Sağlıkla Yaş Almak

Sağlıkla Yaş Almak

Yaşlanmak yerine son yıllarda daha çok kullanılan kavram, yaş almak oldu. Yaş alanların, daha uzun bir yaşam süresi geçirmek istemesi doğaldır. Zaten gelişmiş ülkelerde, 90’lı yaşlara kadar dayanan ortalama yaşam süresi de bu istekten kaynaklanıyor.

Daha uzun bir yaşam süresi isteği, işte bu yüzden çok olağan bir istektir. Bu olağan isteğin, yaşanan yılların en az hastalıkla ya da yönetilebilir hastalıklarla geçirilmesi gerekir.

Tıp dünyası, on yıllarda, orijinali “longevity” Türkçesi “uzun yaşam” olan yeni bir yaklaşımı tartışıyor. Hatta, sadece tartışmıyor, uygulamaya başladı.

Amaç, uzun yaşamı nasıl daha verimli hale getirmeye dayanıyor. Doğal bir süreç olan yaş almanın, daha sağlıklı geçirilebilmesi için de “longevity” kavramı bir tür eylem planına işaret ediyor.

Uzun Yaşam

Longevity, temelinde sadece yaşamı uzatma değil, yaşamın sağlıklı bölümünü arttırmayı hedefliyor. Bir başka deyişle, “healthspan” olarak da ifade edilen bu kavram, sağlıklı olarak geçirdiği yaşam süresinin çoğaltılması anlamındaki çalışmalara yoğunlaşma anlamına  geliyor.

Açıkçası, yaşlılık kavramını dönüştüren bir bakıştan söz ediliyor. Bu bakışın, uzun yaşam anlayışıyla birlikte düşünülmesi gereken, üç ana bileşeni içermesinden söz edilir;

  1. Yaşam süresini uzatmak,
    2.    Sağlıklı yaşam süresini artırmak,
    3.    Yaşlanma belirtilerini izleyip değerlendirerek doğru yöneterek etkisiz veya daha az etkili hale getirmek.

Tüm bunları yapmanın en can alıcı kararı, kişilerin yaşlılık öncesi dönemden başlayarak yaşam biçimini; hastalık nedeni olabilecek risklerden arındırması, en azından azaltması gerekiyor. Dolayısıyla, tedavi odaklı eski alışkanlıklardan kurtulmak gerekiyor. Kendi sağlığını yöneten kişilerden, bu tür sağlık hizmeti sunan sağlık kurumlarına ve sağlık sigorta şirketlerine kadar yaşamın her aşamasında daha uzun ve daha kaliteli sağlıklı bir yaşama odaklanmak gerekiyor.

Risk faktörleri arasında; genetik, çevre, yaşam biçimi ilk akla gelenler olarak sıralanabilir.

Araştırmalar, yaşam süresi değişikliklerinin dörtte biri kadarında genetik risk faktörlerine işaret ediyor. Bu yüzden ilk odaklanılan konular arasında, hücre değişikliklerine karşı genetik risk faktörlerine yoğunlaşılır.

Gıda ve hava kalitesi gibi yaşanılan yere özgü çevre koşulları da önemli bir risk faktörü olarak sıralanıyor.

Yaşam biçimi tercihleri de sağlıklı yaş almayı azaltabilecek bir başka önemli değişkendir. Özellikle; beslenme, uyku, egzersiz, zararlı alışkanlıklar ve bağımlılıklar bu değişkenler arasında sayılmaktadır.

Harvard Üniversitesi’nin Aralık 2022’de son versiyonunu paylaştığı çalışmada, uzun ve sağlıklı yaş almak için risk faktörlerini ortadan kaldıranların kaldıramayanlara göre 14 yılı bulabilen sürede uzun yaşadığı gösterilmiş (https://nutritionsource.hsph.harvard.edu/healthy-longevity/).

ABD Sağlık ve Emeklilik Çalışmasında Yalnızlık ve Sosyal İzolasyonun Sağlık Süresi ve Yaşam Süresi ile İlişkileri (Associations of Loneliness and Social Isolation With Health Span and Life Span in the U.S. Health and Retirement Study, https://doi.org/10.1093/gerona/glab128) adlı makale; sosyal çevre ile olan yakın ilişkilerin de, sağlıklı yaş alma konusundaki önemini ortaya çıkarmıştır. Sosyal ilişkisi olmayanların olanlara göre yüzde 57 daha fazla riskli olduğu görülmüştür.

Fiziksel ve zihinsel süreçlerin birlikte değerlendirilmesinin, yaş almadaki rolü toplumsal olarak yaşayarak öğrenilmiş bir çok özelliği aktarmaktadır. Beceri kazandırma, dil öğrenme, hobi kazanma gibi desteklerle yaş almada olası gerileme risklerini ortadan kaldırabildiğini çevredeki örneklerden bile kolaylıkla hatırlamak mümkündür.

Yaşlanma Hızının Üzerinde Gençleşme

Tüm bunları yapabilmenin en önemli ön koşulu, kendi sağlığını yöneten bireyler oluşturmaktan geçmektedir. Sağlığını koruyan ve geliştiren, hasta olduğunda hastalığını yöneten bireyler; zamanında ve uygun sıklıkta sağlık kontrollerini yaptırmakta, kendi sağlığının izleme değerlendirme ölçütlerini hekimiyle birlikte gözlemlemektedir. Bu ön koşul, sağlıklı yaş almanın olmazsa olmazıdır.

Futuristler, 2033 yılında,  biyolojik yaşlanma hızının kronolojik yaşlanmanın gerisine düşeceğini öngörüyorlar. Hatta bunu, yaşlanma hızının üzerinde gençleşme olabileceğine dayandırarak, “o güne kadar ölme” biçiminde slogana bile dönüştürenler var…

Genetik olarak, hücrelerin metabolik durumunun gençlikteki gibi olması şeklinde özetlenebilecek epigenetik çalışmalar bu sürecin bir başka önemli ayağını oluşturuyor.

Yapay zeka ile çalışmaların daha da hızlandığını, yıllar süren araştırmaların günler, haftalar, aylar içinde tamamlanabilen örneklerin artığı savunanların sayısının çoğaldığını da ayrıca belirtmekte yarar olacaktır.

Mardinoğlu “Yapay Zeka İle Köklü Değişimler

Bitirirken, 26-27 Nisan 2025 tarihlerinde gerçekleşen Palandöken Ekonomi Forumu’nda yapay zeka ve sağlık ilişkisi ile ilgili değerlendirmelerini paylaşan, Prof. Dr. Adil Mardinoğlu’nun saptamalarını aktarmak isterim.

Adil Mardinoğlu; Türkiye Sağlık Enstitüleri 2019-2021 dönemi Başkanı, King’s College London Akademisyeni ve 100. Yıl TÜBİTAK Özel Ödülünün sahibidir.

“Geleceği Hızlandırmak: Yapay Zeka Tarafından Dönüştürülecek Sanayi ve Hizmetler” (Accelerating The Future: Industry and Services Transformed by Artificial Intelligence) oturumunda, sağlık ve yapay zeka alanında geleceğin sağlık sektörüne ilişkin dikkat çeken başlıklara değinen Prof. Dr. Mardinoğlu, yapay zeka teknolojilerinin sağlık alanında teşhisten tedaviye, kişiselleştirilmiş sağlık hizmetlerinden ilaç geliştirmeye kadar geniş bir yelpazede köklü değişimlere yol açacağını vurgulamıştır.

Yapay zekanın sunduğu büyük veri analizi ve makine öğrenmesi gibi imkânların, hastalıkların erken teşhisinde ve bireye özel tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde kritik bir rol oynadığını belirten Mardinoğlu, “Sağlıkta daha adil, erişilebilir ve etkili bir sistemin inşası için yapay zekanın sunduğu fırsatları iyi değerlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullanmıştır.

Risk değerlendirmesinde; sağlığını yöneten kişilerle başlayıp, bu hizmeti sunan sağlık kurumlarına ve mutlaka da bunu güvence altına alması gereken kamu ve özel sağlık sigortasına kadar her kritik aşamada, daha sağlıklı yaş alma ilgili uygulamalara odaklanmak artık gereklilik değil şart oldu.

Uzun Dönemli Bakım Sigortası

Uzun Dönemli Bakım Sigortası

Sağlıklı yaşlanma için  kişilerin yaşam biçimlerini değiştirme çabalarını hiç unutmamalıyız. Bunlar, sigortacılarının doğrudan görevi değil ama iş listelerinde ön sıralarda gelen risk yönetimi araçları olabilmelidir. Bunları yaparken, birden fazla paydaşın rol aldığı bu ekosistemde hem rekabet etmeyi hem de gerekli alanlarda rakipleriyle işbirliği yapmayı bilmeli, yani rekaberliği gerçekleştirebilmeliyiz.

,

İki hafta önce, sağlık ekonomisi bakışıyla uzun dönemli bakım sigortasına ilişkin geçtiğimiz aylarda ülkemizde yayınlanan bir rapordan söz edeceğimi yazmıştım. Geçen haftanın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na isabet etmesi nedeniyle, TBMM’ni açıldığı ilk on günde çıkan 3 Sayılı Kanun’u aktardığımdan, rapora bu hafta değiniyorum.

Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Araştırma, Geliştirme ve Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Dairesinin yayınlandığı raporun adı, “Bütünleşik Evde Sağlık ve Bakım Hizmetleri Ulusal Model Önerileri STD Raporu”. Rapor’da, Uzun Dönemli Bakım Sigortası Çalışmaları, sağlık teknolojisi değerlendirme (HTA: Health Technology Assessment) bakışıyla analiz ediliyor.

Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Nedir?

Uluslararası Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Birliği (HTAi), sağlık teknolojisi değerlendirmeyi, bir sağlık teknolojisinin yaşam döngüsünün farklı noktalarındaki değerini belirlemek için açık yöntemler kullanan çok disiplinli bir süreç olarak tanımlar.

Amacını ise; adil, verimli ve yüksek kaliteli bir sağlık sistemini teşvik etmek için karar alma sürecini bilgilendirme olarak ifade eder.

Sağlık teknolojisi kavramını; tıbbi durumları önlemek, teşhis veya tedavi etmek, sağlığı desteklemek, rehabilitasyon sağlamak veya sağlık hizmeti sunumunu organize etmek için geliştirilen bir müdahale olarak anlatır.

Müdahalenin ise; bir test, cihaz, ilaç, aşı, prosedür, program veya sistem olabileceğini örnekler (https://htai.org/what-is-hta/).

HTAi Türk Kadın Direktörü

Uluslararası Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Birliği (HTAi), 2003 yılında kurulmuştur. Sağlık teknolojisi değerlendirmesinin önemini ve kullanımını teşvik etmek için yapılanmış küresel, kar amacı gütmeyen bir kuruluştur.

Bu kuruluşun son iki yıldır direktörlüğünü, hastane temelli sağlık teknolojisi değerlendirmeyi 2010’lu yıllarda Ankara Numune Hastanesi’nde kuran ve uygulayan Doç. Dr. Rabia SUCU yapmaktadır (https://htai.org/about/board-of-directors/).

Türkiye’de kanıta dayalı tıp ve kanıta dayalı sağlık politikası ile ilgili çalışmaların yürütüldüğü, paylaşıldığı toplantı, konferans, eğitim ve kongre organizasyonlar düzenleyen, çalışma grupları ile ilgili iş birliği projeleri yürüten Kanıta Dayalı Tıp Derneği’nin de kurucuları arasında yer alan Rabia Hoca (https://www.kanitadayalitip.org.tr) uzun yıllardır yurtdışı görevler yürütmektedir.

Uzun Dönemli Bakım Sigortası Model Önerisi

“Bütünleşik Evde Sağlık ve Bakım Hizmetleri Ulusal Model Önerileri STD Raporu”, Uzun Dönemli Bakım Sigortası için Türkiye’de 40 yaş üstü çalışanların yüzde 1,25 prim alınarak (işverenlerden de aynı oranda katkı ile) uzun dönemli bakım sigortası başlatılmasına ilişkin bir modeli planlıyor. Model, Uzun Dönemli Bakım Sigortası Fonu örneğiyle hareket edilerek, Almanya modelinden (çalışanlardan yüzde 1,7, emeklilerden yüzde 1 kesinti oranlı) esinleniyor.

Uzun Dönemli Bakım Sigortasında, bağımsız bir fon olarak kurularak sürdürülebilir olması hedefleniyor. İşsizlik sigortası fonu gibi değerlendirilip, fon yönetimi ve getirileri dünya standartlarında olmasından söz ediliyor. Faaliyetlerinin, kamunun düzenleyici ve denetleyici rolü ile etkili şekilde yerine getirileceği vurgulanıyor. Çalışanlardan ne zaman, hangi yöntemle prim alınacağı, kaç yaşında ve kim tarafından ödeneceği gibi konuları yönlendirecek şekilde bir yıl içinde yapılandırılacağı anlatılıyor. Uzun Dönemli Bakım Sigortası alanında özel sektör kuruluşlarının aktif rol almasının teşvik edileceği ve kamu kurumlarınca destekleneceği belirtiliyor (https://dosyamerkez.saglik.gov.tr/Eklenti/49684/0/butunlesikevdesaglikbakimhizstd22112024pdf.pdf).

Evde sağlık ve bakım/uzun dönem bakım hizmetleri ile ilgili ülke örnekleri ve literatür taraması yapılarak uluslararası referanslı örneklerin tartışıldığı bu çalışmada herhangi bir projeden ek finansal kaynak sağlanmamış.

Oluşturulacak sigorta yapısının finansman görevi dışında hizmet sunucu görevi üstlenmemesi ilkesinden söz edilmektedir. Hizmet sunumunun oluşturulacak yeni bütüncül model kapsamında ilgili kamu kurumu, yerel yönetimlerözel sigorta kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları tarafından verilmesine yönelik mevzuat dahil her türlü altyapı hazırlanarak uygulama başlatılabileceğine değinilmektedir. İşsizlik sigortası fonu örneğinin model olarak değerlendirilebileceği, fon yönetimi ve finansal getiriler bakımından dünya standartlarında yatırımlara yönlendirip fonun getirilerinde artış ve uzun dönemde finansal sürdürülebilirlik sağlayarak güçlü bir model oluşturulabileceği vurgulanmaktadır.

Özellikle evde bakım sağlayan bireylerin, evde bakım hizmetlerini devam ettirebilmeleri için fiziksel, ruhsal, psiko-sosyal vb. her açıdan desteklenmesinin; maliyetleri orta ve uzun vadede azaltıcı etki yapabileceği göz önüne alınarak eylem planları geliştirilmesi ifade edilmektedir.

Mobil hizmet sunumu için gerekli altyapının oluşturulmasından, aile hekimlerinin sistemde aktif olarak yer almasına kadar süreçte tele-tıp ya da dijital sağlık platformlarının etkin ve yaygın olarak kullanılmasının sağlanarak ilave hekim istihdamı ihtiyacının en aza indirilmesinin öneminden söz edilmektedir.

Birlikte Rekabet ve İşbirliği

Yaşlı ve engelli bireylerin yaşam kalitesinin arttırılması; sağlık, sosyal hizmet, bakım ve barınma, ulaşım gibi farklı bileşenleri içermesi önerilmekte, ancak bileşenlerin hiçbirinin tek başına hastalar ile yaşlı ve engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmak için yeterli olmadığı gündeme getirilmektedir.

Tüm bileşenlerin bir araya gelebilmesi için farklı hizmet sunucuları arasında etkin ve sürdürülebilir bir koordinasyon sağlanması ve bütünleşik bir yapı oluşturulması ihtiyacı özellikle belirtilmektedir.

Son olarak raporda yer alan bazı önerileri sıralamak isterim;

  1. Türkiye’de evde sağlık hizmetleri ve evde bakım hizmetleri birbirinden ayrı iki hizmet olarak algılanmakta ve sunulmaktadır. Söz konusu hizmetler mevcut haliyle değil birbirini tamamlayan ve destekleyen hizmet alanları olarak ele alınmalı ve buna uygun ulusal düzeyde yapılanma oluşturulmalıdır.
  2. Oluşturulacak yapı; esnek olmalı, yatay hiyerarşi esas alınmalı, yerel ve bölgesel özellikleri dikkate alacak şekilde etkin koordinasyona uygun olmalı ve merkezi yönetim ile yerel yönetimin ortak sorumluluğu esas alınmalıdır.
  3. Kamu kurumları tarafından geliştirilen yazılımlar ve mobil uygulamalar arasında entegrasyon sağlanmalı, tele-tıp sürece dahil edilmelidir.
  4. Gerekli finansmanı sağlamak ve sürdürülebilir kılmak için sigorta mevzuat alt yapısı özel sektör kuruluşlarını da kapsayacak şekilde 12.Kalkınma Planı döneminde (2024-2028) hazırlanmalı ve uygulama başlatılmalıdır.
  5. Sivil toplum kuruluşları ile özel kuruluşların faaliyet alanı açık ve net olarak tanımlanmalı, yapılacak düzenlemeler, STK ile özel kuruluşların alanında daha fazla rol üstlenmesini özendirmelidir.

Kuruluşların hem rekabet etmeleri hem de işbirliği yapmalarını ifade eden “rekaberlik” kavramını Uzun Dönemli Bakım Sigortası’nda da tekrar vurgulayarak bitirmek istiyorum. Tüm bunlar yaşlılık sigortasıyla yakın ilişkilidir. Sağlıklı yaşlanma için  kişilerin yaşam biçimlerini değiştirme çabalarını da hiç unutmamalıyız. Bunlar, sigortacılarının doğrudan görevi değil ama iş listelerinde ön sıralarda gelen risk yönetimi araçları olabilmelidir. Bunları yaparken, birden fazla paydaşın rol aldığı bu ekosistemde hem rekabet etmeyi hem de gerekli alanlarda rakipleriyle işbirliği yapmayı bilmeli, yani rekaberliği gerçekleştirebilmeliyiz. Yaşlılık sigortası sürecinde; tasarımından hazırlanıp uygulanmasına kadar her bir iş başlığında, ilgili tüm paydaşların birlikte çalışması sağlanmalıdır.

2 Mayıs 1920, 3 Sayılı Kanun

2 Mayıs 1920, 3 Sayılı Kanun

Bu günler Cumhuriyet tarihinin ilkleri ile doludur. Sağlık alanında da yaşanan bu ilklerin bazı örneklerini bugün sizlerle paylaşacağım. Tüm bu ilklerin bir bölümünün Kurtuluş Savaşı yıllarında gerçekleşmiş olmasının, ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir değerimiz olduğunu vurgulamak gerekir.

Dünya tarihinin de ilk örneklerden biri olarak, Kurtuluş Savaşı sürerken, halen duvarında yazan “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesiyle 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşudur.

1921’de ilk kez “23 Nisan Milli Bayramı” adıyla kutlanmaya başlanan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ulusal bayramıdır. 1927 yılında, hafızalarımızdaki adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu’na (Himaye-i Etfal Cemiyeti) gelir oluşturma amacıyla, çocuk bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Adı; 1935’te “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı”, 1981’de “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olmuştur. 1979’da, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun “Çocuk Yılı” ilanı sonrası ise 23 Nisan uluslararası düzeyde kutlanmaya başlamıştır.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında ilk kez gerçekleştirdiği 23 Nisan’da çocukları makamına kabul edip onlarla sohbet etme geleneği, bayramın bir parçası olarak giderek yaygınlaşmış, aynı gün yöneticilerin makamlarını çocuklara devretme biçiminde devam etmektedir.

Savaş Yıllarında Bakanlık Kuruluşu

Sağlık Bakanlığı, Cumhuriyetimizin ilanından üç buçuk yıl önce, cephede savaş sürerken Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışının ikinci haftası olan 2 Mayıs 1920’de 3 Sayılı Kanun ile kurulan ilk Bakanlıklardandır (Özsarı S. H. (2020): Sağlık Bakanlığı’nın 100. Yılında Sağlık Bakanları, Yalın Yayıncılık, ISBN 978-605-9579-75-9, İstanbul 2020, https://halukozsari.com/wp-content/uploads/2023/11/SAGLIK-BAKANLIGININ-100-YILINDA-SAGLIK-BAKANLARI.pdf).

1920 yılında “Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti’’ adıyla kurulan Bakanlık, 1929 yılında  “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti’’ adını almıştır.

Tutanaklardan anlaşıldığına göre, Sağlık Bakanlığı, bazı vekillerin daha önceden olmadığı gerekçesiyle ayrı bir bakanlığa gerek olmadığı yönündeki  itirazlarına rağmen kurulmuştur. 3 Mayıs 2020’de ilk Sağlık Bakanı olarak Adnan Adıvar seçilmiştir. O yıllar, Bakanların TBMM’de seçildiği yıllardır.  Halide Edip Adıvar’ın eşi olan Adnan Adıvar, 11 Mayıs 1920’de Ankara Valiliği’nin bir odasında, sadece katip olarak, o zamanki adıyla bir Küçük Sıhhiye Memuru ile ilk kez çalışmaya başlamıştır (Ünüvar, N. (2020): Meclis Kürsüsünden Yüzyılın Sağlık Bakanları, Cilt-I:19, https://dosyamerkez.saglik.gov.tr/Eklenti/39631/0/cilt-1pdf.pdf).

Bandırma Vapuru

Konu sağlık olunca, 16-19 Mayıs 1919 arasından da söz etmek istedim. “Mayıs 2019 Bandırma Vapurunun Samsun’a çıkışının 100. Yıldönümü Bandırma Vapurunda Üç Tıbbiyeli” adlı yayınında Prof. Dr. Recep Akdur; İbrahim Tali Öngören, İbrahim Refik Saydam ve Behçet Adil Feyzioğlu’nu anlatmaktadır. Vapurda; 21’i subay, gerisi er, erbaş ve sivil personel olan 76 kişi bulunuyordu. Dr. İbrahim Tali Öngören, Dokuzuncu Ordu Sıhhiye Müfettişi göreviyle Bandırma Vapuru’nda yerini alırken,  Dr. İbrahim Refik Saydam 9. Kolordu sağlık müfettişi muavinliği olarak, Dr. Behçet Adil Feyzioğlu ise Karargâh Doktoru görevi ile bulunuyordu (https://www.recepakdur.com/media/1701/003-mayis-2019-bandirma-vapuru-2.pdf).

Bilindiği gibi, Bandırma Vapuru ile yapılan bu yolculuk, Kurtuluş Savaşı başlangıcı olarak kabul edilir. Yeri gelmişken, Bandırma Vapuru ve Atatürk’ün tüm silah arkadaşlarını şükran, minnet ve saygıyla bir kez daha anmak isterim.

İstanbul iş­galinden iki gün sonra, 18 Mart 1920’deki toplantısında işgali protesto ede­rek kendi kendini fesheden Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinin pek çoğu, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışında bulunmuştur. 15 Nisan 1923’e kadar görev yapan Birinci Meclis’te ilk kez 12 tıp doktoru görev yapmıştır (Aydın, A. (1998): Türkı̇ye Büyük Mı̇llet Meclı̇sı̇, Bı̇rı̇ncı̇ Dönemı̇nde Görev Yapan Sağlık Mensupları, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: 14 Sayı: 42, 908 – 922, https://atamdergi.gov.tr/tam-metin-pdf/884/tur);

  1. Abdülhak Adnan Adıvar
  2. Tevfı̇k Rüştü Araş
  3. Eşref Akman
  4. Asım Sı̇rel
  5. Mustafa Elvan Cantekı̇n
  6. Suat Soyer
  7. Zeynel Abı̇dı̇n Atak
  8. Alı̇ Haydar Bey
  9. İbrahı̇m Refı̇k Saydam
  10. Fuat Umay
  11. Mazhar Germen
  12. Tarı̇yettı̇n Fı̇kret Onuralp

Atatürk’ün;

Sağlık ve sosyal yardım konularında izlediğimiz amaç şudur: Milletimizin sağlığının korunması ve kuvvetlendirilmesi, ölümün azaltılması, nüfusun artırılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu yolla millet bireylerinin dinç ve çalışmaya yetenekli bir halde sağlıklı vücutlar olarak yetiştirilmesi…”

ifadesi 1922 yılına aittir.

103 yıl önce, sağlığı koruma ve geliştirmenin önemine yapılan bu sağlam vurgu, bugün Bakanlık yapılanmasının değerini daha da artırmaktadır.

İlk Üç Sağlık Bakanı

Cumhuriyet İlanı öncesi döneme ilişkin olarak, Sağlık Bakanlığı’nın 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle yazdığım ve Ocak 2020’de yayınlanan “Sağlık Bakanlığı’nın 100. Yılında Sağlık Bakanları” adlı kitabımda (https://halukozsari.com/wp-content/uploads/2023/11/SAGLIK-BAKANLIGININ-100-YILINDA-SAGLIK-BAKANLARI.pdf).;

“29 Ekim 1923 öncesinde, Adnan Adıvar ile başlayan, Refik Saydam ile devam eden ve Rıza Nur ile tamamlanan 3 ayrı Sağlık Bakanı döneminin yaşandığı anlatılır.

3 Mayıs 1920’de başlayıp 10 Mart 1921’e kadar 311 gün süren Adnan Adıvar’ın Bakanlık döneminin, 10 ay 11 gün ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetleri ortalama Bakanlık süresinden 113 gün az olduğu ifade edilir.

Adnan Adıvar sonrası ikinci Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın 8 ayrı Hükümet döneminde yürüttüğü Sağlık Bakanlığı’nın ilki olan bu dönemin, 1921 yılının 10 Mart ve 20 Aralık tarihleri arasında 286 gün (9 ay 16 gün) olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetleri ortalama Bakanlık süresinden 138 gün az olduğu belirtilir.

24 Aralık 1921 tarihinde göreve başlayan Cumhuriyet öncesi dönemin son Sağlık Bakanı Rıza Nur, dönem ortalamasından 250 gün fazla süre Bakanlık yapmış, görevini 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet İlanı sonrası 30 Ekim 1923’de kurulan 1.Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Refik Saydam’a devrettiği aktarılır.”

Bu hafta, Cumhuriyet tarihinin ilklerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış yıldönümünde aktarmak istedim. 105 yıl sonra sağlık alanında bu ilkleri yaşatanları şükran, minnet ve saygıyla anıyorum.

Çocuklara armağan edilen ilk bayram olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Çağı Anlamak İçin Yazılar

Çağı Anlamak İçin Yazılar

Bu hafta bir değişiklik yapmak istedim. Son okuduğum kitaptan edindiğim, aklımızdan hiç çıkmaması gereken tavsiyeleri içeren bazı bölümleri alıntılarla aktaracağım. Belki de uzun bir tatilin hemen ardından, sektör ağırlıklı bir konu yerine, ilk defa tercih ettiğim bu değişik yol için, bana “nereden çıktı şimdi bu…” diyebilirsiniz.

En az benim kadar sizlerin de tanıdığı ve takip ettiği, hatta belki de bu kitabı okuyup arkadaşlarına tavsiye ettiğini duyar gibiyim.  Çünkü kitabın yazarı, kendi alanında saygın, aranılan, iz bırakan kişiliktir.

Göle’den Boston Collage’da Doktora’ya

Kitabın yazarı, 100’ü aşkın bilimsel yayına imza atan,  dünyada bilimsel çalışmalarına en çok atıf yapılanlar arasında sayılan uluslararası bir öğretim üyesidir.

Geçtiğimiz ay, New York Üniversitesi’nde ders veren bilim insanımız Selçuk Şirin’in, “Bir Mutluluk Reçetesi, Çağı Anlamak İçin Yazılar” adlı son kitabını yayınladı.

Eğitimci, akademisyen, istatistik ve davranış bilimi uzmanı Selçuk Şirin. O dönemde Kars bugün Ardahan İli sınırları içindeki Göle ilçesinde lise bitiren, ODTÜ mezuniyeti sonrası  New York Eyalet Üniversitesi’nde Yüksek Lisans, Boston Collage’da Doktora yapan Prof. Dr. Selçuk Şirin, kalkınma ve eğitim ilişkisi alanındaki çalışmaları ile tanınır.

Akademik yayınlarına ek olarak, son yıllarda çoksatar kitaplar listesine giren Türkçe kitaplar da yazmaya başlamış. “Bir Mutluluk Reçetesi, Çağı Anlamak İçin Yazılar” kitabı da bunlardan biri.

36 bölümden oluşan kitabın bölüm başlıkları arasında; Dijital Yerliler: Teknolojinin İçine Doğan Nesil, Algoritma Beynimizi Çürütüyor, Kadınlar Erkeklere Rağmen Başarıyor, Yalnızlık: Görünmez Salgın gibi başlıklar ve etkileyici içerikleri var.

Hassas Denge Etik

İlk olarak, “Çok İzlenen Az Sorgulanan: Popüler Profesörler” başlığı altındaki görüşlerinden başlayacağım. Bu başlıkta; Türkiye’de akademisyenlerin yalnızca üniversitelerde değil, TV. stüdyolarından sosyal medya platformlarına kadar geniş bir alanda yer aldığını belirtiyor.

Bu yeni fenomenin, bilimin etik prensipleriyle popüler kültürün beklentileri arasındaki hassas dengede saklı olduğunu anlatıyor.

Bilimin üç şartı olarak; gözlemin sistematik olması, gözlemin ampirik bir veriye dayanması ve gözlemin alan uzmanlarının hakemliğinden geçmiş olmasını sıralıyor.

Bu üç kritere uymayan hiçbir gözlemin bilimsel olmadığını vurgulayan Selçuk Hoca, bunu bir örnekle de açıklıyor. Hatta, popüler profesörlerin, hem bilimin temel kriterlerine uymak hem de popüler dünyada var olmak istiyorsa, kendilerini sınırlayan meslek etiğine uyma zorunluluğunu vurguluyor.

Bu başarıldığında, her toplumda hem bilime olan saygının artacağını, hem de popüler konuların bilimsel bir çerçevede sunulmasının gerçekleşebileceğini ifade ederek, bunun zor ama mümkün olduğunu belirtiyor.

Beceri Odaklılık

Bir başka ilgi çekici başlık, “Geleceğin Müfredatı: Bu Beceriler Olmazsa Olmaz”. Hayatın ve dünyanın değiştiğini, eğitimin de değişmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan bu bölümde, bilgi odaklı değil beceri odaklı olma temelinde bir eğitim zorunluluğundan söz ediliyor.

Bilginin global ve her yerde olduğundan yola çıkılarak, rekabet etmek için  neyin bilindiği değil neyin yapıldığının önemli olduğunun altı çiziliyor. Bu yüzden de dünyada beceri odaklı müfredata geçildiği anlatılarak altı temel beceri sıralanıyor;

  1. Eleştirel düşünme becerisi,
  2. İşbirliği yapma becerisi,
  3. Zihinsel esneklik becerisi,
  4. İnisiyatif alma becerisi,
  5. İletişim becerisi,
  6. Bilgiye işleme becerisi,

Durumdaşlık

Son paylaşmak istediğim bölüm aslında aynı zamanda kitabın da son bölümü, kapanış cümleleridir. Bölüm adı, “Aşk Bitti, Yaşasın Situationship!”.

“Durumdaşlık” adı verilen bu kavram; esnek, etiketsiz, anlık tatmine dayalı bir yakınlık tercihi olarak ifade edilmiş. Dijital çağın gençlerinin uzun vadeli bağlar yerine “situationship” adı verilen seçimlerini tanımlamak için kullanılan bir kavram.

2017 yılında duruma göre niteliği değişen ilişkileri tarif etmek için kullanılan bu kavramın “Türkçeleştirilmesi için günlerce kafa yorduğunu” yazan Selçuk Şirin, sosyal medyada yaklaşık 200 önerinin değerlendirilerek, daha iyisi bulununcaya kadar, tek kelimeyle karşılanan bu çeviriyi öneriyor.

Şimdiki gençleri diğer kuşaklardan ayıran; anında tatmin, neredeyse sınırsız seçenek ve sanal referans olarak üç temel faktörü sıralıyor. Hatta, anında tatmin ile şipşak tatmin benzetmesi yapıyor.

“Durumdaşlık”, aslında yönetimdeki durumsallık yaklaşımına çok benziyor. Organizasyonlardaki davranışların ve yönetim stratejilerinin değişebileceğini savunan bu ekole göre, insan davranışını yalnızca kişisel özelliklere ve kişiliklere bağlamak yerine, çevresel ve durumsal faktörlerin etkisi görülür.

Geçmiş Tecrübelerden Gelen Bagaj

“Çağı Anlamak İçin Yazılar” başlığını Selçuk Şirin Hocamızın kitabının adından aldım, bitirirken de “Zamanın Ruhunu Yakalamak” adlı bölümdeki tespitlerinden bazılarını paylaşmak istiyorum;

“Zamanın ruhunu anlamak için bolca kitap okuyorum, olup bitenleri anlamaya çalışıyor ama bunun yanı sıra bir de gençleri dinliyorum. Gerek Türkiye’de gerekse ders verdiğim üniversitede sürekli gençlerin arasında olmanın bana sağladığı en büyük ayrıcalık bu. Gençler, diğer yaş gruplarına nazaran olup biteni anlamak ve anlamlandırmak noktasında biraz daha avantajlı bir konuma sahipler. Bir kere, onların geçmiş tecrübelerden gelen bagajları yok bizim gibi. O nedenle, etrafta yeni bir rüzgar estiğinde büyük bir merakla gelen rüzgarı karşılayabiliyorlar.”  

Başlarken belirttiğim gibi, aklımızdan hiç çıkmaması gereken tavsiyeleri yorumsuz ve ekleme yapmadan paylaşmaya çalıştım. Dilerim kanıta ve yaşanmışlıklara dayalı olan ve eğitimden sağlığa, yönetimden ekonomiye her alana uyarlanabilecek bu tavsiyeler hepimiz için yol gösterici olur.

Uluslararası akademik alandaki saygın ve çok önemli değerimiz Prof. Dr. Selçuk Şirin’e paylaştığı engin  deneyimleri için çok teşekkürler.

Yaşlı Sağlığı ve Yaşlılık Sigortası

Yaşlı Sağlığı ve Yaşlılık Sigortası

Geçtiğimiz hafta,  sigorta şirketlerinin tek uluslararası birliği olan Cenevre Birliği’nin bir araştırmasından söz etmiştim. Bu araştırma ile çok yakından ilişkili bir konuyla bu hafta devam etmek istiyorum.  Konu, yaşlılık sigortası olacak.

Geçtiğimiz hafta,  sigorta şirketlerinin tek uluslararası birliği olan Cenevre Birliği’nin bir araştırmasından söz etmiştim.

“Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Korumayı Yönlendirme” başlıklı çalışmada, ortalama yaşam süresi artışının sadece emeklilik politikalarına değil sağlık ve bakım politikalarına da yansıdığı anlatılıyordu.

Bu araştırma ile çok yakından ilişkili bir konuyla bu hafta devam etmek istiyorum.  Konu, yaşlılık sigortası olacak.

Yaşlı Nüfus Genç Nüfusu Geçecek

İki hafta önce Yaşlılık Sigortası konusunun işlendiği bir Çalıştay’a katıldım.  VKV Amerikan Hastanesi ev sahipliğinde yapılan Çalıştay, Hospital Manager Dergisi Çalıştay dizisinin ikinciydi.

Çalıştay’da, yaşlılık sigortasına ek olarak, Aile Bakanlığı; Vizyon Belgesi, Eylem Planı, Yaşlı Veri Tabanı gibi Bakanlık hazırlıklarından söz etti.

Önce söylenen bazı çarpıcı verileri paylaşmak istiyorum;

  • Halen dünya nüfusunun yüzde 10’unu aşan bir oranının 65 üstü yaşta olduğu,
  • 2030’da yaşlı nüfusun genç nüfusu geçeceği,
  • 65 yaş ve üstü nüfus oranının, 2050’de yüzde 16’ya ulaşmasının öngörüldüğü,
  • Türkiye’de 55 yıl içinde üç kişiden birinin 65 yaş üstü yaş grubunda olacağı

ifade ediliyor.

Sağlıksız Yaşlanma

Bu bağlamda iki konuda çok duyarlı olmak gerekiyor.

Bunlar arasında ilk öne çıkan duyarlılık noktası; bir yandan yaşlanma, diğer yandan da sağlıksız yaşlanma konusudur.

İkinci duyarlılık noktası ise konu üzerinde farklı kurumların yıllardır çalışıyor olması ve üretilen çok sayıda raporun varlığıdır. Arşivlerde bu raporlara kolayca ulaşılmaktadır.

Oysa ki, her şeyden önce karar vericiler belli ilkeler üzerinde uzlaşmalıdır;

  1. Ekosistem bakışı,
  2. Birlikte çalışabilirlik kültürü,
  3. Sürdürülebilirlik,
  4. Bütünleşik yaklaşım,
  5. İyi uygulama örneklerinden esinlenme.

Ekosistem bakışı; hem yerel ve hem merkezi, hem stratejik hem operasyonel, hem hizmet hem  finansmanda sağlanmalıdır. Kamu ve özel sektör, akademik ve sivil toplum kuruluşları ile endüstri ekosistemdeki vazgeçilmez paydaşlar olmalıdır. Ekosistem, kamunun ana oyunculuğunu başlattığı bir süreç ile tetiklenmelidir.

Genel Sağlık Sigortası 41. Yılında Yasalaşmıştı

Birlikte çalışabilirlik kültürü, tüm paydaşlarla birlikte oluşturulmalıdır. Özellikle 2000’li yıllardan bugüne yaşlı sağlığı ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır. Farklı farklı; Bakanlıklar, kamu ve özel sektör kurumları, sivil toplum kuruluşları bu çalışmaları yapmış veya yaptırmıştır. Hızla yaşlanmakta olan nüfus yapısı dikkate alındığında, bu farklılıkların öncelikle birlikte çalışılarak sonra da birlikte üretilerek gerçekleşebileceğini hiç unutmamalıyız.

Tam bu noktada bir hatırlatma yapmak isterim. Genel sağlık sigortasını ilk hazırlayan Hükümet, 1967 yılında 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’dir. 2008 yılındaki 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, uygulanmaya  başlanan 5510 kanunun Anayasa Mahkemesi iptalinden sonraki sahibidir. 1967 ile 2008 yılları arasında geçen 41 yıl ve o güne kadar gelmiş Hükümetlerin yarısının bu süreçte hazırlıkları olduğunu da ayrıca vurgulamak gerekir.

Yaşlılık sigortası hazırlık sürecinin asla bu kadar uzun olmaması gerekir. Sigortacılıkta zaten 41 yıl çok ciddi sonuçlara yol açacak bir gecikme olarak değerlendirilebilir. Demografik değişim hızı, öyle kontrol edilemez bir noktaya ulaşır ki, finansal sürdürülebilirlik her geçen gün giderek biraz daha zorlaşabilir. Sigortacılıkta bu kadar uzun bir hazırlık dönemi sonunda, nüfusun yaşlanmasının beraberinde getirdiği artan sigorta maliyetlerini ayrıca belirtmeye sanırım gerek yoktur. En iyimser ifadesiyle bile, hazırlıklarının 15 yıl sürdüğü  yaşlılık sigortasının ise genel sağlık sigortası gibi uzun bir zaman almadan yasalaşması ve uygulamaya başlanmasını özellikle bu açıdan, tüm içtenliğimle diliyorum.

Yaşlılık sigortasında bütünleşik yaklaşım, konunun bir başka önemli boyutudur. Hizmet kapsamından finansman modeline, bakım hizmetinden sağlık hizmetine, sosyal rehabilitasyondan topluma kazandırıcı modellere kadar, böyle bir bütünsel (holistik) bakış şarttır. Bu bakış, paydaşların koruyucu sağlık hizmetleri başta olmak üzere, sosyal hizmetleri de öncelikli bir yaklaşımla  gerçekleştirilmesini sağlayabilecektir.

İyi Uygulama Örneklerinden Esinlenerek Türkiye’ye Özgü Model

Uluslararası boyutta, aktif yaşlanma adı verilen bir kavram tartışılmaktadır. Bu kavram ile; yaşlıların sağlık, güvenlik ihtiyaçlarıyla yaşama bağlanmasını artıran, hayat boyu öğrenen ve topluma katkıda bulunan bir yaşam felsefesine kavuşması hedeflenir. Çünkü, iki yaşlıdan birinin etkilendiği en çok karşılaşılan zorluk; dışlanma ve yaş ayrımcılığı olarak ifade edilir.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında; yaşlanan nüfusun daha iyi bir yaşam sürmesi için tüm toplumların ortak bir anlayışta olması vardır. Dünya Sağlık Örgütü Yaşlı Dostu Şehir ve Toplumlar Global Ağı kapsamında ise, yaşlı hayatını kolaylaştıracak çalışmalar yer almaktadır.

Uluslararası iyi uygulama örnekleri arasında; Japonya, Almanya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya örnekler sıralanmaktadır. Japonya’da, yüzde 30’u oluşturan 65 yaş ve üstü nüfus için yaşlı dostu şehirler ve bakım hizmetleri üzerinde çalışılmaktadır.  Almanya’da yüzde 22’lik nüfusun uzun dönemli bakım sigortası gibi sosyal güvenlik sistemleri yürürlüktedir. Ayrıca; Hollanda, Danimarka ve Finlandiya gibi Avrupa ülkelerinde de; bakıcılık ve sağlık hizmetleri gibi iyi uygulama örnekleri gösterilmektedir.

Küresel iyi uygulama örneklerini oluşan bilgi ve deneyim birikimini dikkate alarak hatta onlardan esinlenerek, süreç inovasyonu ile kendi modelimizi tasarımlayabiliriz;

Bu bağlamda, koruyuculuk ve bütünleşik olma ilkesiyle tüm paydaşlarla birlikte çalışabilirlik kültürüyle bir model tasarımlanabilir. Böylece; aile yapımıza, toplumsal dinamiklerimize ve kültürümüze uygun bir tasarım kurgulanabilir.

Kurgu, yaşlılık sigortasında; bir yandan genç yaşta başlatılarak bekleme süresi ön koşullu kamu önderliğinde bir sigortacılık anlayışıyla başlatılırken, diğer yandan özel sigorta şirketlerinin tamamlayıcı poliçeleri oluşturmasıyla desteklenebilir. Bu arada, bakım sigortası mevzuatı da acilen oluşturulmalıdır.

“Sosyal Devlet” amacına uygun hedef kitlesi belirlenmiş özel fonlar, varlıklı kesimlerin bağışları, sosyal sorumluluk projeleri, bu amaçla kurulmuş tematik sivil toplum kuruluşlarının desteği gibi kaynak çeşitliliği oluşturan bazı mekanizmalar da kurulabilir. Uzaktan dijital takip sistemleri, yapay zeka destekli öngörülebilirliklerle birlikte çalıştırılabilir. Bireysel Emeklilik ve Uzun Süreli Sağlık Sigortası ile beraberce düşünmeyi zorlamak, hatta ek avantajlar ve özel teşvikler de gerekebilir.

İyi uygulama örneklerini dikkate alan, genel sağlık sigortasındaki gibi 41 yılda değil ama olabilen en kısa sürede, Türkiye’ye özgü model tasarımı ile yaşlılık sigortasının uygulanması ve bu arada sağlıklı yaşlanmaya yönelik zorunlu müdahalelere de başlanması dileğiyle…