Yönetici ve Lafın Tamamı…

Yönetici ve Lafın Tamamı…

Geçtiğimiz hafta sonu, 47. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde, 31.03.1989-23.06.1991 tarihleri arasında 815 gün, 38. SAĞLIK BAKANIMız olarak görev yapan Halil Şıvgın vefat etti. 11 Ağustos 2025 tarihinde, Ankara Kocatepe Camii’nde cenazesine katıldığım Bakanım, 1990 yılında Gümüşhane Sağlık Müdürü iken Bakanlık merkezine alarak sağlık yöneticiliği kariyerim ve sağlık reformu sürecine ilişkin görevlerimde kalıcı izler bırakmıştı. Bu hafta, yaklaşık 36 yıl sonra, o izlerden bazılarını paylaşmak istedim.

Geriye Ne Kaldı?

Mesleğimde 42. yılıma girdiğim şu günlerde, kamu ve özel sektör çalışanı, Bakanlık merkez ve taşra bürokratı ve akademisyen kimliğimle, çok değişik konumlarda yirmi birinci Sağlık Bakanı ile çalışmaktayım.

2020 yılında yayınlanan Bakanlığın 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle yazdığım “Sağlık Bakanlığı’nın 100. Yılında Sağlık Bakanları” adlı kitabım Önsöz’ünde de bu kalıcı izlerin bazılarından söz etmiştim (https://halukozsari.com/wp-content/uploads/2023/11/SAGLIK-BAKANLIGININ-100-YILINDA-SAGLIK-BAKANLARI.pdf).

Aynı kitabın 72.sayfasında Halil Şıvgın’ın Sağlık Bakanlığı Döneminde yapılan bazı düzenlemeler şu başlıklar altında sıralanmıştır;

  1. Bakanlıklarda ve Bağlı Kuruluşlarda Avrupa Topluluğuyla İlgili Birimler Kurulması ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerinde Değişiklik, Kanun Hükmünde Kararname, 1989.
  2. Birinci Sağlık Taraması, 1989.
  3. 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 1989.
  4. 11.4.1928 tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 41. Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna 7 Ek ve 3 Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun, 1989.
  5. DPT Sağlık Sektörü Master Plan Etüt Çalışması, 1989-1991.
  6. Sağ-Kur Sistemi Kurulma Hazırlıkları, 1990.
  7. Milli Sağlık Politikası, 1990.
  8. Dünya Bankası Kredili Birinci Sağlık Projesi, 1990.
  9. Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1990.

1989 yılındaki Birinci Sağlık Taraması, 1989-1991 yılları arasındaki DPT Sağlık Sektörü Master Plan Etüt Çalışması, 1990 yılında yapılmaya başlanan Sağ-Kur Kanunu hazırlıkları, yine aynı yıl Milli Sağlık Politikası yayınlanması ve Dünya Bankası Kredili Birinci Sağlık Projesi İkraz Anlaşması Halil Şıvgın’ın Bakanlığı döneminde başlamış ve devam etmiş çalışmalar oldu.

İsabetli Arabanın Camını Tıklatma

1989 yılı Ağustos ayında dönemin Başbakanı Merhum Turgut Özal, aynı zamanda Gümüşhane Milletvekili de olan Adalet Bakanı Oltan Sungurlu ile Sağlık Bakanı Merhum Halil Şıvgın’ın içinde olduğu 8 Bakan ile Gümüşhane’ye gelmişti.

Valilik ziyareti sonrası,  öğle yemeği verilen Gümüşhane’nin köklü ailelerinden Erkan Kocatürk’ün Harşit Çayı kenarındaki konağının bahçesinde ev sahipliği yaptığı öğle yemeğine gidilecekti. Valilik yakınındaki aracıma bindiğimde, arabanın camını tıklatan bir kişi oldu. Ankara’dan geldiğini söyleyen, Sağlık Bakanı Danışmanı Dr. Gaffar Yakın Bey, yemek yenilecek yere nasıl gidileceğini soruyordu. İsabetli bir arabanın camını tıklattığınıİl Sağlık Müdürü olarak aynı yere gittiğimi söyleyerek davet ettim. Dolayısıyla, olabilecek en doğru arabadan yardım rica etmiş oldu. Böylelikle, Gaffar Yakın Bey ile 36 yıldır sürmekte olan ve zamanla karşılıklı saygı sevgiyle abi – kardeş ilişkisine dönüşen köklü samimiyetimizin temeli o gün atılmıştı.

Çorba İçilirken Tatlı Yemek

Emniyet Müdürü ve Jandarma Alay Komutanı, ziyaretten 10 gün kadar önce, o yemekte servis  yapmak üzere İl Müdürlüklerinden destek personel rica etmişti. Sağlık Müdürlüğü’nden görevlendirdiğimiz ekip arkadaşlarımdan Rahmi, yemek yenecek yerde bize yer ayırmıştı. Sadece yer ayırsa iyi, öyle hızlı servis yaptı ki, yan masalarda çorba içilirken biz tatlımızı yiyorduk. İki yıl sonra Afyonkarahisar Milletvekili olan Bakan Danışmanı Gaffar Yakın Bey, Bakanların masasına götürerek beni Sağlık Bakanı Halil Şıvgın ile tanıştırdı.

İlk tanışmamız orada gerçekleşmişti. Gümüşhane sağlık hizmetleri ile ilgili birkaç soru soran Bakan Bey, yemek devam ederken yakında sağlık kuruluşu olarak nerelere gidebileceğimizi sordu. Sonra da sırayla park etmiş makam arabalarına bakarak kendine tahsis edilmiş olan aracın aralarda kaldığını ve çıkmasının mümkün olmadığını fark etti. İsterse en önde duran polis eskortuyla da gidebileceğimizi belirtince, Emniyet Müdürü izniyle polis eskortunda hastane ziyareti yaptık. Makam arabası beklerken, polis eskortundan inen Bakan’ı görünce Başhekim Bey dahil hastane çalışanlarının şaşkınlığı sanki dün gibi gözümün önünde…

Kooperatif Taksiti

Yine aynı araçla dönerken, Merhum Halil Şıvgın, Sağlık Müdürü olarak geçen dört buçuk  senenin yeterli olduğunu, artık Bakanlık merkezde yöneticilik yapmamın çok daha doğru olacağını Danışmanı Gaffar Yakın’a söyledi. Sanıyorum tereddüt duyduğumu hissetmiş olacak, bana dönerek “Yoksa istemiyor musun?” dediğinde, bir anda “Üç yıldır kooperatif taksiti ödediğimiz, iki yılımız kaldığı, Gümüşhane’de lojmanda oturduğumuz, Ankara’da lojman puanımızın ilk gittiğimizde düşük olacağı, ekonomik olarak zorlanabileceğimiz… ” gibi cümleler ardı ardına ağzımdan dökülüverdi.

Oysa ki, aracın arka koltuğunda zaten üç kişiydik; bir yanımda Bakan Bey, diğer yanımda Danışman Gaffar Yakın Bey oturuyordu. Nasıl olsa söylediklerimi düşünürlerdi. Bu sözlerimin üzerine Rahmetli’nin, “Gaffar, her gün bir çok tayin isteği ve muhatapları ile karşılaşıyorum, ben Bakanlığa yönetici olarak alayım diyorum, bana kooperatif taksiti diyor” sözleri Bakanlığa geldikten sonra da uzun süre espri konusu olmuştu.

Ankara’da Bürokrasi Deneyiminin İlk Yılları

Tabii ki, Bakan Bey’in dediği oldu ve bir yıl sonra Ankara’ya geldim, yeni kurulan Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü’nde çalışmaya başladım. Bürokraside Ankara deneyimimin başladığı bu yıllar benim için en az Gümüşhane Sağlık Müdürü olduğum günler kadar önemliydi. Aynı yıl, İkraz (borçlanma) Anlaşması imzalanan Dünya Bankası kredisiyle yürütülecek Birinci Sağlık Projesi için koordinatörlük kurulmuştu.

Neden bir yıl sonra Ankara’ya geldiğim, kötü bir anı maalesef. Gaffar Yakın Bey’in Ankara’ya döndükten sonraki hafta telefonla tayinimi söylediği gün, Rahmetli Eşim kendi kullandığı arabamızla bir trafik kazası geçirmiş ve iki aya yakın süre ayaklarında kum torbalarıyla (traksiyon) Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde yatmıştı. O yüzden Ağustos 1989’da yapılan o teklif, Mart 1999’da gerçekleşmişti.

1989 yapılan Sağlık Taraması sonuçları, İl Sağlık Müdürleriyle birlikte dönemin Dünya Sağlık Teşkilatı Başkanı Dr. Asval’ın da davetli olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde 1990 yılında yapılan bir toplantıyla değerlendirilmişti. O toplantıda beni gören Bakan Bey, öğleden sonra kendisine gelmemi istedi. Bakanlığa gittiğimde, benim geleceğimi Özel Kalem Müdiresi Vefa Çilesiz Hanım’a söylediğini gördüm. Makam’a girdiğimde, önce eşimin yürümeye başlayıp başlamadığını sordu ve sonra da ikinci kez Bakanlığa tayin teklifini yaptı. Bu defa, fikrimi bile almayacak kadar kafasına koymuştu sanki.

Bir gün sonra Ankara’dan dönüşümde benim ve eşimin tayin kararları artık çantamdaydı. Ali Tekin Çelebioğlu’ndan görevi devir alan Gaffar Yakın Bey, Sağlık Projesi Genel Koordinatörü olmuştu. 1990 yılı Mayıs ayında Bakanlığa geldiğimde ilk kurulan ekipte; o dönemde Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi olan ve altı yıl kadar sonra Türk Tabipleri Birliği Başkanı olan Rahmetli Füsun Abla (Sayek), Niyazi Çakmak ve 2000’li yıllarda Afyonkarahisar Milletvekili olan Mahmut Koçak vardı.

Gaffar Yakın Bey artık Gaffar Abi olmuştu. O zamanlar Ankara Sıhhiye’de  Mine Mağazası’nın üstü olarak bilinen binanın 4. katı koordinatörlüğe tahsis edilmişti. 2000’li yıllardan bugüne Sağlıkta Dönüşüm olarak bilinen Sağlık Reformlarının temeli de, o proje kapsamındaki araştırmalarla şekillenmişti. Sağ-Kur Kanunu, bugün Genel Sağlık Sigortası olarak bilinen kanunun, 1990 yılında hazırlanan versiyonuydu. Hatta, beş yıl sonra ikincisi imzalanacak Dünya Bankası Projesi’nin  Washington’daki müzakerelerinde de bulunan Füsun Abla ve Niyazi Çakmak’ın, Birinci Sağlık Projesi sonrasında sağlık reformlarına katkısı burada da devam etmişti.

“Yönetici Lafın Tamamı Anlatılmadan Anlayan Kişi”

Bakanımız Halil Şıvgın, o dönemde bir yıl önceki Sağlık Taraması sonuçlarından Eylem Planı oluşturmak üzere bir Çalışma Grubu kurmuştu.  Çalışma Grubu’nda Füsun Abla ve Niyazi Çakmak ile birlikte Sağlık Projesi ekibinin de içinde olduğu bu grubun çalışması çok beğenildi.

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans Programına da aynı yıl başlamıştım. Hiç aklımda yokken, Gaffar Abi’nin ısrarı ile başladığım bu programın doktora ile devamının, akademik kariyerim için bir temel oluşturacağını yaşayarak öğrenmiş oldum.

1989-1991 yılları arasında yaşadıklarımın Halil Şıvgın ile ilgili bazı kısımlarını paylaşmaya çalıştım. Doğaldır ki bir çok şahidi olan bu sürecin Merhum’un öznesi olduğu birkaç olayı aktardım. Sağlık yönetiminde Bakan düzeyinde aldığım ilk uygulamalı derslerden birisini anlatarak bitirmek istiyorum. Başlığa da taşıdığım bu ders, bir toplantıda Merhum Halil Şıvgın’ın, “Yönetici lafın tamamı anlatılmadan da öngörülerde bulunarak anlayan kişidir” anlamına gelen tekerlemesidir.

Bugüne kadar olduğu gibi, bundan böyle de, bürokrat olarak beraber çalıştığımız, otuzlu yaşlarımın o ilk günlerini tatlı bir hüzünle hatırlayacağım. Merhum Bakanım Halil Şıvgın’ı daima saygıyla hatırlayacağım, Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun. Sağlık sektörü ve ailesine engin sabırlar diliyorum.

Kronik Hastalıklar ve Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesi

Kronik Hastalıklar ve Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesi

Kronik hastalıklar, son dönemde sıklıkla kullanılan adıyla bulaşıcı olmayan hastalıklar; nüfus artışı ve ortalama yaşam süresi uzamasıyla birlikte, hasta olunma (morbidite) ve ölüm (mortalite) sayısı giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılı nüfusunun yüzde 10’unu aşan kısmı yaşlı bireylerden oluşmakta, bunun en az üçte birinde bir kronik hastalık bulunmaktadır.

Kronik hastalıklar, son dönemde sıklıkla kullanılan adıyla bulaşıcı olmayan hastalıklar; nüfus artışı ve ortalama yaşam süresi uzamasıyla birlikte, hasta olunma (morbidite) ve ölüm (mortalite) sayısı giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Dolayısıyla, yaşlı nüfusun sağlığına olumsuz etkileri nedeniyle bir halk sağlığı sorunu olarak da kabul edilmektedir. Doğaldır ki, sıklığıyla ve getirdiği ek yüklerle ülkelerin sağlık politikasında da hep gündemde kalmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2024 yılı nüfusunun yüzde 10’unu aşan kısmı yaşlı bireylerden oluşmakta, bunun en az üçte birinde bir kronik hastalık bulunmaktadır.

Risk Faktörleri

Sağlık Bakanlığı 2017 yılında ilkini yayınladığı “Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması: Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı” çalışmasının ikinci fazı olarak nitelendirdiği 2023 araştırmasında (https://hsgm.saglik.gov.tr/media/attachments/2025/05/12/turkiye-hanehalki-saglik-arastirmasi-2023.pdf)  2017-2023 çalışmaları karşılaştırılmaktadır. Mayıs 2025 tarihli bu yayın, izleme değerlendirme mekanizması olarak karar vericilere yol gösterici boyutta büyük önem taşımaktadır. Hazırlanmasından yayınına, emeği geçen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ekibine teşekkür ediyorum.

Dünya Sağlık Örgütü, Kronik Hastalıklarla İlgili Risk Faktörü İzleme Yaklaşımı, kısa adıyla STEPwise olarak bilinen bu yöntemle, kronik hastalıklar ve risk faktörleri için veri toplama ve analizi konusunda standartlaştırılmış bir süreç de geliştirmiştir.

Temel risk faktörlerini kapsayan anket  kapsamında;

  • tütün kullanımı,
  • alkol tüketimi,
  • fiziksel aktivite eksikliği,
  • sağlıksız beslenme gibi ana davranışsal risk faktörleri sorgulanmaktadır.

Ek olarak;

  • aşırı kilo ve obezite,
  • yüksek kan basıncı,
  • yüksek kan şekeri ve
  • anormal kan lipid değerleri gibi temel risk faktörleri de incelenmektedir. Hatta, bazı genişletilmiş modüller yoluyla, bu risk faktörleri; diş sağlığı, cinsel sağlık ve yol güvenliği gibi çeşitli konuları değerlendirilebilecek şekilde genişletilebilmektedir.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve dönemin Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi, Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, yayının önsözlerini yazmış.

15 yaş ve üstü bireylerle hane halkı temelli bu çalışmada, 6017 kişi katılımı ve toplam cevaplılık oranı yüzde 80,9 olan, Eylül-Kasım 2023 arası, üç aşamalı bir STEPS anketi uygulandığını belirtmektedir;

  1. Sosyodemografik ve davranışsal bilgiler,
  2. Boy, kilo ve tansiyon gibi fiziksel ölçümler,
  3. Kan şekeri, hemoglobin A1c, kolesterol düzeyleri ve ortalama günlük tuz tüketimi.

Araştırma bulgularına göre, Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusa yönelik çarpıcı sonuçlar şu ana başlıklarla özetlenebilir;

  • Yüzde 34,8’i tütün ürünü kullanıyor, bu oran erkeklerde yüzde 46,1, kadınlarda yüzde 23,6,
  • Her beş kişiden dördü (yüzde 81,0) yaşam boyu alkol tüketmemiş, yüzde 10,2 son 30 günde alkol kullanmış, yüzde 5,9 son 30 günde en az bir kez tek seferde altı ya da daha fazla standart içki tüketmiş,
  • Meyve ve sebze tüketiminde yüzde 87,9 olan günde beş porsiyondan daha az meyve ve sebze tüketimi nedeniyle kişiler bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından yüksek risk altında, bu oran erkekler için yüzde 88,2 kadınlar için yüzde 87,6,
  • Nüfusun yüzde 32,1’i Dünya Sağlık Örgütü sağlık için fiziksel aktivite tavsiyelerini (haftada 150 dakikadan az, orta yoğunlukta fiziksel aktivite ya da eşdeğeri) karşılamamakta,
  • Nüfusun yüzde 16,7’sinin kan basıncı düzeyinin ve yaklaşık üçte birinin kan glukozu düzeyinin hiç ölçülmediği belirlenmiş,
  • 50–70 yaş arası her beş kişiden üçü hiç gaitada gizli kan testi yaptırmamış,
  • 30–65 yaş arası kadınların yarıdan fazlası yüzde 54,2 servikal kanser taraması, 40–69 yaş arası kadınların beşte üçü mamografi yaptırmış,
  • Ortalama beden kitle indeksi (BKİ) erkeklerde 26,5 kg/m2, kadınlarda 27,5 kg/m2 olarak hesaplanmış, nüfusun yüzde 35,5’i fazla kilolu (BKİ≥25 kg/m2), yüzde 25,4’ü obez olarak saptanmış (BKİ≥30 kg/m2), obezite, kadınlarda yüzde 30,8, erkeklerde yüzde 20,2 (kadınlarda erkeklere göre 1,5 kat daha fazla) bulunmuş,
  • Hipertansiyon nedeniyle ilaç kullananlar da dahil olmak üzere sistolik kan basıncı 120,3 mmHg, diyastolik kan basıncı 77,9 mmHg olup, yaklaşık her beş kişiden birinin hipertansiyonunun olduğu görülmüş,
  • Ortalama açlık kan glukozu değeri 88,0 mg/dl ve yaşla birlikte artmakta,
  • Ortalama total kolesterol düzeyi 163,5 mg/dl, bu değer kadınlarda 171,1 mg/dl, erkeklerde 155,7 mg/dl,
  • Erkeklerin yüzde 43,4’ünde ve kadınların yüzde 56,1’inde HDL kolesterolü optimal düzeyin altında,
  • Günlük ortalama tuz tüketimi 9,9 gram (erkeklerde 11,3 g/gün ve kadınlarda 8,5 g/gün), 40–69 yaş arası nüfusun yüzde 12,7’sinde on yıllık Kalp Damar Hastalığı riski yüzde 30’un üzerinde, risk erkeklerde yüzde 15,6, kadınlarda yüzde 9,7,
  • Birleşik risk faktörleriyle ilgili olarak, nüfusun yüzde 3’ten azında belirtilen risk faktörlerinin hiçbiri bulunmazken, yüzde 44,8’inde 3–5 risk faktörü vardır.

2017 ile 2023 çalışması karşılaştırıldığında saptanan bazı çarpıcı değişiklikler şunlardır;

  • Toplumda fiziksel aktivite konusunda gelişmeler olduğu görülmesine karşın, normal bir haftada meyve tüketilen ortalama gün sayısı her iki cinsiyette de azalmış,
  • Beden Kitle İndeksi ile ilgili göstergelerin tümünde olumlu değişiklikler gözlenmiş; obez bireyler yüzde 28,8’den yüzde 25,4’e düşmüş, obez bireyler yüzdesindeki azalma eğilimine en önemli katkı kadınlardan gelmiş (2017 yüzde 35,9; 2023 yüzde 30,8),
  • Yüksek kan basıncı (140/90 mmHg’dan fazla) olan ve tansiyon tedavisi almayan kişilerin yüzdesi 2017’de yüzde 57,1 iken 2023’te yüzde 44,2’ye düşmüş,

Bulguların Sağlık Sigortacılığı Risk Değerlendirmesindeki Önemi

Teknik gibi görülen ancak hepimizin sağlığını yönetme sorumluluğu gereği izlememiz gereken bir kavramdan söz etmek istiyorum; beden kitle indeksi. Orjinali BMI yani Body Mass Index olan bu kavramda; kilonun boyun karesine bölümü ile çıkan sonuçla ideal kiloda olup olmadığınızı anlayabilir ya da ne durumda olduğunuzu görebilirsiniz. Vücut yağ miktarının bir göstergesi olarak değerlendirilir ve obezite durumunun belirlenmesini sağlar. Dolayısıyla kişinin sağlıklı bir kiloda olup olmadığının tespitine yarar. Buna göre;

  • 5’a kadar bir değer zayıf,
  • 5 – 24.9 arasındaki bir değer normal kilolu,
  • 0 – 29.9 arasındaki bir değer fazla kilolu,
  • 0 – 34.9 arasındaki bir değere 1. derece obezite,
  • 0 – 39.9 arasındaki bir değer 2. derece obezite (aşırı obez),
  • 40 ve üstü bir değer 3. derece obezite olarak değerlendirilir.

Tüm bunlar aslında, sağlık hizmeti karar vericilerinin değerlendirmesi gereken önemli ölçütlerdir. İster finansman öncelikleri, ister hizmet sunumu, isterse mevzuat geliştirme açısından olsun; sağlık yönetiminin her düzeyinde dikkate alınmayı gerektirir. Merkezi yönetim düzeyinde de, yerel yönetim düzeyinde de, stratejik veya operasyonel açıdan değerlendirmeye alınırlar.

En önemlisi de, sağlık sigortacılığı risk değerlendirmesi aşamasında bu yaklaşımların dikkate alınmasıdır. Sağlığı koruma ve geliştirme için teşvik mekanizmaları ile kamu ve özel sağlık sigortacılığında risk paylaşımı oluşturma modelleri kurma bu açıdan çok değerli olacaktır. Bu bakışla, geleceğe yönelik projeksiyonlarda olduğu kadar geçmişe yönelik karşılaştırmalarda da “Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması: Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Risk Faktörleri Prevalansı-2023” satır satır sayfa sayfa analiz etmek gerekir. Çünkü bulaşıcı olmayan hastalıklar yalnızca bugünün değil geleceğin de sağlık yönetimi gündeminde hep olacaktır. Kamu sağlık sigortacılığında bütünleşik sağlık hizmetleri boyutuyla, özel sağlık sigortacılığında tazminat prim oranı gerçekleşme ve öngörülerinde bu analizler dikkatle takip edilmelidir.

İnsani Gelişme Son 35 Yılın En Düşük Seviyesinde

İnsani Gelişme Son 35 Yılın En Düşük Seviyesinde

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı her yıl insani gelişmişlik raporu yayınlamaktadır. 2025 Mayıs ayında yayınlanan son raporda, insani gelişmişlikte yaşanan ilerlemenin yavaşladığı ve son 35 yılın en düşük seviyesine geldiği tespiti yer almaktadır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme, UNDP), her yıl insani gelişmişlik raporu yayınlamaktadır (https://hdr.undp.org/human-development-report-2025). 2025 Mayıs ayında yayınlanan son raporda, insani gelişmişlikte yaşanan ilerlemenin yavaşladığı ve son 35 yılın en düşük seviyesine geldiği tespiti yer almaktadır.

Bir Tercih Meselesi: Yapay Zeka (YZ) Çağında İnsanlar ve İhtimaller” adlı Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 2025 İnsani Gelişme Raporu’nda, sağlık ve eğitimle birlikte gelir düzeyi açısından ilerlemeleri kapsayan ve İnsani Gelişme Endeksi (İGE) olarak bilinen göstergeler bütününde analiz ediliyor.

2024 yılına yönelik öngörüler, dünyanın dört bir yanındaki bölgelerde İGE ilerlemelerinin durakladığını ortaya koyuyor. 2020-2021 dönemindeki krizlerin ardından kalıcı iyileşmeler yerine, ilerlemenin beklenmedik derecede zayıf kaldığı ortaya konuluyor.

Küresel insani gelişmedeki bu zayıf durum, 1990 yılından bu yana ilk kez gerçekleşen bir özellik olarak aktarılıyor. Küresel düzeydeki yavaşlamaya ek olarak, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki eşitsizliklerin giderek derinleştiği de gösteriliyor.

Yapay Zeka ve Yeni İş Fırsatları

UNDP Başkanı Steiner, “Yaşamımızın birçok yönünde hızla ilerlemeye devam eden yapay zekanın gelişmeye yönelik potansiyelini de değerlendirmeliyiz. Neredeyse her gün yeni yetkinlikler ortaya çıkıyor; yapay zeka her derde deva olmayacaksa bile, bizim yapacağımız tercihler, insani gelişmeyi yeniden canlandırarak yeni yollar ve olasılıklara kapıyı açma potansiyelini taşıyor.”

Rapor’a göre, insanların yüzde altmışı yapay zekanın yeni iş fırsatları oluşturacağından umutlu, hatta yapay zekanın gelişmeyi yeniden nasıl canlandırabileceği de gösteriliyor. Yapay zekanın getirebileceği değişikliğe yönelik anket sonuçlarına göre, cevaplayanların yarısı, yapay zekanın işlerinde otomasyon yaratacağını düşünüyor. On cevaptan altısı ise yapay zekanın günümüzde belki de var olmayan işlere ilişkin fırsatlar oluşturarak kendi istihdamlarında olumlu etkilenme bekliyor.

Yüzde 13 cevap, yapay zekanın iş kaybına yol açabileceği belirtirken, düşük ve orta İGE değerlerine sahip ülkelerde yüzde 70 cevap yapay zekanın üretkenlikleri artıracağı, üçte ikisi önümüzdeki yılda yapay zekayı eğitim, sağlık veya iş amacıyla kullanmayı bekliyor.

Yapay zekaya insan odaklı bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini savunan raporda, anket sonuçlarına göre, dünya genelinde insanların bu tür bir “sıfırlamaya” hazır olduğunu gösteriyor.

Eyleme geçilmesi gereken üç kritik alan şöyle açıklanıyor:

  • İnsanların yapay zeka ile rekabet etmek yerine onunla iş birliği yaptığı bir ekonomiyi inşa etmek,
  • Yapay zekanın tasarımdan uygulanmasına kadar, yaşam döngüsüne insan iradesini yerleştirmek,
  • Eğitim ve sağlık sistemlerini 21. yüzyılın gereklerini karşılayacak şekilde modernleştirmek.

Yapay zekayı demokratikleştirme sürecinin devam ettiği belirtilerek, anketi cevaplayanların yaklaşık beşte biri, yapay zekadan yararlandıklarını bildiriyor. İnsani gelişme düzeyi daha düşük ülkelerde üçte ikinin önümüzdeki yıl içinde eğitim, sağlık veya iş alanında yapay zekayı kullanmayı beklediğine dikkat çekiliyor. Oluşabilecek yeni olasılıklardan hiç kimsenin mahrum kalmaması için, elektrik ve internet açıklarının kapatılması öneriliyor.

“İnsani gelişmeye yönelik bu teknolojik geçişin mirasını, önümüzdeki yıllarda yapacağımız tercihler tanımlayacak” tespitinde bulunan UNDP İnsani Gelişme Raporu Ofisi Direktörü Pedro Conceição; “Doğru politikalar oluşturulduğunda ve merkeze insanlar alındığında, yapay zeka, çiftçilerden küçük işletme sahiplerine kadar herkesi güçlendirecek yeni bilgi, beceri ve fikirlere açılan son derece önemli bir köprü olabilir” görüşünü savunuyor.

Türkiye Yerini Korudu

Rapora göre, Düşük İGE ile Çok Yüksek İGE düzeyine sahip ülkeler arasındaki eşitsizlikler üst üste dört yıldır artmaya devam ediyor. Bu durum, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki eşitsizliklerin azalacağını değerlendiren uzun vadeli eğilimin de terse çevrilebileceğini gösteriyor.

2025 İnsani Gelişme Raporu’nda yer alan 2023 İnsani Gelişme Endeksi’ne (İGE) göre, Türkiye 0,853’lük İGE değeri ile “çok yüksek insani gelişme” kategorisindeki yerini koruyor. 2025 İGR verilerine göre, Türkiye’nin 1990 yılında 0,598 olan İGE değeri 2023 yılında 0,853’e yükselerek yüzde 42,6 oranında artış gösterdi. Bu dönemde, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 9,3 yıl; beklenen öğrenim süresi 10,9 yıl; ortalama öğrenim süresi 4,5 yıl ve gayrisafi milli hasıla yüzde 170,9 oranında arttı.

0.756 dünya, 0.916 OECD ortalaması olan bu sıralamaya göre, Türkiye 193 ülke arasında 51. olarak yer almaktadır. Bulunduğu sınıf, 74 ülkenin sıralandığı çok yüksek İGE düzeyidir. İzlanda, Norveç, İsviçre,  Danimarka, Almanya ilk 5 içindeki ülkelerdir.

Sonucu Yargılamak Yerine Süreci Değerlendirmek

UNDP İnsani Gelişmişlik Raporu 2025 tespitleri dikkate alındığında, Başkan Achim Steiner’in “Küresel çapta yaşanan bu çalkantının ortasında, gelişmeyi artırmak için acilen yeni yollar araştırmalıyız” vurgulaması önemlidir.

Hatta, “On yıllardır, 2030’a kadar dünyada çok yüksek insani gelişme düzeyine ulaşma yolunda ilerledik; ancak bu yavaşlama, küresel ilerleme açısından son derece gerçek bir tehdide işaret ediyor, eğer 2024’te bu kadar yavaş kaydedilen ilerleme ‘yeni normal’ haline gelirse, 2030 hedefi onlarca yıl ötelenebilir, o zaman, dünyamız daha güvensiz, daha bölünmüş, ekonomik ve ekolojik şoklara karşı daha kırılgan hale gelecektir” öngörüsü bu vurguyu daha da dikkate değer yapmaktadır.

Küresel insani gelişmedeki bu zayıf artış, özellikle sağlık sektörü için önemsenmelidir. Sağlıklı toplumların üretkenliği ve refaha katkısı inkar edilemez bir gerçektir. Sonucu yargılamak yerine süreci değerlendirme ilkesinden hareketle bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Bu yüzden, UNDP İGE çalışmalarının başlatıldığı 1990’lı yıllardan bugüne gerçekleşen bu en düşük artış, başta sağlık yöneticileri için bir alarm olarak algılanmalıdır. Her düzeyde sağlık yönetimi karar vericilerine uluslararası karşılaştırma fırsatı veren ve küresel bakış kazandıran bu tür raporlar, sadece tatil dönemlerinde okunacaklar listesinde yer almamalıdır. Bu tür raporlar karar verme dayanaklarımızı sağlamlaştırmalı, tutarlı adımlarımızı güçlendirmelidir.

Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları ve ‘Çokbilmiş Olmak’

Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları ve ‘Çokbilmiş Olmak’

Bu hafta, yapay zeka ile yeni bir çağı anlatan Adil Mardinoğlu’nun sosyal medya paylaşımından söz ederek başlayacağım. Zaten başlığın bir kısmı da o yazıdan alınmıştır.

İlaç sektöründe yeni ilaç geliştirme yaklaşımlarında yapay zekanın rolü değrlendirilen “Geleceğin İlaç Geliştirme Yaklaşımları: Yapay Zeka ile Yeni Bir Dönem” başlıklı yazıda, “Artık bir molekülü sadece biyolojik aktivitesine göre değil, sistem içindeki etkisine göre değerlendiriyoruz” saptamasında bulunuluyor. Gelecek vizyonlarında; hastaya özgü araştırma stratejileri için dijital modellemeler, senaryo simülasyonlarında kişiselleştirilmiş hasta verilerinin kullanılması ile klinik öncesi fazlarda yapay zeka destekli molekül modellemelerinin yer aldığı belirtiliyor.

2014 yılında kurulan Türkiye Sağlık Enstitüleri (TÜSEB) başkanlığını 2019-2020 yıllarında Prof. Dr. Adil Mardinoğlu yürütmüştür. İngiltere’deki King’s College London’da ve İsveç’teki Kungliga Tekniska Högsklan (KTH) Royal Institude of Technology’de; biyokimya, moleküler biyoloji, bilgisayar bilimleri, yapay zeka, endokrinoloji ve metabolizma alanlarında çalışmaktadır. Mardinoğlu, aynı zamanda 100. Yıl TÜBİTAK Özel Ödülü sahibidir.

Süreçleri Hızlandırma

Kaynaklar, ilaç sektörü için yapay zekanın yıllık 350 milyar doların üzerinde değer oluşturduğunun beklendiğini göstermektedir.

Maliyet artışlarına ek olarak süresi dolan patentler de dikkate alındığında, bir yandan daha düşük maliyetle üretim diğer yandan da hızlandırılmış ilaç geliştirme süreçlerini zorunlu kıldığı ifade edilmektedir. Hızlandırılmış ilaç geliştirme süreçlerinde, son yıllarda kullanılan en etkili yol da, yapay zeka alanına yapılan yatırımlar olarak görülmektedir.

Bu tespitler, detaylarını okumanızı önereceğim, dünya şirketlerini izleyen ve karşılaştıran bir platforma ait yayında şöyle özetlenmektedir (https://www.cbinsights.com/research/ai-readiness-index-pharma-2025/);

  • İlaç sektörünün yapay zeka entegre tesisleri kurmaya yönlendirilmesinde sıralanan 50 küresel ilaç şirketi arasında ilkler arasında; Lilly, Merck, Bayer, AstraZeneca, Roche, Sanofi, Pfizer, Amgen, AbbVie, Johnson & Johnson, Bristol Mayers Squib, Novartis, Takeda, Regeneron, Novo-Nordisk şirketleri yer alıyor. Puanlamada, ilk iki sıra arası fark sadece 3,9 puan.
  • Yeni tesisler, önümüzdeki yıllarda büyük ölçekli yapay zeka uygulamaları için bir test alanı görevi görecek ve hangi şirketlerin kalıcı rekabet avantajları elde edeceğini belirleyecek.
  • İlaç sektörü yapay zeka liderleri, sermaye dağıtımı ve stratejik ittifaklar gibi tamamlayıcı stratejilerle yapay zeka hazırlık kodunu da çözerek çift yönlü bir oyun oynuyor.
  • Çığır açan yenilikler giderek daha fazla şirket içi geliştirmeden ziyade ortaklıklardan ortaya çıktıkça, dış iş birlikleri en üst sıralarda yer alıyor.
  • Onkoloji, ilaç sektöründeki yapay zeka ortaklıkları için en önemli öncelik olarak kendini kanıtlamıştır. Bu alan, tüm ortaklıkların üçte birini oluştururken, önde gelen girişimler, tümör profillemesinden hasta takibine kadar tüm bakım süreçlerinde büyük ilaç şirketleriyle iş birliği yapan ekosistem paydaşları olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Tümör profillemesinde Caris Life Sciences, hasta izlemede Huma bu paydaşlara örnek olarak gösterilmektedir.
  • Gümrük vergileri ve jeopolitik gerginliklerden kaynaklanan tedarik zinciri kesintileri, neredeyse her büyük ilaç şirketinin yeni ABD ve AB üretim ve araştırma merkezlerine milyarlarca dolar yatırım yapmasıyla, yerel tesislere büyük yatırımları hızlandırdı.
  • Bu alandaki en büyük taahhütlerin; 55 milyar dolarla Johnson & Johnson, 50 milyar dolarla Roche ve 27 milyar dolarla Lilly tarafından yapılmaktadır.
  • Bu tesisler, kapasiteyi değiştirmeye ek olarak; otomasyon, Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleri ve yapay zekayı temel iş akışlarına dahil ederek kapsamlı dijital dönüşüm stratejileri uygulama fırsatı sunuyor.
  • Planlanan yapay zeka entegrasyonu, öngörücü bakımdan operasyonel optimizasyona kadar uzanıyor. Bu yeni tesisler, önümüzdeki birkaç yıl içinde yapay zeka ve otomasyonun büyük ölçekli dağıtımı için test alanları olarak hizmet verecek ve entegrasyonları en etkili şekilde uygulayan şirketler, verimlilik ve inovasyonda rekabet avantajları elde edecek.
  • LLM (Large Language Model) olarak bilinen çok büyük miktarda metin verisi üzerinde eğitilmiş, insan dilini anlama ve üretme yeteneğine sahip yapay zekâ modeli olan Internal LLM (Dahili LLM)’de, şirketlerin veri sorgulama ve belge işleme otomasyonunu sağlamak için özel sistemler geliştirmesi veya büyük teknoloji şirketleriyle ortaklık kurmasıyla, ilaç sektöründe yapay zeka dağıtımının ikinci ayağı haline geldi.
  • Örneğin, Pfizer’ın Amazon destekli Vox platformu, şirketlerin bu araçları şirket içi araştırmacıların kullanımı için nasıl dağıttığını gösterirken, Merck ve Bayer gibi şirketler iş birimleri genelinde kapsamlı LLM sistemleri uyguladı.
  • Onkoloji, analiz edilen 50 şirket arasında ilaç sektöründeki iş ilişkilerinin üçte birini ele geçirerek, ilaç sektöründeki yapay zeka ortaklıkları için açık ara odak noktası haline geldi; bu, diğer tüm tedavi alanlarından çok daha fazla. Bu yoğunlaşma, hem pazar dinamiklerinden hem de kanser verilerinin karmaşıklığından kaynaklanıyor.
  • Kanser oranları dünya çapında artmaya devam ederken, alan hassas onkolojiye doğru kayıyor ve bu da ilaç şirketlerine kanser tedavisinin birçok alanında yapay zekayı uygulama fırsatları yaratıyor. Ayrıca, kanser ilacı gelirleri son on yılda yüzde 70 artarak yapay zeka destekli ilaç geliştirme için önemli bir ticari fırsat yarattı.

“Çok Bilmiş Olmak”

2011 yılında pankreas kanserinden ölümünün 5 hafta öncesine kadar CEO olarak görev yapan Apple kurucu ortağı Steven Paul Jobs, 2005 Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde bakın ne söylemiş; “Çok bilmiş olmak, her şeyi bildiğini sanmak anlamına gelir. Oysa, dünyaya merakla bakmayı, sürekli öğrenmeyi, keşfetmeyi ve yenilikçi düşünmeyi ifade eder

Bu tespitleri aktarmamın ana nedenleri arasında; gerektiğinde rakipler arasında bile kurulabilecek ortaklıkların önemini ve gelişen yapay zeka teknolojisinin “olmazsa olmaz” olduğunu vurgulamaktır. Bu vurgu, sadece ilaç sektörüne özgü de değildir.

Sağlık alanında; sigortacılıktan hizmet sunumuna, mevzuattan organizasyonuna kadar her boyutta yenilikçilik için ana ilke olmalıdır. Zaten, inovasyon olarak bilinen yenilikçilik herkesin yapmadığını yapmak anlamında da kullanılmaktadır. Böylelikle, farklılıkları görme ve uygulama üzerine odaklanılır, sağlıkta yapılanların tekrarı değil yapılmayanları yapma gerçekleşmiş olur.

Yarının Sağlık Hizmetleri Altyapısını İnşa Etmek

Yarının Sağlık Hizmetleri Altyapısını İnşa Etmek

Yurtiçi, yurtdışı bazı çalışmaları, tatil döneminde paylaşmayı sürdürüyorum. Bu hafta da, Imperial College Healthcare NHS Trust ve Imperial College London çalışmasına devam edeceğim. İngiltere’nin 10 yıl sonrası sağlık vizyonunu ortaya koyan bu çalışmanın “Yarının Sağlık Hizmetleri Altyapısını İnşa Etmek” başlıklı önemli bulduğum bölümünü paylaşacağım.(https://www.imperial.ac.uk/media/imperial-college/institute-of-global-health-innovation/centre-for-health-policy/public/The-Future-State-of-Health-and-Healthcare-in-2035—A-vision-for-seven-technologies-reshaping-the-NHS.pdf). Çalışma, kusursuz entegrasyon, güvenli veri paylaşımı ve koordineli hizmet sunumunu gerektiren kapsamlı bir altyapı gerektiğini anlatıyor. İngiltere’de Ulusal Sağlık Hizmeti olarak bilinen NHS (National Health Services) adlı kurumun, 2035 yılına kadar sağlık hizmetlerinin talep ettiği güvenliği, güvenilirliği ve erişilebilirliği korurken en ileri teknoloji şirketleriyle rekabet eden dijital altyapıyı kullanacağını aktarıyor.

Verilerin, hekim muayenehaneleri (GP) ve hastanelerden giyilebilir cihazlara ve ev izleme sistemlerine kadar farklı sistemler arasında sorunsuz bir şekilde akmasını sağlayacağından söz ediyor. Uzaktan cerrahi, tele-konsültasyonlar ve sürekli izleme gibi gerçek zamanlı uygulamaları mümkün kılan yüksek hızlı, düşük gecikmeli bağlantı sağlama öngörüsünü paylaşıyor.

2035’te Neler Olması Gerektiği

2035’te sağlık ve sağlık hizmetlerinin gelecekteki durumunda neler olması gerektiğini de aşağıdaki bazı alt başlıklarla özetliyor;

  • klinisyenlerin yerini almak yerine, teknolojinin klinisyenlerin daha fazlasını başarmalarını nasıl sağladığı ve güçlendirdiği üzerinde olmasını,
  • yeni sistemler ve süreçler konusunda eğitime ihtiyaç duyacakken, teknoloji ve hasta bakımı arasındaki boşluğu kapatacak yeni rollerin ortaya çıkabileceği, bunlar arasında, teknolojinin hizmet sunumunu karmaşıklaştırmak yerine geliştirmesini sağlayan yapay zeka uzmanları, robotik teknisyenleri ve dijital sağlık koordinatörleriyle çalışılabileceğini,
  • düzenleyici kurumların, riskleri göz önünde bulunduran yapay zeka sistemlerini, robotik cihazları ve dijital sağlık araçlarını değerlendirmek için yeni yaklaşımlar geliştirmesi gerektiğini,
  • etik çerçeveler, veri kullanımına onay ve otomasyon ile insan denetimi arasında uygun denge gibi sorunları ele alarak sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine ve dağıtımına rehberlik etmesinin zorunlu olduğunu,
  • kamu-özel sektör ortaklıkları, kamu çıkarlarının korunmasını sağlarken özel sektör uzmanlığından ve yatırımından yararlanabileceğini,
  • bu ortaklıkların, NHS kritik sistemleri ile veriler üzerinde kontrolü elinde tutarken özel sektör inovasyonundan ve verimliliğinden yararlanmasını sağlayacak şekilde yapılandırılma gerekliliğini,
  • yatırım getirisi hesaplamalarında, hem doğrudan maliyet tasarruflarını hem de iyileştirilmiş sağlık sonuçları, azaltılmış sakatlık ve artan üretkenlik gibi daha geniş faydaları dikkate almayı,
  • erken müdahale yoluyla hastalığı önlemenin ekonomik faydalarının genellikle tedavi maliyetlerini aşarak önleme odaklı teknolojileri çekici yatırımlar haline getireceğini,
  • uluslararası iş birliğinin, birden fazla sağlık sisteminde maliyetleri ve riskleri paylaşarak inovasyonu hızlandıracağını,
  • teknolojinin sağlık hizmetlerini daha insani hale getireceğini,
  • yeniliklerin uygulanmasının, hasta temsilcileri ve kuruluşlarla ortaklık içinde yapılma ihtiyacını örnekleriyle açıklıyor.

Günümüzün parçalanmış, reaktif sağlık sisteminden geleceğin entegre, proaktif sistemine dönüşümün, sağlık hizmet sunumunun her yönünü etkileyeceği anlatılarak; hastalar ve ihtiyaçlarını öngören, sorunlar ortaya çıkmadan önce onları önleyen hassas şekilde uyarlanmış tedaviler sunan bir bakımın deneyimleneceğinden söz edilmektedir. Sağlık profesyonellerinin, yeteneklerini geliştiren yapay zeka asistanları ve robotik sistemler tarafından desteklenerek  iyileşme ve bakımda kişiye odaklanıp idari yüklerden kurtulacakları anlatılmaktadır.

Dönüşümle Sağlanacak Tasarruf

Bu dönüşümün ekonomik faydalarının önemli olacağı, üretkenlik iyileştirmeleri, azaltılmış hatalar ve daha etkili önleme stratejileriyle yıllık olarak milyarlarca pound tasarruf sağlanacağı belirtilmektedir. Hatta, daha da önemlisinin; kurtarılan yaşamlar, önlenen acılar, iyileştirilmiş yaşam kalitesiyle, bu vizyonu gerçekleştirmek için gereken yatırım ve çabayı haklı çıkaracağı vurgulanmaktadır.

Amacın, makinelerin egemen olduğu bir sistem değil, teknolojinin insan yeteneklerini güçlendirdiği ve her zamankinden daha kişisel, daha etkili ve daha erişilebilir bir bakıma olanak tanıdığı bir sistem olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu vizyonun sadece mümkün değil, kaçınılmaz olduğu da belirtilmektedir.Tam bu noktada, sağlık hizmetlerinde teknoloji, dijitalizasyon ve yapay zekanın, benzersiz hasta güvenliği riskleri oluşturduğuna da değinmek gerekmektedir. Bu konuda yayınlanmış bir çalışmada, ayrı ayrı ihtiyaçlar önerilmektedir. Juan M Garcia-Gomez ve arkadaşlarının “Hasta Zarar Risklerinin Azaltılması: Sağlık Hizmetlerinde Yapay Zeka İçin Bir Gereksinim Önerisi. Tıpta Yapay Zeka. 2025 (Mitigating Patient Harm Risks: A Proposal Of Requirements For AI In Healthcare)” başlıklı çalışmalarında her biri başlı başına ayrı birer eylemden oluşan bu ihtiyaçlar kısaca şu cümlelerle özetlenebilir (https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/40446590/).

  1. Yapay zeka sistemleri, yalnızca geliştirme sırasında değil, dağıtım sonrasında da sürekli performans değerlendirmesinden geçmelidir.
  2. Kullanılabilirlik testi ve güçlü siber güvenlik önlemleri tıpkı şifreleme, sahada test edilmiş kitaplıklar gibi gerçek dünya güvenliği için çok önemlidir.
  3. Amaç, bağlam, eğitim ve bilinen önyargıları açıklayan bir tür veri sayfası olan yapay zeka pasaportu kavramında olduğu gibi şeffaflığı artırır.
  4. Veri kalitesini birden çok boyutta değerlendirmek, güvenli yapay zeka tahminleri için çok önemlidir.
  5. İzlenebilirlik, sorunları erkenden yakalamak için kullanıcı erişim günlükleri, denetim izleri ve düzenli vaka incelemeleri gerektirir.
  6. Mevzuata uygunluk kontrolleri, akademik kullanım feragatnameleri ve klinisyen imzaları, sorumluluğu ve yasal durumu netleştirir.
  7. İçinde klinisyenler, teknisyenler, kullanıcılar ve karar vericilerin olduğu 216 profesyonelden oluşan bir sektör anketi, bu gereksinimleri, özellikle yapay zeka açıklanabilirliği, veri kalitesi, denetim izleri ve düzenleyici güvenceler olmak üzere temel olarak değerlendirdiğinde; klinisyenler performans izleme, şifreleme gibi pratik korumalara teknisyenlerden daha fazla değer verirken, kullanıcılar şeffaflık araçlarını karar vericilerden daha yüksek önemde görmüştür.

Geçen hafta olduğu gibi bu hafta da bitirirken tekrar vurgulamak isterim; Imperial College Healthcare NHS Trust ve Imperial College London tarafından hazırlanan bu çalışma, hazırlandığı ülkeden bağımsız olarak, gerek verileri, gerek öngörüleri ve gerekse fırsatlarıyla, her ülkede ve her dönemde geleceğin sağlık hizmetlerini güçlendirebilecek altyapısını inşa eden kritik önemdeki bileşenlerdir. Çünkü, veriyle desteklenerek; sağlık hizmetlerini tüm yönleriyle yarınlara hazırlayacak parçalar, bu yenilikçi parçalardır. Çalışmada da sözü edildiği gibi, sağlanacak tasarrufla yaşamlar kurtarılacak, yaşam kalitesi iyileştirilecek, böylelikle sadece para değil ihtiyaç duyulan tüm kaynak ve gayretlerin karşılığı fazlasıyla alınabilecektir.