Sağlık Sigortacılığında Genetik Testler

Sağlık Sigortacılığında Genetik Testler

Yılbaşından bugüne yazdığım son yazılarda hep sağlıklı yaşama konusuna değindim. Bu hafta da, koruyucu sağlık hizmetleri bağlamında, sağlıklı yaşama ve tarama programları içindeki genetik testlerin yeri ile bunların sağlık sigortacılığındaki risk değerlendirmesine etkileri konusunda önemli bulduğum bazı başlıkları paylaşmak istiyorum.

Tarama testleri; sadece bulaşıcı hastalıkları değil, bulaşıcı olmayan hastalıkları (kronik hastalıklar) hatta kişinin sağlık risklerini ortaya koyan genetik testler ile, yapıldığı toplumun fotoğrafını çekme sonucunu da doğurur. Çekilen bu fotoğraflar, tıpkı sosyal medyada paylaşılanlar benzeri, sağlık sektörünün ilgili paydaşlarıyla, mahremiyet özelliğine uyulması şartıyla yani anonimleştirilerek, ulusal bazda ortak bir veri tabanında paylaşılabilir. Veri paylaşımdan, özellikle de mülkiyetinden bağımsız risk değerlendirmesi yapan sigorta kurumları koruyucu sağlık hizmetleri açısından en üst düzeyde yararlanmanın yollarını zorlamalıdır.

Riskler

Genetik tarama testleri özelinde, bazı yaşanmış olaylardan yola çıkıp dünya ve ülkemize ilişkin deneyim aktarımında bulunarak başlayacağım.  Deneyimlerin bir kısmı, bu bilgileri aktaran bir arkadaşımın yaşadıklarını da içeriyor.

2006 yılında ABD kurulan, FDA onaylı sağlık raporları sunan genetik şirketlerinden biri olan şirket, dünyada doğrudan kullanıcısına genetik test hizmeti sunan, en eski ve en büyük şirketlerden biriydi. Sunduğu hizmetler arasında; Tip 2 Diyabet, Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklar için poligenik risk değerlendirme raporlamaları, kistik fibrozis, orak hücre anemisi gibi tek gen hastalıklarında taşıyıcılık durumu tespiti, farmakogenetik bilgiler ve saç rengi, tat algısı, kafein metabolizması gibi kişisel özelliklerin analizi yer almaktaydı.

Türkiye’ye satış yapmamaları nedeniyle ABD’ye bir seyahatinde kit sipariş eden bir arkadaşım, sürecin basitliğini, bir tüp içerisine tükürük örneği verip postaladığını, yaklaşık bir ay içinde sonuçlarının bildirildiğini anlattı. Kendisi hakkında hiçbir bilgi vermemesine rağmen, genetik verilerine göre, birçok özelliğini doğru tespit ettiğini aktaran arkadaşım, az sayıda hatalı tahmin olsa da genel doğruluk oranının bu alanı daha yakından takip etmesine neden olduğunu belirtti. Aylık abonelik sistemi kapsamında; doktor görüşmeleri, laboratuvar testleri gibi ek hizmetler sunulduğunu, aboneliğinin devamı nedeniyle yeni gen-hastalık ilişkileri keşfedildikçe  güncellenmiş raporlar gönderildiğini de ekledi.

Ancak bu şirketin yaşadıkları, tüketici genetiği alanındaki riskleri de anlatıyor. Şöyle ki, 2023 yılında yaşanan büyük veri ihlali sonucunda yaklaşık 7 milyon kullanıcının genetik verilerinin ele geçirilmesi üzerine açılan toplu davada 30 milyon dolarlık uzlaşmaya varıldı ve şirket Mart 2025’te iflas başvurusunda bulundu. İflas sürecinde 15 milyon kullanıcının genetik verilerinin potansiyel alıcılara satılma ihtimalinin oluşturduğu ciddi endişe sonucunda; Kaliforniya, Kuzey Karolina, Maryland ve Connecticut Başsavcıları kullanıcılara verilerini silmelerini önerdi, yaklaşık 2 milyon kişi de hesabını sildirdi. 25 ABD eyaleti, verilerin satışını durdurmak için mahkemeye başvurdu. Haziran 2025’te mahkeme, şirketin kurucu ortağının kurduğu kâr amacı gütmeyen kuruluşa satıldı. Tüm bunlar, üçüncü taraflara veri transferi riskini kısmen azaltmış olsa da, bazı eyaletlerde satışa itirazlar sürdürmektedir.

Bir başka örneği ise Avrupa’dan vereceğim. 2016 yılında kurulan Avrupa’nın en büyük doğrudan kişiye yönelik genetik test şirketi, 100’den fazla ülkede hizmet vermektedir ve 700.000’den fazla genetik belirteci analiz etmektedir. Bir tükürük kiti ile 7 farklı rapor sunabilmesi (sağlık, farmakogenetik, nutrigenetik, spor, cilt bakımı, kişilik özellikleri ve soy ağacı) dikkat çekici bir genişlik sağlamaktadır.

Tüm laboratuvar işlem ve süreçleri, Avrupa’da GDPR kapsamında yürüten bu şirket, müşteri verilerini üçüncü taraflara satmadığını açıkça beyan etmektedir. GDPR, dijital verileri amacına uygun şekilde kullanmak ve daha sonrasında silmek için Avrupa Birliği tarafından getirilen Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR– General Data Protection Regulation) olarak bilinen bir düzenlenmedir.

Özellikle son on yılda, dünyada genetik yatkınlık testlerinin maliyeti, son on yılda önemli ölçüde düşmekte ve dolayısıyla ulaşılabilirliği de artmaktadır. Bu eğilim, Türkiye’de de yerli girişimlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır.

Bu bağlamda üçüncü ve son örneği, bir Türk Şirketi olarak vereceğim. Şirket, İstanbul’da bir üniversite teknoloji merkezi çatısı altında  faaliyet gösteriyor ve bir teknoloji şirketi ile işbirliği kapsamında hizmet sunuyor. Dünya deneyimi dışında, poligenik risk skoru (PRS) algoritmalarını nüfusa göre oluşabilecek yanlılığa (bias) karşı da düzenlenmiş. Yani, Avrupa ülkeleri nüfusuna dayalı GWAS (Genome-Wide Association Studies) verilerinden türetilen mevcut PRS modellerinin, Türkiye’den olan bireylerde yanlı sonuçlar üretmesine ilişkin düzeltmeler yapıyor. Bu durum, Türkiye’deki kullanıcılar için daha güvenilir bir risk değerlendirmesi anlamına geliyor. Ve ayrıca, verdiği hizmet kapsamında genetik uzmanı görüşmesi de bulunuyor. Böylelikle, sayfalarca rapor okumak yerine birebir görüşme ile tartışma şansı sağlanmış olabiliyor.

Sağlıklı Yaşam İçin

Bu yıl 19 Ocak’ta yazdığım, “Sağlığın Önüne Geçmek başlıklı yazımdan bir bölümü, bu bağlamda tekrar değerlendirmelerinize sunmak isterim. Ortalama Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl başlıklı bu bölümde; TÜİK verileriyle, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresini 2021-2023 döneminde 77,3 yıl iken 2022-2024 döneminde 78,1 yıl olarak duyurduğundan söz etmiştim (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081). Bu verilere göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi; erkekler için 75,5 yıl, kadınlarda 80,7 yıl olmaktadır. Yaşa göre ortalama kalan yaşam süresi 15 yaşında 64,3 yıl, 30 yaşında 49,9 yıl, 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında ise 18 yıldır.

Belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşanması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi, TÜİK kayıtlarında doğuşta ortalama 57,6 yıl olarak yer almaktadır. Yani, Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, 65 yaşında ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan süre olarak geçebilecektir.”

Aynı yazımın bir başka bölümünde, Prof. Adil MARDİNOĞLU ve ekibinin Alzheimer ile ilgili bir çalışmasında (The Longevity Opportunity: AI Meets Big Biological Data, https://www.linkedin.com/posts/adil-mardinoglu-4136158_longevity-ai-systemsbiology-activity-7397368272804810752-Yjy8); gelişmiş yapay zeka ve sistem biyolojisi yaklaşımı entegrasyonuyla, altında yatan moleküler mekanizmaların ortaya çıkarılabildiğini ve birleştirilmiş metabolik aktivatörlere dayalı etkili bir tedavi stratejisi geliştirilebildiğinden söz etmiştim. Hatta, aynı çalışmanın, önümüzdeki beş yıl içinde, Alzheimer hastalığının yönetimi ve tedavi optimizasyonunda atılımlar olacağını ve daha uzun dönemde, geliştirilmiş verilerle donanmış olarak, “bireyleri biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzı ve terapötik müdahalelere yönlendirebilecek kapsamlı önleyici platformlar” öngörüldüğünü ifade ettiğini yazmıştım.

Önümüzdeki sadece beş veya on yılda bile, sağlık hizmetleri bugünkünden çok daha farklı hale gelecek. Tekrar tekrar vurgulayarak bitirmek istiyorum ki, sigortacılık da sağlık hizmetlerindeki bu farktan fazlasıyla etkilenecek. Tarama testlerinin içine genetik tarama yaklaşımı da eklenerek, risk yönetiminde yeni örnekler yaşanacak. Özel sağlık sigortaları gibi, kamu sağlık sigortaları da etkileyecek bu sürece hazırlıklı olmalıyız. Konvansiyonel uygulamalara devam edilsin ama bu tür yenilikçi yaklaşımlardan da uzak durulmasın. Örneğin, hazırlıkları süren uzun süreli sağlık sigortacılığında, kamu ve özel sağlık sigortaları birlikte genç yaştaki sigortalılarını, kişilerin biyolojilerine uyarlanmış yaşam tarzını teşvik edebilecek önleyici müdahaleleri bireysel bazı teşviklerle sigorta kapsamına alabilmeliler.

Sağlığın Önüne Geçmek

Sağlığın Önüne Geçmek

Sağlık hizmetleri önümüzdeki on yılda belki de bugünkünden çok farklı hale gelecek. Sigortacılık da bu farklılaşmaya ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranının yükselme ihtimalini göz önüne alarak bazı tarama testlerini ödeme konusunda bile çekingen davranabilen bazı Sigorta Şirketleri, bırakın tarama testlerini, hastalanma veya yaralanmayı önlemek için ödemeler yapacaklar. Hatta buna yönelik ev düzenlemelerinin ödemesini yapan poliçe örnekleri uygulanmaya başladı bile…

Bu hafta, sağlıklı yaşlanmanın uzun süreli sağlık sigortacılığı ile bağlantısını değerlendirmek istemiştim. Sağlık sigortacılığıyla ilişkisini de kurmak istiyordum. Bir baktım ki, “Uzun Ömür Fırsatı” ile başlayan sosyal medya paylaşımı var.

İşte başlıkta, Sağlığın Önüne Geçmek oradan çıktı. “Longevity” konusunda çalışan uluslararası bir değer, Prof. Adil MARDİNOĞLU’nun “The Longevity Opportunity: AI Meets Big Biological Data”, Uzun Ömür Fırsatı: Yapay Zeka Büyük Biyolojik Veriyle Buluşuyor başlıklı yazısından böyle esinlendim.  

Bağımsız Yaşama ile Yaş Alma

Dünya Sağlık Örgütü, 2021–2030 Sağlıklı Yaş Almada On Yıl Stratejisi’nde dört temel başlığı vurgulamış;

  1. Yaş dostu ortamlar yaratmak,
  2. Bireylerin uzun süre bağımsız yaşamalarını desteklemek,
  3. Uzun dönem bakım sistemlerini güçlendirmek,
  4. Yaşlı bireylere yönelik sağlık sistemlerinin kapasitesini ve dayanıklılığını artırmak.

Baktığınızda, sanki hepsinin birbiriyle ilişkili olduğu, geçtiğimiz haftanın başlığını hatırladığınızı görüyor gibiyim. Gerçekten de, geçen haftanın “Uzun Ömür Tıbbı” başlığıyla ilişkili yukarıda sıralanan 4 kavram, sonuçta hepsi birbirini tamamlayan kavramlar gibi. Nasıl olmasın ki, Dünya Sağlık Örgütü gibi bir kurumun, dünyanın sağlık gündemini yakalayan ortak akıl ile belirlenmiş vurgusu…

Ortalama Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl

TÜİK, yeni doğmuş bir bireyin mevcut ölümlülük risklerine maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak ifade edilen Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresini 2021-2023 döneminde 77,3 yıl iken 2022-2024 döneminde 78,1 yıl olarak duyurdu (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081).

Bu verilere göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi; erkekler için 75,5 yıl, kadınlarda 80,7 yıl olmaktadır. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamaktadır, erkek ve kadın arasındaki doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,2 yıldır.

Yaşa göre ortalama kalan yaşam süresi 15 yaşında 64,3 yıl, 30 yaşında 49,9 yıl, 50 yaşında 30,9 yıl, 65 yaşında ise 18 yıl olarak belirlenmiştir.

Belirli yaşta günlük yaşamı sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı şeklinde tanımlanan sağlıklı yaşam süresi, TÜİK kayıtlarında doğuşta ortalama 57,6 yıl olarak yer almaktadır. Türkiye’de 65 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi düşünüldüğünde, 65 yaşında ortalama 25,4 yıl sağlıklı olmayan süre olarak geçebilecektir.

Şimdi gelelim, sağlık sigortacılığı ile uzun ömür arasındaki ilişkinin ekonomik boyutuna…

1 Dolar Yatırıma 3–7 Dolar Getiri

İşte tam bu noktada, geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, Sağlık Yönetimi’nde Hocaların Hocası Haydar SUR Hoca’nın, yaşlılığın ekonomik boyutu ve oluşturacağı faydalara ilişkin yaklaşımlarını paylaşacağım. Bu yaklaşımlar, 28 Kasım 2025 tarihli HIMMS Eurosia Teknolojik Çözümlerle Sağlıklı Yaşlanma ve Finansmanı (Longevity) adlı panelde sunulmuştur.

Öncelikle, ekonomik olarak neden mantıklı sorusunun cevabını verilmiş, bunlar arasında öne çıkanlar şöyle sıralanmış;

  • Ekonomik boyutun yıllık yüzde 8–12 büyüme potansiyeli getirebileceği,
  • Sağlıklı yaş alma teknolojilerine yapılan her 1 dolar yatırımın 3–7 dolar arasında ekonomik fayda sağlayabileceği,
  • Azalan sağlık harcamaları ile artan bağımsız yaşam imkanı ortaya çıkabileceği,
  • Düşen bakım maliyetlerinin azalan acil servis ve hastane yatış yüküne yol açabileceği,
  • Sağlıklılığın, üretkenlik ve yeni teknoloji yoluyla artan istihdama katkı oluşturabileceği.

Türkiye’de Beklenen Ekonomik Fayda başlığı altında, 2024-2030 arası gereken yıllık yatırım tahmininde;

  • Dijital sağlık uygulamalarına 100–150 milyon dolar,
  • Tele-sağlık sistemlerinin genişletilmesine 70–120 milyon dolar,
  • Giyilebilir cihaz ekosistemlerinin yaygınlaştırılmasına 40–80 milyon dolar,
  • Akıllı yaşlı bakım merkezleri, IoT sensör ağından 150–250 milyon dolar öngörerek

Türkiye’nin sağlıklı yaş alma teknolojileri için yıllık toplam yatırım ihtiyacı olarak 350–600 milyon dolar gerektiğini belirtmiştir.

Bilindiği gibi, sağlıklı yaş alma yaklaşımının tıbbi ve bilimsel temellerini oluşturan bir kavramdır. Yaşam süresini uzatmakla birlikte bu sürenin sağlıklı geçen yıllarını (healthspan) en üst yaşa çıkartmayı hedeflemektedir. Birden fazla disiplini bütüncül bir yaklaşımla gören ama aynı zamanda kişiselleştirilmiş bir alandır.

Daha önce de alıntılar yapmıştım. Geçmiş dönem Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı da yapmış olan Profesör Adil MARDİNOĞLU, Longevity konusunda bir ekiple birlikte çalışmaktadır. Adil MARDİNOĞLU halen King’s College London ve KTH-Royal Institute of Technology’de (İsveç Kraliyet Teknoloji Enstitüsü)  sistem biyolojisi profesörüdür. Hesaplamalı biyoloji, moleküler biyoloji ve ilaç geliştirme alanında çalışan araştırıcılardan oluşan bir ekibe liderlik etmektedir.

Öte yandan, Seattle’daki Sistem Biyolojisi Enstitüsü’nden Prof. Leroy Hood, Longevity konusundaki gelişmelerin modern biyotıbbın hedeflerini değiştirdiğini açıklamaktadır.  Amacın, hastalığı tedavi etmek yerine, sağlığı optimize etmek, hastalığı önlemek ve nihayetinde bireylerin sağlık ömrünü 90’lı yaşlarına veya daha ötesine uzatmak olacağını ifade etmektedir.

Prof. MARDİNOĞLU, ekip olarak yaptıkları bir çalışmada; Alzheimer hastalığında, gelişmiş yapay zeka ve sistem biyolojisi yaklaşımı entegrasyonuyla, altında yatan moleküler mekanizmaların ortaya çıkarılabildiğini ve birleştirilmiş metabolik aktivatörlere dayalı etkili bir tedavi stratejisi geliştirilebildiğini belirtiyor. Önümüzdeki beş yıl içinde, Alzheimer hastalığının yönetimi ve tedavi optimizasyonunda atılımlar olacağını ve daha uzun dönemde, geliştirilmiş verilerle donanmış olarak, “bireyleri biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzı ve terapötik müdahalelere yönlendirebilecek kapsamlı önleyici platformlar” öngörüldüğünü söylüyor.

Tüm bu ilerlemeler, doğaldır ki hemen olmuyor. Biyobelirteçler klinik doğrulamadan geçiriliyor, geliştirilen ilaçlar uzun yıllar süren klinik araştırmalardan geçiyor. Sonunda maliyetlerin düştüğü, yapay zeka ile hesaplamaların yapılabildiği noktalara ulaşılıyor. Bu konularla, inanın çok uzak gelecekte karşılaşmayacağız.

Önümüzdeki yıllarda, sadece dünya örnekleriyle değil, ülkemize ait araştırma sonuçlarını da yaşayacağız. İçinde bulunduğum bir TÜBİTAK Projesi’nde, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ile birlikte 4 ayrı Üniversite ekibi, Nöron Hasarına Yol Açan Hastalıkların Tanı Tedavi ve İzlemine Yönelik Biyobelirteç ve İleri Teknolojik Uyarı Sistemlerinin Geliştirilmesine yönelik bir çalışma uygulamaktadır.

Başlarken belirtildiği gibi, sağlık hizmetleri önümüzdeki on yılda belki de bugünkünden çok farklı hale gelecek. Sigortacılık da bu farklılaşmaya ayak uydurmak durumunda kalacak. Bugün tazminat prim oranının yükselme ihtimalini göz önüne alarak bazı tarama testlerini ödeme konusunda bile çekingen davranabilen bazı Sigorta Şirketleri, bırakın tarama testlerini, hastalanma veya yaralanmayı önlemek için ödemeler yapacaklar. Hatta buna yönelik ev düzenlemelerinin ödemesini yapan poliçe örnekleri uygulanmaya başladı bile…

Belki de kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sağlık sigortacılığına başlayan özel sigortalar, Sevgili Adil Mardinoğlu Hoca’nın da vurguladığı gibi, genç yaşta sigortalılarını biyolojilerine göre uyarlanmış yaşam tarzına yönlendirebilecek önleyici müdahalelerle takip edecekleri günleri yakında yaşayabileceğiz.

Uzun Ömür Tıbbı

Uzun Ömür Tıbbı

Yeni yılın en dönüştürücü akımlarından birinin, “uzun ömür tıbbı”nın meşru bir tıp uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor. Giderek hastalıkları tedavi eden geleneksel yaklaşımların ötesine geçen uzun ömür yaklaşımı, yaşlanmanın temel mekanizmalarını gündeme taşıyarak sağlıklı geçen ömrü uzatmaya odaklandığına değinilmektedir.

Sevgili Dostum Ufuk Eren sosyal medyasında yeni yılın ilk günlerinde, çok ilgimi çeken bir içerik yayınladı. Volitan Global’den birkaç gün önce yayınlanan “Healthcare Innovation: Revolutionary Teknologies Reshaping Medicine” adlı raporu özetleyen içeriğin başlığı, “2026’da Sağlık Hizmetleri: Yenilikten Etkiye”.

Bir önceki yazımda, bir kaç hafta yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma konusunu paylaşmak istediğimi ve Türkiye örneklerine değineceğimi aktarmıştım.

İşte yeni yılın bu ilk yazısında, konuyla ilgili bu rapordan bazı alıntıları paylaşmak istiyorum (https://www.linkedin.com/pulse/2026-healthcare-innovation-revolutionary-technologies-reshaping-koxtf).

Sağlığa Sunulan Teknoloji Fırsatları

Rapor, teknolojinin hastalıkların teşhisten hizmet sunumuna kadar sağlık hizmetlerinin her alanını yeniden yapılandırıldığından söz ederek başlıyor. Liderler, politika yapıcılar ve uygulayıcılar için en büyük zorluğun; hasta bakımını, etiği ve insani bağı teknolojik ilerlemenin merkezinde tutarak bu yeniliklerden sorumlu olacağı vurgulanıyor.

Sağlık hizmetlerinin, çığır açan teknolojiler ve yenilikçi yaklaşımlar sayesinde derin bir dönüşüm geçirdiği, bunların benzeri görülmeyen fırsatlar olduğu sıralanıyor.

Fırsatlar arasında;

  • yapay zeka,
  • biyoteknoloji ve dijital sağlığın birleşimi,
  • hasta sonuçlarını iyileştirmek,
  • bakıma erişimi artırmak ve
  • hastalık önleme ile
  • tedavi yaklaşımlarımızda yenilikçi yaklaşımlar gibi kavramlar yer alıyor.

“Uzun Ömür Tıbbı” ve Senolitikler

Sadece yeniliğin yeterli olmadığından söz edilirken, teknolojilerin etik, adil ve düşünceli bir şekilde uygulaması, güven, veri bütünlüğü gibi kavramlar ile odağında insan olması ısrarla belirtiliyor.

Hatta yeni yılın en dönüştürücü akımlarından birinin, “uzun ömür tıbbı”nın meşru bir tıp uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor. Giderek hastalıkları tedavi eden geleneksel yaklaşımların ötesine geçen uzun ömür yaklaşımı, yaşlanmanın temel mekanizmalarını gündeme taşıyarak sağlıklı geçen ömrü uzatmaya odaklandığına değinilmektedir.

Biyolojik yaşın biyobelirteçleri arasındaki ilişkinin erişilebilir hale gelmesinin, bireyler ve doktorlarının yaşlanmayı izlemeleri ve müdahalelerin etkisini ölçmelerine fırsat sağladığı ifade ediliyor. Şirketlerin, yaşlanmış hücreleri temizleyen “senolitikler” ve yaşlanmanın temel özelliklerini hedefleyen terapötikler geliştirdiği anlatılmaktadır.

Değişimin sağlık hizmetlerinin temelden yeniden kavramsallaştırılmasını temsil edeceği de belirtilmektedir. Bu da, sağlıkta gerilemeyi yönetmekten, uzun ömrü ve canlılığı aktif olarak teşvik etmeye doğru bir geçiş olarak tanımlanmaktadır. Böylece bu alana yapılan yatırımın, uzun ömür tıbbının önleyici sağlık stratejilerinin giderek daha önemli bileşen haline geleceği savunulmaktadır.

Bu arada; yapay zekanın hasta yolculuklarını yönettiğinden, CRISPR’in laboratuvardan kliniğe taşındığından, GLP-1 tedavilerinin metabolik sağlığı yeniden şekillendirdiğinden, dijital tedavilerin geri ödeme kazandığından, sanal hastane bakımın standart haline geldiğinden de söz ediliyor.

CRISPR, İngilizce Clustered Regularly Interspaced Short Palindromic Repeats kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçe’de henüz tam bir çevirisi olmamakla birlikte “Düzenli Aralıklı Palindromik Tekrar Kümeleri” şeklinde çevrilmektedir. DNA dizilimleri kümesidir. Düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri (CRISPR), kısa tekrarı baz dizileri içeren prokaryot DNA segmentleri olarak anlatılır.

Kan şekeri düzenlemesinde GLP-1’in rolü, kan şekeri düştüğünde oluşan ve dengeleyici bir hormon olarak uygulanan ilaç tedavisidir. Tip 2 Diyabet hastalığında sıklıkla tercih edilir, HbA1c değerlerinin düşmesine yardımcı olur.

Daha detaylı bilgilenme için, Volitan Global’in kaynak listesi ilk sıradaki raporu okumanızı tavsiye ederim (https://www.forbes.com/sites/bernardmarr/2025/10/27/the-8-biggest-healthcare-technology-trends-to-watch-in-2026/).

Türkiye’de Sağlıklı Yaşam 57,6 Yıl

Lifespan ve Healthspan, yani yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma, kavramlarına değindiğim 31 Aralık tarihli 2025 yılındaki son yazımda, dünya ülkeleri deneyimlerini aktarmış, Türkiye örnekleriyle devam edeceğimi belirtmiştim.

TÜİK Hayat Tabloları, 2022-2024 çalışmasına göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıl oldu (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hayat-Tablolari-2022-2024-54081).

Sağlıklı yaşam süresi, belirli bir yaştaki kişinin günlük yaşamını sınırlandıran bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanır. Aynı çalışmada, Türkiye’de sağlıklı yaşam süresi doğuşta 57,6 yıl olarak belirtilmektedir.

Önümüzdeki hafta, bu konuyu hem daha detaylı olarak ele almak hem de Haydar SUR Hoca’nın bu konuların ekonomik boyutu ile maliyet avantajlarına ilişkin oluşturacağı fayda yaklaşımlarını paylaşacağım.

Değişik Bakanlıklar ve özel sektörde tartışmaları süren Uzun Süreli Sağlık Sigortacılığı hazırlıklarından bağımsız olarak, sağlıklı yaşlanma konusundaki Sağlık Bakanlığı Türkiye örneklerine değinmek istiyorum. Bunlar 4 ana başlıkta toplanmaktadır;

  1. Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı
  2. Evde Sağlık Hizmetleri Yönetimi
  3. Yaşlı Destek Programı (YADES)
  4. e-Nabız tabanlı bireysel sağlık takip sistemleri

Sağlık Bakanlığı uygulamaları içinde; evde sağlık hizmetleri sistemi (ESHS) ile yaşlı, yatağa bağımlı veya kronik hastalığı olan bireylere evde doktor, hemşire, fizyoterapist destek sağlanması sayılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi ile ilaç hatırlatıcılar, günlük adım takibi, tansiyon, glukoz, EKG verilerinin doktorla paylaşılması, yaşlı bireyler için risk bazlı uyarı algoritmaları sıralanmaktadır.

Sağlık Bakanlığı Yaşlı Sağlığı İzlem Programları kapsamında; Aile Sağlığı Merkezleri’nde yaşlı bireyler için yapılan bilişsel fonksiyon testleri, düşme risk değerlendirmesi, beslenme durumunun izlenmesi ile Yaşlı Destek Programı (YADES) yoluyla sosyal izolasyona karşı ev ziyaretleri, akıllı bileklik ve sensör dağıtımı, evde bakım ve tele-izlem hizmetleri verilmektedir.

Sağlık Bakanlığı Huzurevlerinde Dijital İzleme Sistemleri ile düşme tespit sensörleri, akıllı oda takibi, ilaç yönetimi için barkod sistemi, tele-konsültasyon odaları bulunmaktadır.

Geçen yazımda da sözünü ettiği gibi Haydar SUR Hoca, tüm bunlara ek olarak, Ulusal Yaşlı Dijital Sağlık Platformu kapsamında; e-Nabız altyapısına entegre; yaşlılara özel mobilite analizi, demans erken uyarı sistemi, ilaç uyum analizlerinin yapılabileceğinden söz etmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin artıran robotik üretim kapasitesi ile rehabilitasyon robotları, yaşlı destek robotları, evde fiziksel aktivite robotları ve ayrı bir başlık olarak riskli bölgelerde yaşayan yaşlılara ücretsiz sensör dağıtımının da düşünülebileceğini gündeme getirmektedir.

Birlikte Eskimek Çok Güzel Eksilmedikçe

Birlikte Eskimek Çok Güzel Eksilmedikçe

2026 yılına girerken yeni duyduğum bu sözü başlık yapmak içimden geldi. Daha önce duymadığım bu sözün sahibine yönelik farklı bilgilerle sizleri yormayacağım. Sadece kayıtlarda sözün sahibinin çoğunlukla Nazım Hikmet olduğunun yazdığını aktaracağım. Güzel ve anlamlı bir söz, söyleyenin ağzına sağlık.

2026 yılına girerken yeni duyduğum bu sözü başlık yapmak içimden geldi. Daha önce duymadığım bu sözün sahibine yönelik farklı bilgilerle sizleri yormayacağım. Sadece kayıtlarda sözün sahibinin çoğunlukla Nazım Hikmet olduğunun yazdığını aktaracağım. Güzel ve anlamlı bir söz, söyleyenin ağzına sağlık. Bu konuyu, hepimizin bir yaş daha almak üzere olduğu yılın bu son gününe, özellikle ertelemiştim. Sizlerle bu haftadan itibaren bir kaç hafta paylaşmak istediğim konu, yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma.

Kasım ayında bir sunumunda, Sağlık Yönetiminin Üstat Hocası Prof. Dr. Haydar SUR’un grafikle açıkladığı bu ilişki; orta ve üstü yaş grupları için çok iyi bilinmesi ve yönetilmesi gereken bir konu…

Hatta, Sevgili Haydar SUR, geleceğe yön verecek güzel bir tespitiyle sunumunu tamamlamıştı; “Sağlıkta sürdürülebilirlik, yeniliği değerle birleştiren yöneticilerin omuzlarındadır”

Lifespan ve Healthspan ile 12 Trilyon Dolar Büyüklük Ekleme

Lifespan ve Healthspan kavramları son yılların önemli bir gündem maddesi oldu. Yani, yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma.

Hızla yaşlanan dünya nüfusu, sağlıklı yaşlanma konusunu, ulusal ölçekten küresele taşıdı. Öyle stratejik bir konu oldu ki, yaşlanma ile birlikte artan kronik hastalık yükü, sağlığa finansman ve hizmet açısından erişimi zorlaştırdı, maliyetleri öngörülemez hale getirdi. Buna, teknolojik yeniliklerin getirdiği kolaylıkların maliyetlerini de eklediğinizde, gerçekten de öngörülemez ekonomik büyüklüklere ulaşıldı. Giyilebilir izleme cihazları, yapay zekâ destekli tanı sistemleri, tele-tıp uygulamaları, robotik bakım çözümleri ve dijital terapötik yaklaşımlar sadece ilk anda akla gelen sağlıklı yaş almayı destekleyici güçlü araçlar…

Birleşmiş Milletler 2023 yılı projeksiyonlarına göre, 65 yaş üstü nüfus 2050 yılına kadar dünya genelinde iki katından fazla artacak. Dünya Sağlık Örgütü, sadece 2030 yılında 1.4 milyar kişinin 60 yaş üstünde olacağını öngörüyor (WHO Ageing and Health Fact Sheet). TÜİK, Türkiye’de 2023 itibarıyla yüzde 10’un üzerine çıkan yaşlı nüfus oranının halen de artmaya devam etmekte olduğunu yayınlıyor. Ortalama yaşam süresindeki artış, doğaldır ki olumlu ama “sağlıklı yaşam yılı” ile artışı aynı oranda değil ne yazık ki…

McKinsey Global Institute tarafından yayınlanan Prioritizing Health Report, sağlıklı yaşlanma ile 2040 yılında küresel ekonomiye 12 trilyon dolar eklenebileceği öngörüsünde bulunuyor.

Fonksiyonel Kapasitenin Korunması

Beard ve arkadaşları, 2016 yılında “amacın, yalnızca uzun yaşamak değil, fonksiyonel kapasitenin korunduğu, bağımsız ve kaliteli bir yaşam sürecinin desteklenmesi” olduğunu savunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre amaç, 2020 yılında, bireylerin yaşlanırken işlevselliklerini sürdürmesini sağlayan bir süreç olarak tanımlanıyor. İşlevselliği de; fiziksel kapasite, bilişsel performans, duygusal denge ve sosyal katılım gibi boyutlarla açıklıyor.

Otörlere göre yaşlanma, bilimsel olarak; hücre yaşlanması ve telomer kısalması (Blackburn, 2018), mitokondriyal disfonksiyon, inflamatuar yaşlanma (Franceschi & Campisi, 2014), epigenetik değişiklikler ile moleküler hasar birikimi gibi faktörlerin kombinasyonu olarak tanımlanıyor.

Christensen ve arkadaşları, sağlıklı yaş almanın; birbirine yakın oranlarla genetik, davranışsal, çevresel ve sağlık sistemine erişim ile sosyoekonomik koşulların etkileşimine bağlı olduğunu belirtmektedir.

Uzmanları, kişinin sağlığını yönetme bilinciyle yerine getirmesi gereken koruyucu faktörler olarak ise;

  • Düzenli fiziksel aktivite,
  • Akdeniz diyeti örneği gibi dengeli beslenme,
  • Sosyal bağlantılar,
  • Uykunun düzenlenmesi,
  • Pozitif psikoloji ve stres yönetimi,
  • Sağlık hizmetlerine eşit erişim,
  • Bağımlılıktan uzak durma

gibi ana başlıkları saymaktadır.

Dünya Örnekleri

Japonya’da öne çıkan uygulamalar arasında PARO Terapi ve Robear Hasta Kaldırma Robotları ile Akıllı Ev Yaşlanma Sensörleri görülmektedir.

PARO Terapi Robotu ile demans hastalarında stres, huzursuzluk ve depresyonu azaltan, sosyal etkileşimi güçlendiren etkiler izlenmekte ve 30’dan fazla ülkede kliniklerde kullanılmaktadır.

Robear Hasta Kaldırma Robotu; hastayı yataktan sandalyeye güvenli şekilde transfer edebilenn, hemşirelik hizmetleri yükünü azaltan becerileriyle, yaşlı bakım evlerinde pilot uygulamalarda yararlanılmaktadır.

Akıllı Ev Yaşlanma Sensörleri ise özellikle yalnız yaşayan yaşlıların hareket, gaz/su sızıntısı, düşme ve rutin aktivitelerini izleyen geniş bir nesnelerin interneti (IoT) sistemi olarak değerlendirilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri örnekleri arasında;

HealthKit ve giyilebilir cihaz ekosistemi,

Ageing Analytics Programları,

TeleHealth Yaşlı Bakım Programı ve

Alexa Care Hub sıralanabilir.

HealthKit ve giyilebilir cihaz ekosistemi kapsamında; kalp ritmi, EKG, uyku, mobilite ölçümleri yaşlı bireylerin sağlık yönetiminde yaygın şekilde kullanılmaktadır. ABD Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), bu verilerin kronik hastalık yönetiminde kullanılabileceğini de raporlamaktadır.

Ageing Analytics Programları ile gelişmiş yapay zekâ algoritmaları ile demans erken teşhisi için MRI analizleri yapılmaktadır.

TeleHealth Yaşlı Bakım Programında da evden çıkamayan yaşlı hastalara sürekli uzaktan sağlık izleme ve tele-konsültasyon sunulmakta, hastaneye tekrar yatan hasta oranları yüzde 30’a kadar azalmaktadır.

Alexa Care Hub ile sesli komutla günlük yaşam desteği, ilaç hatırlatma, acil durum çağrısı ve yaşlı birey için rutin takip gibi hizmetler verilmektedir.

Hollanda’nın Hogeweyk Demans Köyü, dünyada bir ilktir. Demans hastaları için yaşam ortamı tamamen doğal bir mahalle olarak tasarlanmıştır. Köyde teknoloji gizlenmiş şekilde yerleştirilerek güvenlik ve özgürlük birlikte sağlanmaktadır.

Danimarka’nın TeleCare Nord uygulamasında; Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalıkları (KOAH) ile hipertansiyon hastalarının uzaktan izlendiği, devlet destekli ulusal tele-sağlık programıyla hastane başvurularında önemli düşüşler sağlanmıştır.

İngiltere’de NHS Dijital Yaşlanma Programı ile yaşlılara özel mobil uygulama kütüphanesi, düşmeyi önleme sensörleri, uyku-bozuklukları mobil izleme sistemleri kurulmuştur.

Güney Kore’de CareBot ve Ulusal Akıllı Ev Projeleri yapılmaktadır. CareBot ile yaşlı bakım evlerinde kullanılan robotik yardımcı, oda içi riskleri analiz edip uyarı vermekte, bilişsel egzersizler sunmaktadır. Ulusal Akıllı Ev Projelerinde ise yaşlılar için ücretsiz akıllı sensör dağıtımı yoluyla düşme, hareketsizlik ve acil durum anında anında sağlık ekiplerine bildirim sistemi kurulmuştur.

Türkiye örnekleriyle yeni yılda da devam edeceğim.

Başladığım gibi “Birlikte eskimek çok güzel, eksilmedikçe” sözü ile bitirmek istiyorum, 2026 yılında da yine hep birlikte bir yıl daha sağlıkla mutlulukla eskimeyi diliyorum.

Sağlık Hizmetleri Fiyatları, Ne Kadar Gerçekçi?

Sağlık Hizmetleri Fiyatları, Ne Kadar Gerçekçi?

Sağlık finansmanında her şey primlerle karşılanamayacağı gibi, geri ödeme yöntemlerinde de tek bir doğru yoktur. Hem finansman kaynaklarını hem de geri ödeme yöntemlerini çeşitlendirmek gerekir. Çünkü, doğrular her hizmet için aynı olmayabilir. Önemli olan, rasyonel bir bakışla hizmete göre en doğru yöntemi, ekosistemdeki ilgili paydaşların görüş ve önerilerini de alarak belirlemektir. Örneğin, son yıllarda pilot uygulamalarla dünyada hızla yaygınlaşan değer temelli sağlık hizmeti yaklaşıma aşamalı olarak geçmekte yarar olacaktır.

Son yazımı takip eden hafta, 18 Aralık Sağlık Yöneticileri Günü kutlandı. Öncelikle buna değinerek başlamak istiyorum. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da birçok kurum ve üniversitede, özellikle öğrencilerin düzenlediği ve bir kısmına onur duyarak katılabildiğim bu etkinliklerde, sağlık ekosisteminin üst düzey yöneticileri çok değerli bilgi ve deneyim paylaşımında bulundu.

Öncelikle, bir Sağlık Yönetimi akademisyeni olarak, 18 Aralık Sağlık Yöneticileri Günümüzü içtenlikle kutluyorum.

Neden Sağlık Yöneticileri Günü

Tarihçesine baktığımızda, 1963 yılının 18 Aralık tarihinde, sağlık kurum ve kuruluşlarına profesyonel yönetici yetiştirilmesi amacıyla, Sağlık Bakanlığı’nda ülkemizin ilk Sağlık İdaresi Yüksek Okulu kurulduğunu görüyoruz. 1970 yılında Hacettepe Üniversite Senatosu kararıyla Üniversite’de Hastane İdaresi Yüksek Okulu ile 1975 yılına kadar ilk lisansüstü eğitimler verilmiştir. 1975 yılında ise Hacettepe Üniversitesi’ndeki bu program lisans düzeyinde eğitime de açılarak okulun adı “Sağlık İdaresi Yüksek Okulu” olarak değiştirilmiştir.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı okul ile Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı iki okul, 20 Temmuz 1982’de tek bir okul olarak Hacettepe Üniversitesi’nde  birleştirilmiştir. 2006 yılında ise bugün halen bazı Üniversitelerde olduğu gibi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’ne (İİBF) “Sağlık İdaresi Bölümü” olarak bağlanmıştır. Bazı Üniversitelerde ise Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Sağlık Yönetimi Bölümü olarak faaliyet göstermektedir.

Sağlık Yönetimi lisans müfredatı içinde; Temel Sağlık, Tıbbi Terminoloji ve Hastalıklar Bilgisi, Sağlık Hukuku, İlk Yardım ve Acil Sağlık Hizmetleri, Sağlık Kurumları Yönetimi ana çerçevesiyle birlikte Sağlıkta İnsan Kaynakları, Maliyet ve Finansal Yönetim, Tıbbi Kayıt ve Hastane Otomasyon Sistemleri, Sağlık Ekonomisi, Sağlık Sosyolojisi, Hasta ve Çalışan Güvenliği, Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigorta Sistemleri, Halk Sağlığı, Biyoistatistik, Epidemiyoloji gibi dersler yer alır.

“Okul Bitince Hastane Müdürü Olmak”

Öğrenciler hastaneler, sağlık sigortası şirketleri, ilaç firmaları, medikal firmalar, sağlık bilişimi firmaları, akademi gibi sağlık yönetiminin makro ve mikro düzeyinde önce staj yapmakta mezuniyet sonrası da görev almaktadır. Son yıllarda, kendi yatırımını yapan girişimciler içinden de bu eğitimi almış olanlar bulunmaktadır. Sağlık kurum ve kuruluşlarına profesyonel olarak liderlik yapabilmek, çok yönlü bilgi, deneyim ve yönetsel yetenek gerektirir. Geçmişte kalan “mezunların sadece hastane müdürü olacağı” bakışı artık gülümsemeyle anılmaktadır. Müdürlük bir görev unvanı olduğu için, okuldan müdür olarak mezun olunmayacağı yaşanarak öğrenilmiştir.

Hepimizin bildiği gibi, sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir. Ekibin bileşenleri de sağlık çalışanlarıdır. Hizmetin amacına uygun biçimde sunulması, sağlığın farklı alanlarında eğitim görmüş profesyonellerin, bu ortak amaç doğrultusunda çalışmasıyla mümkün olabilmektedir. Sağlığın çok boyutlu özelliğinden kaynaklanan ayrıcalığı, eğitim programlarına duyulan ihtiyacı da beraberinde getirmektedir. Sağlık yöneticileri bu ekibin vazgeçilmezidir. Doğru işi yaparken, işini de doğru yapan ve yaptıran sağlık yönetimi eğitimi almış yöneticilerin, sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte sektörde kalıcı izler bırakan katkılara neden olmaktadır. Dünün bugünün ve yarınların sağlık yöneticileri, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlayan bu bakışlarıyla; üretime, kalkınmaya, toplum refahına doğrudan müdahaleyi de doğurmaktadır ve buna devam edecektir.

Reel Kur İlan Edilen Kur Farkı

Geçtiğimiz haftanın bir önemli gelişmesi de, sağlık hizmet fiyatlarına yönelik iki önemli düzenlemenin yapılmış olmasıdır. Bunlar; ilaç fiyatlandırmasında uygulanan referans fiyatlandırmanın temel unsurlarından olan Avro kurunun Türk Lirasına çevrilmesine ilişkin düzenleme ile Sağlık Uygulama Tebliği düzenlemesidir. Bu hafta, sıcağı sıcağına, bu düzenlemeler ve sektördeki izlenimleri de paylaşmak ihtiyacı duydum.

Önce ilaç fiyatlandırmasından başlamak isterim. Türkiye’de uygulanan referans fiyatlandırma sisteminde, özellikle 2015 yılı sonrasında yapılan değişiklikler sonucunda gelinen noktada, ilaç fiyatlama modelinin, genellikle kırılgan bir yapı sergilediği sektörde hep tartışılmaktadır. Referans fiyat sisteminin en temel dayanağı olan Avro kurunun Türk Lirasına çevrilme işleminde de, sektörün yıllardır savunduğu bazı tespitler vardır. Bunların özü, Türkiye’deki hastaların yenilikçi ilaçlara erişimine yönelik darboğazlara dayanmaktadır. Bir yandan yenilikçi ilaçlara ulaşımdaki sıkıntıların doğduğu, diğer yandan ilaçların kontrolsüz başka ülkelere çıkışına neden olduğu iddia edilirken, bu durumun üçüncü ülkeler tarafından referans alınmaya, hatta sahte ve kaçak ilaç gibi öngörülemeyen birçok olumsuzluğa da yol açtığı savunulmaktadır. Sonucunda da, ilaç sektöründe sürdürülebilirlik konusunun gündeme geldiği ifade edilmektedir. Her düzeyde tartışılan bu konunun, aynı yıl içinde ikinci bir kur düzenlemesi yapılması talebi ile aktarılmasına rağmen, böyle bir düzenlemenin ekonomi politikaları gereği hayata geçirilemediği bilinmektedir. 2025 yılında geçerli olan kur ayarlaması, 24 Ekim 2024 tarihli ve 32702 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar” ile düzenlenmiştir. 25 Ekim 2024 itibarıyla yürürlüğe giren bu döviz kuru, yüzde 23,5 oranında artırılmış haliyle 21,67 TL olarak belirlenmiştir. O gün için Avro kuru; alışta 37.16 TL., satışta 37.19 TL idi. İlan edilen kurun reel kura oranı, yüzde 58,13’dü.

Bu düzenlemeden 14 ay sonra, 19 Aralık 2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yeni düzenleme ile beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında esas alınacak Avro değeri yüzde 16,9 oranında artırılmış ve yeni Avro kuru 25,33 TL olarak açıklanmıştır. Bu düzenlemenin yayımlandığı tarih itibarıyla reel Avro kuru ise 50,12 TL. olarak kayıtlardadır. Dolayısıyla,  geçtiğimiz hafta ilaç fiyatlandırmasında kullanılan Avro değeri reel kurun yüzde 50,54’ünü karşılamaktadır.

10 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu kararı yayımlandı (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251210-9.pdf). Yapılan SUT düzenlemesiyle ilgili olarak bir haber sitesinin isteğiyle yaptığım değerlendirmelerimin bir kısmını burada da paylaşmak isterim (https://www.finansingundemi.com/haber/sgk-sut-tarifelerini-guncelledi-hastaneler-ve-hastalar-icin-ne-degisecek/1878011).

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hastane, eczane gibi sağlık hizmet sunucularına geri ödeme mekanizmalarının dayanağı, Sağlık Uygulama Tebliği’dir (SUT). Yani SUT, kamu sağlık sigortacılığı fiyat listesidir.

SUT fiyatlarındaki artışlar, klinik ve mali etkiye göre SGK tarafından düzenlenir. 5510 sayılı Kanun’da tanımlanan Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu bu konuda en üst karar vericidir. SGK kurulduğundan bu yana  fiyatların maliyetleri karşılamadığı her zaman ve zeminde söylenmektedir.

Her hangi bir sağlık hizmetinin fiyat artışı veya SUT içine yeni eklenmesi söz konusu olduğunda, maliyet etkisi yani bütçeye getireceği yük karar vericiler için belirleyici olmaktadır. Bütçe büyüklükleri ile düşünmek zorunda olan karar vericiler için bundan daha doğal bir ölçüt de zaten yoktur.

SUT fiyatlarında hizmete göre değişen bazı işlem oranları artışları şu şekildedir;

Yoğun bakım yüzde 55,

Acil hemodiyaliz yüzde 35,

Muayene yüzde 30,

Kemoterapi yüzde 20,

Yatak Hizmetleri yüzde 20,

Laboratuvar yüzde 10,

Malzeme grubunda yapılan bazı artış yüzde oranları ise şu şekildedir;

Beyin cerrahisi yüzde 35-40,

Ortopedi yüzde 30,

Omurga cerrahisi yüzde 30,

Kardiyoloji yüzde 10,

Kalp damar cerrahisi yüzde 10.

Sadece enflasyon etkisiyle değil, Fiyat Tarifesi kapsamında geri ödenen her türlü sağlık hizmetinin maliyeti karşılamaması durumunda, ilgili hizmet sunucular doğaldır ki zarar ederler.  Zarar eden kurum ise ya zararını hastadan fiyat farkı gibi yollarla kapatmak isteyecektir ya da sağlık hizmeti vermeyi bırakmak zorunda kalacaktır.

Her türlü maliyeti kendi üstlenen özel sektör açısından zarar daha yüksek olarak değerlendirilebilir. Kamu hastaneleri olan Sağlık Bakanlığı ve Üniversite Hastaneleri ise zarar etseler bile, kamusal sorumlulukları gereği hizmetlerini devam ettireceklerdir. Özellikle yapısı nedeniyle Üniversite Hastanelerinin hizmet maliyetleri her zaman, diğer hastanelere göre daha yüksektir.

Her iki durumda da, yapısal riskler doğabilir. Sağlık hizmeti alıcısı olan kişiler (genel anlamda hastalar); ya imkanı varsa cepten ödeme yapabilir ya da hizmete ulaşmakta sıkıntı çekebilir.  Cepten ödemede de kişilerin ödeyebileceği geliriyle ilişkili bir üst sınır vardır. Bu sınır aşıldığında, katastrofik sağlık harcaması olarak adlandırılan, yıkıcı sağlık harcamasına ulaşılabilir. Kamusal karar vericiler, bu durumun oluşmaması için sürekli önlem alır.

Sağlık finansmanında her şey primlerle karşılanamayacağı gibi, geri ödeme yöntemlerinde de tek bir doğru yoktur. Hem finansman kaynaklarını hem de geri ödeme yöntemlerini çeşitlendirmek gerekir. Çünkü, doğrular her hizmet için aynı olmayabilir. Önemli olan, rasyonel bir bakışla hizmete göre en doğru yöntemi, ekosistemdeki ilgili paydaşların görüş ve önerilerini de alarak belirlemektir. Örneğin, son yıllarda pilot uygulamalarla dünyada hızla yaygınlaşan değer temelli sağlık hizmeti yaklaşıma aşamalı olarak geçmekte yarar olacaktır. Bu yöntemde, yapılan tedavinin hasta sağlığına yaptığı katkıya göre ödeme yapılması ve hastanın kendi sağlığını yönetme sorumluluğunun ödüllendirme yoluyla verilmektedir. Sigara içmeyenlerin primlerinde indirim yapılması bu kapsamda düşünülebilir. Keza, prim sistemini sosyal devlet olmanın gereği, başka fonlamalarla desteklemek gerekir. Dünya örneklerinde de olduğu gibi yenilikçi tedaviler, nadir hastalıklar, kanser gibi alanlarda bu tür fonlar oluşturulabilir.

SUT fiyatlarıyla ilgili önemli olan bir başka konu da; bunların veriye dayalı, hakkaniyet ölçüsü içinde ve hastalık yükü bakışıyla ilgili paydaşlarla birlikte önceliklendirilerek düzenlenmesidir.

Tüm bunları; hastaların, ilaca ve tedaviye hatta sağlığı koruyucu ve geliştirici hizmetlere kesintisiz ve sürdürülebilir erişimi için düşünmek doğru olacaktır. Ekosistemin tüm paydaşlarıyla birlikte değerlendirerek, öngörülebilirlik açısından; ekonomik gerçekliklerle uyumlu, kalıcı bir çözüm mekanizmasına ihtiyaç her zaman devam edecektir.