliği’nin bu süreçteki son çalışması olan Mutabakat Çalıştayı’nda; Geliştirme Konuları olarak;

  1. Primle finansmandan bağımsız olarak çalışabilecek sektörde tartışılmakta olan yenilikçi tedaviler fonu önerisi benzeri bir kamu fonu kurulması,
  2. SGK anlaşması olmayan sağlık kurumlarında gereksiz/kötüye kullanmayı önlemeye yönelik yapay zeka destekli mekanizmalar geliştirilmesi,
  3. Yapay zeka aracılığıyla e-Nabız üzerinden koruyucu sağlık hizmetleri için giyilebilir teknoloji ve mevcut dataların kullanımıyla bir uyarı mekanizmasının kurulması, (ulusal yasal yapay zeka algoritması),
  4. Koruyucu sağlık hizmetlerine ilişkin tanı tedavi protokolleri bulunmadığı veya uygulanmadığından kuralların netleştirilmesi,
  5. Uzun süreli sigorta konusunun bu projenin hızı konusunda risk oluşturabileceği

sıralanmaktadır.

Yol Haritası

Bu hafta, tümünde içinde bulunduğum bir süreci paylaştım. Doğal olarak, ekleyecek hiçbir alt başlığım bulunmuyor. 2026 yılını da içerecek zaman planına kadar yol haritası içeren, kimlerin hangi iş adımından sorumlu olacağı tanımlanan bir çalışmadan söz ediyorum.

Bu çalışmayı yapma iradesini ortaya koyarak süreci yürüten;

Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Uğur GÜLEN ile ekip arkadaşlarına,

ARAMA Danışmanlık Kurucusu Oğuz BABÜROĞLU ve ekip arkadaşlarına ve ayrıca sağlık sigortacılığına emek ve gönül verenlere katkılarından ötürü teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki hafta, yine bu konuyla ilgili 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı’nı özetlemeyi planlıyorum. Diliyorum ki, konuşulanlar, tartışılanlar ve üretilenler; kamu özel ayrımı yapmaksızın sağlık sigortacılığının geleceğine katkıda bulunsun…