Sağlık Harcaması Artışı Neredeyse İki Kat Ama…

Sağlık Harcaması Artışı Neredeyse İki Kat Ama…

TÜİK tarafından yapılan sağlık harcamalarına yönelik araştırma sonuçlarına göre; toplam sağlık harcaması, 2023 yılına göre, yüzde 89,6 artarak 2 trilyon 359 milyar 151 milyon TL oldu. Genel devlet sağlık harcaması yüzde 86,1 artarken (1 trilyon 794 milyar 227 milyon TL), özel sektör sağlık harcaması yüzde 101,8’lik bir artış ile 564 milyar 924 milyon TL olarak gerçekleşti.

Biliyorsunuz geçen hafta; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’ndaki “Uzun Süreli Bakım ve Sigorta Sistemi: Dünya Modelleri ve Türkiye Perspektifi” adlı panel ile HIMSS diye bilinen Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu: Healthcare Information and Management Systems Society Kongresi’ndeki “Değer Temelli Hizmet Modelleri ve Sağlık Sigortasında Dijitalleşme Paneli” aktaracağımdan söz etmiştim.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) ve Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından 4 Aralık 2025 tarihinde düzenlenen “Özel Sağlık Sigortalarında Yeni Dönem Çalıştayı” ile birlikte yorumlarımı paylaşacağımı da yazmıştım.

Sağlık sigortacılığı ile ilgili yazacaklarımı bir hafta daha ertelemek zorunda kaldım. Çünkü geçtiğimiz haftanın ikinci yarısında, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sağlık harcamalarını açıkladı. Son birkaç yıldır olduğu gibi, sağlık harcamalarına yönelik araştırma sonuçları bu yıl da Aralık ayı ilk haftasında açıklandı. Geçtiğimiz yıllarda Kasım ayı içinde açıklanan sağlık harcaması araştırma sonuçları artık Aralık ayında paylaşılıyor. 4 Aralık 2025 tarihinde, bir önceki yılın yani 2024 yılının sağlık harcamalarını yayınladı.

2024 Toplam Sağlık Harcaması 71.8 Milyon Amerikan Doları

TÜİK tarafından yapılan sağlık harcamalarına yönelik araştırma sonuçlarına göre; toplam sağlık harcaması, 2023 yılına göre, yüzde 89,6 artarak 2 trilyon 359 milyar 151 milyon TL oldu. Genel devlet sağlık harcaması yüzde 86,1 artarken (1 trilyon 794 milyar 227 milyon TL), özel sektör sağlık harcaması yüzde 101,8’lik bir artış ile 564 milyar 924 milyon TL olarak gerçekleşti.

Sonuçlar, toplam sağlık harcamasının yüzde 76,1’inin genel devlet bütçesinden karşılandığını gösteriyor. Özel sektör sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı ise yüzde 23,9 olmuş.

2024 yılında; Sosyal Güvenlik Kurumu yüzde 39,5, merkezi devlet yüzde 36,0, cepten sağlık harcaması olarak bilinen hane halkı yüzde 18,8, sigorta şirketleri yüzde 2,8 harcama yapmış. Hane halkına hizmet veren kar amacı gütmeyen kuruluşlarla diğer işletmeler yüzde 2,4 ve mahalli idareler de yüzde 0,6’lık bir paya sahip olmuş.

Gayri Safi Yurt İçi Hasıla İçindeki Oran Yüzde 5’i Yeni Aştı

Toplam sağlık harcamasının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki oranı 2023 yılında yüzde 4,6’dan 2024 yılında yüzde 5,3 olmuş. Bu oran, gelişmiş ülkeler ortalamasının neredeyse yarısı. İşte başlıktaki “ama” bu yüzden…

2024 yılı toplam sağlık harcamasının yüzde 54,6’sı hastanelerde yapılmış. Sağlık hizmet sunucuları dağılımında ilk üç yine değişmemiş; ilk sıradaki hastaneleri, yüzde 19,6 perakende satış ve diğer tıbbi malzeme sunanlar ile yüzde 11,0 ile ayakta bakım hizmeti verenler izlemiş. Hastane ağırlıklı sağlık sistemi yaklaşımından, sağlığın geliştirilmesi ve korunmasına yönelme ısrarının sebebi işte tam da bu yüzden. Bu ısrar; bir yandan akademi ve sektör temsilcilerinde bir yandan da kamusal karar vericilerin söylemleri hatta politikalarında görülmekte…

Kişi başına sağlık harcaması da 2024 yılında yüzde 89,2 artarak 27 bin 587 TL. olmuş. 2023 yılında 14 bin 582 TL olan bu rakamın ABD Doları olarak değeri 621, 2024 yılında ise yüzde 35,3 artmış 840 ABD Doları olmuş. Bu rakam da, gelişmiş ülkelere ait olanlardan epeyce düşük. Refah seviyesi ve sağlık okuryazarlığı oranı yükseldikçe, karar vericilerin getirdiği hizmet kullanım sınırlamalarından etkilenmeksizin artacağını dünya uygulamaları göstermektedir.

Tedavi, ilaç gibi cepten yapılan sağlık harcaması 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 100,2 artarak 442 milyar 356 milyon TL. olmuş. Son yıllarda hep artmakta olan cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2024 yılında yüzde 18,8 olarak hesaplanmış. Yıllar içinde artma eğilimi de dikkate alındığında, bu oranın özel sağlık sigortacılığında; sadece tamamlayıcı sağlık sigortası poliçeleri için değil, ürün çeşitlendirmesi için de önemli bir kaynak olduğunu düşünmekte yarar olacaktır. Bu ürün çeşitliliğinin koruyucu sağlık hizmetleri ile sağlıklı yaş almayı da içereceğini hep birlikte yaşayacağız. Önümüzdeki hafta paylaşmayı planladığım  “Özel Sağlık Sigortalarında Yeni Dönem Çalıştayı” bugünün bile işte bu yönden de gerçekten yeni bir dönem örneklerinin işaretlerini verdi.

Harcama kalemleri ile son iki yıl kıyaslamalarına birlikte bakmak için, TÜİK tablosunu görmek daha kolay olacak (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Saglik-Harcamalari-Istatistikleri-2024-54188).

Aslında her bir rakamın uluslararası karşılaştırmalarını yapmak mümkündü. Ama rakamdan çok kısa yorumlamaları seçmeye gayret ettim. Yine de, epeyce rakam oldu…

Ne yazık ki genel olarak değerlendirildiğinde, ülkemizin gelişmişlik düzeyine ve ekonomik büyüklük sıralamasına göre, sağlığa ayrılan kaynakların düzeyi açısından gerilerde olduğumuzu gösteriyor. OECD ve G20 ülkeleri ile kıyaslandığında, sağlığa daha fazla kaynak ayırmamız gerekiyor. Bunu bütçe dengelerinden bağımsız olarak görmekte ve değerlendirmekte çok büyük yarar olduğunu hep birlikte yaşayacağız. Bu öngörünün sağlam temelini, sürdürülebilirlik bağlamında aşamalı biçimde yürürlüğe koymakta yarar var. Son yıllarda gerek genel konsolide bütçe ve gerekse de GSYH açısından artan oranlar yaşansa da, bu oranların artması konusunda tüm paydaşlar olarak çaba göstermeliyiz.

Sıtma’dan Uzaya…

Sıtma’dan Uzaya…

Geçtiğimiz hafta, iki ayrı kongredeydim. İlki, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’ydı. 

Geçtiğimiz hafta, iki ayrı kongredeydim. İlki, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’ydı.

Türk Tıp Dünyası Kurultayı’ndaki panellerden biri, “Uzun Süreli Bakım ve Sigorta Sistemi: Dünya Modelleri ve Türkiye Perspektifi” adını taşıyordu. Konuya kamu ve özel sağlık sigortacılığı açısından yaklaşımlar değerlendirildi.

İkincisi, “Değer Temelli Hizmet Modelleri ve Sağlık Sigortasında Dijitalleşme Paneli”nin yer aldığı HIMSS diye bilinen bir Uluslararası Kongre’ydi (Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu : Healthcare Information and Management Systems Society). Moderatörlük yaptığım bu panellerde çok değerli görüşler aktarıldı. Önümüzdeki hafta yapılacak başka bir toplantıyla birleştirerek, bu konudaki  yorumlarımı sizlerle paylaşacağım.

 “Bilimin Sınırlarını Aşan Bir Biyoteknoloji Yolculuğu”

Bu hafta, HIMMS’de Standford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Utkan Demirci’nin konuşmasını dinleme fırsatı buldum. Başlıkta da bir bölümü yer alan ve cümlelerini Sevgili Utkan Hoca’dan aldığım konuşmasında Hoca, bilimde en büyüleyici şeyin, bir alanda geliştirilen bir fikrin bambaşka bir alanda yepyeni bir kapı açabilmesi olduğundan başladı.

Aslında başlığın tamamı, “Sıtma’dan Uzaya: Bilimin Sınırlarını Aşan Bir Biyoteknoloji Yolculuğu”. Hoca, açılan bu kapıların sadece yeni bilgiler getirmekle kalmadığını; “translasyonel Tıp” sayesinde gerçek ürünlere, gerçek uygulamalara dönüşerek bir gün hastalara dokunabilecek çözümlere evrildiğini anlattı. “Translasyonel Tıp”, temel araştırmaların laboratuvarda yapılan keşiflerden çıkarak gerçek klinik uygulamalara doğru ilerlediği bir süreç olarak tanımlanır.

Sıtma (malaria) araştırmalarında ortaya çıkan bazı yeniliklerin uzay biyolojisine, oradan da modern biyoteknolojiye uzanan bir zincir etkisi oluşturmasının tam olarak böyle bir hikâye olduğunun örneklerini paylaştı. Sıtma taraması için geliştirilen, yerçekimi etkilerinden faydalanan hücre ayrıştırma yöntemlerinin, başlangıçta yalnızca küresel sağlık için pratik bir çözüm olarak düşünüldüğünü ancak bu yöntemin ne kadar esnek ve güçlü bir araç olduğunu anlattı. Hücrelerin yoğunluğa göre farklı şekilde davranması prensibinden hareketle bu noktaya ulaşıldığını aktardı.

“Uzayda Biyofabrikasyon”

Bu yaklaşımın yerçekimsiz ortama, yani uzaya taşındığında şaşırtıcı bir avantaj oluşturduğunu, mikrogravitide hücrelerin, hiçbir yapay iskelet veya kalıp olmadan kendiliğinden üç boyutlu yapılara organize olabildiğini belirtti. Böylelikle dünyada oluşturulması çok zor olan doku yapılarının uzayda adeta kendiliğinden bir araya geldiğinin gösterildiğini yani “uzayda biyofabrikasyon” denilen yeni bir alanın doğduğunu açıkladı. Bunun bir yandan ileri doku mühendisliği için yeni ufuklar açtığını bir yandan da uzay biyolojisinin geleceğini şekillendiren ilk adımlardan biri olduğunu vurguladı.

Prof. Utkan Demirci, uzay koşullarında öğrenilenlerin dünyada yeni uygulamalar doğurduğunu, aynı fiziksel prensiplerle kanserden nörolojik hastalıklara kadar birçok alanda bozulmamış, yüksek canlılıktaki hücre popülasyonlarını ayırmak için kullanıldığını aktardı. Böylelikle ileri analizlerle tek bir teknoloji hattının; hem küresel sağlık sorunlarına çözüm üretmeye, hem uzayda yeni biyolojik üretim yaklaşımları geliştirmeye, hem de dünyada hassas biyoteknoloji uygulamalarını güçlendirmeye hizmet eder konuma ulaştığından söz etti.

İzleyenlerin tamamının çok etkilendiği konuşmasını, Sevgili Utkan Hoca şu tespitle bitirdi;  “bir sağlık sorununu çözmek için geliştirilen doğru bilimsel yaklaşım, çoğu zaman sınır tanımaz. Malaria araştırmalarından doğan bir fikirle bugün uzayda doku üretmek ve dünyada biyomedikal araştırmaların geleceğini şekillendiren platformlar geliştirmek mümkün olduysa, bilimin gerçekten de ne kadar bağlantılı ve sürprizlerle dolu olduğu bir kez daha görüldü.

Utkan Demirci, Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi Canary Kanser Erken Teşhis Merkezinde kendi araştırma grubunun başında görev yapmakta, 2005-2014 yılları arasında Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Brigham and Women’s Hastanesi ve Harvard-MIT Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Biyomedikal Mühendisliği Bölümü’nde Biyo-Akustik Mikro-Elektro Mekanik Sistemler Laboratuvarını kurmuş ve yönetmiş.

2013 yılında epilepsi (sara) hastalığının tanı ve tedavisinde kullanılabilecek ucuz ve etkili bir cihaz geliştirerek Bright Future Ödülüne layık görülmüş. 2006 yılında AIDS hastalığı üzerine yaptığı çalışmalarla Massachussetes Institute of Technology (MIT), Technology Review Magazine tarafından biyoteknoloji alanında dünyayı değiştirecek olan ilk 35 bilim insanı arasında gösterilen Türk bilim insanıdır.

Üniversite giriş sınavında ilk 100’e girdiği için Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi’nde 1 yıl okuduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla Amerika Birleşik Devletleri’ne giden ve lisans eğitimini tamamlayan Utkan Hoca, 2001 yılında Standford Üniversitesi’nde yüksek lisans ile hem doktora hem de işletme yönetimi yüksek lisans derecesi almış.

2007 yılında “Dünyanın Geri Kalmış Yerlerindeki HIV/AIDS Sağlık Sorunları İçin CD4 Ucuz, Tek Kullanımda Atılabilir Biyonano Çip” Projesi ile TÜBİTAK, TTGV, TÜSİAD tarafından her yıl başarılı bilim insanlarına verilen Teknoloji Ödüllerinden “Nanoteknoloji, Biyoteknoloji ve Nanobiyoteknoloji Onur Ödülü”nü almıştır.

Prof. Utkan Demirci’nin, gerçekleştirdiği bu çalışmalar ve onları paylaşırken gösterdiği alçak gönüllülük, inanın kelimelerle anlatılamaz. Yıllardır bu tür toplantılarda dinleyip giderek artan saygıyla izlediğim Utkan Hoca ile sohbet ettiğimde, çok farklı yaklaşımlarına da tanık oldum. Örneğin;  üniversite giriş sınavında ilk 100’e girenlere Milli Eğitim Bakanlığı bursu verilmesine ilişkin kararı verenlere halen duyduğu saygı ve vefası, sadece bu yıl Haziran ayından bu yana 7 defa Türkiye’ye gelerek bilgi ve deneyimini paylaşması, “Kemal Sunal esprilerine birlikte gülen aile yapısı” tercihi burada paylaşabileceklerimden sadece üçü…

İyi varsın Sevgili Utkan Demirci Hocam, küresel bir değer olarak bilime ve sağlığa katkılarınla, ülkemizi temsil etmekte gösterdiğin gayretlerin ve duyarlılığın için önünde saygıyla eğiliyorum.

“10 Kasım’a Özgü”nün Devamı

10 Kasım tarihli yazımı hazırlarken, taslağın uzun olması üzerine, bazı küresel isimlere ilişkin derlediğim tespitleri bir sonraki yazımda paylaşacağımdan söz etmiştim. Bu yüzden, kaynaklardan derlediğim sadece iki tespitimi aktaracağım.

Öncelikle, Atatürk’ün Time Dergisi’ne iki defa da kapak olmasına değinmek istiyorum. Bu iki resim, iki ayrı kapağın resmidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yılı ile Time Dergisinin 100. yılı aynı yıllara isabet ediyor. Mustafa Kemal Atatürk Time Dergisi’ne birçok defa konu olmuş hatta iki defa da kapak konusu olmuştur. Resimlerinden de anlaşılacağı üzere ilki, 24 Mart 1923, yani Dergi’nin kurulduğundan 3 hafta sonra 4. sayısında, ikincisi ise aradan sadece 4 yıl geçince 21 Şubat 1927 tarihlidir.

Time Dergisi, 2013 yılında 90. yıl dönümünü kutlarken 90 kapak hikâyesini ayrıca bir yazı olarak ele almış. “90 Kapak Hikâyesi ile Modern Tarih Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey” başlığıyla geçmişten bugüne 90 isim seçmiş ve listedeki ilk sırayı Mustafa Kemal Atatürk’e vermiş.

Listede; Charlie Chaplin, Benito Mussolini, Mahatma Ghandi, Joseph Stalin, Adolf Hitler, Kraliçe II. Elizabeth, Fidel Castro, John F. Kennedy ve Papa II. John Paul gibi isimler bulunuyor.

Time’a kapak olan diğer Türkler; İsmet İnönü, Şükrü Saracoğlu, Adnan Menderes, Kenan Evren, Mehmet Ali Ağca, Naim Süleymanoğlu, Mine Karakaş, Prof. Dr. Mehmet Öz, Recep Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Özlem Türeci ve Uğur Şahin…

İlk kapağın haberinde, Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun 7 ay öncesinde, “Mustafa Kemal Paşa, ‘Türk nerede kendi kendisinin efendisidir?’ sorusuna verdiği ‘Türkiye’de’ cevabı bir ön yargıyı değiştirmiştir. Bu sözler “politikasının temel özelliklerini özetler. Mustafa Kemal, insanları yabancı otoriteye kölece boyun eğme batağından kurtardı, onları doğuştan gelen niteliklerinin farkına varmaya, düşünce ve eylemde bağımsızlığa kavuşturdu” ifadesine yer verilmiştir.

İlk Kapak’ta yer alan Atatürk çizimi, 17 Ocak 1923 günü İzmit’te çekilen video ve fotoğraflardan faydalanılarak hazırlanmış. Gülen yüzüyle yansımış olsa da Mustafa Kemal Paşa aslında derin bir hüznün içinde olduğu, 14 Ocak 1923 tarihinde kendisine tahsis edilmiş trenle Ankara’dan Eskişehir’e geldiğinde, 15 Ocak gün ağarmadan az önce Emir Eri Çavuş Ali’yi çağırarak, “Bir haber var mı?” diye sorduğu, “Şifre geldi ama çözülmedi” cevabı üzerine “Annemin öldüğünü biliyorum bir rüya gördüm yeşil tarlalarda annemle dolaşıyordum, birden bir fırtına çıktı, anamı alıp götürdü” dediği anlatılır.

Yazımı 1936 yılında yaşanan İngiltere Kralı VIII Edward’ın Türkiye’de Atatürk tarafından ağırlanması sonrası Kraliyet Sarayı’nda verdiği sekiz saat süren yemekte yaşananları aktararak bitirmek istiyorum. Konuklar Kral’a, “Bize Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatın” sorusu soruyorlar, Kral’ın söyledikleri sonrası söz alan Sigmund Freud “Hangi dilden, hangi dinden, hangi topraktan olursan ol, Atatürk’ü “sevmemek” mümkün mü” diye başlıyor sözlerine. Kral, “Neden böyle kesin ve keskin düşünüyorsun” diye sorduğunda ise kayıtlarda Freud’un şu cevabı yer alıyor;

Esir aldığı komutanlara insanca davrandı, esir aldığı bayrakları çiğnemedi, çiğnetmedi, esir aldığı halklara saygı duydu, O sadece toprağını korudu, ülkesini ve milletini sevdi, onlar için savaştı, tüm insanlığa, mazlum milletlere örnek oldu, emperyalizme dur dedi, çağdaş düzeni kurdu, özgürlükleri inançların serbestliğini, kadınlara seçme seçilme hakkını, bilimi, doğanın korunmasını, sanatı ön plana çıkardı, daha ne yapsaydı biz evrensel bilim insanlarına…

Kurtarıcı ve Kurucumuz Atatürk’ü tekrar rahmet ve minnetle anıyorum, ruhu şad olsun.

Ömür Boyu Yenileme Garantisi

Ömür Boyu Yenileme Garantisi

SEDDK, Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği’nde bazı değişiklikler yaptı. Bu değişiklikler, bir yılı aşkın bir süredir sektörde tartışılıyordu. Yönetmelik değişikliği; ömür boyu yenileme garantisi, bekleme süresi ve veri paylaşımı gibi bazı öne çıkan başlıklarda kendini göstermektedir.  Başta sigortalılara yönelik olan olumlu değişikliklerin etkileri, önümüzdeki dönemde yaşanacaktır.

Geçtiğimiz hafta, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği’nde bazı değişiklikler yaptı. 20 Ekim 2025 tarih ve  33053 sayılı Resmî Gazete’de yer alan bu değişiklikler, bir yılı aşkın bir süredir sektörde tartışılıyordu.

2025 Eylül Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre, 146.7 milyar TL. prim üretimi ve 9 milyonu aşan özel sağlık sigortalı bulunmaktadır. 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girecek olan bu Yönetmelik  değişikliği; ömür boyu yenileme garantisi, bekleme süresi ve veri paylaşımı gibi bazı öne çıkan başlıklarda kendini göstermektedir.

Ömür Boyu Yenileme Garantisinde Asgari Koşullar Belirlendi

Ömür boyu yenileme garantisi, belirli şartlar yerine getirildiğinde, sigorta şirketinin müşterisine yaşadığı sürece sağlık sigortasını aynı şartlarda yenileyeceği sözünü vermesi olarak tanımlanır. Ömür boyu yenileme garantisi verme sürecinin işleyişi şirketlere göre değişmektedir. Dolayısıyla, kişi özel sağlık sigortası sigorta şirketinin belirlediği şartlarda poliçesini yenilerse, ömür boyu yenileme garantisi alınmış olur, özel sağlık sigortası da tedavi masraflarını karşılar.

Yönetmelik değişikliğiyle, sigorta şirketleri 60 yaş altı sigortalıların tamamına ömür boyu yenileme garantili sigorta poliçe sunmak için; ara vermeden en az 3 yıl şirketin sigortalısı olma ve bu sürede ödenen tazminatların sigortalının ödediği prime oranının yüzde 80’in altında kalması şartı ile aranacak. Sigorta ettirenin talebine göre de, ömür boyu yenileme garantisi içeren veya içermeyen poliçeler oluşturulabilecek.

En basitiyle, kişi üç yılın toplamında 1 milyon lira prim ödeyip, sigorta şirketi de bu kişi için üç yılda toplam 850 bin liralık sağlık harcaması yaptıysa, sigorta şirketi kişiyi ömür boyu yenileme garantisinden yararlanamayacak.

Sigortalıya ömür boyu yenileme garantisi alan sigortalının, artan sağlık harcamaları nedeniyle;

hem sigorta kapsamı daraltılamayacak,

hem katılım payı yükseltilemeyecek,

hem de sürprim olarak bilinen bir önceki yıldan daha fazla bir prim (ek primödemesi mümkün olmayacaktır.

Şartlar Sigortalı Lehine Değişebilecek

Ömür boyu yenileme garantisinin şartlarındaki değişiklikler aynı planda kalınması durumunda sigortalı aleyhine olursa yapılamayacak, farklı güvence gibi anlaşılabilecek şekilde değişikliklere izin verilmeyecek. Sigorta poliçelerinde yenilemeye bağlı avantajlar sunulması durumunda, ömür boyu yenileme garantisinden farkına ilişkin bilgilendirme yapılacak.

Sigortacı ömür boyu yenileme garantisini ilk kez verdiği poliçede, değerlendirme şartlarına uygun olanlara bu güvenceyi verecek, ilgili şartları açıkça belirtilecek ve daha önce de belirtildiği gibi daha sonra sigortalı aleyhine değiştiremeyecek.

Grup poliçesi kapsamındaki sigortalılara katılım sertifikası verilecek, grup kapsamında ömür boyu yenileme garantisi alarak ayrılan sigortalılar, özel şartlarda belirtilen süre içinde başvururlarsa, sigortalılıkları şirketin aynı veya en yakın bireysel poliçelerinden biriyle sürdürebilecek yani sigortalının ömür boyu yenileme garantisi devam edebilecek.

Sigorta Şirketi Değişse de Ömür Boyu Yenileme Yenisinde Sürecek

Sigorta şirketleri arası geçişe yönelik düzenlemelerde, sigortalı kazandığı hakların devamını başka şirkete geçişinde isteyebilecek, geçişe ait şartlar, özel şartlarda belirtilecek, geçişe esas bilgiler şirketler arasında doğrudan paylaşılamayacak. Şirket, böyle bir durumda, sigortalıya ait gerekli verileri, 5 iş gününde Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’ne iletecek. Sigortalının kazandığı hak ve yükümlülüklerinin hastalık ve sağlık sigortası branşında faaliyette bulunan başka bir şirkete geçişi ve sözleşmenin geçiş yapılan şirkette devamı talep edilebilir. Geçiş işlemi, yeni şirketin koşulları çerçevesinde ve kabulü hâlinde gerçekleşecek. Daha geniş kapsamlı bir sigorta poliçesi isteği durumunda ise, ömür boyu yenileme garantisini sağlayan yeni şirket teminat içeriğini yeniden değerlendirilecek.

Bekleme Süresi İlk Sigorta Döneminde Uygulanacak

Poliçe başlangıcından itibaren sigortalının bazı sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için geçmesi gereken süre, bekleme süresi olarak tanımlanır ve bu sürede belirli teminatlar kullanılamaz. 3 aydan 12 aya kadar değişmekle birlikte, doğum, göz ve diş gibi teminatlarda daha uzun süre örnekleri de vardır. Bu süreler, sigorta şirketi poliçe şartlarına göre farklılıklar gösterebilir.

Yönetmelik değişikliğine göre, belirlenen bekleme süreleri ve bu kapsamdaki rahatsızlıklar poliçede belirtilecek, her bir teminatın yalnızca ilk sigorta dönemini içerecek, aynı teminatla yenilenen poliçelerde tekrar uygulanmayacak. Bekleme süresi tamamlandıktan sonra yeni bir sigorta şirketine geçildiğinde, SEDDK tarafından belirlenmiş özel durumlar dışında, bekleme süresi uygulanmayacak. Bekleme süresi dolmadan yeni bir sigorta şirketine geçildiğinde ise yenisinin uygulayacağı bekleme süresi öncekinde düşülecek. Bekleme süreleri gerektiren poliçelerde ise şartları SEDDK belirleyecek.

Kişisel Bilgiler 10 Yıl Saklanacak

Yönetmelik gereği, sağlık sigortası ile ilgili geçmişe ilişkin sigortalı verileri, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu ve/veya kişinin beyanından alınarak oluşturulacak.

Sigorta şirketi; risk değerlendirmesi, tazminat ve yenileme garantisi analizlerini bu verilerle yapacak. Merkez’de  tutulan kayıt ve sağlık bilgileri, sigortalılığın bitiminden itibaren 10 yıl süreyle tutulacak, süre sonunda veriler, silinecek, yok edilecek veya anonim hale getirecektir.

Bu sıralananlar, özel sağlık sigortacılığında köklü değişiklerdir. Başta sigortalılara yönelik olan olumlu değişikliklerin etkileri, önümüzdeki dönemde yaşanacaktır. Bu etkiler; özel sağlık sigortalı sayısının artışında yaşanabileceği gibi, genel sağlık sigortasıyla risk paylaşımına ilişkin olarak ve de özellikle tamamlayıcı sağlık sigortasında görülebilecektir. Ömür boyu yenilemede şirketler arası geçişlerde ve bekleme süresinde yaşanabilecek sorunların da, ortak akıl ile çözülmesi her zaman mümkün olabilecektir. Süreçte emeği geçenlere, düşünen ve tasarlayanlarla tüm katkı sağlayanlara içtenlikle teşekkür ediyorum.

Veri Artık Yeni Oksijen

Veri Artık Yeni Oksijen

Geçtiğimiz hafta katıldığım toplantılarda hep vurgulanan bir konuyu aktarmak isterim; veri. Türkiye Sigorta Birliği’nin Uluslararası Sigortacılık Zirvesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü’nün Nöron Platformu ile TÜSEB’in  İTÜ ev sahipliğindeki “Sağlıklı Verilerin Güvenli Olarak Toplanması ve Paylaşımı” çalıştaylarının ortak kesişim alanını hep veri konusu oluşturmuştu. Öyle ki, yazımın başlığını oluşturan “Veri Artık Yeni Oksijen” sözü de o kesişim alanında değinilen bir kavramdı.

Digital Gelecek

Hafta, Türkiye Sigorta Birliği’nin düzenlediği Uluslararası Sigortacılık Zirvesi ile başladı. Konusu “Digital Gelecek” olan bu toplantılar dizisinde, sigortacılık alanında teknolojik değişimlerin sektörü nasıl etkileyeceği tartışıldı.

Sigorta sektörünün en saygın etkinliklerinden biri olan Uluslararası Sigorta Zirvesi, bu yıl dördüncü kez sektör profesyonelleriyle buluşmuş oldu. Sektörün önde gelen isimleri, dijitalleşmenin de içinde olduğu oturumlarda; bir yandan bilgilerini bir yandan da güncel gelişmelerle deneyimlerini paylaştılar.

Nöron Platformu

Haftanın son iş gününde, Proje Yürütücüleri arasında bulunduğum; Sağlık Bakanlığı, TÜSEB ve TÜBİTAK yetkilileri, akademisyenler, endüstri temsilcileriyle İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü’nde düzenlenen Nöron Platformu Çalıştayı’nda, “Nöron Hasarı İlişkili Hastalıkların Tanı, İzlem ve Tedavisine Yönelik Biyobelirteç ve İleri Teknolojik Uyarı Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi” değerlendirildi.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa yürütücülüğünde; Dokuz Eylül Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, RTA Laboratuvarları, SABİOTEK (Sağlık Biyoteknolojisi Mükemmeliyet Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezi), İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) ile birlikte çalışılmaktadır.

TÜBİTAK 1004 Projesi kapsamında 2023-2027 yıllarını içeren bu proje ile ilgili, nöron (sinir hücresi) hasarına yol açan hastalıkların tanı, tedavi ve izleminde kullanılacak biyobelirteç ve ileri teknolojik uyarı sistemlerinin geliştirilmesi amacına yönelik çalışma gruplarıyla verinin de içinde olduğu doyurucu tartışmalar yapıldı.

Sağlıklı Verilerin Güvenli Olarak Toplanması ve Paylaşımı

Hafta sonu ise, tam gün süren bir başka çalıştayda, İTÜ ev sahipliğinde, “Sağlıklı Verilerin Güvenli Olarak Toplanması ve Paylaşımı” değerlendirildi. TÜSEB Türkiye Sağlık Veri Araştırmaları ve Yapay Zeka Enstitüsü (TÜYZE) öncülüğünde, kamu, akademi ve özel sektörden ulusal ve uluslararası 130 uzmanın katılımıyla yapılan etkinlikte; sağlık verilerinin güvenliği, kalitesi, anonimleştirilmesi ve küresel ekosistemdeki yeri kapsamlı olarak değerlendirildi.

Çalıştayın “Perspektif Konuşmaları” bölümlerinde, sağlık verisi ekosistemine hem küresel hem de ulusal düzeyde yaklaşımlar tartışılırken, bir yandan İngiltere’nin sağlıkta veri güvenliği ve anonimleştirme konusundaki uygulamalarını paylaşıldı, diğer yandan da Türkiye deneyimi kendi alanlarından yetkin isimlerce aktarıldı.

Odak Grup Toplantılarında ise yönetimsel, ekonomik, hukuki ve teknik bakışla, sağlık verisinin yönetimi ve paylaşımında karşılaşılan sorunlara disiplinler arası çözüm önerileri geliştirilmesi tartışıldı.

Önümüzdeki dönemde raporlanacak bu çalışmalar, takip eden birkaç ay içinde yapılacak karar toplantısıyla, mevzuat önerisi de dahil ilgili karar vericilere eylem planı olarak sunulacaktır.

Veri “Yeni Petrol” Değil “Yeni Oksijen”

ABD ortalama yaşan yıl 79, bunun sağlıklı geçen yılı ise 63. Bu demektir ki, yaşamın son 16 yılı hastalıklarla geçiyor. Sağlıklı yaşam yıllarını yöneten de, hastalıklı yılları yöneten de temelde veri. İşte geçtiğimiz hafta üç ayrı toplantıda gündeme gelen veri ile ilgili panelistlerin dile getirdiği akılda kalıcı birkaç sözü aktarmak isterim;

“Veriyi Doğru Kullanan Toplumlar, Geleceğini Yöneten Toplumlardır”

“Veriyi güvenli, etik ve inovatif biçimde anlamlandırabilen toplumlar geleceğini yönetir”

İşte bugün sağlıkta atılacak her yeni adımı, her yeni kararı ve her müdahaleyi yönlendiren temel fikir, verinin sağlığı yönetmekte oynayacağı kaldıraç rolünü önemsemekten geçiyor. Çünkü veri, sağlık yönetiminde doğru kullanıldığında; tanı ve tedavi süreçlerini hızlandırdığı gibi, ilaç ve tıbbi cihazda yenilikçiliği geliştiriyor, kişiselleştirilmiş tıbba yönelimi hızlandırıyor,

Doğal olarak sağlık harcamalarını daha etkili ve daha verimli bir sürece dönüştürüyor.

Aslında, paylaşılan dünya deneyimi de bu örneklerle dolu. Önemli olan, paydaşlar arasında net ve güvene dayalı paylaşımı esas alan model kurgulanması olmuş.

Aranılan Olma

Bu alanda yaptıkları ve onlara yönelik alınan ödüller düşünüldüğünde, Türkiye’nin e-Nabız gibi 160’a yakın dijital sağlık uygulamasıyla güçlü dijital sağlık altyapısından söz etmemek mümkün değil. Akademi-kamu-özel iş birliği anlayışıyla, bu güçlü altyapının daha da ileriye taşınması, özellikle küresel düzeyde vazgeçilmez bir oyuncu olunması hiç de zor değil.

Ancak, verinin yönetişimi için hızla bazı düzenlemelere de geçilmesi gerekli. Toplantılarda ilgili tüm paydaşlar, veri paylaşımına olan ihtiyaca ve bunun önemine vurgu yaptı. Akademisyenler, hizmeti sunan kurumlar, ilaç ve tıbbi cihaz endüstrisi ile sigorta sektörü gibi, tüm dijital sağlık altyapısına tam entegrasyon için açık çağrıda bulundular. Sadece on yılı aşkın bir süredir,  tamamlayıcı sağlık sigortasının entegrasyonu için istekte bulunulduğu unutulmamalıdır.

Unutulmaması gereken bir başka nokta da, kaliteli ve doğru sağlık verisini yöneterek yenilikçiliğe dönüştürenlerin; sağlık dışında da çevrelerinde aranılan olabilecekleridir. Aranılan olma; kurum, sektör, hatta ülke olacak kadar geniş boyutta düşünebilir, böylece de gelecekte lider olunabilir. Herkesin yaptığını değil, yapmadığını yaparak, bu yolda sağlam ve tutarlı adımlarla hedeflerine daha kolay ulaşabilirler.

Bitirirken bir noktayı daha vurgulamak isterim; veri temalı bu Çalıştayların düşünülmesinde, düzenlenmesinde, gerçekleştirilmesinde emeği geçen, katkı ve katılımlarıyla destek sağlayan her yönetim düzeyindeki tüm çalışanlara teşekkürler. Sağlık sektörünün veriye dayalı yönetimine yönetimindeki katkılarının en kısa sürede yaşanması dileğiyle…

Fütürist Gibi Düşünen Liderler

Fütürist Gibi Düşünen Liderler

Liderler bir fütürist gibi düşünerek, bir paradigma değişimi için; önce cesaret, sonra alçak gönüllülük ve en sonunda da kapsayıcı eylemler planlamalıdır. Dolayısıyla, geleceğe yönelik dönüşüm için liderler; böyle hayal etmek, böyle plan yapmak, böyle uygulamak ve böyle performans kriterleri belirleyerek ölçme değerlendirmeyle yaptıklarını puanlamak zorundadır.

Bu yazımda, geçtiğimiz hafta okuduğum aynı temadaki iki ayrı yazıya ilişkin paylaşımda bulunacağım. İkisi de gelecek ve dönüşüm ile ilgili. İlk yazı, “Bir Fütürist Gibi Düşünmek” başlığıyla başlıyor (https://www.ideou.com/blogs/inspiration/how-to-think-like-a-futurist).

Başlık, “Liderler İçin Stratejik Öngörü Ve Daha İyi Karar Verme Rehberi” ifadeleriyle devam ediyor. Aynı konudaki ikinci yazı ise, “Yenileyici Paradigmayı Yeniden Düşünmek” başlığına sahip (https://link.springer.com/article/10.1007/s13280-025-02232-7).

Yeni Fikirlere Alan Açmak

İlk yazıdan edindiğim en belirgin mesaj, geleceğin sadece bir sonraki adımı tahmin etmekle ilgili olmadığı; yeni fikirlerin ortaya çıkmasına alan açmak olduğu olsa gerek…

Gelecek tahmini, insanlar için ne kadar erişilebilir ve somut olursa, uzun vadeli düşünmeye başlama olasılıklarının da o kadar artacağı öne sürülüyor. Böylelikle de uzun dönemli ve sistematik düşünme başladığında istenilen geleceğin tasarlanabileceği  vurgulanıyor.

Bu başlık altında bazı önemli noktalara dikkat çekiliyor, bunlar 7 başlıkta özetleniyor;

  1. Gelecek tahmini, öngörüyle değil hazırlıkla ilgilidir,
  2. Planlama ufkunuzun hemen ötesinden başlayın,
  3. Daha iyi sorular sorun,
  4. Geleceği somutlaştırın,
  5. Gelecek odaklılık bir liderlik becerisidir,
  6. Gelecek odaklılığı kültürünüze entegre edin,
  7. Fütürist gibi düşünmek için fütürist olmanıza gerek yok,

Ufkun Hemen Ötesinden Başlama

Gelecek tahmininin yapılacak hazırlıklarla ilgili olduğu belirtilerek, yarın neler olabileceğini araştırarak liderlerin bugün daha iyi kararlar almalarına yardımcı olacağından söz edilmektedir.

“Planlamaya ufkunuzun hemen ötesinden başlama“ tavsiyesiyle, yakın gelecek tahmininin soyut düşüncelere kapılmadan düşünceleri geliştirmenin pratik bir yolu olduğu ifade edilmektedir.

Daha iyi sorular sorulması önerilerek, odak noktasını engellerden olasılıklara kaydırmanın önemi sorgulanmaktadır.

Geleceği somutlaştırma yoluyla, uzun dönemli fikirleri eyleme dönüştürülebilmek için eserler, hikâyeler ve günlük senaryolardan yararlanma anlatılmaktadır.

Gelecek odaklılığın bir liderlik becerisi olduğu iddiasıyla, netlik yoluyla ekiplerin bu doğrultuda çalışmalarının sağlanabileceğine dikkat çekilmektedir.

Gelecek odaklılığın kültürle bütünleştirilmesiyle sadece stratejide değil, planlamada da entegrasyon teklif edilmektedir.

Fütürist gibi düşünmek için fütürist olmaya gerek olmadığının altı çizilmektedir. Bu bağlamda, küçük uygulamalarla ve yakından başlanmasının geleceğe daha hazır olunmasını sağlayacağı vurgulanmaktadır.

Neden Değişim?

Aynı temadaki ikinci yazı, “Yenileyici Paradigmayı Yeniden Düşünmek” başlığıyla yazılmış. Yazı neden değişime ihtiyaç duyulduğu anlatılarak başlıyor.

Neden olarak 3 ana başlık gösteriliyor;

  • ilki, küresel ekolojik düşüşün tüm sürdürülebilirlik çabalarına rağmen devam ettiği,
  • ikincisi toplumların tuhaflaşarak büyüme ve insan merkezli değerlere öncelik verip sınırları zorladığı,
  • ve sonuncusu da yenileyici paradigma umut vaat etmesine rağmen operasyonel netlik ve tutarlılıktan yoksun olması.

Dönüşüm zorlukları arasında da;

  • paradigma körlüğü ve yüzeysel benimsemenin derin sistem değişimini engellemesi,
  • zayıf standartlarla batı merkezli bakış açıları ile yasal mekanizmaların eksikliğinin kapsayıcı eylemleri sınırlaması, ve son olarak
  • güç asimetrileri

sıralanıyor.

İleriye götürücü yollar olarak ise;

  • içten gelen dönüşümü teşvik etme,
  • çoğul modeller geliştirme,
  • katılımcı ve etik yönetişim oluşturma,
  • toplum refahını merkeze alma kapsamında çeşitliliğe ve kendi kaderini belirleme hakkına saygı duyarak yerelliği ve onların eylemliliğini güçlendirme,
  • homojenleşmeden kaçınma ve kendine özgü hikaye ve potansiyele zemin hazırlama,
  • sistem yaklaşımları olarak geri bildirim ile karmaşıklığı önleme için bütünsel yöntem kullanımı,
  • yaşanmışlıklardan öğrenme ve sürekli iyileştirme için uyum sağlama

önerilmektedir.

Liderler Neler Yapılmalı?

Tüm bunlar, aslında tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, sağlık yönetiminde de liderlere günlük uygulamalarında geleceğe yönelik yaklaşımlar önemli olmaktadır.

Bu açıdan öncelikle liderler için çok basit bazı öneriler geliştirliebilir, bu kapsamda;

  • sinyaller belirlenmeli,
  • küçük sıçramalar (gelişmeler) aranmalı,
  • eğilimlerden yola çıkarak altta yatan uyarılar detaylı incelenmeli,
  • itici güçler saptanmalı,
  • hangi hamle ile ilerleneceği hayal

Liderler, kendi alanlarının da ilerisine bakarak, gerekirse sektörler arası etkileşimi ve hatta rekabeti teşvik etmelidir.

Sonuç olarak; liderler bir fütürist gibi düşünerek, bir paradigma değişimi için; önce cesaret, sonra alçak gönüllülük ve en sonunda da kapsayıcı eylemler planlamalıdır.

Dolayısıyla, geleceğe yönelik dönüşüm için liderler;

  • böyle hayal etmek,
  • böyle plan yapmak,
  • böyle uygulamak ve
  • böyle performans kriterleri belirleyerek ölçme değerlendirmeyle
  • yaptıklarını puanlamak zorundadır.