Sağlık Sigortalarında Teknik Kârlılık Yüzde 181 Artmış

Sağlık Sigortalarında Teknik Kârlılık Yüzde 181 Artmış

Bu başlığı görenlerin, “ne güzel iş, bu kadar da kar ediyorlarmış” dediklerini duyuyor gibiyim. Yazının tamamını okuduğunuzda, bilinen bazı teorik bilgilerin paylaşıldığını ve böylece bazı rakamlardaki artışların sağlık sigortacılığının sağlıklı işlemesine yol açtığını da düşünebileceksiniz.

Öncelikle verilerin kaynağının, Türkiye Sigorta Birliği olduğunu vurgulamakla başlamak isterim. Açıklanan 2025 mali ve teknik sonuçlarına göre, genel olarak, sigorta sektörünün mali göstergelerinde güçlü artış gözlenmektedir (https://www.tsb.org.tr/tr/istatistik/finansal-tablolar/sirket-bazinda-mali-ve-teknik-tablolar).

En Yüksek Teknik Kâr Sağlık Sigortalarında

2025 yılını 41 milyar TL mali kârla kapatan sigorta sektöründe bu artış, bir önceki yıla göre yüzde 28,5 olarak olmuştur. 2024 yılında 264,8 milyar TL olan özkaynak büyüklüğü, 2025 yılında yüzde 64,2 artmış ve 435 milyar TL miktarına ulaşmıştır. Böylelikle sigorta sektörü aktif toplamı, 2025 yılında 3,8 trilyon TL ile bir önceki yıla göre yüzde 67,5 artmıştır. Ayrıca, sigorta şirketleri toplam bilanço kârı da 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 63 artış ile 168 milyar TL’ye yükselmiştir.

Bu verilere göre, sigorta sektörünün teknik kârlılığı bir önceki yıla göre yüzde 85 artmış ve 192,4 milyar TL’ye yükselmiş. Sağlık, yangın ve kasko branşları bu artan teknik kârlılık örneklerini oluştururken, trafik sigortası ise 59,1 milyar TL ile tam tersine teknik zarara neden olmuştur.

Branş bazında, 2025 yılında en yüksek teknik kâr sağlık sigortalarında yaşanmış. Sağlık branşında teknik kârlılık 2024 yılına göre 2025 yılında yüzde 181 artarak 55,6 milyar TL’ye ulaşırken, genel anlamda sigortacılıkta hasar/prim oranı olarak ifade edilen tazminat prim oranı ise yüzde 74 olarak gerçekleşmiş.

İşi Doğru Yapmak

Kendi bütçelerinizden bile iyi takip edebildiğiniz gibi, ekonomide çok kaba olarak tüm diğer kalemleri hesaba katarak, toplam gelirlerinizden toplam giderlerinizi çıkardığınızda kalan miktar kâr olarak adlandırılabilir. Kârınızı da mutlaka bir şekilde değerlendirirsiniz. Şirketseniz, kâr ettiğinizde; yatırım yapabilirsiniz, özkaynağınızı arttırmak için sermayenize ekleyebilirsiniz ya da bir biçimde faiz, hisse senedi gibi gelir getirici araçlarla değerlendirebilirsiniz.

Sağlık ekonomisinde ve doğaldır ki sağlık sigortacılığında da geçerli olduğu için takip edilen iki oran vardır. Bunlar; teknik kârlılık ve mali kârlılıktır. Kârınızı yaptığınız işten kazanıyorsanız bu teknik kar olarak ifade edilir.

Kazandığınız paranın bir bölümünü, banka gibi gelir getirici bir araç üzerinden değerlendiriyorsanız bu da mali kardır.  Bir başka deyişle, sağlık sigortacılığında teknik kârlılık yaptığınız iş olan sağlık sigortacılığından kâr etmek, mali kâr ise kâr ettiğinizi, ekonomik olarak değerlendirdiğiniz faiz, hisse senedi gibi araçlarla artırmak, yani paradan para kazanmaktır.

Teknik kârlılık için, genellikle yapılan işin doğru yapılması örneği verilir. İşte böyle baktığınızda sağlık sigortacılığında artan teknik kâr, sağlık sigortacılığının doğru yapıldığını da gösterir.

Hasar Yerine Tazminat

Sigortacılığın alfabesinde yer alan bir başka kavramı hatırlatarak bu iki konuyu birleştirmek istiyorum.  Risk oluştuğunda poliçede taahhüt edilen ödemenin alınan prime oranına, sağlık sigortacılığında tazminat prim oranı ifadesinin kullanılması istenir. Genel olarak mal sigortalarında hasar kelimesiyle ifade edilen bu kavramın, konu can sigortası olduğu için tazminat olarak ifade edilmesi, yıllardır sağlık sigortacılığıyla ilgili sektör çalışanlarında önemli bir duyarlılık noktası olduğu hatırlanacaktır.

Hatta, 2000’li yılların ilk yarısında bir sigorta şirketinde birlikte Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığımız Sevgili Ömer Karahan ile “hasar” kelimesini yanlışlıkla ağzından kaçıranlara bile para cezası vererek, toplanan parayla her Cuma iş bitinde kahve-pasta ikramında bulunulan bir organizasyon bile oluşturmuştuk.

Tazminat prim oranının 1’den küçük olmalıdır, bunu beklemek doğaldır. Örneğin 12.000 TL. tazminat ödeyip 10.000 TL prim alındıysa, bu oran 1.2 çıkacaktır. Hak verirsiniz ki, özel sağlık sigortacılığında böyle bir zarar edici oranın, orta ve uzun dönem sürdürülebilirliği kabul edilemez.

Etkililik amaca ulaşma derecesi olarak tanımlanır. Etkililik açısından, teknik verimliliğin tazminat prim oranıyla birlikte değerlendirilmesi tercih edilmektedir. Gerek sigorta ürününün gerekse sigortalı(lar)nın etkililik değerlendirmesinde, 2025 yılı sağlık sigortacılığı tazminat prim oranı şirketler ortalamasının 0.74 olarak bildirilmesi işte bu açıdan daha da değerlidir. Ülkemiz koşullarında, sigortalılık bilinci ve kişinin sağlığını yönetme konusundaki farkındalığı bir arada düşünüldüğünde, bu iki gösterge sağlık sigortası şirketlerinin sağlığa özel değerlendirme ölçütlerini dikkate aldıklarını göstermektedir.

Tüm bunlar, birlikte düşünüldüğünde, sağlık sigortacılığını bekleyen yepyeni fırsatları görmemek mümkün değildir. Bir yandan teknik kârlılığın artışı, bir yandan tazminat prim oranın azaltılması sağlık sigortacılığında umut verici gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Bu fırsatlara ek olarak, uygun ve zamanında yapılacak müdahalelerle fırsata dönüştürülebilecek bir tehdit de gözden uzak tutulmamalıdır.

Örneğin sağlıklı yaş alma… TÜİK, yaşa göre ortalama kalan yaşam süresini 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında 18 yıl olarak belirlenmiştir. Yine TÜİK kayıtlarında; belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşanması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi ortalama 57,6 yıldır. Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan yani en az bir, çoğunlukla da birden fazla hastalıkla birlikte yaşanan süre olarak geçebilecektir.

Bu bağlamda, geçen haftalarda yazdığım bir yazıda, sadece önümüzdeki beş veya on yılda bile, sağlık hizmetlerinin farklılaşacağından söz ederek, sağlık sigortacılığının bu farklılaşmadan fazlasıyla etkileneceğine değindiğimi tekrar vurgulamak isterim.

Daha da ileri bir öngörüyle, tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımının eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler gündeme getireceği dikkate alındığında, mülkiyetinden bağımsız olarak kamu ve özel sağlık sigortalarının bu sürece hazırlıklı olması tavsiyesinde bulunmuştum.

Yenilikçi uygulamalarla yaklaşımıyla, kişilerin yaşam tarzı değişiklikleriyle beraber bunları teşviki eden sağlığı koruyucu-geliştirici-önleyici müdahalelerinin sigorta kapsamında olması; sağlık hizmetlerine ve sağlık sigortacılığına dönüşümcü müdahale alanları açacaktır.

Bunların arasına; yapay zeka, biyoteknoloji ve dijital sağlığın birleşimi, hasta kazanımlarını iyileştirmek, erişimi artırmak ve hastalık önleme ile tedavi yaklaşımlarındaki yenilikçi müdahale alanları da eklendiğinde, sağlık sigortacılığının verimlilik artışının sigortalı ve sigorta şirketi açısından önemi daha belirgin olacaktır.

Laboratuvarda Zamanı Geri Sarmak

Laboratuvarda Zamanı Geri Sarmak

1990’lı yıllardan bugüne tanıdığım, özel sektörde ve sivil toplumda zaman zaman yollarımızın kesiştiği Sevgili Cenk Tezcan’ın “Yaşam Süresi: Neden Yaşlanıyoruz ve Neden Yaşlanmak Zorunda Değiliz?” adıyla yaptığı kitabın çevirisinde; “Longevity (Uzun Yaşam) bir çılgınlık mı, yoksa yeni bir tıp paradigması mı” sorusu soruluyor.

Bu hafta uzun yaşam ile ilgili farklı bir yaklaşımı paylaşmak istiyorum. Bu farklı yaklaşım, David Sinclair ile Matthew PaPlante’nin birlikte yazdığı “Lifespan: Why We Age—and Why We Don’t Have To?” adlı kitapta anlattıklarıyla ilgili olacak. Başlık, bu kitaptan alındı. 1990’lı yıllardan bugüne tanıdığım, özel sektörde ve sivil toplumda zaman zaman yollarımızın kesiştiği Sevgili Cenk Tezcan’ın “Yaşam Süresi: Neden Yaşlanıyoruz ve Neden Yaşlanmak Zorunda Değiliz?” adıyla yaptığı kitabın çevirisinde; “Longevity (Uzun Yaşam) bir çılgınlık mı, yoksa yeni bir tıp paradigması mı” sorusu soruluyor.

Tıp Doktoru olan Futurist Cenk Tezcan, geçtiğimiz hafta yaptığı sosyal medya paylaşımıyla 2022’de çevirisini üstlendiği bu kitaptaki bilgileri bir bülten serisine dönüştürdüğünü aktarıyor https://tr.linkedin.com/posts/cenktezcan_drcenktezcan-lifespan-yasamdöngüsü-activity-6919205920690348032-DwHD). Bu paylaşımı okuyunca, merakla hemen kitaba ulaşmaya çalıştım.

Kitabı aktarmaya başlamadan önce, Cenk Tezcan’ın “65 yaşımda hem sağlık, hem performans anlamında kırklı yaşlarımı yaşıyorum” tespitinin özellikle altını çizerek başlamak isterim.

Bilgi Kaybı

Bu Pazar dördüncüsü yayınlanan ilk bölümde Cenk Tezcan; yaşlanmayı bir hastalık olarak görmenin neyi değiştireceğinin, hücrelerin bilgi kaybının nasıl önleneceğinin, laboratuvarda zamanı geri sarmanın mümkün olup olmadığının sorgulandığını belirtiyor. Yaşlanmanın bir kader olmadığı ara başlığıyla, saçların beyazlayacağı, cildin kırışacağı, reflekslerin yavaşlayacağı doğal süreçte, “yaşlanma ya o kadar da kaçınılmaz değilse” sorusunun Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. David Sinclair tarafından sorulduğunu yorumlayarak devam ediyor. Sinclair söylediğinin basit ama devrimsel olduğunu, “yaşlanmanın, kaçınılmaz bir biyolojik çöküş değil, geri döndürülebilir bir bilgi kaybı olabileceğini” ifade ediyor.

TIME dergisinin “Dünyadaki En Etkili 100 Kişisi” listesindeki Sinclair kitabında, hücrelerimizin zamanla eskimelerinden değil; sahip oldukları bilgiyi doğru kullanamadıkları için yaşlandığını iddia ediyor, sorunun zaman değil bilgi olduğunu belirtiyor. Hücrelerin genç yaşlarda  bildiği ama yaşlandıkça bozulan biyolojik hatırlama sisteminden söz ederek, CD benzetmesiyle üzerine çizikler geldikçe müzik bozulur ama bilginin halâ diskin içinde durması örneğiyle yaşlanmanın bu çiziklerin toplamı olduğunu aktarıyor. Hatta, yaşlanmanın tedavi gerektiren biyolojik fonksiyon bozukluğu olduğu görülmezse değiştirilemeyeceğini belirtiyor.

Bunları okurken, ülser tedavisinde bizim öğrenciliğimizde bilinmeyen ve dolayısıyla mezun olduktan sonra öğrendiğimiz antibiyotik tedavisi aklıma geldi. Gerçekten de, sadece öğrenci olunan dönem ile hekimlik yapılan tek bir dekatlık dönem sonrasında bile, tıp dünyasında tedaviden korunmaya, tedavi içeriğinden kişilere sağlığını yönetme bilinci kazandırmaya kadar pek çok yeniliğin geldiğini unutmamak gerekir.

Gelelim hücrelerin unutkanlığı olarak adlandırılan benzetmeye… Sinclair’e göre, hücrelerin içindeki genlerin çalışma sıralamasının bozulması; fonksiyonlarını azaltabilir, onarım sürecini yavaşlatabilir ve böylece yaşlanmayı başlatabilir. Sinclair, hücrelere gençlikteki durumunu hatırlatmayı öneriyor, laboratuvar deneylerinden söz ediyor. Sinir hücrelerini yeniden programlayarak görme yetisini kaybetmiş farelere kısmen görmenin kazandırılması örneğinden yola çıkılarak, insan deneyleri için FDA onayı alınmasının “laboratuvar şartlarında zamanı geri sarmak” olabilir mi sorusunu soruyor?

Jeopolitik Müzakereciler Gibi CEO’lar

Tam bu noktada, 10 gün kadar önce rastladığım “How Patients Will Be Treated in 2035”, Hastalar 2035’te nasıl tedavi edilecek? adlı yayında yer alan ana başlıklardan söz etmek isterim (https://claude.ai/public/artifacts/18b69d31-e1c5-4c37-8664-b96af9a260e6).

Yayında, sağlık sistemi her zamankinden de hızlı geliştiği ifadesiyle, 2035’de hastanelerin tedavi merkezi olmanın yanı sıra veri odaklı karar merkezleri haline geleceği öngörüsünde bulunuluyor. Bu kapsamda; yapay zeka desteğiyle belirtiler ortaya çıkmadan hastalıkları tespit edeceği, her bireyin “dijital ikizi” ile klinik kararların müdahale öncesi simülasyona imkan tanınacağı, biyosensörlerle kronik durumların gerçek zamanlı olarak sürekli izleneceği, ve kişiselleştirilmiş ilaç üretimiyle standart tedavilerin yeniden tanımlanacağı sıralanıyor. Yani, sağlık hizmetlerinin geleceğinin süreç gerçekleşmeden öngören akışa yönleneceği belirtiyor.

Erken teşhis çalışmalarında yapay zekânın, teşhislerin yüzde 72’sinde ilgililerinden daha iyi sonuç aldığının, bu bağlamda 2035 yılına kadar küresel dijital sağlık pazarının da 13 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğine dikkat çekilen yayında ilginç de bir benzetme var; önümüzdeki on yılda, sağlık hizmetlerinin “bir şey bozulana kadar bekle, sonra tamir et” yaklaşımının, atla yapılan ev ziyaretleri kadar eski moda görüneceği örnekleniyor. Gelecek olan şey, çoğu insanın fark ettiğinden daha hızlı, daha kişisel ve daha radikal olabilecek…

Sağlık Dayanıklılık İçin Bir Altyapı

Son olarak, 2026 Davos’dan bir makaleden söz edeceğim. “Yaşam Bilimlerinde Temel Trendler 2026” başlıklı (https://www.porsche-consulting.com/international/en/article/key-trends-life-sciences-davos-2026) adlı makale, küresel sağlık sektörünün nasıl değiştiğini ve  sektör liderlerinin ne yapması gerektiğini anlatıyor.

Egemen altyapı olarak sağlık alt başlığıyla, Hükümetlerin artık sağlığı, tarihsel olarak enerji veya savunmaya davrandıkları gibi, ulusal rekabet gücü ve jeopolitik dayanıklılık için gerekli egemen bir altyapı olarak ele aldıkları anlatılıyor. Almanya, ABD, Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde, yerli üretime, stratejik stoklara, genomik egemenliğe ve yerel araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) teşviklerine büyük yatırımlar yapıldığı belirtiliyor. Bu çabaların, sanayi politikasının çok ötesine uzandığı ve küresel ilaç sektörü için etkileşim kurallarını yeniden tanımladığı ifade ediliyor. CEO’ların giderek jeopolitik müzakereciler gibi davranarak, fiyatlandırma, deneme hızlandırma, yerel üretim zorunlulukları ve tedarik güvencesi konularında hükümetlerle doğrudan görüştüklerini Davos’ta ortaya konulduğu yazılıyor. Ülkelerin ve blokların artık farklı hızlarda, beklentilerde, veri normlarında ve pazar erişim gereksinimlerinde faaliyet gösterdiği vurgulanarak, yeniden yapılanmanın, bilimsel buluşların nerede yapıldığını değil, hastalara nerede ulaşabileceğini de belirlediğine dikkat çekiliyor.

Makale ilk maddesinde stratejik altyapı olarak sağlıktan söz ederken, yapay zekayı; klinik, üretim ve operasyonel iş akışlarına entegre eden bir yapı olarak tanımlamaktadır. Hatta, birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve iş gücü eksikliği olan bölgelerde en hızlı etkiyi göstereceğine değinmektedir. Bunu da, iş gücü eksikliği, yenilik, altyapı boşlukları yerine yetenekli mühendisler ve sağlık profesyonellerinin sınırlı bulunabilirliği nedeniyle stratejik bir erişim olarak göstermektedir. Artan sağlığa erişim boşluklarının, sağlık sistemlerine güveni korumak için kapsayıcı modellere ihtiyaç olduğundan yola çıkarak

Açıklanan tüm bu değişim eğilimini, sektör liderleri için acaba şöyle mi okumalıdır? Karar vericiler, o ülkeye ait ortaklık modelleri tasarlayarak küresel yansımalarını da oyun planlarında dikkate almalı, bunları yapısal gereklerle bir stratejiye dönüştürerek uygulamalıdır. Bu durum, ülke çapındaki sağlık gündemleriyle uyumlu olmayı ve bunu kararlarına entegre etmeyi gerektirecektir.

Sağlık açısından bakıldığında da, sonuçta yazılanların önemli bulduğunuz bölümlerini tekrar okuduğunuzda; artık sadece  tedavi değil, risk ve onun olmasını önlemeye odaklı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu görülüyor. Konunun en az sağlık hizmet sunumu kadar ilaç sektörü ile sağlık sigortacılığını da ilgilendirdiği gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla, klasik sağlık sigortacılığından, yani “bozulana kadar bekle, sonra tamir et” yaklaşımından, “koruyan ve geliştiren” yaklaşıma değişmesine önem verenler, öncü olma avantajını yaşayacaklar ve sigortalılarıyla yenilikçi vizyonun karşılıklı güvenini paylaşacaklardır.

Uzun Ömür Tıbbı

Uzun Ömür Tıbbı

Yeni yılın en dönüştürücü akımlarından birinin, “uzun ömür tıbbı”nın meşru bir tıp uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor. Giderek hastalıkları tedavi eden geleneksel yaklaşımların ötesine geçen uzun ömür yaklaşımı, yaşlanmanın temel mekanizmalarını gündeme taşıyarak sağlıklı geçen ömrü uzatmaya odaklandığına değinilmektedir.

Sevgili Dostum Ufuk Eren sosyal medyasında yeni yılın ilk günlerinde, çok ilgimi çeken bir içerik yayınladı. Volitan Global’den birkaç gün önce yayınlanan “Healthcare Innovation: Revolutionary Teknologies Reshaping Medicine” adlı raporu özetleyen içeriğin başlığı, “2026’da Sağlık Hizmetleri: Yenilikten Etkiye”.

Bir önceki yazımda, bir kaç hafta yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma konusunu paylaşmak istediğimi ve Türkiye örneklerine değineceğimi aktarmıştım.

İşte yeni yılın bu ilk yazısında, konuyla ilgili bu rapordan bazı alıntıları paylaşmak istiyorum (https://www.linkedin.com/pulse/2026-healthcare-innovation-revolutionary-technologies-reshaping-koxtf).

Sağlığa Sunulan Teknoloji Fırsatları

Rapor, teknolojinin hastalıkların teşhisten hizmet sunumuna kadar sağlık hizmetlerinin her alanını yeniden yapılandırıldığından söz ederek başlıyor. Liderler, politika yapıcılar ve uygulayıcılar için en büyük zorluğun; hasta bakımını, etiği ve insani bağı teknolojik ilerlemenin merkezinde tutarak bu yeniliklerden sorumlu olacağı vurgulanıyor.

Sağlık hizmetlerinin, çığır açan teknolojiler ve yenilikçi yaklaşımlar sayesinde derin bir dönüşüm geçirdiği, bunların benzeri görülmeyen fırsatlar olduğu sıralanıyor.

Fırsatlar arasında;

  • yapay zeka,
  • biyoteknoloji ve dijital sağlığın birleşimi,
  • hasta sonuçlarını iyileştirmek,
  • bakıma erişimi artırmak ve
  • hastalık önleme ile
  • tedavi yaklaşımlarımızda yenilikçi yaklaşımlar gibi kavramlar yer alıyor.

“Uzun Ömür Tıbbı” ve Senolitikler

Sadece yeniliğin yeterli olmadığından söz edilirken, teknolojilerin etik, adil ve düşünceli bir şekilde uygulaması, güven, veri bütünlüğü gibi kavramlar ile odağında insan olması ısrarla belirtiliyor.

Hatta yeni yılın en dönüştürücü akımlarından birinin, “uzun ömür tıbbı”nın meşru bir tıp uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor. Giderek hastalıkları tedavi eden geleneksel yaklaşımların ötesine geçen uzun ömür yaklaşımı, yaşlanmanın temel mekanizmalarını gündeme taşıyarak sağlıklı geçen ömrü uzatmaya odaklandığına değinilmektedir.

Biyolojik yaşın biyobelirteçleri arasındaki ilişkinin erişilebilir hale gelmesinin, bireyler ve doktorlarının yaşlanmayı izlemeleri ve müdahalelerin etkisini ölçmelerine fırsat sağladığı ifade ediliyor. Şirketlerin, yaşlanmış hücreleri temizleyen “senolitikler” ve yaşlanmanın temel özelliklerini hedefleyen terapötikler geliştirdiği anlatılmaktadır.

Değişimin sağlık hizmetlerinin temelden yeniden kavramsallaştırılmasını temsil edeceği de belirtilmektedir. Bu da, sağlıkta gerilemeyi yönetmekten, uzun ömrü ve canlılığı aktif olarak teşvik etmeye doğru bir geçiş olarak tanımlanmaktadır. Böylece bu alana yapılan yatırımın, uzun ömür tıbbının önleyici sağlık stratejilerinin giderek daha önemli bileşen haline geleceği savunulmaktadır.

Bu arada; yapay zekanın hasta yolculuklarını yönettiğinden, CRISPR’in laboratuvardan kliniğe taşındığından, GLP-1 tedavilerinin metabolik sağlığı yeniden şekillendirdiğinden, dijital tedavilerin geri ödeme kazandığından, sanal hastane bakımın standart haline geldiğinden de söz ediliyor.

CRISPR, İngilizce Clustered Regularly Interspaced Short Palindromic Repeats kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçe’de henüz tam bir çevirisi olmamakla birlikte “Düzenli Aralıklı Palindromik Tekrar Kümeleri” şeklinde çevrilmektedir. DNA dizilimleri kümesidir. Düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri (CRISPR), kısa tekrarı baz dizileri içeren prokaryot DNA segmentleri olarak anlatılır.

Kan şekeri düzenlemesinde GLP-1’in rolü, kan şekeri düştüğünde oluşan ve dengeleyici bir hormon olarak uygulanan ilaç tedavisidir. Tip 2 Diyabet hastalığında sıklıkla tercih edilir, HbA1c değerlerinin düşmesine yardımcı olur.

Daha detaylı bilgilenme için, Volitan Global’in kaynak listesi ilk sıradaki raporu okumanızı tavsiye ederim (https://www.forbes.com/sites/bernardmarr/2025/10/27/the-8-biggest-healthcare-technology-trends-to-watch-in-2026/).

Türkiye’de Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl

Lifespan ve Healthspan, yani yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma, kavramlarına değindiğim 31 Aralık tarihli 2025 yılındaki son yazımda, dünya ülkeleri deneyimlerini aktarmış, Türkiye örnekleriyle devam edeceğimi belirtmiştim.

TÜİK Hayat Tabloları, 2022-2024 çalışmasına göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıl oldu (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081).

Sağlıklı yaşam süresi, belirli bir yaştaki kişinin günlük yaşamını sınırlandıran bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanır. Aynı çalışmada, Türkiye’de sağlıklı yaşam süresi doğuşta 57,6 yıl olarak belirtilmektedir.

Önümüzdeki hafta, bu konuyu hem daha detaylı olarak ele almak hem de Haydar SUR Hoca’nın bu konuların ekonomik boyutu ile maliyet avantajlarına ilişkin oluşturacağı fayda yaklaşımlarını paylaşacağım.

Değişik Bakanlıklar ve özel sektörde tartışmaları süren Uzun Süreli Sağlık Sigortacılığı hazırlıklarından bağımsız olarak, sağlıklı yaşlanma konusundaki Sağlık Bakanlığı Türkiye örneklerine değinmek istiyorum. Bunlar 4 ana başlıkta toplanmaktadır;

  1. Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı
  2. Evde Sağlık Hizmetleri Yönetimi
  3. Yaşlı Destek Programı (YADES)
  4. e-Nabız tabanlı bireysel sağlık takip sistemleri

Sağlık Bakanlığı uygulamaları içinde; evde sağlık hizmetleri sistemi (ESHS) ile yaşlı, yatağa bağımlı veya kronik hastalığı olan bireylere evde doktor, hemşire, fizyoterapist destek sağlanması sayılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi ile ilaç hatırlatıcılar, günlük adım takibi, tansiyon, glukoz, EKG verilerinin doktorla paylaşılması, yaşlı bireyler için risk bazlı uyarı algoritmaları sıralanmaktadır.

Sağlık Bakanlığı Yaşlı Sağlığı İzlem Programları kapsamında; Aile Sağlığı Merkezleri’nde yaşlı bireyler için yapılan bilişsel fonksiyon testleri, düşme risk değerlendirmesi, beslenme durumunun izlenmesi ile Yaşlı Destek Programı (YADES) yoluyla sosyal izolasyona karşı ev ziyaretleri, akıllı bileklik ve sensör dağıtımı, evde bakım ve tele-izlem hizmetleri verilmektedir.

Sağlık Bakanlığı Huzurevlerinde Dijital İzleme Sistemleri ile düşme tespit sensörleri, akıllı oda takibi, ilaç yönetimi için barkod sistemi, tele-konsültasyon odaları bulunmaktadır.

Geçen yazımda da sözünü ettiği gibi Haydar SUR Hoca, tüm bunlara ek olarak, Ulusal Yaşlı Dijital Sağlık Platformu kapsamında; e-Nabız altyapısına entegre; yaşlılara özel mobilite analizi, demans erken uyarı sistemi, ilaç uyum analizlerinin yapılabileceğinden söz etmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin artıran robotik üretim kapasitesi ile rehabilitasyon robotları, yaşlı destek robotları, evde fiziksel aktivite robotları ve ayrı bir başlık olarak riskli bölgelerde yaşayan yaşlılara ücretsiz sensör dağıtımının da düşünülebileceğini gündeme getirmektedir.

Birlikte Eskimek Çok Güzel Eksilmedikçe

Birlikte Eskimek Çok Güzel Eksilmedikçe

2026 yılına girerken yeni duyduğum bu sözü başlık yapmak içimden geldi. Daha önce duymadığım bu sözün sahibine yönelik farklı bilgilerle sizleri yormayacağım. Sadece kayıtlarda sözün sahibinin çoğunlukla Nazım Hikmet olduğunun yazdığını aktaracağım. Güzel ve anlamlı bir söz, söyleyenin ağzına sağlık.

2026 yılına girerken yeni duyduğum bu sözü başlık yapmak içimden geldi. Daha önce duymadığım bu sözün sahibine yönelik farklı bilgilerle sizleri yormayacağım. Sadece kayıtlarda sözün sahibinin çoğunlukla Nazım Hikmet olduğunun yazdığını aktaracağım. Güzel ve anlamlı bir söz, söyleyenin ağzına sağlık. Bu konuyu, hepimizin bir yaş daha almak üzere olduğu yılın bu son gününe, özellikle ertelemiştim. Sizlerle bu haftadan itibaren bir kaç hafta paylaşmak istediğim konu, yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma.

Kasım ayında bir sunumunda, Sağlık Yönetiminin Üstat Hocası Prof. Dr. Haydar SUR’un grafikle açıkladığı bu ilişki; orta ve üstü yaş grupları için çok iyi bilinmesi ve yönetilmesi gereken bir konu…

Hatta, Sevgili Haydar SUR, geleceğe yön verecek güzel bir tespitiyle sunumunu tamamlamıştı; “Sağlıkta sürdürülebilirlik, yeniliği değerle birleştiren yöneticilerin omuzlarındadır”

Lifespan ve Healthspan ile 12 Trilyon Dolar Büyüklük Ekleme

Lifespan ve Healthspan kavramları son yılların önemli bir gündem maddesi oldu. Yani, yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma.

Hızla yaşlanan dünya nüfusu, sağlıklı yaşlanma konusunu, ulusal ölçekten küresele taşıdı. Öyle stratejik bir konu oldu ki, yaşlanma ile birlikte artan kronik hastalık yükü, sağlığa finansman ve hizmet açısından erişimi zorlaştırdı, maliyetleri öngörülemez hale getirdi. Buna, teknolojik yeniliklerin getirdiği kolaylıkların maliyetlerini de eklediğinizde, gerçekten de öngörülemez ekonomik büyüklüklere ulaşıldı. Giyilebilir izleme cihazları, yapay zekâ destekli tanı sistemleri, tele-tıp uygulamaları, robotik bakım çözümleri ve dijital terapötik yaklaşımlar sadece ilk anda akla gelen sağlıklı yaş almayı destekleyici güçlü araçlar…

Birleşmiş Milletler 2023 yılı projeksiyonlarına göre, 65 yaş üstü nüfus 2050 yılına kadar dünya genelinde iki katından fazla artacak. Dünya Sağlık Örgütü, sadece 2030 yılında 1.4 milyar kişinin 60 yaş üstünde olacağını öngörüyor (WHO Ageing and Health Fact Sheet). TÜİK, Türkiye’de 2023 itibarıyla yüzde 10’un üzerine çıkan yaşlı nüfus oranının halen de artmaya devam etmekte olduğunu yayınlıyor. Ortalama yaşam süresindeki artış, doğaldır ki olumlu ama “sağlıklı yaşam yılı” ile artışı aynı oranda değil ne yazık ki…

McKinsey Global Institute tarafından yayınlanan Prioritizing Health Report, sağlıklı yaşlanma ile 2040 yılında küresel ekonomiye 12 trilyon dolar eklenebileceği öngörüsünde bulunuyor.

Fonksiyonel Kapasitenin Korunması

Beard ve arkadaşları, 2016 yılında “amacın, yalnızca uzun yaşamak değil, fonksiyonel kapasitenin korunduğu, bağımsız ve kaliteli bir yaşam sürecinin desteklenmesi” olduğunu savunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre amaç, 2020 yılında, bireylerin yaşlanırken işlevselliklerini sürdürmesini sağlayan bir süreç olarak tanımlanıyor. İşlevselliği de; fiziksel kapasite, bilişsel performans, duygusal denge ve sosyal katılım gibi boyutlarla açıklıyor.

Otörlere göre yaşlanma, bilimsel olarak; hücre yaşlanması ve telomer kısalması (Blackburn, 2018), mitokondriyal disfonksiyon, inflamatuar yaşlanma (Franceschi & Campisi, 2014), epigenetik değişiklikler ile moleküler hasar birikimi gibi faktörlerin kombinasyonu olarak tanımlanıyor.

Christensen ve arkadaşları, sağlıklı yaş almanın; birbirine yakın oranlarla genetik, davranışsal, çevresel ve sağlık sistemine erişim ile sosyoekonomik koşulların etkileşimine bağlı olduğunu belirtmektedir.

Uzmanları, kişinin sağlığını yönetme bilinciyle yerine getirmesi gereken koruyucu faktörler olarak ise;

  • Düzenli fiziksel aktivite,
  • Akdeniz diyeti örneği gibi dengeli beslenme,
  • Sosyal bağlantılar,
  • Uykunun düzenlenmesi,
  • Pozitif psikoloji ve stres yönetimi,
  • Sağlık hizmetlerine eşit erişim,
  • Bağımlılıktan uzak durma

gibi ana başlıkları saymaktadır.

Dünya Örnekleri

Japonya’da öne çıkan uygulamalar arasında PARO Terapi ve Robear Hasta Kaldırma Robotları ile Akıllı Ev Yaşlanma Sensörleri görülmektedir.

PARO Terapi Robotu ile demans hastalarında stres, huzursuzluk ve depresyonu azaltan, sosyal etkileşimi güçlendiren etkiler izlenmekte ve 30’dan fazla ülkede kliniklerde kullanılmaktadır.

Robear Hasta Kaldırma Robotu; hastayı yataktan sandalyeye güvenli şekilde transfer edebilenn, hemşirelik hizmetleri yükünü azaltan becerileriyle, yaşlı bakım evlerinde pilot uygulamalarda yararlanılmaktadır.

Akıllı Ev Yaşlanma Sensörleri ise özellikle yalnız yaşayan yaşlıların hareket, gaz/su sızıntısı, düşme ve rutin aktivitelerini izleyen geniş bir nesnelerin interneti (IoT) sistemi olarak değerlendirilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri örnekleri arasında;

HealthKit ve giyilebilir cihaz ekosistemi,

Ageing Analytics Programları,

TeleHealth Yaşlı Bakım Programı ve

Alexa Care Hub sıralanabilir.

HealthKit ve giyilebilir cihaz ekosistemi kapsamında; kalp ritmi, EKG, uyku, mobilite ölçümleri yaşlı bireylerin sağlık yönetiminde yaygın şekilde kullanılmaktadır. ABD Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), bu verilerin kronik hastalık yönetiminde kullanılabileceğini de raporlamaktadır.

Ageing Analytics Programları ile gelişmiş yapay zekâ algoritmaları ile demans erken teşhisi için MRI analizleri yapılmaktadır.

TeleHealth Yaşlı Bakım Programında da evden çıkamayan yaşlı hastalara sürekli uzaktan sağlık izleme ve tele-konsültasyon sunulmakta, hastaneye tekrar yatan hasta oranları yüzde 30’a kadar azalmaktadır.

Alexa Care Hub ile sesli komutla günlük yaşam desteği, ilaç hatırlatma, acil durum çağrısı ve yaşlı birey için rutin takip gibi hizmetler verilmektedir.

Hollanda’nın Hogeweyk Demans Köyü, dünyada bir ilktir. Demans hastaları için yaşam ortamı tamamen doğal bir mahalle olarak tasarlanmıştır. Köyde teknoloji gizlenmiş şekilde yerleştirilerek güvenlik ve özgürlük birlikte sağlanmaktadır.

Danimarka’nın TeleCare Nord uygulamasında; Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalıkları (KOAH) ile hipertansiyon hastalarının uzaktan izlendiği, devlet destekli ulusal tele-sağlık programıyla hastane başvurularında önemli düşüşler sağlanmıştır.

İngiltere’de NHS Dijital Yaşlanma Programı ile yaşlılara özel mobil uygulama kütüphanesi, düşmeyi önleme sensörleri, uyku-bozuklukları mobil izleme sistemleri kurulmuştur.

Güney Kore’de CareBot ve Ulusal Akıllı Ev Projeleri yapılmaktadır. CareBot ile yaşlı bakım evlerinde kullanılan robotik yardımcı, oda içi riskleri analiz edip uyarı vermekte, bilişsel egzersizler sunmaktadır. Ulusal Akıllı Ev Projelerinde ise yaşlılar için ücretsiz akıllı sensör dağıtımı yoluyla düşme, hareketsizlik ve acil durum anında anında sağlık ekiplerine bildirim sistemi kurulmuştur.

Türkiye örnekleriyle yeni yılda da devam edeceğim.

Başladığım gibi “Birlikte eskimek çok güzel, eksilmedikçe” sözü ile bitirmek istiyorum, 2026 yılında da yine hep birlikte bir yıl daha sağlıkla mutlulukla eskimeyi diliyorum.

Sağlık Hizmetleri Fiyatları, Ne Kadar Gerçekçi?

Sağlık Hizmetleri Fiyatları, Ne Kadar Gerçekçi?

Sağlık finansmanında her şey primlerle karşılanamayacağı gibi, geri ödeme yöntemlerinde de tek bir doğru yoktur. Hem finansman kaynaklarını hem de geri ödeme yöntemlerini çeşitlendirmek gerekir. Çünkü, doğrular her hizmet için aynı olmayabilir. Önemli olan, rasyonel bir bakışla hizmete göre en doğru yöntemi, ekosistemdeki ilgili paydaşların görüş ve önerilerini de alarak belirlemektir. Örneğin, son yıllarda pilot uygulamalarla dünyada hızla yaygınlaşan değer temelli sağlık hizmeti yaklaşıma aşamalı olarak geçmekte yarar olacaktır.

Son yazımı takip eden hafta, 18 Aralık Sağlık Yöneticileri Günü kutlandı. Öncelikle buna değinerek başlamak istiyorum. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da birçok kurum ve üniversitede, özellikle öğrencilerin düzenlediği ve bir kısmına onur duyarak katılabildiğim bu etkinliklerde, sağlık ekosisteminin üst düzey yöneticileri çok değerli bilgi ve deneyim paylaşımında bulundu.

Öncelikle, bir Sağlık Yönetimi akademisyeni olarak, 18 Aralık Sağlık Yöneticileri Günümüzü içtenlikle kutluyorum.

Neden Sağlık Yöneticileri Günü

Tarihçesine baktığımızda, 1963 yılının 18 Aralık tarihinde, sağlık kurum ve kuruluşlarına profesyonel yönetici yetiştirilmesi amacıyla, Sağlık Bakanlığı’nda ülkemizin ilk Sağlık İdaresi Yüksek Okulu kurulduğunu görüyoruz. 1970 yılında Hacettepe Üniversite Senatosu kararıyla Üniversite’de Hastane İdaresi Yüksek Okulu ile 1975 yılına kadar ilk lisansüstü eğitimler verilmiştir. 1975 yılında ise Hacettepe Üniversitesi’ndeki bu program lisans düzeyinde eğitime de açılarak okulun adı “Sağlık İdaresi Yüksek Okulu” olarak değiştirilmiştir.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı okul ile Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı iki okul, 20 Temmuz 1982’de tek bir okul olarak Hacettepe Üniversitesi’nde  birleştirilmiştir. 2006 yılında ise bugün halen bazı Üniversitelerde olduğu gibi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’ne (İİBF) “Sağlık İdaresi Bölümü” olarak bağlanmıştır. Bazı Üniversitelerde ise Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Sağlık Yönetimi Bölümü olarak faaliyet göstermektedir.

Sağlık Yönetimi lisans müfredatı içinde; Temel Sağlık, Tıbbi Terminoloji ve Hastalıklar Bilgisi, Sağlık Hukuku, İlk Yardım ve Acil Sağlık Hizmetleri, Sağlık Kurumları Yönetimi ana çerçevesiyle birlikte Sağlıkta İnsan Kaynakları, Maliyet ve Finansal Yönetim, Tıbbi Kayıt ve Hastane Otomasyon Sistemleri, Sağlık Ekonomisi, Sağlık Sosyolojisi, Hasta ve Çalışan Güvenliği, Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigorta Sistemleri, Halk Sağlığı, Biyoistatistik, Epidemiyoloji gibi dersler yer alır.

“Okul Bitince Hastane Müdürü Olmak”

Öğrenciler hastaneler, sağlık sigortası şirketleri, ilaç firmaları, medikal firmalar, sağlık bilişimi firmaları, akademi gibi sağlık yönetiminin makro ve mikro düzeyinde önce staj yapmakta mezuniyet sonrası da görev almaktadır. Son yıllarda, kendi yatırımını yapan girişimciler içinden de bu eğitimi almış olanlar bulunmaktadır. Sağlık kurum ve kuruluşlarına profesyonel olarak liderlik yapabilmek, çok yönlü bilgi, deneyim ve yönetsel yetenek gerektirir. Geçmişte kalan “mezunların sadece hastane müdürü olacağı” bakışı artık gülümsemeyle anılmaktadır. Müdürlük bir görev unvanı olduğu için, okuldan müdür olarak mezun olunmayacağı yaşanarak öğrenilmiştir.

Hepimizin bildiği gibi, sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir. Ekibin bileşenleri de sağlık çalışanlarıdır. Hizmetin amacına uygun biçimde sunulması, sağlığın farklı alanlarında eğitim görmüş profesyonellerin, bu ortak amaç doğrultusunda çalışmasıyla mümkün olabilmektedir. Sağlığın çok boyutlu özelliğinden kaynaklanan ayrıcalığı, eğitim programlarına duyulan ihtiyacı da beraberinde getirmektedir. Sağlık yöneticileri bu ekibin vazgeçilmezidir. Doğru işi yaparken, işini de doğru yapan ve yaptıran sağlık yönetimi eğitimi almış yöneticilerin, sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte sektörde kalıcı izler bırakan katkılara neden olmaktadır. Dünün bugünün ve yarınların sağlık yöneticileri, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlayan bu bakışlarıyla; üretime, kalkınmaya, toplum refahına doğrudan müdahaleyi de doğurmaktadır ve buna devam edecektir.

Reel Kur İlan Edilen Kur Farkı

Geçtiğimiz haftanın bir önemli gelişmesi de, sağlık hizmet fiyatlarına yönelik iki önemli düzenlemenin yapılmış olmasıdır. Bunlar; ilaç fiyatlandırmasında uygulanan referans fiyatlandırmanın temel unsurlarından olan Avro kurunun Türk Lirasına çevrilmesine ilişkin düzenleme ile Sağlık Uygulama Tebliği düzenlemesidir. Bu hafta, sıcağı sıcağına, bu düzenlemeler ve sektördeki izlenimleri de paylaşmak ihtiyacı duydum.

Önce ilaç fiyatlandırmasından başlamak isterim. Türkiye’de uygulanan referans fiyatlandırma sisteminde, özellikle 2015 yılı sonrasında yapılan değişiklikler sonucunda gelinen noktada, ilaç fiyatlama modelinin, genellikle kırılgan bir yapı sergilediği sektörde hep tartışılmaktadır. Referans fiyat sisteminin en temel dayanağı olan Avro kurunun Türk Lirasına çevrilme işleminde de, sektörün yıllardır savunduğu bazı tespitler vardır. Bunların özü, Türkiye’deki hastaların yenilikçi ilaçlara erişimine yönelik darboğazlara dayanmaktadır. Bir yandan yenilikçi ilaçlara ulaşımdaki sıkıntıların doğduğu, diğer yandan ilaçların kontrolsüz başka ülkelere çıkışına neden olduğu iddia edilirken, bu durumun üçüncü ülkeler tarafından referans alınmaya, hatta sahte ve kaçak ilaç gibi öngörülemeyen birçok olumsuzluğa da yol açtığı savunulmaktadır. Sonucunda da, ilaç sektöründe sürdürülebilirlik konusunun gündeme geldiği ifade edilmektedir. Her düzeyde tartışılan bu konunun, aynı yıl içinde ikinci bir kur düzenlemesi yapılması talebi ile aktarılmasına rağmen, böyle bir düzenlemenin ekonomi politikaları gereği hayata geçirilemediği bilinmektedir. 2025 yılında geçerli olan kur ayarlaması, 24 Ekim 2024 tarihli ve 32702 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar” ile düzenlenmiştir. 25 Ekim 2024 itibarıyla yürürlüğe giren bu döviz kuru, yüzde 23,5 oranında artırılmış haliyle 21,67 TL olarak belirlenmiştir. O gün için Avro kuru; alışta 37.16 TL., satışta 37.19 TL idi. İlan edilen kurun reel kura oranı, yüzde 58,13’dü.

Bu düzenlemeden 14 ay sonra, 19 Aralık 2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yeni düzenleme ile beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında esas alınacak Avro değeri yüzde 16,9 oranında artırılmış ve yeni Avro kuru 25,33 TL olarak açıklanmıştır. Bu düzenlemenin yayımlandığı tarih itibarıyla reel Avro kuru ise 50,12 TL. olarak kayıtlardadır. Dolayısıyla,  geçtiğimiz hafta ilaç fiyatlandırmasında kullanılan Avro değeri reel kurun yüzde 50,54’ünü karşılamaktadır.

10 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu kararı yayımlandı (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251210-9.pdf). Yapılan SUT düzenlemesiyle ilgili olarak bir haber sitesinin isteğiyle yaptığım değerlendirmelerimin bir kısmını burada da paylaşmak isterim (https://www.finansingundemi.com/haber/sgk-sut-tarifelerini-guncelledi-hastaneler-ve-hastalar-icin-ne-degisecek/1878011).

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hastane, eczane gibi sağlık hizmet sunucularına geri ödeme mekanizmalarının dayanağı, Sağlık Uygulama Tebliği’dir (SUT). Yani SUT, kamu sağlık sigortacılığı fiyat listesidir.

SUT fiyatlarındaki artışlar, klinik ve mali etkiye göre SGK tarafından düzenlenir. 5510 sayılı Kanun’da tanımlanan Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu bu konuda en üst karar vericidir. SGK kurulduğundan bu yana  fiyatların maliyetleri karşılamadığı her zaman ve zeminde söylenmektedir.

Her hangi bir sağlık hizmetinin fiyat artışı veya SUT içine yeni eklenmesi söz konusu olduğunda, maliyet etkisi yani bütçeye getireceği yük karar vericiler için belirleyici olmaktadır. Bütçe büyüklükleri ile düşünmek zorunda olan karar vericiler için bundan daha doğal bir ölçüt de zaten yoktur.

SUT fiyatlarında hizmete göre değişen bazı işlem oranları artışları şu şekildedir;

Yoğun bakım yüzde 55,

Acil hemodiyaliz yüzde 35,

Muayene yüzde 30,

Kemoterapi yüzde 20,

Yatak Hizmetleri yüzde 20,

Laboratuvar yüzde 10,

Malzeme grubunda yapılan bazı artış yüzde oranları ise şu şekildedir;

Beyin cerrahisi yüzde 35-40,

Ortopedi yüzde 30,

Omurga cerrahisi yüzde 30,

Kardiyoloji yüzde 10,

Kalp damar cerrahisi yüzde 10.

Sadece enflasyon etkisiyle değil, Fiyat Tarifesi kapsamında geri ödenen her türlü sağlık hizmetinin maliyeti karşılamaması durumunda, ilgili hizmet sunucular doğaldır ki zarar ederler.  Zarar eden kurum ise ya zararını hastadan fiyat farkı gibi yollarla kapatmak isteyecektir ya da sağlık hizmeti vermeyi bırakmak zorunda kalacaktır.

Her türlü maliyeti kendi üstlenen özel sektör açısından zarar daha yüksek olarak değerlendirilebilir. Kamu hastaneleri olan Sağlık Bakanlığı ve Üniversite Hastaneleri ise zarar etseler bile, kamusal sorumlulukları gereği hizmetlerini devam ettireceklerdir. Özellikle yapısı nedeniyle Üniversite Hastanelerinin hizmet maliyetleri her zaman, diğer hastanelere göre daha yüksektir.

Her iki durumda da, yapısal riskler doğabilir. Sağlık hizmeti alıcısı olan kişiler (genel anlamda hastalar); ya imkanı varsa cepten ödeme yapabilir ya da hizmete ulaşmakta sıkıntı çekebilir.  Cepten ödemede de kişilerin ödeyebileceği geliriyle ilişkili bir üst sınır vardır. Bu sınır aşıldığında, katastrofik sağlık harcaması olarak adlandırılan, yıkıcı sağlık harcamasına ulaşılabilir. Kamusal karar vericiler, bu durumun oluşmaması için sürekli önlem alır.

Sağlık finansmanında her şey primlerle karşılanamayacağı gibi, geri ödeme yöntemlerinde de tek bir doğru yoktur. Hem finansman kaynaklarını hem de geri ödeme yöntemlerini çeşitlendirmek gerekir. Çünkü, doğrular her hizmet için aynı olmayabilir. Önemli olan, rasyonel bir bakışla hizmete göre en doğru yöntemi, ekosistemdeki ilgili paydaşların görüş ve önerilerini de alarak belirlemektir. Örneğin, son yıllarda pilot uygulamalarla dünyada hızla yaygınlaşan değer temelli sağlık hizmeti yaklaşıma aşamalı olarak geçmekte yarar olacaktır. Bu yöntemde, yapılan tedavinin hasta sağlığına yaptığı katkıya göre ödeme yapılması ve hastanın kendi sağlığını yönetme sorumluluğunun ödüllendirme yoluyla verilmektedir. Sigara içmeyenlerin primlerinde indirim yapılması bu kapsamda düşünülebilir. Keza, prim sistemini sosyal devlet olmanın gereği, başka fonlamalarla desteklemek gerekir. Dünya örneklerinde de olduğu gibi yenilikçi tedaviler, nadir hastalıklar, kanser gibi alanlarda bu tür fonlar oluşturulabilir.

SUT fiyatlarıyla ilgili önemli olan bir başka konu da; bunların veriye dayalı, hakkaniyet ölçüsü içinde ve hastalık yükü bakışıyla ilgili paydaşlarla birlikte önceliklendirilerek düzenlenmesidir.

Tüm bunları; hastaların, ilaca ve tedaviye hatta sağlığı koruyucu ve geliştirici hizmetlere kesintisiz ve sürdürülebilir erişimi için düşünmek doğru olacaktır. Ekosistemin tüm paydaşlarıyla birlikte değerlendirerek, öngörülebilirlik açısından; ekonomik gerçekliklerle uyumlu, kalıcı bir çözüm mekanizmasına ihtiyaç her zaman devam edecektir.