2 Mayıs 1920, 3 Sayılı Kanun

2 Mayıs 1920, 3 Sayılı Kanun

Bu günler Cumhuriyet tarihinin ilkleri ile doludur. Sağlık alanında da yaşanan bu ilklerin bazı örneklerini bugün sizlerle paylaşacağım. Tüm bu ilklerin bir bölümünün Kurtuluş Savaşı yıllarında gerçekleşmiş olmasının, ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir değerimiz olduğunu vurgulamak gerekir.

Dünya tarihinin de ilk örneklerden biri olarak, Kurtuluş Savaşı sürerken, halen duvarında yazan “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesiyle 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşudur.

1921’de ilk kez “23 Nisan Milli Bayramı” adıyla kutlanmaya başlanan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ulusal bayramıdır. 1927 yılında, hafızalarımızdaki adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu’na (Himaye-i Etfal Cemiyeti) gelir oluşturma amacıyla, çocuk bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Adı; 1935’te “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı”, 1981’de “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olmuştur. 1979’da, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun “Çocuk Yılı” ilanı sonrası ise 23 Nisan uluslararası düzeyde kutlanmaya başlamıştır.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında ilk kez gerçekleştirdiği 23 Nisan’da çocukları makamına kabul edip onlarla sohbet etme geleneği, bayramın bir parçası olarak giderek yaygınlaşmış, aynı gün yöneticilerin makamlarını çocuklara devretme biçiminde devam etmektedir.

Savaş Yıllarında Bakanlık Kuruluşu

Sağlık Bakanlığı, Cumhuriyetimizin ilanından üç buçuk yıl önce, cephede savaş sürerken Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışının ikinci haftası olan 2 Mayıs 1920’de 3 Sayılı Kanun ile kurulan ilk Bakanlıklardandır (Özsarı S. H. (2020): Sağlık Bakanlığı’nın 100. Yılında Sağlık Bakanları, Yalın Yayıncılık, ISBN 978-605-9579-75-9, İstanbul 2020, https://halukozsari.com/wp-content/uploads/2023/11/SAGLIK-BAKANLIGININ-100-YILINDA-SAGLIK-BAKANLARI.pdf).

1920 yılında “Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti’’ adıyla kurulan Bakanlık, 1929 yılında  “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti’’ adını almıştır.

Tutanaklardan anlaşıldığına göre, Sağlık Bakanlığı, bazı vekillerin daha önceden olmadığı gerekçesiyle ayrı bir bakanlığa gerek olmadığı yönündeki  itirazlarına rağmen kurulmuştur. 3 Mayıs 2020’de ilk Sağlık Bakanı olarak Adnan Adıvar seçilmiştir. O yıllar, Bakanların TBMM’de seçildiği yıllardır.  Halide Edip Adıvar’ın eşi olan Adnan Adıvar, 11 Mayıs 1920’de Ankara Valiliği’nin bir odasında, sadece katip olarak, o zamanki adıyla bir Küçük Sıhhiye Memuru ile ilk kez çalışmaya başlamıştır (Ünüvar, N. (2020): Meclis Kürsüsünden Yüzyılın Sağlık Bakanları, Cilt-I:19, https://dosyamerkez.saglik.gov.tr/Eklenti/39631/0/cilt-1pdf.pdf).

Bandırma Vapuru

Konu sağlık olunca, 16-19 Mayıs 1919 arasından da söz etmek istedim. “Mayıs 2019 Bandırma Vapurunun Samsun’a çıkışının 100. Yıldönümü Bandırma Vapurunda Üç Tıbbiyeli” adlı yayınında Prof. Dr. Recep Akdur; İbrahim Tali Öngören, İbrahim Refik Saydam ve Behçet Adil Feyzioğlu’nu anlatmaktadır. Vapurda; 21’i subay, gerisi er, erbaş ve sivil personel olan 76 kişi bulunuyordu. Dr. İbrahim Tali Öngören, Dokuzuncu Ordu Sıhhiye Müfettişi göreviyle Bandırma Vapuru’nda yerini alırken,  Dr. İbrahim Refik Saydam 9. Kolordu sağlık müfettişi muavinliği olarak, Dr. Behçet Adil Feyzioğlu ise Karargâh Doktoru görevi ile bulunuyordu (https://www.recepakdur.com/media/1701/003-mayis-2019-bandirma-vapuru-2.pdf).

Bilindiği gibi, Bandırma Vapuru ile yapılan bu yolculuk, Kurtuluş Savaşı başlangıcı olarak kabul edilir. Yeri gelmişken, Bandırma Vapuru ve Atatürk’ün tüm silah arkadaşlarını şükran, minnet ve saygıyla bir kez daha anmak isterim.

İstanbul iş­galinden iki gün sonra, 18 Mart 1920’deki toplantısında işgali protesto ede­rek kendi kendini fesheden Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinin pek çoğu, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışında bulunmuştur. 15 Nisan 1923’e kadar görev yapan Birinci Meclis’te ilk kez 12 tıp doktoru görev yapmıştır (Aydın, A. (1998): Türkı̇ye Büyük Mı̇llet Meclı̇sı̇, Bı̇rı̇ncı̇ Dönemı̇nde Görev Yapan Sağlık Mensupları, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: 14 Sayı: 42, 908 – 922, https://atamdergi.gov.tr/tam-metin-pdf/884/tur);

  1. Abdülhak Adnan Adıvar
  2. Tevfı̇k Rüştü Araş
  3. Eşref Akman
  4. Asım Sı̇rel
  5. Mustafa Elvan Cantekı̇n
  6. Suat Soyer
  7. Zeynel Abı̇dı̇n Atak
  8. Alı̇ Haydar Bey
  9. İbrahı̇m Refı̇k Saydam
  10. Fuat Umay
  11. Mazhar Germen
  12. Tarı̇yettı̇n Fı̇kret Onuralp

Atatürk’ün;

Sağlık ve sosyal yardım konularında izlediğimiz amaç şudur: Milletimizin sağlığının korunması ve kuvvetlendirilmesi, ölümün azaltılması, nüfusun artırılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu yolla millet bireylerinin dinç ve çalışmaya yetenekli bir halde sağlıklı vücutlar olarak yetiştirilmesi…”

ifadesi 1922 yılına aittir.

103 yıl önce, sağlığı koruma ve geliştirmenin önemine yapılan bu sağlam vurgu, bugün Bakanlık yapılanmasının değerini daha da artırmaktadır.

İlk Üç Sağlık Bakanı

Cumhuriyet İlanı öncesi döneme ilişkin olarak, Sağlık Bakanlığı’nın 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle yazdığım ve Ocak 2020’de yayınlanan “Sağlık Bakanlığı’nın 100. Yılında Sağlık Bakanları” adlı kitabımda (https://halukozsari.com/wp-content/uploads/2023/11/SAGLIK-BAKANLIGININ-100-YILINDA-SAGLIK-BAKANLARI.pdf).;

“29 Ekim 1923 öncesinde, Adnan Adıvar ile başlayan, Refik Saydam ile devam eden ve Rıza Nur ile tamamlanan 3 ayrı Sağlık Bakanı döneminin yaşandığı anlatılır.

3 Mayıs 1920’de başlayıp 10 Mart 1921’e kadar 311 gün süren Adnan Adıvar’ın Bakanlık döneminin, 10 ay 11 gün ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetleri ortalama Bakanlık süresinden 113 gün az olduğu ifade edilir.

Adnan Adıvar sonrası ikinci Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın 8 ayrı Hükümet döneminde yürüttüğü Sağlık Bakanlığı’nın ilki olan bu dönemin, 1921 yılının 10 Mart ve 20 Aralık tarihleri arasında 286 gün (9 ay 16 gün) olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetleri ortalama Bakanlık süresinden 138 gün az olduğu belirtilir.

24 Aralık 1921 tarihinde göreve başlayan Cumhuriyet öncesi dönemin son Sağlık Bakanı Rıza Nur, dönem ortalamasından 250 gün fazla süre Bakanlık yapmış, görevini 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet İlanı sonrası 30 Ekim 1923’de kurulan 1.Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Refik Saydam’a devrettiği aktarılır.”

Bu hafta, Cumhuriyet tarihinin ilklerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış yıldönümünde aktarmak istedim. 105 yıl sonra sağlık alanında bu ilkleri yaşatanları şükran, minnet ve saygıyla anıyorum.

Çocuklara armağan edilen ilk bayram olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Çağı Anlamak İçin Yazılar

Çağı Anlamak İçin Yazılar

Bu hafta bir değişiklik yapmak istedim. Son okuduğum kitaptan edindiğim, aklımızdan hiç çıkmaması gereken tavsiyeleri içeren bazı bölümleri alıntılarla aktaracağım. Belki de uzun bir tatilin hemen ardından, sektör ağırlıklı bir konu yerine, ilk defa tercih ettiğim bu değişik yol için, bana “nereden çıktı şimdi bu…” diyebilirsiniz.

En az benim kadar sizlerin de tanıdığı ve takip ettiği, hatta belki de bu kitabı okuyup arkadaşlarına tavsiye ettiğini duyar gibiyim.  Çünkü kitabın yazarı, kendi alanında saygın, aranılan, iz bırakan kişiliktir.

Göle’den Boston Collage’da Doktora’ya

Kitabın yazarı, 100’ü aşkın bilimsel yayına imza atan,  dünyada bilimsel çalışmalarına en çok atıf yapılanlar arasında sayılan uluslararası bir öğretim üyesidir.

Geçtiğimiz ay, New York Üniversitesi’nde ders veren bilim insanımız Selçuk Şirin’in, “Bir Mutluluk Reçetesi, Çağı Anlamak İçin Yazılar” adlı son kitabını yayınladı.

Eğitimci, akademisyen, istatistik ve davranış bilimi uzmanı Selçuk Şirin. O dönemde Kars bugün Ardahan İli sınırları içindeki Göle ilçesinde lise bitiren, ODTÜ mezuniyeti sonrası  New York Eyalet Üniversitesi’nde Yüksek Lisans, Boston Collage’da Doktora yapan Prof. Dr. Selçuk Şirin, kalkınma ve eğitim ilişkisi alanındaki çalışmaları ile tanınır.

Akademik yayınlarına ek olarak, son yıllarda çoksatar kitaplar listesine giren Türkçe kitaplar da yazmaya başlamış. “Bir Mutluluk Reçetesi, Çağı Anlamak İçin Yazılar” kitabı da bunlardan biri.

36 bölümden oluşan kitabın bölüm başlıkları arasında; Dijital Yerliler: Teknolojinin İçine Doğan Nesil, Algoritma Beynimizi Çürütüyor, Kadınlar Erkeklere Rağmen Başarıyor, Yalnızlık: Görünmez Salgın gibi başlıklar ve etkileyici içerikleri var.

Hassas Denge Etik

İlk olarak, “Çok İzlenen Az Sorgulanan: Popüler Profesörler” başlığı altındaki görüşlerinden başlayacağım. Bu başlıkta; Türkiye’de akademisyenlerin yalnızca üniversitelerde değil, TV. stüdyolarından sosyal medya platformlarına kadar geniş bir alanda yer aldığını belirtiyor.

Bu yeni fenomenin, bilimin etik prensipleriyle popüler kültürün beklentileri arasındaki hassas dengede saklı olduğunu anlatıyor.

Bilimin üç şartı olarak; gözlemin sistematik olması, gözlemin ampirik bir veriye dayanması ve gözlemin alan uzmanlarının hakemliğinden geçmiş olmasını sıralıyor.

Bu üç kritere uymayan hiçbir gözlemin bilimsel olmadığını vurgulayan Selçuk Hoca, bunu bir örnekle de açıklıyor. Hatta, popüler profesörlerin, hem bilimin temel kriterlerine uymak hem de popüler dünyada var olmak istiyorsa, kendilerini sınırlayan meslek etiğine uyma zorunluluğunu vurguluyor.

Bu başarıldığında, her toplumda hem bilime olan saygının artacağını, hem de popüler konuların bilimsel bir çerçevede sunulmasının gerçekleşebileceğini ifade ederek, bunun zor ama mümkün olduğunu belirtiyor.

Beceri Odaklılık

Bir başka ilgi çekici başlık, “Geleceğin Müfredatı: Bu Beceriler Olmazsa Olmaz”. Hayatın ve dünyanın değiştiğini, eğitimin de değişmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan bu bölümde, bilgi odaklı değil beceri odaklı olma temelinde bir eğitim zorunluluğundan söz ediliyor.

Bilginin global ve her yerde olduğundan yola çıkılarak, rekabet etmek için  neyin bilindiği değil neyin yapıldığının önemli olduğunun altı çiziliyor. Bu yüzden de dünyada beceri odaklı müfredata geçildiği anlatılarak altı temel beceri sıralanıyor;

  1. Eleştirel düşünme becerisi,
  2. İşbirliği yapma becerisi,
  3. Zihinsel esneklik becerisi,
  4. İnisiyatif alma becerisi,
  5. İletişim becerisi,
  6. Bilgiye işleme becerisi,

Durumdaşlık

Son paylaşmak istediğim bölüm aslında aynı zamanda kitabın da son bölümü, kapanış cümleleridir. Bölüm adı, “Aşk Bitti, Yaşasın Situationship!”.

“Durumdaşlık” adı verilen bu kavram; esnek, etiketsiz, anlık tatmine dayalı bir yakınlık tercihi olarak ifade edilmiş. Dijital çağın gençlerinin uzun vadeli bağlar yerine “situationship” adı verilen seçimlerini tanımlamak için kullanılan bir kavram.

2017 yılında duruma göre niteliği değişen ilişkileri tarif etmek için kullanılan bu kavramın “Türkçeleştirilmesi için günlerce kafa yorduğunu” yazan Selçuk Şirin, sosyal medyada yaklaşık 200 önerinin değerlendirilerek, daha iyisi bulununcaya kadar, tek kelimeyle karşılanan bu çeviriyi öneriyor.

Şimdiki gençleri diğer kuşaklardan ayıran; anında tatmin, neredeyse sınırsız seçenek ve sanal referans olarak üç temel faktörü sıralıyor. Hatta, anında tatmin ile şipşak tatmin benzetmesi yapıyor.

“Durumdaşlık”, aslında yönetimdeki durumsallık yaklaşımına çok benziyor. Organizasyonlardaki davranışların ve yönetim stratejilerinin değişebileceğini savunan bu ekole göre, insan davranışını yalnızca kişisel özelliklere ve kişiliklere bağlamak yerine, çevresel ve durumsal faktörlerin etkisi görülür.

Geçmiş Tecrübelerden Gelen Bagaj

“Çağı Anlamak İçin Yazılar” başlığını Selçuk Şirin Hocamızın kitabının adından aldım, bitirirken de “Zamanın Ruhunu Yakalamak” adlı bölümdeki tespitlerinden bazılarını paylaşmak istiyorum;

“Zamanın ruhunu anlamak için bolca kitap okuyorum, olup bitenleri anlamaya çalışıyor ama bunun yanı sıra bir de gençleri dinliyorum. Gerek Türkiye’de gerekse ders verdiğim üniversitede sürekli gençlerin arasında olmanın bana sağladığı en büyük ayrıcalık bu. Gençler, diğer yaş gruplarına nazaran olup biteni anlamak ve anlamlandırmak noktasında biraz daha avantajlı bir konuma sahipler. Bir kere, onların geçmiş tecrübelerden gelen bagajları yok bizim gibi. O nedenle, etrafta yeni bir rüzgar estiğinde büyük bir merakla gelen rüzgarı karşılayabiliyorlar.”  

Başlarken belirttiğim gibi, aklımızdan hiç çıkmaması gereken tavsiyeleri yorumsuz ve ekleme yapmadan paylaşmaya çalıştım. Dilerim kanıta ve yaşanmışlıklara dayalı olan ve eğitimden sağlığa, yönetimden ekonomiye her alana uyarlanabilecek bu tavsiyeler hepimiz için yol gösterici olur.

Uluslararası akademik alandaki saygın ve çok önemli değerimiz Prof. Dr. Selçuk Şirin’e paylaştığı engin  deneyimleri için çok teşekkürler.

Yaşlı Sağlığı ve Yaşlılık Sigortası

Yaşlı Sağlığı ve Yaşlılık Sigortası

Geçtiğimiz hafta,  sigorta şirketlerinin tek uluslararası birliği olan Cenevre Birliği’nin bir araştırmasından söz etmiştim. Bu araştırma ile çok yakından ilişkili bir konuyla bu hafta devam etmek istiyorum.  Konu, yaşlılık sigortası olacak.

Geçtiğimiz hafta,  sigorta şirketlerinin tek uluslararası birliği olan Cenevre Birliği’nin bir araştırmasından söz etmiştim.

“Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Korumayı Yönlendirme” başlıklı çalışmada, ortalama yaşam süresi artışının sadece emeklilik politikalarına değil sağlık ve bakım politikalarına da yansıdığı anlatılıyordu.

Bu araştırma ile çok yakından ilişkili bir konuyla bu hafta devam etmek istiyorum.  Konu, yaşlılık sigortası olacak.

Yaşlı Nüfus Genç Nüfusu Geçecek

İki hafta önce Yaşlılık Sigortası konusunun işlendiği bir Çalıştay’a katıldım.  VKV Amerikan Hastanesi ev sahipliğinde yapılan Çalıştay, Hospital Manager Dergisi Çalıştay dizisinin ikinciydi.

Çalıştay’da, yaşlılık sigortasına ek olarak, Aile Bakanlığı; Vizyon Belgesi, Eylem Planı, Yaşlı Veri Tabanı gibi Bakanlık hazırlıklarından söz etti.

Önce söylenen bazı çarpıcı verileri paylaşmak istiyorum;

  • Halen dünya nüfusunun yüzde 10’unu aşan bir oranının 65 üstü yaşta olduğu,
  • 2030’da yaşlı nüfusun genç nüfusu geçeceği,
  • 65 yaş ve üstü nüfus oranının, 2050’de yüzde 16’ya ulaşmasının öngörüldüğü,
  • Türkiye’de 55 yıl içinde üç kişiden birinin 65 yaş üstü yaş grubunda olacağı

ifade ediliyor.

Sağlıksız Yaşlanma

Bu bağlamda iki konuda çok duyarlı olmak gerekiyor.

Bunlar arasında ilk öne çıkan duyarlılık noktası; bir yandan yaşlanma, diğer yandan da sağlıksız yaşlanma konusudur.

İkinci duyarlılık noktası ise konu üzerinde farklı kurumların yıllardır çalışıyor olması ve üretilen çok sayıda raporun varlığıdır. Arşivlerde bu raporlara kolayca ulaşılmaktadır.

Oysa ki, her şeyden önce karar vericiler belli ilkeler üzerinde uzlaşmalıdır;

  1. Ekosistem bakışı,
  2. Birlikte çalışabilirlik kültürü,
  3. Sürdürülebilirlik,
  4. Bütünleşik yaklaşım,
  5. İyi uygulama örneklerinden esinlenme.

Ekosistem bakışı; hem yerel ve hem merkezi, hem stratejik hem operasyonel, hem hizmet hem  finansmanda sağlanmalıdır. Kamu ve özel sektör, akademik ve sivil toplum kuruluşları ile endüstri ekosistemdeki vazgeçilmez paydaşlar olmalıdır. Ekosistem, kamunun ana oyunculuğunu başlattığı bir süreç ile tetiklenmelidir.

Genel Sağlık Sigortası 41. Yılında Yasalaşmıştı

Birlikte çalışabilirlik kültürü, tüm paydaşlarla birlikte oluşturulmalıdır. Özellikle 2000’li yıllardan bugüne yaşlı sağlığı ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır. Farklı farklı; Bakanlıklar, kamu ve özel sektör kurumları, sivil toplum kuruluşları bu çalışmaları yapmış veya yaptırmıştır. Hızla yaşlanmakta olan nüfus yapısı dikkate alındığında, bu farklılıkların öncelikle birlikte çalışılarak sonra da birlikte üretilerek gerçekleşebileceğini hiç unutmamalıyız.

Tam bu noktada bir hatırlatma yapmak isterim. Genel sağlık sigortasını ilk hazırlayan Hükümet, 1967 yılında 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’dir. 2008 yılındaki 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, uygulanmaya  başlanan 5510 kanunun Anayasa Mahkemesi iptalinden sonraki sahibidir. 1967 ile 2008 yılları arasında geçen 41 yıl ve o güne kadar gelmiş Hükümetlerin yarısının bu süreçte hazırlıkları olduğunu da ayrıca vurgulamak gerekir.

Yaşlılık sigortası hazırlık sürecinin asla bu kadar uzun olmaması gerekir. Sigortacılıkta zaten 41 yıl çok ciddi sonuçlara yol açacak bir gecikme olarak değerlendirilebilir. Demografik değişim hızı, öyle kontrol edilemez bir noktaya ulaşır ki, finansal sürdürülebilirlik her geçen gün giderek biraz daha zorlaşabilir. Sigortacılıkta bu kadar uzun bir hazırlık dönemi sonunda, nüfusun yaşlanmasının beraberinde getirdiği artan sigorta maliyetlerini ayrıca belirtmeye sanırım gerek yoktur. En iyimser ifadesiyle bile, hazırlıklarının 15 yıl sürdüğü  yaşlılık sigortasının ise genel sağlık sigortası gibi uzun bir zaman almadan yasalaşması ve uygulamaya başlanmasını özellikle bu açıdan, tüm içtenliğimle diliyorum.

Yaşlılık sigortasında bütünleşik yaklaşım, konunun bir başka önemli boyutudur. Hizmet kapsamından finansman modeline, bakım hizmetinden sağlık hizmetine, sosyal rehabilitasyondan topluma kazandırıcı modellere kadar, böyle bir bütünsel (holistik) bakış şarttır. Bu bakış, paydaşların koruyucu sağlık hizmetleri başta olmak üzere, sosyal hizmetleri de öncelikli bir yaklaşımla  gerçekleştirilmesini sağlayabilecektir.

İyi Uygulama Örneklerinden Esinlenerek Türkiye’ye Özgü Model

Uluslararası boyutta, aktif yaşlanma adı verilen bir kavram tartışılmaktadır. Bu kavram ile; yaşlıların sağlık, güvenlik ihtiyaçlarıyla yaşama bağlanmasını artıran, hayat boyu öğrenen ve topluma katkıda bulunan bir yaşam felsefesine kavuşması hedeflenir. Çünkü, iki yaşlıdan birinin etkilendiği en çok karşılaşılan zorluk; dışlanma ve yaş ayrımcılığı olarak ifade edilir.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında; yaşlanan nüfusun daha iyi bir yaşam sürmesi için tüm toplumların ortak bir anlayışta olması vardır. Dünya Sağlık Örgütü Yaşlı Dostu Şehir ve Toplumlar Global Ağı kapsamında ise, yaşlı hayatını kolaylaştıracak çalışmalar yer almaktadır.

Uluslararası iyi uygulama örnekleri arasında; Japonya, Almanya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya örnekler sıralanmaktadır. Japonya’da, yüzde 30’u oluşturan 65 yaş ve üstü nüfus için yaşlı dostu şehirler ve bakım hizmetleri üzerinde çalışılmaktadır.  Almanya’da yüzde 22’lik nüfusun uzun dönemli bakım sigortası gibi sosyal güvenlik sistemleri yürürlüktedir. Ayrıca; Hollanda, Danimarka ve Finlandiya gibi Avrupa ülkelerinde de; bakıcılık ve sağlık hizmetleri gibi iyi uygulama örnekleri gösterilmektedir.

Küresel iyi uygulama örneklerini oluşan bilgi ve deneyim birikimini dikkate alarak hatta onlardan esinlenerek, süreç inovasyonu ile kendi modelimizi tasarımlayabiliriz;

Bu bağlamda, koruyuculuk ve bütünleşik olma ilkesiyle tüm paydaşlarla birlikte çalışabilirlik kültürüyle bir model tasarımlanabilir. Böylece; aile yapımıza, toplumsal dinamiklerimize ve kültürümüze uygun bir tasarım kurgulanabilir.

Kurgu, yaşlılık sigortasında; bir yandan genç yaşta başlatılarak bekleme süresi ön koşullu kamu önderliğinde bir sigortacılık anlayışıyla başlatılırken, diğer yandan özel sigorta şirketlerinin tamamlayıcı poliçeleri oluşturmasıyla desteklenebilir. Bu arada, bakım sigortası mevzuatı da acilen oluşturulmalıdır.

“Sosyal Devlet” amacına uygun hedef kitlesi belirlenmiş özel fonlar, varlıklı kesimlerin bağışları, sosyal sorumluluk projeleri, bu amaçla kurulmuş tematik sivil toplum kuruluşlarının desteği gibi kaynak çeşitliliği oluşturan bazı mekanizmalar da kurulabilir. Uzaktan dijital takip sistemleri, yapay zeka destekli öngörülebilirliklerle birlikte çalıştırılabilir. Bireysel Emeklilik ve Uzun Süreli Sağlık Sigortası ile beraberce düşünmeyi zorlamak, hatta ek avantajlar ve özel teşvikler de gerekebilir.

İyi uygulama örneklerini dikkate alan, genel sağlık sigortasındaki gibi 41 yılda değil ama olabilen en kısa sürede, Türkiye’ye özgü model tasarımı ile yaşlılık sigortasının uygulanması ve bu arada sağlıklı yaşlanmaya yönelik zorunlu müdahalelere de başlanması dileğiyle…

Sigortacılar ve Ortalama Yaşam Süresi Artışı

Sigortacılar ve Ortalama Yaşam Süresi Artışı

Cenevre Birliği, üyeleri ve şirketleri, akademik kurumlar ve çok taraflı kuruluşlarla iş birliği içinde titiz araştırmalar yürütmektedir. Şubat 2025’de yayınlanan, Türkçesiyle, Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Korumayı Yönlendirmek adlı yayın bunlardan biridir. Yayın, sigortacıların mevcut çözümleri geliştirme ve yeni çözümler üretme, böylece dayanıklı bir uzun ömürlülük ekonomisini teşvik etme fırsatlarını vurguluyor.

1973 yılında kurulan Cenevre Birliği, sigorta şirketlerinin tek uluslararası birliğidir; üyeleri sigorta ve reasürans CEO’larıdır. Küresel sigorta endüstrisinin düşünce kuruluşu olan Cenevre Birliği, üyeleri ve şirketleri, akademik kurumlar ve çok taraflı kuruluşlarla iş birliği içinde titiz araştırmalar yürütmektedir.

Şubat 2025’de yayınlanan, Türkçesiyle, Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Korumayı Yönlendirmek adlı yayın bunlardan biridir. Özgün adı, “Insurance and the Longevity Economy: Navigating Protection in The Era of 100-year Lives” olan bu yayında, uzun yaşam süresinin sosyo-ekonomik etkileri ile sigortacılığa yansımaları aktarılmıştır (https://www.genevaassociation.org/sites/default/files/2025-02/insurance_and_longevity_report_1902_final.pdf). Yayın, sigortacıların mevcut çözümleri geliştirme ve yeni çözümler üretme, böylece dayanıklı bir uzun ömürlülük ekonomisini teşvik etme fırsatlarını vurguluyor.

Demografik Değişim

Tüm dünyada demografik yapı değişiyor. Değişen bu nüfus yapısı ülkelerin toplumsal dinamiklerini de etkiliyor. Özellikle ortalama yaşam süresinde 80’li yaşları aşan bir artış, sadece emeklilik politikalarına değil sağlık ve bakım politikalarına da yansıyor. Finansal koruma olarak bilinen açısından sonuçlar doğuruyor.

Dünya nüfusunun son yetmiş beş yılda üç kattan fazla artarak 2025’te 8 milyarı aşacağı öngörülüyor. Ancak, bir yandan azalan doğum oranları çelişkisi de yaşanıyor. Doğurganlık oranlarının aynı dönemde yarıdan fazla azaldığı biliniyor.

12 Ülkede 15 Bin Kişiyle Anket

Cenevre Birliği 12 ülkede 15.000 kişiyle bir anket başlatmış ve dört önemli sonucu paylaşmıştır:

  • Uzun ömür tahminleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında farklılık gösteriyor,
  • Gelişmekte olan ülkelerde uzun ömürler abartılıyor, gelişmiş ülkelerde küçümseniyor,
  • Uzun ömürle ilgili endişeler finansal kaygılar ötesinde sağlık ve yalnızlığı da kapsıyor,
  • Daha sonraki yıllarda yaşam kalitesine giderek daha fazla odaklanıldığının altını çiziliyor.

Bu kapsamda şu saptamalar ve alt açılımlar sıralanmış;

  • İnsanlar uzun yaşamanın zorluklarında endişeleniyorlar ama hazırlıklarını da abartıyorlar,
  • Sigorta, uzun ömürlülüğü destekleyen temel bir kurum olarak tanımlanıyor,
  • Uzun ömür ekonomisi, sigortacılara yeni ürünler ile mevcutları geliştirme fırsatı sunuyor,
  • İnsanlar yaşlandıkça bağımsız kalmak istiyor,
  • Daha esnek ürünler geliştirilir,
  • Sigortada veri kullanımını yeniden gözden geçirilir,
  • Kamu politikası yapıcıları ile koordinasyon

Nasıl abartıyorlar?

Anket katılımcılarının üçte ikisinden fazlası; sağlık hizmetlerine erişim, emeklilik birikimlerinin yeterliliği ve kamu güvenlik ağlarının sağlamlığı konusunda endişelerini dile getiriyor. Ancak bu alanlardaki kendi bildirdikleri hazırlık beklenmedik bir şekilde de iyimser oluyorlar.

Hangi kurumlar yardımcı oluyor?

Ailesigorta ve hükümet, artan uzun ömürlülüğe hazırlanmaya yardımcı olan ilk üç kurum olarak sıralanıyor. Ancak, genç yetişkinlerin sigortayla etkileşimini artırmak hala bir zorluk ve daha basit, daha çekici ürünlere olan ihtiyacı gösteriyor.

Yaşlandıkça bağımsız kalmak için ne gibi yeni ürünler?

Bu, sigortacılara, geleneksel tazminat çözümlerini tamamlayan özerklik ve yenilikçi risk-ödül modellerine odaklanan ürünler ve hizmetler yaratma fırsatı sağlıyor. Sigortacıların koruma, tasarruf ve hizmetleri nasıl birleştirebileceğini ve geleneksel, ikiye ayrılmış ‘sağlık ve yaşam’ ile ‘birikim ve birikim azaltma’ yaklaşımlarının nasıl ortadan kaldırabileceği başlıca şöyle özetlenmiş;

  • Hayat sigortası ve sağlık arasındaki bağlantıları genişletin, daha önce hayat sigortasına uygun olmayan diyabet hastaları gibi nüfus kesimleri için kapsamı genişletmeye yardımcı olunabilir,
  • Grup sağlık sigortası planları, daha sağlıklı bir iş gücünü korumaya yardımcı olmak için geliştirilebilir, böylece çalışma ömürleri uzatılabilir ve zenginlik süreleri artırılabilir,
  • Sigortalıların ihtiyaçlarını ele almak için net kıstaslara sahip üç yıllık sürelere geçiş, örneğin kronik rahatsızlıklar için tarama; devamsızlığı, acil hastane ziyaretlerini ve reçete maliyetlerini azaltabilir.

Nasıl daha esnek ürünler hale gelebilir?

  • Uzun süreli bakım veya kritik hastalık sigortası gibi yaşam avantajlarıyla birleştiren hibrit hayat sigortası ürünleri ve ileri yaşlarda ödemeler yapan ertelenmiş yıllık gelirler de geliştirilebilir.
  • Uzun vadeli bakım sigortası kamu çözümlerini tamamlayabilir. Örneğin, gönüllü sigorta, bağımlı olarak geçirilen ortalama sürenin ötesindeki yılları ve bazı pahalı yaşam sonu risklerini karşılayabilir. Uzun vadeli bakım sigortası ayrıca, sigortalıların mümkün olduğunca uzun süre ve daha uygun fiyatlı bir şekilde fiziksel olarak bağımsız kalmalarına olanak tanıyan varlık açısından hafif modellere doğru ilerleyebilir.
  • Yarı zamanlı çalışma ve yarı zamanlı emekliliği birleştiren dördüncü bir emeklilik ayağı güçlendirilebilir. İşverenler, yetenekleri elde tutmak için daha esnek çalışma ve beceri geliştirme programları uygulamaya yönlendirebilir.

Sigortada veri kullanımını neden gözden geçirilmelidir?

Kişisel verilerin kullanımı hedefli müdahaleler, gelişmiş risk yönetimine olanak tanırken, etik endişeler de oluşturur ve korumaya erişimi sınırlayabilir. Genetik tarama ve teşhis ilerlemeleri, sigortanın karşılıklılık ilkesini tehlikeye atabilecek, bilgi asimetrisini kötüleştirebilecek ve potansiyel olarak sigorta ürünlerinin sürdürülebilirliğini tehlikeye atabilecek bireysel düzeydeki risk faktörlerini ortaya çıkarabileceğinden bu sorunları daha da kötüleştirebilir. Tersine, bu teknolojiler uzun ömürlülüğü önemli ölçüde artırabilir.

Kamu politika yapıcıları ile nasıl koordinasyon sağlanır?

Politika yapıcılar daha uzun ömür ve sağlık risklerini üstlenmek ve kamu güvenlik ağlarını tamamlamak için özel sektöre baktıkça, yenilikçi yıllık gelirleri, garantili tasarrufları ve sağlık sigortası ürünlerini desteklemek için sermaye çeken düzenleyici çerçevelere ihtiyaç duyuluyor.

Sigortacılar ve politika yapıcılar arasında ulusal ve uluslararası düzeyde diyalog hayati önem taşıyor ve bireyler ve toplumlar için sürdürülebilir sonuçlar sağlamak için ödeme gücü standartları, vergilendirme, sosyal bakım ve kamu-özel sigorta çözümlerine odaklanıyor.

Sonuç olarak, küresel sigorta endüstrisi düşünce kuruluşu Cenevre Birliği’nin bu araştırma ve sonuçlarından, sigortacılara “Uzun Ömür Ekonomisi” için “Korumayı Yönlendirme” amacına yönelik epeyce ev ödevi başlığı çıkabilir. Bunların her birini, zaman takvimine bağlı eylem planına dönüştürmek mümkündür.

Önümüzdeki hafta, bu konunun bir devamı olarak, yaşlılık sigortası ve sağlıklı yaşlanma ilişkisini aktaracağım.

Uzayan yaşam süresini sosyo-ekonomik etkiler bağlamında değerlendirerek, bir yandan mevcut çözümleri geliştirirken diğer yandan da yenilikçi çözümler üretilebilir. Dayanıklılık ve sürdürülebilirlik için; sigortacıların şirket içi, şirket dışı, kamu ve global deneyimlerini “birlikte çalışabilirlik” yaklaşımıyla ürünlerini çeşitlendirmesi başlangıç ilkesi olmalıdır.

Başkaları İçin Yaşayanlar

Başkaları İçin Yaşayanlar

Mart ayının iki haftası anlamlı günleri kapsamaktadır. Bu iki haftayı anlamlı kılan günler; 14 Mart Tıp Bayramı ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi Yıldönümüdür. Onun için aralarında bağlantı kurarak bu iki konuyu aktarmaya çalışacağım. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane olarak adlandırılan Tıp Fakültesi’nin Birinci Dünya Savaşı boyunca toplam 765 öğrencisinden 346’sı şehit düştüğü tarih kayıtlarında yer almaktadır.

İnsanlığa Adanmış Yaşam

Öncelikle tüm hekimlerin 14 Mart Tıp Bayramını kutluyorum. Hekimlik, yalnızca bir meslek değil insanlığa adanmış dolu dolu bir yaşamdır. Yer ve zamanın anlamının olmadığı, her sabah yenilenen güç, azim, sabır ve şefkatle güne başlamaya gayret gösterilen bir sorumluluktur.

Her yıl kutlama mesajlarını okuduğunuzda, birkaç kelime çok dikkat çekici bir şekilde öne çıkıyoradanmışlıkfedakarlıkbaşkaları için yaşama

Aslında, öğrencilik yaşamından hayatlarının sonuna kadar bu kelimeler, onların sadece meslek yaşamlarına değil adeta dünya görüşlerine de yansımıştır.

Yurt Savunma Hareketi

Değişik ülkelerin doktorlar için kutladığı özel günler vardır. Amerika Birleşik Devletleri, anestezinin ilk kez bir ameliyatta kullanıldığı 30 Mart 1842 tarihini, Küba Sarı Humma çalışmaları ile tanınmış Dr. Carlos Juan Finlay’in doğum tarihi olan 3 Aralık’ı, İran İbn-i Sina’nın doğum günü olan 23 Ağustos’u, Doktorlar Günü olarak kutlar. 14 Mart Tıp Bayramı, sadece Türkiye’de kutlanmaktadır.

Tüm bunların bir anlamı olsa da, Türkiye’de 14 Mart sadece doktorlar için kutlanan bir günü aşan anlamı simgelemektedir. Çünkü 14 Mart, tıp tarihine damga vuran özgürlük sevdası ile  fedakarlığın da bir sembolüdür.

1.Mahmut döneminde, 1827 yılında, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kuruluş günü; Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir ve 14 Mart, “Tıp Bayramı” olarak kutlandığı bilinir.

İlk kutlama ise, 14 Mart 1919’da itilaf devletlerinin işgali altındaki İstanbul’da yapılmıştır. O tarihte tıbbiye 3. sınıf öğrencisi olan Orhan Boran’ın babası Hikmet Bey önderliğinde tıp öğrencileri işgali protesto için bugün İstanbul Haydarpaşa’da Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak kullanılan binada toplanmış hatta zamanın tanınmış doktorları da bu eyleme destek vermiştir. Üniversitenin kuruluş yıldönümünü kutlayacaklarını söyleyerek toplanan öğrenciler, bu binanın kuleleri arasına İstanbul’un her yerinden görünecek şekilde bir Türk Bayrağı asarak işgalcilere karşı mücadele başlatmış ve böylece Tıp Bayramı yurt savunma hareketi olarak çok derin bir anlam kazanmıştır.

Tarih kayıtlarına göre; Hikmet Boran, tıp eğitimini yarıda bırakarak Kurtuluş Savaşı’na katılır. Sivas Kongresi’nde tıbbiyelileri temsilen bulunur. Hikmet Bey bütün derneklerin “Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’’ adıyla, tek çatı altında toplanmasını öneren kişidir. Sivas Kongresi’nde ABD ve İngiltere mandacılığı talep edildiğinde, ”Beyler, delege bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemeyiz.” sözleriyle Atatürk’ün taktirini kazanan Hikmet Boran, 1940’ta gönüllü olarak Sarıkamış’a doğu hizmetine gider ve orada yakalandığı verem hastalığı sonucu hayatını kaybeder.

Yıllar önce İstanbul Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olarak görev yaptığım dönemde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nil Sarı Hocam’ın bir konferansında şunları anlattığını hatırlıyorum;

“…çekilmiş fotoğrafta pijamalarla derse girdiler, bazı öğrencilerin Kurtuluş Savaşına katılmak üzere Kuvay-i Milliye’ye katıldı, ‘Başınıza bir iş gelmesin’ uyarısı üzerine ‘Bu memleket bizim, sahip çıkacağız bunun için ne yapabiliriz?’ diye düşünerek tepki göstermek için Tıphane-i Amire’nin açıldığı tarihi seçtiler…”

Bu arada, Mustafa Kemal’i Samsun’a götüren Bandırma vapurundaki üç Tıbbiyeli’den de söz etmek gerekir. Bunlar: Dr. Miralay İbrahim Tali (Öngören), Dr. Binbaşı Refik (Saydam), Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi’dir. Erzurum’da Mustafa Kemal’in istifasından sonra mesleğinden ayrılarak Milli Mücadele’ye katılan Refik Saydam, 15 yıllık Bakanlık dönemiyle halen en uzun süreli  Sağlık Bakanı’dır.

Ayrıca, 1925-1938 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin en uzun süreli Dışişleri Bakanı olan Dr. Tevfik Rüştü Aras Beyrut Fransız Tıbbiyesi mezunudur. Dışişleri camiasında, “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinin yerleşmesine ilişkin katkıları ile bilinir.

Öğrencilik yıllarında gönüllü olarak gittiği Balkan Savaşı’nda yaralanan, ardından Birinci Dünya Savaşı’na katılan, Kurtuluş Savaşı’nda köylerde Milli Mücadele propagandası yapan Dr. Reşit Galip 1932 yılında Atatürk’ün ricasıyla Milli Eğitim Bakanı olmuştur. Üniversite Reformu kurucusu ve Andımız yazarı olarak tanınır.

110.yıldönümünde Çanakkale Zaferi’nden söz etmeden olmaz. 1915 yılında tüm hocaların ve öğrencilerin askeri birliklere dağıtılması nedeniyle Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane bir yıl kapalı kaldı ve burası Hilal-i Ahmer Hastanesi olarak hizmet verdi. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane 1921 yılında hiç mezun veremedi.

Fatih Sultan Mehmet ile Atatürk’ün Truva Ziyareti

Benim çok ilgi çekici bulduğum bir konuyla sizleri epeyce geçmişe götürmek istiyorum. Son Truvalılar kitabında Sinan Meydan, Milattan Önce 13.yılda “Tahta At” ile sembolleşen Anadolu savunulmasına ilişkin dikkat çekici bilgi ve belgeler paylaşmaktadır. Çanakkale yarımadasındaki Truva’da yaşanan bu savaşın tarihin ilk medeniyetler çatışması olduğundan ve Çanakkale Savaşıyla benzerliğinden söz etmektedir. Hatta, Fatih Sultan Mehmet ile Atatürk’ün bu düşüncelerle, kendi  dönemlerinde özellikle burayı ziyaret ettiklerini anlatmaktadır.

Görüldüğü gibi, Millî Mücadele’de hep en ön safta yer alan tıbbiyeliler, bugün de aynı duygularla yıllarca biriktirdiği emek ve çabayla şifa dağıtıyor. Gün, bunları hiç unutmadan hekimlerin emeklerine saygı gösterme günüdür.  

Öncelikle sağlığı koruma ve geliştirmeye, hasta olunduğunda ise iyileştirmeye ve daha sağlıklılığa adanmış bu onurlu yolculukta, emek verenlerin önünde saygıyla eğiliyorum. Tıpkı, 18 Mart Çanakkale Zaferi kahramanları tüm şehitlerimizi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve şükranla andığım gibi…

Ruhları şad olsun.