Sağlık Yöneticileri ve Tedarik Zinciri

Sağlık Yöneticileri ve Tedarik Zinciri

Bu hafta tedarik zinciri kavramından söz edeceğim. Pandemi döneminde bozulduğu hatta bir başka deyimle kırıldığı için, sağlık hizmetlerinin de içinde bulunduğu bazı mal ve hizmetlere erişimde ciddi zorluklar yaşanan bu zincirin üzerinde duracağım. Aksamasının sonuçlarını sağlık hizmetine ihtiyacı olanlar da yaşadığı için, daha zor ve daha pahalıya ulaşılan bu zincirle ilgili görüşleri aktaracağım.

Neden Tedarik Zinciri

Tedarik zinciri, ham maddeden son ürünün kullanıcıya ulaşmasına kadar yaşanan yolculuktur. İngilizce karşılığı “supply chain” olan tedarik zinciri kavramı, lojistik ağı olarak da ifade edilir. Üretim, depolama, dağıtım ve hizmetlerin bütünü olarak tanımlanır. Tedarikçi, üretici, dağıtıcı, perakendeci ve kullanıcıyı birbirine bağlayan bir ağdan söz edilir. Her aşamasında da bilgi, insan, kaynak ve teknolojiyi içerir.

Amaç, karmaşık olan bu ağı maliyet açısından verimli yapmak, kullanıcısını da memnun etmektir. Sanki bir orkestra gibi, enstrümanların uyumlu çalınması olarak da düşünebilirsiniz. Özellikle yoğun rekabet olan alanlarda ve ilaç, aşı gibi tıbbi ama bir o kadar da stratejik olan ürünlerde, iyi yönetilen bir tedarik zinciri ilgili tüm kurumlar için çok önemlidir. Bu yüzden zincir; daha az aşamadan geçtikçe, daha kolay ulaşıldıkça, yüksek hız ve düşük maliyet kaçınılmazdır.

Sıklıkla sağlığın da içinde olduğu küresel tedarik zincirleri için bu çok daha fazla geçerlidir. Farklı ülkeler, farklı lojistik ağlar ve farklı teknolojilerle birlikte olması hizmeti kullanana ulaşmasında beklenmedik sorunlar ve karmaşıklıkları gündeme getirebilir. Pandemi örneğinde olduğu gibi, ekonomik hareketlilikten ve gecikmelerden daha çok etkilenebilir. Ama doğru bir yönetimle bu zorluklar avantaja çevrilebilir.

Dolayısıyla, daha yavaş işleyen ve riskleri fazla bir ortamla karşılaşılabilir. Bunları en aza indirmenin yolu, seçenekleri çeşitlendirmek, daha fazla kullanıcıya ulaşmak ve daha geniş bir üretim fırsatı oluşturmaktır.

Tedarik Zinciri Aşamaları

Doğaldır ki bu sürecin ilk aşaması, gerekiyorsa hammadde tedarikidir. Üretimi yapılanın doğru yerden, doğru zamanda ve uygun fiyatla getirilmesi şarttır.

İkinci aşama, üretim sürecidir. Hammaddelerin işlenip ürüne dönüştürülmesi gereklidir.

Bir sonraki aşama olan depolamada, düzenli ve güvenli bir şekilde saklanma ile ihtiyaç anına kadar stok yönetimi kavramı öne çıkar. Sağlık gibi son kullanma tarihi ağırlıklı ürünlerin fazla olduğu bir alanda, stok yönetimi çok daha önemli olur. İşte bu yüzden zincir sağlık kuruluşları bu süreci tümüyle kendileri yönetirler. Ana depodan en uç noktaya kadar hangi üründen ne kadar var, ne kadar ihtiyaç olacak gibi detayları sürekli takip ederler.

Depolama aşamasından sonra gelen lojistik süreci, ürünlerin doğru yere ulaşması için bu kapsamda çok önemlidir. Doğru lojistik yönetimi, ürünün zamanında ve eksiksiz bir şekilde teslimini sağlar.

Teslimat sondan bir önceki aşamadır. Lojistik sürecin ardından, ürün artık kullanıcı olan sağlıklı kişi veya hastaya ulaşır. Bu aşama, kullanıcının memnuniyetini etkilediği için tedarik zincirinin en kritik aşamasıdır. Geç veya hasarlı ulaşması sağlıkta bu kritikliğin önemli bir bileşenidir.

Son aşama ise iade ve geri dönüşüm aşamasıdır. Ürün iade edilmek istenebilir ya da son kullanım tarihi tamamlandıysa imha veya geri dönüştürülmesi gerekebilir. Sağlık bu alanda da diğer alanlara göre çok özen gösterilmesi gereken bir alandır. Özen, hasta ve çalışan güvenliği açısından şarttır.

Tedarik Zinciri Ne Sağlayabilir?

Tedarik zincirinin, sağlık alanında da dikkate değer yararları vardır. Bunlar;

  • Maliyetleri düşürme,
  • Lojistik işlemleri hızlandırır ve kolaylaştırma,
  • Fazla stok maliyetini önleme,
  • Rekabet gücünü artırma,
  • Kaynakların verimli kullanılmasına yol açma,
  • Hasar ve hataları azaltma,
  • Kullanıcı memnuniyetini artırdığından sadakat oluşturma,
  • Krizlerde depolamaya bağlı olarak kesintisiz hizmet sağlama,
  • Şeffaflık, güven ve sürdürülebilirlik bakışı getirme
  • Hasta ve çalışan güvenliği

olarak sıralanabilir.

Geçtiğimiz Haziran ayında, “Tedarik Zincirleri: Risk ve Dayanıklılık Üzerine Öngörülü Bir Rapor” adıyla bir rapor yayınlandı. Orijinal adı, “Global Supply Chains A Foresight Report on Risk and Resilience, June 2026” olan bu raporda tedarik zinciriyle ilgili tespitler vardı  (https://assets.publishing.service.gov.uk/media/6a1edb2a050971fbebf3bd75/Global_Supply_Chains_-_A_Foresight_report_on_risk_and_resilience.pdf.). Sağlık açısından da önemle değerlendirilebileceğini düşündüğüm için bu tespitlerin bazılarını paylaşmak isterim;

Tespitlerden ilki, tedarik zincirlerinin ne olduğuna yönelik sıralanmış;

  • Ağlardır, zincir değildir,
  • Gizli bağımlılıklar yoluyla yayıldığı birbirine bağlı ağlardır,
  • Dayanıklılık, sistem açısından kritik kuruluş, güzergah ve altyapı belirlenmesini gerektirir,
  • Risk paylaşılır,
  • Ortak tedarikçiler, altyapı ve ulaşım koridorları ortak güvenlik açıklıkları yaratır.

Government Office for Science tarafından hazırlanan rapor, savunmasızlık seviyesi olarak üç katman tanımlıyor;

  1. Firma düzeyindeki riskler tek kaynak kullanımı, düşük stoklar ve zayıf görünürlükten kaynaklanır.
  2. Ağ düzeyinde riskler mega merkezlerden, dar geçitlerden ve bağlantı noktası tedarikçilerinden kaynaklanır.
  3. İklim, jeopolitik ve siber şoklar bu yapısal zayıflıkları daha da artırıyor.

2040 için tedarik zincirinde gelecek senaryoları olarak raporda beş farklı öngörü yer alıyor;

Fırtınadaki Ada: Parçalanma ve zayıf uyum kronik bozulmalar, kıtlıklar ve dalgalı ticaret getirebilir,

  1. Yeşil Duvarlar, Gri Gökyüzleri: Dengesiz uyum yenilik kazananları üretir, ancak aynı zamanda artan eşitsizlik ve istikrarsızlık ortaya çıkarır,
  2. Reaktif Sıfırlama: Blok tabanlı kararlılık güvenilirliği artırır ama uyum reaktif ve maliyetlidir,
  3. Ekokür: Proaktif uyum, döngüsellik ve iş birliği, dayanıklı, sürdürülebilir tedarik zincirlerine yol açar,
  4. Wildcards: Siber saldırılar, ani ısınma, sentetik gıda atılımları ticareti hızla yeniden şekillendirebilir.

Bu tespit ve öngörülerden sonra raporda bazı tavsiyelerde de bulunuluyor;

  • Ağlar ve dış baskılar arasında risklerin nerede olduğunu belirleyin.
  • Müdahaleleri genel çözümler yerine belirli risk arketipleriyle eşleştirin.
  • Stratejileri birden fazla geleceğe karşı sürekli stres testinden geçirin ve buna göre uyum sağlayın.

Sağlık Yöneticisi İçin Risk Öngörülü Planlama

Tedarik zincirinin her düzeydeki sağlık yöneticisini ve kurumlarını ilgilendiren boyutları var. Ürün ya da hizmetin üretiminden, ihtiyacı olan sağlıklı kişi ya da hastaya kadar yaşanan tüm aşamalar düşünülerek; gerekenler nereden alınacak, nasıl üretilecek, nereye taşınacak ve sağlık hizmetine ihtiyacı olana nasıl ulaştırılacağı aşama aşama her türlü risk öngörülerek planlanmalıdır.

İşte bu aşamaların her birini düzenleyen sistemdir. Böylelikle, tedarik zincirinin amacı olan üretim ve pazarlama süreçlerini hızlandırmak, maliyetlerini yönetmek ve ürünü ihtiyaç duyulan zamanda sunmak konusunda sağlık yöneticileri için de bütüncül bir bakış sağlanmış olur.

Üniversite Hastaneleri Dünyanın En İyi Hastaneleri

Üniversite Hastaneleri Dünyanın En İyi Hastaneleri

Uluslararası yayın organı Newsweek ile Alman istatistik firması Statisca tarafından yakın dönemde yayımlanan, 32 ülkeden 2530 hastanenin sıralandığı “Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026” listesinde Türkiye’den 35 hastane yer alıyor. ABD 420 hastane ile bu hastanelerin yer aldığı listede en fazla temsil edilen ülke olarak yer almaktadır. Bu 32 ülkedeki 250 hastanenin yüzde 70’i kamu kurumlarından oluşmaktadır.

Geçtiğimiz hafta sigortacılığın stratejik aktör olduğuna yönelik Türkiye Sigorta Birliği Raporu’na değinmiş ve bu hafta sigortacılık ile yakından ilgili 2026 dünya hastanecilik sıralamasını aktaracağımdan söz etmiştim. Bu sıralamanın, sadece küresel ölçekte değil, ulusal ölçekte de önemli olduğunu düşüyorum.

32 Ülke 2530 Hastane

Uluslararası yayın organı Newsweek ile Alman istatistik firması Statisca tarafından yakın dönemde yayımlanan, 32 ülkeden 2530 hastanenin sıralandığı “Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026” listesinde Türkiye’den 35 hastane yer alıyor (https://rankings.newsweek.com/worlds-best-hospitals-2026). ABD 420 hastane ile bu hastanelerin yer aldığı listede en fazla temsil edilen ülke olarak yer almaktadır. Bu 32 ülkedeki 250 hastanenin yüzde 70’i kamu kurumlarından oluşmaktadır.

Yaşam standardı, yaşam beklentisi, nüfus, hastane sayısı, erişilebilir veriler gibi birçok karşılaştırmalı faktörle belirlenen 32 ülke şunlardır;

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Avusturya, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya, Danimarka, Filipinler, Finlandiya, Fransa, Güney Kore, Hollanda, Hindistan, İngiltere, İspanya, İsrail, İtalya, İsveç, İsviçre, Japonya, Kanada, Kolombiya, Malezya, Meksika, Norveç, Singapur, Şili, Suudi Arabistan, Tayvan, Tayland, Türkiye.

Değerlendirme Süreci

Newsweek ve Statista; ilk aşamada, hastanelerin performansını analiz etmiş, ikinci aşamada sağlık çalışanlarına anket uygulamış, üçüncü aşamada hasta memnuniyet anketlerini puanlama sistemine eklenmiş, son aşamada ise PROMs olarak bilinen hastanın bildirdiği sonuç ölçüm uygulamalarına ilişkin bir anket daha gerçekleştirilerek elde edilen sıralamayı paylaşmıştır.

Yapılan bilgilendirmede, ilk aşamada farklı ülkelerdeki kamu kaynaklarından derlenen hastane kalite ölçütleri kapsamında tedavi kalitesi, hijyen standartları ve doktor/hemşire başına düşen hasta sayısı ölçütleri ve benzerlerinin dikkate alındığı belirtilmektedir.

İkinci aşamada, sağlık çalışanlarının çalıştıkları kurumları dışındaki (kendi ülkeleri ve diğer ülkeler) hastanelerle ilgili anketlerden yararlanılmıştır.

Hasta deneyimi konusundaki üçüncü aşamada, hastane çıkışından sonra yapılan ve kamuya açık hasta memnuniyet anketleri kapsamında; genel memnuniyet, hastaneyi tavsiye etme ve tıbbi bakımdan memnuniyet gibi ölçütlerin puanlaması yapılmıştır.

Son aşama olarak ise, 2025 son çeyreği ile 2026 ilk çeyreğindeki ilgili hastanelerin PROMs uygulamaları anketi değerlendirmeye eklenmiştir.

Üç Farklı Lider ve Üç Farklı Boyut

Dünyanın en iyi hastaneleri listesinde, üç ölçüt birlikte düşünülmüş; marka gücü, araştırma ve bakım kalitesi birlikte değerlendirilmiştir.

Bu bakışla; sağlık hizmetlerinde itibarın dış görünüşten kaynaklanmadığı, güvenin de dikkate alınma gereği vurgulanmaktadır.

Ortalama puana göre, ilk on hastane sıralamasında;

Amerika Birleşik Devletlerinden

Mayo Clinic birinci,

Cleveland Clinic üçüncü,

Massachusetts General Hospital beşinci,

The Johns Hopkins Hospital altıncı olarak 4 hastane ile yer almaktadır.

İlk onda her ülkeden birer hastane ile;

Kanada’dan University Health Network ikinci,

İsveç’ten Karolinska Universitetssjukhuset dördüncü,

İsrail’den Sheba Medical Center yedinci,

Almanya’dan Charité-Universitätsmedizin Berlin sekizinci,

İsviçre’den Universitätsspital Zürich dokuzuncu ve

Singapure General Hospital onuncu sırada bulunmaktadır.

Marka gücü açısından

ABD. Baltimor’dan Johns Hopkins Hastanesi, ikinci yılda da, birinci sırada bulunuyor. Bu durumun yalnızca prestij değil kalıcı klinik mükemmeliyet ile araştırma güvenilirliği ve kurumsal derinlik açısından da önemli olduğuna dikkat çekiliyor.

Bakım kategorisinde

Kanada’dan University Health Network, ilk 25’in lideriyken,

Araştırma ölçütünde de Almanya’da Charité birinciliğe ulaşan hastanedir.

Üniversite Hastaneleri Dünyanın En İyileri Arasında

İster küresel ister Türkiye ölçeğinde bakılsın, dikkat çeken bir başka konu, sıralanan listede üniversite hastanelerinin hep üst sıralarda yer almasıdır. Küresel ölçekte sadece ilk onda bile, tamamına yakın hastanenin üniversite hastaneleri olduğu kolaylıkla görülmektedir.

Türkiye için de durum benzerdir (https://www.yok.gov.tr/tr/search?q=en+iyi+hastaneler). Koç Üniversitesi Hastanesi 213, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi 234. olarak ilk 250’ye giren iki üniversite hastanesi olurken, sıralamaya giren diğer üniversite hastanelerinden

Devlet Üniversite Hastaneleri arasında;

Hacettepe, Marmara, Ege, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Sağlık Bilimleri Tıp Fakültesi Hastaneleri ön sıralarda yer almaktadır.

Vakıf Üniversitesi Hastaneleri arasında ise;

Koç, Medipol, Acıbadem, Yeditepe, Altınbaş, Başkent, İstinye, Bahçeşehir Üniversitesi Hastaneleri dikkat çekmektedir.

Bunların dışında; Anadolu Sağlık Merkezi, Acıbadem (International /Altunizade /Maslak/ Kadıköy/Bakırköy/Ankara/Fulya), Amerikan, Liv, Memorial (Şişli/Ankara/Bahçelievler), Medical Park (Bahçelievler/Ankara/Gaziosmanpaşa), Florence Nightingale (Gayrettepe), Medicana (Ankara), Medipol (İstanbul) Hastaneleri de, Türkiye’den listeye giren toplam 35 özel hastane arasında bulunmaktadır (https://rankings.newsweek.com/worlds-best-hospitals-2026/turkey).

Son Durak Üniversite Hastaneleri 

Yapılan değerlendirmeler incelendiğinde, “en iyi hastane” için tek bir ölçüt olmadığı anlaşılmaktadır. Klinik sonuçlar, araştırma verimliliği, marka algısı, yetenek çekimleri
kurumsal yönetim gibi bileşenlerden yararlanıldığını göstermektedir.

Sadece marka gücü için bile yıllar gerektiği, bu bağlamda hakemli yayınlardan, yeni tedavilere, öğretim mükemmelliğinden güvenilirlik ölçütlerine kadar pek çok bağımlı veya bağımsız değişkenin rol oynadığı bilinmektedir. Buna biyoteknoloji ekosistemleri ile ulusal ve uluslararası rekabette öne çıkan özellikle teknolojik altyapıyı da eklemek gerekmektedir.

Aslında en iyi hastanelerin haritadaki konumuna bakıldığında, gelişmiş ekonomiler olduğu hemen anlaşılacaktır. İlk on sıralaması bile bunu göstermektedir. Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Doğu Asya’nın bazı bölgeleri; sermaye, akademik ve kurumsal yetkinlikleri yansıtmaktadır. Bu durum küresel sağlık sistemleri açısından olduğu gibi, ulusal düzeyde karşılaşılan bölgesel eşitsizlikleri de beraber düşünmeyi gerektirmektedir.

Özellikle de, gerek küresel ve gerekse Türkiye’de üniversite hastanelerinin en ön sıralarda olduğu gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir gerçekliktir. Referans kurum özelliğine ek olarak araştırma ağırlıklı hizmetlerin verildiği üniversite hastaneleri bu çalışmada, olması gereken yerde değerlendirilmiştir. Üniversite hastanelerini olması gereken yerde görmek isteyenler için, konumu ne olursa olsun, dünya ölçeğinde yapılan ve birçok değişkenin dikkate alındığı bu çalışmadan her düzeydeki tüm sağlık yöneticileri için çıkarılacak çok önemli çıkarımlar olabileceğini düşünüyorum.

Stratejik Aktör Sigortacılık

Stratejik Aktör Sigortacılık

2026 ilk çeyrek TSB verilerine göre, sigortacılık prim üretimindeki yüzde 30’a olarak açıklanmış. Bu veriler enflasyondan arındırıldığında, reel büyüme epeyce sınırlı kalmaktadır. Sağlık sigortalarında üretim büyümesi fazla olsa bile, medikal enflasyon yüksekliği maliyet ve sürdürülebilirlik sıkıntılarına yol açmaktadır. Sigortacılık genelinde ve sağlık sigortacılığı özelinde teknik yaklaşım ve uzun dönemli kârlılık bakışına ihtiyaç artık daha öne çıkmaktadır. “Herkesin yaptığını değil yapmadığı yapan” anlayışı ile fark oluşturabilir. Sadece fark oluşturmaz ve hangi sektörde olursa olsun aynı zamanda aranan olur.

Bu hafta sigortacılık ile yakından ilgili 2026 dünya hastanecilik sıralamasını aktaracağım.  32 ülkeden 2530 en iyi hastane listesinde Türkiye’den 35 hastanenin yer aldığını paylaşacağım.

Sigortacılık ve Risk

Sigortacılık teorisinde de pratiğinde de hep dikkat edilmesi gereken birkaç önemli başlıkla başlamak istiyorum. Bir riskin sigorta edilebilmesi için; gerçekleşmemiş olması ama gerçekleşme ihtimali bulunması gerekir ama ne zaman gerçekleşeceği de bilinmemelidir. Bu arada sigortacılık yalnızca risk gerçekleştiğinde ödeme yapan bir yapı olarak görülmemelidir.

Özellikle, sağlık sigortacılığında dünyada ve Türkiye’de gelinen noktaya bakıldığında, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından 2026 Nisan ayında paylaşılan “Sigorta ve Emeklilik Sektörü Durum Belgesi” adlı Rapor verilerle desteklenerek önemli konuları gündeme taşımaktadır (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf).

Hatta, TSB daha da ileri bir vizyonla, sigortacılığı; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve finansal istikrarın geleceğine katkı sağlayan stratejik bir aktör olarak ifade etmektedir. İster bireysel ister kurumsal açıdan bakılsın sağlık sigortacılığında da bu yaklaşım; kapsayıcılık, erişilebilirlik ve sürdürülebilirlik açısından olmazsa olmazdır.

2030 vizyonu doğrultusunda; bugüne göre iki kat büyüme, toplam prim üretiminin 50 milyar Amerikan doları olması ve sigorta penetrasyon oranının yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi hedefleniyor. Sigorta penetrasyon oranı kavramının, toplanan toplam sigorta primlerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya oranı olduğu hatırlanırsa, ekonomik büyüklük ve sigortacılık alanındaki gelişmişlik düzeyini gösteren makroekonomik gösterge olduğu kolaylıkla görülecektir. Böyle bir hedef, yalnızca niceliksel bir büyümeyi değil; sigortacılığın ekonomideki ağırlığının artması, risklerin geniş tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesini gösterecektir.

Mevzuat düzenleme önerilerini içeren dünyaya uyumun sağlanmasına yönelik başlıklar bulunmaktadır. Hukukî güvenlik ilkesinin belirlilik, geçmişe etkili düzenleme yasağı ve güvenin korunması olmak üzere üç alt başlık içerdiği Rapor, sağlık ve hayat branşları başta olmak üzere özel nitelikli kişisel verilerin işlendiği sigorta branşları için kişisel veriler ile ilgili düzenlemelere ilişkin mevzuat uyumunun sağlanmasını özellikle vurgulamaktadır.

Hedef Yeni ve Genç Sigortalılar

2026 ilk çeyrek TSB verilerine göre, sigortacılık prim üretimindeki yüzde 30’a olarak açıklanmış. Bu veriler enflasyondan arındırıldığında, reel büyüme epeyce sınırlı kalmaktadır. Sağlık sigortalarında üretim büyümesi fazla olsa bile, medikal enflasyon yüksekliği maliyet ve sürdürülebilirlik sıkıntılarına yol açmaktadır.

Sigortacılık genelinde ve sağlık sigortacılığı özelinde teknik yaklaşım ve uzun dönemli kârlılık bakışına ihtiyaç artık daha öne çıkmaktadır. “Herkesin yaptığını değil yapmadığı yapan” anlayışı ile fark oluşturabilir. Sadece fark oluşturmaz ve hangi sektörde olursa olsun aynı zamanda aranan olur.

Yaklaşım, daha fazla poliçe üretmek yerine, doğru riski doğru fiyatlama yapanlar gelecekte daha çok aranan olmalıdır. Bu bağlamda; dijital satış ve pazarlama kanalları, ekosistemde gerekirse rakiplerle de iş birliği ve genç nüfusa yönelerek yeni sigortalılar hedeflenmelidir.

Ayrıca, “kritik hastalıklar” konusundaki yararlar da dikkate alındığında, uzun süreli sigortaların erken yaşlarda alınması ile önlenen yaşam kayıplarıyla kalp hastalıkları ve kanserden ölüm riski daha önceden tespit edilerek koruyucu ve sağlığı geliştirici önlemler almak kolaylaşacaktır.

Alana Özgü Eğitimli İnsan Kaynağı 

Sigorta sektörünün 2030 vizyonunda yer aldığı gibi, sağlık alanında da büyümesi, yeni yeni ürünlerle çeşitliliğini artırması, genç nüfusu hedefleri arasında önceliklendirmesi gibi doğru olacaktır. Güçlü, alana özgü eğitim almış donanımlı insan kaynağı altyapısı da bu sürece ciddi destek sağlayacaktır.

Hep sıralandığı gibi; dijitalleşme, siber tehditler, yeni dağıtım modellerine odaklanmak doğru bir tercih olur. Böylelikle sadece nicelik değil, nitelik artışı ile kapasite büyümesi de yaşanabilir. Bunlar değişim ve dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak dikkate alınmalıdır.

Bu bağlamda; başlatılan üniversitelerle iş birliğinin farklı modellerle artarak devamı çok önemlidir. Eğitim programlarının teşviki, ilgili bölüm öğrencilerinin kısa ve uzun dönem staj imkanlarının geliştirilmesi, yurtiçi yurtdışı burs programları oluşturularak gönüllü, nitelikli adayların kazandırılması burada akla gelen ilk başlıklar olabilir.

Sağlık sigortacılığının kendine özgü kısıtlılıklarını da dikkate alacak biçimde karar verici süreçlere ekosistem paydaşlarının katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Özellikle yeni işe başlayacaklar, halen çalışanlar ve aracılara yönelik güncel müfredatla eğitim ve sertifikasyon ön şart haline getirilmelidir.

Önlemeyle Daha Güçlü Sağlık, Daha Güçlü Ekonomi

Önlemeyle Daha Güçlü Sağlık, Daha Güçlü Ekonomi

Bu hafta size başlığa da ilham kaynağı olan “Ulusların Sağlığı: Daha Güçlü Sağlık, Daha Güçlü Ekonomiler” başlıklı içerik derinlikliği olan bir raporu gündeme getirmek istedim. Rapor’da gelinen noktada, daha sağlıklı olmadan daha uzun yaşandığının altı çiziliyor. Bu durumun sağlık sisteminde yapısal bir yük oluşturduğu vurgulanarak; 2050 yılında, yaşlanma ve kronik hastalıklar nedeniyle sağlığın ekonomik bir kısıtlama alanı haline getireceği ifade edilmektedir.

Bu hafta size başlığa da ilham kaynağı olan “Ulusların Sağlığı: Daha Güçlü Sağlık, Daha Güçlü Ekonomiler” başlıklı içerik derinlikliği olan bir raporu gündeme getirmek istedim. (https://www.mckinsey.com/mhi/our-insights/the-health-of-nations-stronger-health-stronger-economies). McKinsey Health Institute tarafından paylaşılan Rapor’un yazarları; Alex Beauvais, Brad Herbig, Matt Wilson ve Pooja Kumar.

Rapor’da gelinen noktada, daha sağlıklı olmadan daha uzun yaşandığının altı çiziliyor. Bu durumun sağlık sisteminde yapısal bir yük oluşturduğu vurgulanarak; 2050 yılında, yaşlanma ve kronik hastalıklar nedeniyle sağlığın ekonomik bir kısıtlama alanı haline getireceği ifade edilmektedir.

Hastalık Yükü Kayması

Rapor, geçmişte bulaşıcı hastalıklarda yoğunlaşan hastalık yükünün, enfeksiyon hastalıklarında yaşanan kazanımlarla bulaşıcı olmayan hastalıklara doğru artığı belirtilmektedir.

Özellikle, kardiyovasküler hastalıklar, kanser, diyabet, ruh sağlığı ve nörolojik durumlar gelecekteki hastalık yükünde daha belirleyici olacağı yorumu yapılmaktadır. Hatta, düşük gelirli ülkelerin hastalık yükü açısından çifte riskle karşılaşabileceği bile düşünülmektedir. Bu ülkelerde, tamamlanmamış enfeksiyon hastalığı kontrolü ile hızlanan kronik hastalık yükünün aynı anda sorun oluşturabileceğine değinilmektedir.

Kaçınılmaz mı?

Maliyet etkili müdahaleler ölçeklendirilirse, 2050 yılına kadar küresel hastalık yükünün üçte biri aşabilecek ölçüde azaltabileceği öngörülmektedir. Öngörü; 33 milyon erken ölümün önlenebileceği, risklerin önlemesinin ise potansiyel sağlık durumu iyileştirilmesini yüzde 65 oranında tetikleyebileceği doğrultusundadır.

Bu bağlamda; tütün kontrolü, yüksek tansiyonu önleme, aşılar, beslenme, fiziksel aktivite ve daha temiz ortamlar getirisi en fazla olabilecek müdahaleler olarak sıralanmaktadır.

Bu arada tersine bir yaklaşımdan da söz ediliyor. Önleme konusuna yetersiz kaynak ayrıldığı, hatta tedavinin önlemeden fazla ödüllendirildiğinin yanlışlığı belirtiliyor.

Nasıl Daha Güçlü Ekonomi?

Rapor, daha iyi sağlık ile;

  • 2050 yılına kadar küresel düzeyde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) yıllık 12,5 trilyon dolar eklenebileceği,
  • Daha yüksek iş gücü katılımından,
  • Daha az erken ölümden,
  • Daha az bakım yükünden söz edilebilecek,
  • Yatırılan her 1 Dolar için yaklaşık 4 Dolar ekonomik değer yaratabileceğine işaret ediyor.

Sonuç olarak daha güçlü ekonomiyi, sağlığın sadece maliyet odaklı değil, üretken altyapı olarak ele alınmalıdır.

İşte, sağlık sektöründe karar verici pozisyonda olan tepe yöneticilerin, sağlık hizmetlerine önlemeye odaklanmaları için teşvik mekanizmaları belirlenerek, çok paydaşlı bir yaklaşımı tetiklemesi ve harcanana değer olmayı artırılmalıdır.

Dönüştürücü Yenilik

Bu konuya girmeden önce son zamanlarda sık kullanılmaya başlanan bir kavramdan söz etmek gerekecek.  Bu kavramın adı içgörü, İngilizcesi ile insight. Sorun da olabilecek bir konuyu derinlemesine farkına varma yeteneği içgörü olarak tanımlanır.

İki ayrı alan açısından farklı anlamları vardır. Kişinin kendi duygularının, düşüncelerinin, zihinsel veya fiziksel durumunun farkında olması Psikoloji ve Psikiyatride kullanılan şeklidir. Bir kişinin psikolojik sorununun varlığını kabul edip, davranışlarının altında yatan nedenleri görebilmesi o kişide içgörü olduğu olarak anlatılır. Pazarlamada ise tüketicilerin davranış ve alışkanlıklarının altında yatan nedenleri araştırmaktır. Örneğin bir ürünün neden satın alındığına ilişkin gerçekliği ifade eder.

Düzenli içgörüler, öngörü ve organizasyonun değişim zamanlarında gelişmesine yardımcı olacak pratik araçlar için sağlık liderlerinin gelecek planlamasında en sık başvurdukları yöntem olarak bilinir. Stratejik öngörü ile geleceğin şekillendirilmesi için belirsizliğin senaryolaştırıldığı eylemlere dönüştürülürler. Sık kullandıkları araçlar ise; veri paylaşımı, güven, birlikte çalışabilirlik ve kontrol ile hangi gelecek sorusuna cevap bulurlar.

Bu bağlamda bazı stratejik girişimlerde de bulunurlar. Bunlar arasında; uyumlaştırılmış düzenlemeler, teknoloji paydaşlarıyla entegrasyon, yönetişim, merkeziyetsizlik ve çeşitlilik ilk sıralarda gelmektedir. Tüm bunlar sürdürülebilirliği de beraberinde getirir.  ve bakım entegrasyonu.

Böylelikle, amaç odaklı ekosistemler daha öne çıkar. Bir araya getirilen sistemler ve yapılar hiçbir aktörün tek başına çözemeyeceği sürdürülebilirlik sorunlarını bile çözebilir hale getirir.

Zorluk, ortak amacın paydaşların güvenebileceği koordineli eyleme dönüştürülmesinde yatar.

Sağlık sisteminin geleceğine yönelik öngörülerde de bu ilkelerden hareket edilmelidir. Sektörün tüm paydaşları bu ekosistemin dişlileri olarak eş zamanlı hareket ederek riskleri yönetmelidir. Dönüştürücü yeniliğin temelini buna dayandırmak gerekir. Paylaşılan bilgi ve öngörü, ekosistemin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar.

Ama unutulmamalıdır ki, amaç ne kadar genişlerse, odaklanmış bir uygulamaya dönüşme o kadar zorlaşabilir. Paydaşların karşılıklı güveni zayıflar ve hatta birlikte olmanın gereği bile  sorgulanır hale gelebilir.

İşte onun için yeniden hizalanma gerekebilir. Hizalanmak bir referans noktasına göre uyum sağlanması olarak ifade edilir. Ekosistemin, bir ortak öncelik etrafında yeniden odaklanması, daha sıkı bir sahiplenme ve kararları yoğunlaştırma ile uygulamaların iyileştirilmesi mümkün olabilir. Sonuç olarak dönüştürücü yeniliğin sağlık ekosistemimde gerçekleşmesi yönetim modelinin ayrı yollarla değil, birlikte tasarlanmasıyla mümkündür. Hiçbir kısıtlama olmaksızın amacı ve yapıyı uyumlulaştırmak mümkündür.

Sağlığın tedavi edicilikteki ağırlığını, koruyuculuk ve önleyiciliğe dönüştürmenin önemi, sadece ekonomik açıdan değil, hizmeti alanların fırsat eşitliği açısından da düşünerek, dönüştürücü yeniliğin tüm dinamiklerinden yararlanmak mümkündür. Karar vericiler için de, kural koyucular için de, hizmet sunucular için de, her şeyden önce risk yöneten sigortacılar için de bu geçerlidir. Dolayısıyla daha güçlü sağlık ve daha güçlü ekonomi sonucuna ulaşmak kolaylaşacaktır.

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta 2030 Vizyonu: İki kat büyüme

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.

Bu hafta, Türkiye Sigorta Birliği Nisan 2026 tarihli Durum Belgesini değerlendirmek (https://www.tsb.org.tr/content/Broadcasts/TSB%20DURUM%20BELGES%C4%B0.pdf) istedim. Konuya özellikle değinmeyi planladığım için de biraz geciktim açıkçası. Nedeni çok basit.  Rapor, sigortacılığın sürdürülebilir büyüme vizyonunu ile Türkiye ekonomisine yönelik stratejik katkı alanlarını verilerle ortaya koymaktadır. Bu nedenle, geliştirilen slogan olan #SigortasızOlmaz vizyonunu paylaşmayı önemli buluyorum.

Bugünün Büyümesi ve 2030

Aktif büyüklüğün 4,2 trilyon liraya ulaştığı, hatta 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne erişen sigortacılıktan söz ediliyor. Bu rakamlar, 2025 yılı aynı dönemine göre, yüzde 59 büyüme ve yüzde 63 öz sermaye artışına karşılık geliyor. Prim üretimi sadece bu yılın ilk üç ayında 396 milyar liraya ulaşmış. Toplanan prim yüzde 46 artarken ödenen tazminat yüzde 85 büyümüş.

Rapor’da, 2030 vizyonu kapsamında iki kat büyüme hedefinin yer aldığı hedefiyle  başlamalıyım. Bu hedef kapsamında; toplam prim üretiminin 50 milyar ABD dolarıpenetrasyon oranının da yüzde 4,7 düzeyine yükseltilmesi öngörülüyor. Penetrasyon oranı, sigorta primlerinin Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı olarak bilinir ve 2025 yılında yaklaşık yüzde 2,8’dir. Ekonomide sigortacılık ağırlığının artışı, risklerin tabana yayılması ve finansal sistemin derinleştirilmesinden de söz ediliyor.

Rapor’un içerdiği başlıkların, ekosistem paydaşlarınca değerlendirilmesinde yarar olacaktır.

13 Ayrı Odak

Rapor, 13 ayrı alanda yapılabilecekleri bölümlere ayrılmış olarak sıralıyor;

  1. Sektörün Sermaye Yapısının Güçlendirilmesi,
  2. Dağıtım Kanallarının Yapılandırılması, Niteliğinin Artırılması ve Çeşitlendirilmesi,
  3. Türkiye Hayat Sigortacılığında Yeni Bir Evre: Yatırım Fonlu Sigortalar,
  4. Finansal Sigortalar ile İlgili Gelişmelerin Sağlanması,
  5. Yenilikçi Sigorta Ürünlerinin Geliştirilmesi,
  6. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik (ESG) Çalışmalarının İlerletilmesi,
  7. Özel Sağlık Sigortalarının Geliştirilmesi,
  8. Banka Sigortacılığının Geliştirilmesi,
  9. Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) Hayata Geçirilmesi,
  10. Sigortacılıkta Eğitim ve Kültür Dönüşümü,
  11. Trafik Sigortasına Köklü Çözüm Getirilmesi,
  12. Sigortacılık Mevzuatının Değişen Dünyaya Uyumunun Sağlanması,
  13. Katılım Sigortacılığının Geliştirilmesi.

Özel Sağlık Sigortacılığında Vizyon

Rapor’da sağlık, sadece yedinci bölüm olarak değil, aslında beşinci, onuncu ve on ikinci bölümlerle de yakın ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir başlık olabilir. Zaten, Türkiye Sigorta Birliği 18-19 Eylül 2024 ve 10 Ocak 2025 tarihlerinde yapılan Arama ile Önceliklendirme Konferansları Raporları da bu başlıklarda yapılabilecekleri içermekteydi.

Tüm dünyada özel sağlık sigortaları bireylere bir seçenek olarak sunularak, kamu politikaları  ile desteklenmektedir. Rapor, özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının yaygınlaşabilmesi ve beklenen faydayı sağlayabilmesi için;

  • kamu tarafından uygulanacak teşvik mekanizmalarının geliştirilmesine,
  • veri paylaşımının şeffaf ve sürdürülebilir bir zeminde yürütülmesine,
  • anlaşmalı kurum modellerinde uzun vadeli iş birliklerinin hayata geçirilmesine

vurgu yapmaktadır.

Böylelikle, kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün hafifletileceği ve sigortacılığın kapsayıcılığının artırılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, tamamlayıcı sağlık ve özel sağlık sigortalarına kamunun finansal teşvikleriyle sağlık sigortalılarının artırılmasının önemine değinilmektedir.

Bu bağlamda;

  • özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanması,
  • devlet katkısına karşılık gelen tutarın primden indirilerek sigorta ettirenden alınmaması,
  • Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla devlet katkısı tutarlarının Bakanlık bütçesine konulan ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenmesi

önerilmektedir.

Böylece, devlet teşviki sağlanması için mevzuat değişikliği ihtiyacı bulunmakta olup ilgili mevzuata devlet katkısına ilişkin hüküm eklenmesi önerilmektedir.

Risk Gerçekleşmeden Sigorta

Sigortacılığın, artık risk gerçekleştiğinde tazminat  ödeyen bir yapı değil; ekonomik dayanıklılığı güçlendiren, tasarrufları büyüten ve geleceğin finansal istikrarına katkı sağlayan stratejik bir aktör konumunda olması hedeflenmektedir.

Dolayısıyla, sigortacılığın; risk, teknik yaklaşım ve sürdürülebilir bir kârlılığı hedeflediğini öne çıkaracağının altını çizeceğini söylemek iyimser bir yorum olmayacaktır. Önümüzdeki süreçte; yalnızca poliçe üretimiyle değil, doğru riski doğru fiyatlayan yapıyı yönetme anlayışıyla ilerleyeceğini dikkate almak gerekecektir.

Yeni sigortalı bakışı da bu dönemde değer kazanacaktır. Yenilemede de fiyat rekabetinin yerini ilk sigortalanacaklara erişim stratejileri alabilecektir. Dijital kanallar, ekosistem iş birlikleri ve genç sigortalılar bu değişime damgasını vurabilecektir.

Sağlık sigortaları açısından da medikal enflasyonun oluşturduğu maliyet baskısı sürdürülebilir bir fiyatlamanın en önemli riski olabilecektir.

Sağlık sigortacılığında bunlara ek olarak;

  • kamu sigortasıyla birlikte uzun süreli sigortalılığa geçiş ile genç yaşların hedeflenmesi,
  • yaşam kalitesi artışı ile engellik azaltılması bağlamında koruyucu ve sağlığı geliştirici poliçeler üretilmesi,
  • kritik hastalıklar gibi alanlarda

riski önceden belirleyerek yöneten yaklaşımlar da düşünülmelidir.

“Tanıştık Ama Bağ Kurabildik mi?”

İşin özü, sigortanın ihtiyaç anında yapılmayacak bir süreç olduğu yaklaşımına  dayanmaktadır. Bu yüzden, sigortacılıkta da veriyi yönetmek şarttır. 34 milyonu aşan tekil aktif sigortalının varlığına değinilirken, sadece son 10 yılda sisteme giren ama artık aktif olmayan 46 milyonu aşkın kişinin varlığından da söz ediyor. Sadece bu iki veri bile, yalnızca penetrasyon değil, sürekliliğin de dikkate alınmasının önemini gösteriyor.

Sigortacılıkta aktiflik oranının son beş yılına bakıldığında ise oranın yüzde 50’yi aşmış olduğu görülüyor. Sigortacılıkta, kalıcı sigortalılık bakışını yerleştirme bu açıdan da çok önemlidir. Öte yandan, sağlık sigortacılığının süreklilik gösterme oranının yüzde 50’lere yaklaşması bu açıdan başka önemli bir nokta ve hatta başlangıç fırsatı olarak değerlendirilebilir. Onun için, Türkiye Sigorta Birliği, “Tanıştık ama bağ kurabildik mi?” sorusunu soruyor.