2025 Yılı Neler Getirebilir?

Sağlık sektörü ekosisteminin tüm paydaşları olarak, iş yapma biçimlerimizi geliştirmek için öncelikle üretken yapay zekadan yararlanmalıyız. Bu arada,  15 gün sonra yapılacak Davos Toplantılarındaki temada olduğu gibi “Akıllı Çağ İçin İşbirliği” ortak paydasında güçlerimizi de birleştirmeliyiz.

2025 yılının bu ilk haftasında, içinde olduğumuz yeni bir yılda yaşanabilecek ama sağlık alanında da olası küresel gündem başlıkları aktarmak istiyorum.

İlk cümle olarak, 20-24 Ocak 2025 tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu ile başlamak gerekir. Siyaset, iş dünyası ve sivil toplum liderleri gibi üst düzey karar verici katılımcılar, “Akıllı Çağ İçin İşbirliği” temasındaki konuları tartışacak.

Davos’un bu yılki öncelikli konuları ise; büyümeyi yeniden hayal etmek, akıllı çağdaki endüstriler, insanlara yatırım yapmak, gezegeni korumak ve güveni yeniden inşa etme olarak belirleniyor (https://www.mckinsey.com/featured-insights/world-economic-forum/overview).

“Erken” Ölümler

Dünya Sağlık Örgütü, Mevcut ve Gelecekteki Zorluklar başlıklı çalışmasında; kalp hastalığı, felç, ruhsal hastalık ve yaralanmalar gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların arttığını belirtiyor. Birçok gelişmekte olan ülkenin “çift hastalık yükü” ile başa çıkmak zorunda olduğu ifade ediliyor. Bunlar; bulaşıcı hastalıkları önleme ve kontrole devam etmek ile çevresel sağlık risklerinden kaynaklanan sağlık tehditlerini ele almak olarak özetlenebilir. Bu bağlamda, tüm sektörlerden gruplar ve bireylerin, oluşabilecek zorluklara çözüm bulmak için yenilikçi yaklaşımlara ihtiyaç olduğu görüşü giderek daha ön plana çıkıyor (https://humanjourney.us/health/global-health/current-and-future-challenges).

Diyabet, hipertansiyon, kanser olarak sıralanabilecek bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölümler, toplam ölümlerin dörtte üçünden fazlasını oluşturmaktadır.  Bu ölümlerin yarısına yakını da  30-69 yaş arasında olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerinden alınan ve “erken” olarak nitelenen bu ölümlerin yüzde 85’inden fazlasının düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleştiği öngörülmektedir. Çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün dumanına maruz kalma veya alkolün zararlı kullanımı gibi risk faktörlerine karşı savunmasız olarak nitelendirilmektedir.

Sonuç olarak, hükümetler ve ekosistemin diğer paydaşları için; düşük maliyetli çözümler ile sektörlerin işbirliğini içeren kapsamlı yaklaşımlardan söz edilmektedir. Bunun politika ve öncelikleri yönlendirmekle mümkün olabileceği vurgulanmaktadır. Buradan yola çıkılarak da, müdahaleler erken yapıldığında, daha pahalı tedavi ihtiyacının da azalabileceği öne çıkarılmaktadır.

Kenya’da konuya özel eğitim almış hemşirelerin yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon ve kronik artriti olan hastaları tarayarak takip etmeleri bu tip müdahalelere örnek gösterilmiştir. Yine, cep telefonlarının bulaşıcı olmayan hastalıkları önleme ve yönetmede faydalı olabileceği ise bir başka örnek olarak gösterilmiştir.  Bu kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ve Be He@lthy, Be Mobile adlı ortak bir girişim, 2013 yılından bu yana benzer projeler üzerinde çalıştıklarını belirtmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün dikkat çektiği bir başka konu da, ruhsal, nörolojik ve madde kullanım bozukluklarıdır. Küresel hastalık yükünün yüzde 14’ü bu bozukluklara atfedilmektedir. Etkilenenlerin birçoğu düşük gelirli ülkelerde olan (yüzde 75) bu hastaların, ihtiyacı olan tedaviye erişemediği rapor edilmektedir.

Öte yandan, geçtiğimiz yıl, Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı kayıtlarına geçen en yüksek düzeyde yerinden edilme verilerinden söz edilmektedir. 70,8 milyon insan evlerinden zorla çıkarılmış ve 25,9 milyon mülteci ülkesinden kaçmış durumdadır. İç savaştan soykırıma ve doğal afetlere kadar birçok neden yüzünden ortaya çıkan bu durumun yarısından fazlasını da 18 yaş altı nüfus grubu oluşturmaktadır.

İnsansız Helikopter ve Uçaklar

Hastaları kaydetme, yönlendirme ve teşhis konulmasına yardımcı olmak için mobil telefon teknolojisinin teşvik edildiği vurgulanan Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında; sağlığa destek olacak farklı alanlarda vurgulanmaktadır.

Bu kapsamda; mesafe ve ağırlık sınırlamaları, felaket sonrası alanları haritalama veya fotoğraflama hatta kaçan nüfusun nerede yeniden toplandığını belirleme gibi işler örneklenmektedir. İnsansız helikopterler ve uçaklardan, yardım çalışmalarında küçük kargo kutularını teslim etmek üzere yararlanılması da bu örneklere eklenmektedir.

Yeni Doğanda Şarj Edilebilir Silikon Bant

Özellikle son on yılda, düşük ve yetersiz kaynaklara sahip ülkeler için uygun teknolojik ilerlemeyi teşvik amacıyla bir dizi girişim geliştirildiğine ayrıca dikkat çekilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında, 2018 yılında, farklı temalar üzerinde çalışan 33 ayrı proje seçildiği anlatılmaktadır. Projelerde, düşük veya yetersiz kaynaklara sahip bölgelerdeki sağlık çalışanları için tasarlanmış kaliteli veri ve ekipman üretildiği örneklenmektedir.

Yeni doğan bebeğin baş çevresine sarılan ve gerçek zamanlı dört hayati belirtiyi ölçecek şarj edilebilir bir silikon bant örneği bunlardan biridir. Bant; nabız, solunum hızı, kan oksijen doygunluğu (satürasyon) ve sıcaklığı takip etmektedir. Aşırı sıcağa ve toza veya diğer elementlere maruz kalmaya dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Toplanan veriler, hemşirelerin bebeklerin hayati belirtilerindeki herhangi bir değişiklik konusunda uyarılacağı bir gösterge paneline gönderilebilmektedir.

Bill ve Melinda Gates Vakfı, öncelik olarak belirlenen sorunları çözmek veya beyin fırtınası yapmak için hibeler vermektedir. Başarılı başvurulara da, daha sonra takip etmeleri için fon sağlamaktadır. Ancak, inhale kızamık aşısı gibi girişimci bir projenin ticarileşecek bir üretici tarafından alınmazsa başarısızlığa uğrayabileceği de aktarılmaktadır. 2014 yılında The Seattle Times, “1 milyar dolarlık yatırıma rağmen, Gates Vakfı’nın “Büyük Zorluklar” başlığı altında finanse edilen projelerin hiçbirinde, henüz gelişmekte olan ülkelerde hayat kurtarmaya ve sağlığı iyileştirmeye önemli bir katkıda bulunamadığını” bildirmiştir.

Geleceğin 17 Aşısı

Lancet’de, geçtiğimiz ay, 17 etkene karşı aşı geliştirme önceliklerinin anlatıldığı bir makale yayınlandı. “Identifying WHO Global Priority Endemic Pathogens For Vaccine Research And Development (R&D) Using Multi-Criteria Decision Analysis (MCDA): An Objective Of The Immunization Agenda 2030” adlı makaleye https://www.thelancet.com/journals/ebiom/article/PIIS2352-3964(24)00460-2/fulltext adresinden ulaşılabilmektedir.

Bölgesel hastalık yükü, antimikrobiyal direnç riski ve sosyoekonomik etki gibi kriterlere dayanarak yapılan Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında, her yıl toplamda yaklaşık 2,5 milyon can alan HIV, sıtma ve tüberküloz gibi üç hastalık için de aşı araştırma ve geliştirme konusundaki öncelikleri tekrarlanmaktadır. Çalışmada, dünyanın tüm bölgelerinde en önemli hastalık kontrol öncelikleri ile antimikrobiyallere karşı giderek daha dirençli hale gelen etkenler için yeni aşılar geliştirmenin aciliyeti vurgulanmaktadır. Yetkililer, böylelikle sadece bugünü etkileyen hastalıkların önemli ölçüde azaltılmış olmayacağını, aynı zamanda ailelerin ve sağlık sistemlerinin karşı karşıya kaldığı tıbbi maliyetlerin azaltılacağına ilişkin verilerin de kullanılmakta olduğunu belirtmektedir.

Bağışıklama Gündemi 2030 olarak adlandırılarak küresel boyutta araştırılması, geliştirilmesi ve kullanılması gereken 17 aşı listelenmiştir. Detaylarına 06.11.2024 tarihli Dünya Sağlık Örgütü Basın Bülteni’nden kolaylıkla ulaşılabilir. A grubu streptokok, Hepatit C virüsü, HIV-1 gibi ilk sırada gerekliliği  yazılan aşıların yer aldığı bu liste,  daha fazla geliştirilmesi gerekenler ile düzenleyici onaya, politika önerisine veya uygulamaya yaklaşılanlar olmak üzere üç ayrı sınıflamaya göre düzenlenmiştir.

2025’de Yapay Zeka

2025 yapay zeka eğilimleri ile ilgili son okuduğum bir yazıdaki (https://blog.google/products/google-cloud/ai-trends-business-2025) görüşleri aktarmak ve sağlıkla da bağlantılandıran bazı tespitlerle bitirmek istiyorum.

Girdiğimiz yıla özgü yapay zeka beklentileri 5 ana başlıkta özetleniyor;

Multimodal yapay zeka ile daha fazla bağlam sunulacağı öngörülüyor, bu kapsamda metin, görüntü, ses ve videodan gelen bilgilerin işlenerek yapay zeka çıktılarının doğruluğunun önemli ölçüde artacağından söz ediliyor,

Yapay zeka aracılarıyla karmaşık iş akışlarının daha basitleştirilerek yönetebileceği, böylelikle iş süreçlerinin otomatikleştirebileceği ve çalışanların desteklenebileceği vurgulanıyor,

Kurumsal arama sistemlerinin anahtar kelime tabanlı sorgulamalarla sınırlı olmayacağı, verilere daha hızlı erişim ile bunları kullanmak için görüntü, ses, video ve konuşma istemlerinin kullanılabileceği ifade ediliyor,

Yapay zeka destekli çözümler yoluyla kullanıcı deneyimlerinin takibinde sağlanacak iyileşmelerle gelir, verimlilik ve marka sadakatinin artması bekleniyor,

Yapay zeka güvenlik sistemlerinin güçleneceği, tehditlerin belirlenerek yanıt sürelerinde hızlanma olacağı, ancak sistemlere zarar vermeye karar verenlerin de daha karmaşık saldırılar için yapay zekadan yararlanacağının dikkatten kaçmaması uyarısında bulunuluyor.

Ekosistemin Paydaşlarıyla “Akıllı Çağ İçin İşbirliği”

Yeni yılın bu ilk yazısında; Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel yapıların 2025 için beklediklerini aktarmayı hedeflemiştim. Dilerim, sıraladığım beklentilerle ve kaynaklarından daha derinlemesine bilgilere ulaşılarak, bu yıl nelere öncelik verilebileceğine ilişkin tetikleyici başlıklar yakalayabilmişimdir.

Sağlık sektörü ekosisteminin tüm paydaşları olarak, iş yapma biçimlerimizi geliştirmek için öncelikle üretken yapay zekadan yararlanmalıyız. Bu arada,  15 gün sonra yapılacak Davos Toplantılarındaki temada olduğu gibi “Akıllı Çağ İçin İşbirliği” ortak paydasında güçlerimizi de birleştirmeliyiz.

Çünkü küresel günceli koşar adımla eş zamanlı izlemek için, sigortacılıkta ödeme modellerinin de içinde olduğu sağlık hizmetinin her bileşenine yapay zekayı ekleme, değer zinciri etkisini en üst düzeye taşıyabilecektir. Böylelikle, 2025 yapay zeka eğilimleri ile ilgili bir önceki alt başlıkta vurgulandığı gibi, bir yandan gelir, bir yandan verimlilik, bir yandan da marka sadakatinin artmasını beklemek iyimserlik olmayacaktır.

Sağlıklı Yaş Almak

Sağlıklı Yaş Almak

Yaşlanma, bir sağlık sorunu oldu ama daha önemli bir sorunu da beraberinde getirdi; bunun adı sağlıksız yaşlanma… Sadece sorun olarak değil çözüm olarak düşünülürse, sağlıklı yaşlanma, ülkemizde de tartışılan, ancak yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin hepsinde uzun süredir gündemde olan bir konu oldu.

Hepimizin bir yaş daha alacağı 2024 yılının bu son haftasında, sizlerle giderek artan yaşlanma konusunu dikkatinize sunmaya çalışacağım. Yaşlanma, bir sağlık sorunu oldu ama daha önemli bir sorunu da beraberinde getirdi; bunun adı sağlıksız yaşlanma… Sadece sorun olarak değil çözüm olarak düşünülürse, sağlıklı yaşlanma, ülkemizde de tartışılan, ancak yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin hepsinde uzun süredir gündemde olan bir konu oldu.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşların dokümanlarından, Onbirinci Kalkınma Planı ve iş dünyası kuruluşlarının danışmanlık şirketleriyle birlikte yaptığı çalışmalara kadar, birçok çalışmanın temasını oluşturdu.

Geçtiğimiz Kasım ayında, OECD Avrupa Komisyonu da bu konuya ilişkin bir rapor yayınladı. Raporun tam adı; Bir Bakışta Sağlık: Avrupa 2024, Avrupa Birliği Döngüsünde Sağlık Durumu (Health at a Glance: Europe 2024: State of Health in the EU Cycle.

Avrupa’da sağlıkta karşılaşılan zorlukları aktaran rapor, iki bölümden oluşuyor (https://doi.org/10.1787/b3704e14-en).

İlk bölüm, Avrupa’daki sağlık işgücü eksikliklerini inceliyor, geri planındaki etkenleri araştırıyor. İkinci bölüm ise yaşlanan nüfusun sağlığında son dönemde yaşananları içeriyor. Bu bölümde, sağlıklı uzun ömürlülüğü teşvik etme öncelikleri tartışılıyor (https://www.oecd.org/en/publications/health-at-a-glance-europe-2024_b3704e14-en.html).

65 Yaş Sonrası Yaşanan Yirmi Yılın Yarısından Fazlası Kronik Hastalıklarla Geçiyor

Avrupa ülkeleri, uzun yıllardır demografik değişimle uğraşıyor. 65 yaş üstü nüfus oranının 2023’te yüzde 21’den 2050’ye kadar yüzde 29’a çıkacağı öngörüsünün yer aldığı raporda, 65 yaşındaki yaşam beklentisinin artık 20 yılı aştığı belirtiliyor. Yirmi  yılın yarısından fazlasının da kronik hastalık ve engellilik gibi yaşanmamışlıklarla geçtiğinden söz ediliyor. Bu durumun özellikle erkeklerden daha uzun yaşayan kadınlar için geçerli olduğu, bu nedenle de sağlıklı yaşam beklentisinde neredeyse cinsiyet yönünden hiç fark bulunmadığı aktarılıyor.

Rapor, sağlıklı uzun ömürlülüğü teşvik etmeninsağlık ve uzun vadeli bakım sistemleri üzerindeki yükü azaltabileceğini vurguluyor. Kadın ve erkekler arası yaşlılıktaki hastalık yükünün önemli bir kısmının, yaşam boyunca temel risk faktörlerinin ele alınarak önlenebileceği vurgulanıyor. Buna, 2024 Lancet Demans Önleme Komisyonu Çalışması örnek verilebilir. Raporda, 14 risk faktörü ile yüzde 45’i bulan oranlarda demans belirtilerinin önüne kolaylıkla geçilebileceği belirtilmektedir (Lancet 2024; 404: 572–628, https://doi.org/10.1016/S0140-6736(24)01296-0).

Yetersiz fiziksel aktivitenin yaşlılıkta kardiyovasküler hastalıklar, depresyon ve diğer birçok hastalığın gelişimine büyük ölçüde katkıda bulunduğu bilinmektedir. 65 yaş üstü insanların yalnızca yüzde 22’si yeterli fiziksel aktivitede bulunduğu dikkate alındığında, kronik hastalıklar için önemli bir risk faktörü olan obezite oranlarında da yaşla birlikte artma eğilimi gözleniyor.

Sekiz Yıllık Ülkeler Arası Yaşam Beklentisi Farkı

Avrupa Birliği ülkelerinde doğumda yaşam beklentisinin 2023’te 81,5 yıl olduğu ifade edilen raporda, en yüksek ve en düşük yaşam beklentilerine sahip ülkeler arasında sekiz yıllık bir farktan söz edilmektedir. Buna göre; İspanya, İtalya ve Malta, Avrupa Birliği ortalamasının iki yıldan fazlası yaşam beklentileri gösterirken, Letonya ve Bulgaristan beş buçuk yıldan fazla bu ortalamanın altında kalmaktadır.

Özellikle, bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde kalp damar hastalıklarından kaynaklanan ölüm oranları, Avrupa’nın batısına göre yedi kat yüksek tespit edilmiştir. Raporda, 15 yaş grubunda fiziksel ve psikolojik birden fazla sağlık şikayeti bildirme oranının da Avrupa Birliği ülkeleri genelinde, 2017-2018’de yüzde 42’den 2021-22’de yüzde 52’ye yükseldiği aktarılmaktadır. COVID-19 kapanmalarının etkisi, sorunlu internet ve sosyal medya kullanımı yüksek oranları, siber zorbalığa maruz kalma, aşırı ekran süresi gibi başlıkların gençlerde ruh sağlığı etkisinin yakından izlenmesi tavsiye edilmektedir.

Ölümlerin Beşte Birinden Fazlası Yaşam Tarzı Risk Faktörlerinden

Raporda; tütün ürünleri kullanımı, zararlı alkol tüketimi, yetersiz beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve obezite gibi etkenler yaşam tarzı risk faktörleri olarak sıralanıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde, 2021 yılı hastalık ve ölüm yükünde; sigara içme, aşırı alkol kullanımı ve yüksek vücut kitle indeksinin atfedilen etkisi, yaklaşık 1,1 milyon ölüm ile tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 21’ine karşılık gelmektedir.

Avrupa Birliği ülkeleri genelinde, risk faktörleri yaygınlığının sürmekte olduğu açıklanan raporda;  2022’de yetişkinlerin yüzde 18’inin sigara içtiği, beşte birinin yoğun alkol tükettiği yer almaktadır.

Ergenlerin sadece yüzde 15’i Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği fiziksel aktivite seviyelerini karşıladığı, 15 yaşındakilerin yüzde 20’sinden fazlasının aşırı kilolu olduğu açıklanmaktadır.

Malta, Yunanistan ve Romanya’da bu oranın yüzde 25’i aştığı belirtilmektedir. Bu oran, düşük gelirli ailelerin ergenlerinde  yüksek gelirlilere göre yüzde 60’tan fazla yüksek bulunmuştur. Yetişkinlerde ise aşırı kilolu oranı yarıdan fazlaya ulaşmakta, düşük ve yüksek eğitim seviyeleri arası fark ise yüzde 14 olarak belirtilmektedir.

Antibiyotik Direnci Maliyeti 6,6 Milyar Euro

Geçtiğimiz hafta değindiğim antimikrobiyal direnç konusunda, Avrupa Birliği ülkelerinde de ürkütücü boyutlara ulaşılmış durumdadır. Her yıl yaklaşık 35.000 ölüm ve 6,6 milyar Avro tahmini doğrudan maliyet raporlanmaktadır.

2022-2023 arasında test edilen bakterilerin yüzde 32’sinin temel antibiyotiklere dirençli bulunduğu belirtilmektedir. Bu oran Romanya, Yunanistan, Kıbrıs ve Bulgaristan’da yüzde 50’yi aşmaktadır.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında antibiyotik tüketimi, yaklaşık dört kat değişmekte, sonuçta antibiyotik kullanımını optimize etmek için antimikrobiyal yönetimine yönelik iyileştirmeler vurgulanmaktadır.

Yaş Almışlarda da Aşılama

Aşılama, genelde bilinenin aksine, sadece çocuklar için önemli değildir. Özellikle yaş alanların korunmasında  yaşamsal önemi vardır. 2021 sonunda, Avrupa Birliği ülkeleri 60 yaş üstü nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ının COVID-19 aşılamasını tamamladığını gösteren rapor, ikinci hatırlatma dozunda eşitsizlikler yaşandığını göstermektedir.

İrlanda ve Danimarka’da bu eşitsizlik oranı yüzde 75’in üzerindeyken, Bulgaristan, Romanya, Slovak Cumhuriyeti ve Litvanya’da yüzde 5’in altında olarak ifade edilmektedir. Grip aşılama oranlarının da salgının ilk yılında yükseldiği, 2021 ve 2022’de düştüğü belirtilmektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde aşı tereddüdü ve erişim sorunları ile aşı güvenliğine ilişkin kamuoyu algısı yüzde 94 ile yüzde 60 arasında değişmektedir.

OECD Avrupa Komisyonu Raporu’nda sıralanan tüm bu tespitler ile diğer küresel ve Türkiye’de farklı kurumların yaptığı çalışmalar birleştirilerek, mutlaka kamu ve özel sektör bir arada yol alınmasında fayda olacaktır;

  • Dünyanın bütün ülkelerinde yaş almışların ihtiyacı olabilecek sağlık ve bakım hizmetlerinde yapılanlar taranmalı, ülkemiz koşullarına en uygun iyi uygulama örnekleri belirlenmelidir,
  • Sağlıklı yaş almayı teşvik edecek uzun süreli bakım hizmetleri uygun finansman yöntemleriyle birlikte düşünülmelidir,
  • Bu kapsamda, sosyal sigortacılık anlayışıyla ihtiyaca göre bakım sigortası finansman modeli tasarlanarak uygulamaya geçirilmelidir,
  • Bu model, gerektiğinde kamu sigortacılığı destekli tamamlayıcı özel sigortacılığını da içermelidir,
  • Evde bakım hizmetleri yerel ve merkezi yönetimlerin koordinasyonu ile düzenlenmelidir,
  • Yaşam boyu sağlık anlayışı ve sağlıklı yaş alma bilinci geliştirilmesine yönelik programlar hızla uygulamanmalıdır,
  • Erken teşhis ve tarama programları yaş alanlara yönelik olarak da kapsamlı bir biçimde ve olabildiğince süratle yaygınlaştırılmalıdır,
  • Hizmet kapasitesi ve kalitesini özel sektörle birlikte arttırabilecek projeler ile bunlara yönelik gereken teşvik ve muafiyetler sağlanmalıdır,
  • Gerekli insan kaynağı yetiştirme ve istihdam mekanizmaları geliştirilmelidir,
  • Yaş alanların yaşam kalitesini gözeten çevre düzenlemeleriyle birlikte planlanmalıdır,
  • Dijital teknolojilerle, kullanıcı dostu uzaktan takip platformları oluşturulmalı ve geri ödeme modelleriyle işbirliği içinde çalışması sağlanmalıdır.

Basamaklar Arasında Dijital Entegrasyon

Yıllardır söylendiğinin tersine, yakın gelecekte artık genç nüfusumuzla “Fırsat Penceresi” olamayacağız…

O zaman, buna yönelik politikalar hızla tasarlanmalı ve uygulamaya geçirilmelidir. Ne yazık ki, ülkemizde Genel Sağlık Sigortası yasalaşma sürecinde “çok uzun bir süreç” yaşanmıştır. Yasa tasarısının Bakanlar Kurulu’na sunum tarihi olan 1967 yılından tam 41 yıl sonra yasalaşarak uygulama için düğmeye basıldığı hatırlandığında, neden “çok uzun bir süreç” ifadesini kullandığım daha iyi anlaşılacaktır. Sigortacılıkta 41 yıl sonra başlangıç, sadece aktüeryal denge sorunu oluşturmuş olabilir. Oysa ki, yaşlı bakım sigortasındaki gecikme, sağlıksız yaşlanan nüfusun getirdiği sorun da düşünüldüğünde, içinde sosyo-ekonomik boyutlarıyla birlikte aktüeryal dengeyi çok çok aşan sorunları akla getirmelidir.

Dünyada bir kaç gün sonra gireceğimiz 2025 yılında, 11.3 trilyon dolar sağlık harcaması olacağı öngörülüyor. Demografik değişim, bu harcamanın büyük bir kısmının kronik hastalıklarla birlikte sağlıklı yaşlanma çabaları için harcanacağını düşündürebilir.

Yine, 2025 yılında, yapay zeka ile bütünleşmiş dijital sağlık teknolojileri ve uzaktan bakım çözümlerinin, sağlık hizmetlerinde dönüşümü hızlandırabilecek yeni yeni fırsatlar getirebileceğini göstermektedir. İşin özü ise, yaşlı sağlığına yönelik hizmetleri de içerecek şekilde, sağlık hizmetlerinin tamamında tüm basamaklar arası dijital entegrasyonda odaklanmaktadır.

Sadece biz hizmet kullanıcıları için değil tüm sağlık sektörü için üretken ve verimli bir 2025 yılında sağlıklı yaş almak dileğiyle…

Önemli Küresel Sağlık Başlıkları, 2024

Önemli Küresel Sağlık Başlıkları, 2024

2024 yılının son haftasına girerken, planladığım yazıları bir kaç hafta daha erteleyerek, yıl içinde dikkat çeken küresel sağlık haberlerini hatırlatmak istedim. 17 Aralık 2024 tarihli Dünya Ekonomik Forumu web sayfasında yayınlanan dokümanda sağlık, 6 başlıkta değerlendirilmiş; iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisi, bulaşıcı hastalık salgınları, teknolojinin sağlığı nasıl iyileştirdiği, kadın sağlığı, sağlık ve iş, antimikrobiyal direnç.

2024 yılının son haftasına girerken, planladığım yazıları bir kaç hafta daha erteleyerek, yıl içinde dikkat çeken küresel sağlık haberlerini hatırlatmak istedim. 17 Aralık 2024 tarihli Dünya Ekonomik Forumu web sayfasında yayınlanan dokümanda sağlık, 6 başlıkta değerlendirilmiş (https://www.weforum.org/stories/2024/12/top-global-health-stories-2024/);

  1. İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisi
  2. Bulaşıcı hastalık salgınları
  3. Teknolojinin sağlığı nasıl iyileştirdiği
  4. Kadın sağlığı
  5. Sağlık ve iş
  6. Antimikrobiyal direnç

İklim Değişikliği En Büyük Risk

Oliver Wyman ile Dünya Ekonomik Forumu’nun birlikte hazırladığı 16 Ocak 2024 tarihli İklim Değişikliğinin İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkisini Ölçme Raporu (Quantifying The Impact Of Climate Change On Human Health), gelecek yirmi yılda iklim değişikliğinin küresel sağlığı nasıl yeniden şekillendireceğini aktarıyor (https://www.weforum.org/publications/quantifying-the-impact-of-climate-change-on-human-health/).

Rapor, iklim değişikliğini azaltma ve ona uyum sağlamada başarısız olmanın; en büyük küresel riski oluşturacağını vurguluyor. Artan patojenler ve artan kirlilik, kötüleşen aşırı hava koşulları ve özellikle kaliteli sağlık hizmetlerine sınırlı erişimi olan savunmasız kesimlerde artan sağlık eşitsizliklerine dikkat çekiyor.

2050 yılına kadar 14,5 milyon ek ölüm, 12,5 trilyon dolarlık ekonomik kayıp ve sağlık sistemlerine 1,1 trilyon dolarlık ek maliyetten söz ediliyor. Sel, kuraklık ve sıcak hava dalgaları, küresel sağlık için en hızlı üç iklim riski olarak sıralanıyor.

Bu tespitlere yönelik olarak, sağlık sistemi dayanıklılığını iyileştirmek için iki odak alan da  belirtiliyor; iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin önlenmesi ve iklim olaylarından kurtulmanın güçlendirilmesi…

Kızamıkta Yüzde 20 Artış

2024’te bazı bulaşıcı hastalıkların yükselişi veya geri dönüşünden söz edilen dokümanda; kızamık, maymun çiçeği, dang humması konusuna özel olarak değiniliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 Kasım ayındaki açıklamasına göre, 2023 yılında dünya genelinde kızamık vakalarının yüzde 20 artarak 10,3 milyona ulaştığı, aşılarla ilgili yanlış bilgilerle çocukluk çağı aşılamalarında 30 yılın en büyük düşüşünün görüldüğü ifade ediliyor.

MPox olarak bilinen maymun çiçeği hastalığıyla ilgili olarak, Ağustos ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bulunan virüsün yeni bir suşunun keşfini izleyen dönemde, Dünya Sağlık Örgütü halk sağlığı acil durumu ilan etmişti. Ayrıca; Kanada, Almanya, Hindistan, İsveç, Tayland, Birleşik Krallık gibi ülkelerde de bu hastalık bildirimleri yaşanmıştı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Ocak ve Eylül 2024 arasında 12,7 milyondan fazla vak’a bildirimiyle, Dang Humması da 2023’teki sayısının neredeyse iki katına ulaşmıştır.

Teknolojinin Sağlığı İyileştirmesi

Generative AI olarak adlandırılan üretken yapay zeka 2024 yılı içinde gündemdeki ayrıcalıklı yerini korumaya devam etmiştir. Dokümanda; Hasta Öncelikli Sağlık: Bakım Deneyimini Yeniden Şekillendirme, hasta odaklı jeneratif AI kullanım örnekleri sıralanmaktadır. Bunlara yönelik kabullenme engelleri ile bunları aşmak için odaklanılan eylemler konusunda dünya deneyimleri aktarılmaktadır.

Dünya Ekonomik Forumu 2024 Ocak ayında, yapay zekanın sağlık sistemlerinde artan stresi yönetmesi ve israfı azaltması konusundaki desteğinin araştırıldığı bir makale yayınlanmıştır (https://www.weforum.org/stories/2024/01/ai-in-healthcare-could-bridge-a-significant-capacity-gap/). Yapay Zeka ile Sağlık Hizmeti Kapasitesinin Artırılması (Boasting Healthcare Capasity with AI) adlı bu makalede; düşük ve orta gelirli ülkeler başta olmak üzere, bazı örneklerde güvenilmez sonuçlar ve yanlış uygulamalar gibi zorlukların sürdüğü aktarılmaktadır.

Kadınlar Hayatlarının Yüzde 25’ini Sağlıksız Geçiriyor

McKinsey Sağlık Enstitüsü ile Dünya Ekonomik Forumu’nun 17 Ocak 2024 tarihinde birlikte hazırladığı bir Forum Raporu’nda ortaya konan çarpıcı bir istatistikten söz edilmektedir. Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşamalarına rağmen, hayatlarının yüzde 25’ini sağlıksız bir durumunda geçirmektedir (https://www.mckinsey.com/mhi/media-center/new-report-highlights-one-trillion-potential-of-closing-womens-health-gap).

Aynı çalışmada, Kadınların Sağlık Açığını KapatmakYaşamları ve Ekonomileri İyileştirmek İçin 1 Trilyon Dolarlık Fırsat başlığıyla, sağlık eşitliğinin önündeki engelleri ve ileriye doğru hareket etmenin ve eylemi yönlendirmenin yolları da vurgulanmaktadır.

Bill ve Melinda Gates Vakfı’ndan Alaa Murabit ve Dünya Ekonomik Forumu’ndan Amira Ghouaibi ise küresel liderlerin kadın sağlığını nasıl savundukları hakkında bir yazı yazmışlar. 12 Kasım 2024 tarihli bu yazıda, ilerlemenin kadınların seslerinin sağlık tartışmalarının odağında olma zorunluluğunu  savunmaktadır (https://www.weforum.org/stories/2024/11/how-global-leaders-transforming-conversation-womens-health/).

Bireysel Ruh Sağlığının Küresel Ekonomiye Etkisi

Dünya Ekonomik Forumu dokümanında, işyerinde geçirilen zamanın fazlalığı göz önünde bulundurulduğunda, işlerin hem bireysel sağlığı hem de küresel ekonominin sağlığını önemli ölçüde etkilediği bir başlık olarak yer almaktadır.

Bir üst yönetici çalışanın ruh sağlığı ile kar marjı arasındaki ilişkiyi ve üst düzey yöneticilerin herkes için sonuçları iyileştirmedeki önemini bu dokümandaki bir video ile açıklanmaktadır (https://www.weforum.org/stories/2024/12/top-global-health-stories-2024/).

Antimikrobiyal Direnç Birleşmiş Milletler Gündeminde

Raporda, antimikrobiyal direncin, 2024 yılında da küresel çapta büyük bir tehdit olmaya devam ettiği açıklanmaktadır. Fleming’in antibiyotiği keşfinden ilaç direncinin yükselişine kadar olan sürecin; küresel sağlık, gıda güvenliği ve kalkınma üzerindeki etkilerine vurgu yapılmaktadır.

20-21 Eylül 2024’te New York’ta yapılan yıllık Birleşmiş Milletler üst düzey zirve gündeminde bu konu da yer almaktaydı. Toplantıda, antimikrobiyal direnç ilişkili ölümlerin 2030 yılına kadar yüzde 10 oranında azaltılması için 100 milyon dolarlık taahhütte bulunulmuştu. Ekim ayında ise Küresel Antibiyotik Ar-Ge Ortaklığı İcra Direktörü Manica Balasegaram, bu direnç ölümlerinin 2050 yılına kadar 169 milyon kişiye ulaşabileceği öngören yeni bir araştırma açıklamıştır.

Sürdürülebilir Sağlık Politikaları İçin Küresel Süreçlerin Yakın Takibi

Tüm bu alt başlıklar, küresel gündemde sağlığın önemini değişik boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Sağlık politikası karar vericileri, kaynak sağlayıcıları, hizmet sunucuları ve endüstri bu başlıkları dikkate alarak gelecek planları yapmalıdır. Her biri ev ödevi niteliğindeki politika adımları, buna göre planlanmalı, uygulamaya geçirilmeli ve gerektikçe gelinen noktalar gözden geçirilmelidir. Daha üç ay önce yapılan son Birleşmiş Milletler üst düzey zirvesinde bile gündeme gelebilen bu konularda, günlük iş yoğunluğundan stratejik yönetime daha az zaman ayırabilen sağlık yöneticileri duyarlı olmalıdır. Çünkü sürdürülebilir sağlık politikaları bu tür küresel süreçler yakından izlenerek oluşturulabilir.

Çocukların ‘Parmak Uçları’ Sağlam Kaldı

Çocukların ‘Parmak Uçları’ Sağlam Kaldı

Tip 1 Diyabetli Çocukların sürekli glikoz takip sistemleri yani sensör aracılıyla kan şekeri izlem sistemi ile ilgili geçen hafta karar çıktı ve sensörlerle ilgili düzenleme 12 Aralık 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Sonuç olarak, sensörlerin ödenmesi SGK ödemesi kapsamına alındı.

Geçtiğimiz haftaki yazımda, bu hafta için “Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları: 2040’a Giden Yolda Olası Yönelimler” adlı raporun özellikle yapay zeka açısından yaklaşımlarını paylaşacağımdan söz etmiştim. Ancak geçen hafta, 25 Kasım 2024 tarihli “Parmak Uçlarımız Bize Kalsın” başlıklı yazımda değindiğim konu ile ilgili önemli bir gelişme olduğundan, o konuyu gündeme getirmenin daha doğru olacağını düşündüm. Sigortacılıkta yapay zeka konusunda yapılanları önümüzdeki hafta paylaşacağım.

Sensörler SGK Kapsamında

Tip 1 Diyabetli Çocukların sürekli glikoz takip sistemleri yani sensör aracılıyla kan şekeri izlem sistemi ile ilgili geçen hafta karar çıktı ve sensörlerle ilgili düzenleme 12 Aralık 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/12/20241212-7.pdf). Sonuç olarak, sensörlerin ödenmesi SGK ödemesi kapsamına alındı.

Ödemenin ana başlıklarını şu şekilde özetlemek mümkün;

  • 2-18 yaş grubu çocuklar için aylık 3500 TL geri ödeme yapılabilecek, sensör ücreti aylık 3500 liradan fazlaysa kullanıcı farkını vererek alacak,
  • En az bir çocuk endokrin uzmanın olduğu yıllık sağlık kurulu raporu yeterli olacak,
  • Reçeteyi çocuk endokrin uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı (pediatrist), aile hekimi yazabilecek,
  • Yapılan hesaplara göre, ülkemizdeki tip 1 diyabetli çocuklara yılda 1 milyar, ayda 100 milyon TL civarında bir destek verilmiş olacak,

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde İzleme Aracı

Yaklaşık 30 bin çocuk ve ailesinin hayatını kolaylaştıracak bu yenilikle, hem diyabet maddi yükü hafifletilecek hem de çocukların yaşam kalitesini artacaktır. Her yıl yaklaşık 2 bin çocuğun daha bu tanıyı aldığı ve parmaklarının günde neredeyse 10 kez delinerek kan şekeri ölçümü ile gereken doz insülin almak durumunda olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Onun için de, Tip 1 Diyabetli çocuklar ve anne-babaları ile doktorları “Sensörlerimizi ödeyin, parmaklarımız bize kalsın” diyordu. Cilt altı glikoz izlem cihazlarıyla parmak delinmeden cilt altından her 5 dakikada bir yani günde 288 kez şeker düzeyi ölçülebiliyor.

Yıllar önce, çocuğuna Tip 1 Diyabet teşhisi konulmuş bir annenin “insülin tedavisinde üç ana, üç ara öğün ile yatarken de olmak üzere toplam yedi kez çocuğunun parmağını deldiğini, hatta şeker ölçüm çubuklarının parasının yüzde 80’ini kendimiz ödüyoruz” sözlerini duyduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum.

Sensörlerin SUT kapsamına girmesi, koruyucu sağlık hizmetleri adına çok önemli bir izleme aracı olacak.

Uzmanları; ödeme miktarının yükseltilmesi, 18 yaş üstü tip 1 diyabetliler, gebe diyabetliler ile kronik hipoglisemisi olan çocukların da kapsanmasında yarar olduğunu vurguluyorlar.

Sensör teknolojisi ile glikoz seviyelerini izleyen cihazlar, sadece diyabetlilerin yaşam kalitesini artırmıyor uzun dönemde diyabetle ilişkili komplikasyon risklerini de azaltıyor. Uzun yıllardır konuya ilişkin çaba gösterenler, genel olarak oluşabilecek yararları şu başlıklarla özetliyor;

  • 24 saat sürekli glikoz izleme yoluyla diyabet yönetiminde kapsamlı bir takip sağlanabilir,
  • Her an ve her yerden takip edilebilen kan şekeri değerleriyle, hasta ve hasta yakınları diyabet yönetiminde bilgiye dayalı kararlar alabilir,
  • Kan şekeri dalgalanmaları önlenerek düşük veya yüksek kan şekerinin olası riskleri azaltılabilir,
  • Özellikle gece veya uykuda olabilecek kan şekeri düşüklüğü paniği önlenebilir ve diyabete bağlı stres azaltılabilir,
  • Parmaktan kan alma yoluyla yapılan sık ölçümlerin sıkıntısı ve özellikle çocukların tedirginliği ortadan kaldırılabilir,
  • Uzun dönem diyabet komplikasyonları yüzde 40 azaltılabilir.

Yıllar Süren Mücadele

Konuya yıllarını veren, Prof. Dr. Şükrü Hatun, önceden “Dünyada diyabetli çocukların sağlığı ile uğraşan birçok uzman, diyabetli çocukların uzun dönemli kan şekeri dengeleri ve komplikasyonların önlenmesi bakımından tanıdan sonraki ilk altı ayın önemli olduğunu ve mümkünse bütün çocuklarda tanıdan hemen sonraki günlerde sensör takılmasını öneriyor. Sensörler son 10 yılda diyabet tedavi ve izleminde en çok fark yaratan gelişme ancak ülkemizde kullanım oranı çok düşük. Diyabet teknolojilerine ulaşımda düşük sosyoekonomik düzeydeki aileler çok büyük zorluk yaşıyor, çaresiz ve üzgünler. Eğer tip 1 diyabetli çocukların sensörlere eşit erişimi konusunda bir adım atılırsa, tedavide ve yaşam kalitesinde fark yaratan ürünlere sadece imkanı olanların değil, bütün çocukların ulaşması sağlanmış olacak” diyordu.

Diyabetli Çocuklar Vakfı Başkanı Şükrü Hatun Hoca, bu hafta ise “Yedi yıldır bu anı beklediğimizi söylesek yalan olmaz, çünkü bu sevinçli haberin ülkemizde yankılanacağını ve ülkemizdeki tip 1 diyabetli çocukların bakımına büyük katkıda bulunacağını biliyorduk” diyerek sevincini paylaşıyor.

Başta Şükrü Hatun Hoca olmak üzere, bu süreçte emeği geçen tüm ilgililere özel teşekkür etmek gerekiyor.

Sağlık Sigortaları Ödeme Listeleri

Uzaktan sağlık hizmetlerinin izlenmesindeki yenilikleri amacına uygun kullanabilmek için, kısa sürede daha çok alana müdahale etmek gerekir. Bunları yapmak için atılacak her yenilikçi adım, teknolojiyi takip ile ivme kazanabilir.

Ancak bir başka kalıcı adım da, kamu veya özel sağlık sigortaları ödeme listelerinde yer alması ile atılabilir. Çünkü, sağlığın uzaktan takibini destekleyen teknolojiler, daha az maliyetle daha kaliteli sağlık hizmeti sonucunu doğuracaktır.

Daha da akılcı bir hamle olarak, toplumun genel sağlık düzeyini yükseltmek için sağlığı geliştirici ve koruyucu müdahalelere öncelik verilmelidir.

Zaten 2006 yılında yasalaşan 5510 sayılı Kanun 63.Maddesi’nde Finansmanı Sağlanan Sağlık Hizmetleri ve Süresi başlığı altındaki ilk hizmet olarak “Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri” yer almaktadır. 18 yıl önce yapılan bu düzenlemeye de uygun olarak, çocukların parmak uçları sağlam kaldı türünden örnekleri çoğaltmak daha kolay olacaktır.

Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları

Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları

Geçtiğimiz ay, “Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları: 2040’a Giden Yolda Olası Yönelimler” adlı bir rapor yayınlandı. Dayanağı, Economist Impact, SAS sponsorluğunda yaptığı kapsamlı bir araştırmadan kaynaklanıyor. Rapor, küresel anlamda, sigorta sektöründe 2040 yılına kadar karşılaşılabilecek süreci araştırmış ve dört farklı senaryoda derlemiş. Genel olarak, küresel iş birliği ve teknolojinin sigortacılığa etkileri gündeme getiriliyor.

Geçtiğimiz ay, “Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları: 2040’a Giden Yolda Olası Yönelimler” adlı bir rapor yayınlandı.  Dayanağı, Economist Impact, SAS sponsorluğunda yaptığı kapsamlı bir araştırmadan kaynaklanıyor. 14 Kasım 2024 tarihli raporun özeti, Türkiye Sigorta Birliği web sitesinde yer alıyor. Raporun tamamına ulaşılabiliyor (https://impact.economist.com/perspectives/financial-services/the-path-to-2040-four-possible-scenarios-for-insurance). Bu hafta bu rapordan alıntıları önümüzdeki hafta da özellikle yapay zeka açısından yaklaşımları paylaşacağım.

Rapor, küresel anlamda, sigorta sektöründe 2040 yılına kadar karşılaşılabilecek süreci araştırmış ve dört farklı senaryoda derlemiş. Genel olarak, küresel iş birliği ve teknolojinin sigortacılığa etkileri gündeme getiriliyor.

Belirsizlikle Mücadele

İlk bölümde, sigorta sektörünün bir dönüm noktasında olduğundan söz edilerek, temelde risk yönetimiyle ilgilenilen sektörün, önümüzdeki yıllarda evrimini bile değiştirecek bir çok belirsizlikle mücadele edildiği ifade ediliyor. İklim değişikliğinin doğurduğu hava olayları ve doğal afetlerin sıklığının artarak devamı, jeopolitik değişkenlikler, demografik yapıda yaşanan farklılaşmalar gibi nedenlerin sektörü önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak zorluklarla yüz yüze getirebileceği vurgulanıyor.

Belirsizlikler artarken risklerin azaltılamaması sonucunda, bu risklerin karşılanabilirliği  konusunda baskıların yoğunlaştığı ifade ediliyor. Özellikle de düşük gelirli haneler ile iklim risklerine sahip bölgelerde görülen bu durumun diğer piyasalar için de geçerli olduğu örnekleniyor. Bu kapsamda, 2020’den 2023’e kadar, ABD, İngiltere, Avustralya ve Japonya gibi büyük pazarlarda ev sigortası primlerinin harcanabilir gelirlerden daha hızlı artığı ve sigortayı daha az uygun hale getirdiğinden söz ediliyor.

Teknolojik gelişmelerin de sigortacılığın geleceğini şekillendirmede rol oynadığına değiniliyor. Daha fazla bağlantılı sensör ve cihazlar, kişiselleştirilmiş özellikleri ağır basan teminatlar, gerçek zamanlı risk değerlendirmelerin önleyici bakım için yeni fırsatlar doğurduğu aktarılıyor.

Sigortacıların da, yapay zekayı daha fazla kullanarak operasyonlarını kolaylaştırdığı, karar vermeyi geliştirdiği ve risk yönetimini iyileştiren yenilikçi hamlelerden yararlandığına dikkat çekiliyor. Böylelikle, teknolojik gelişme hızının bölgeler arasında değişiklik göstereceği ve eşitsizliklerin derinleşebileceği öngörüsünde bulunuluyor.

Bu zorluklara ek olarak, sigortalı beklentileri ve düzenleyici mekanizmalarla birlikte sigortacılar için bazı riskler ile fırsatların birlikte değerlendirilme gereğinden söz ediliyor. Öngörülebilirliğin azaldığı bu tür ortamlarda, sektörün stratejik olarak gelişme yeteneğinin yeniden şekillenebileceği tahmini yapılıyor. Geleneksel riskten kaçınma eğiliminin ötesine geçilerek yeni ürünler ve yenilikçi iş modelleri esnekliği gösterilebileceği ifade ediliyor.

2040’a Giderken Senaryolar

Senaryo planlamasının, stratejilerin uzun vadeli hedeflerle uyumlu hale getirilmesine yardımcı olacağı vurgulanarak, dayanıklılık ve çevikliğin teşvik edileceği öne çıkarılıyor.

Sigorta sektörünün geleceğini şekillendirebilecek dört farklı yol ortaya konuluyor. 2040’a kadar kullanıcı odaklı teknolojik inovasyonların, sektörün iklim dayanıklılığına odaklanmasına fırsat tanıyabileceği öne sürülüyor.

Ancak, sigorta sektörünün yalnızca en zengin kesimler için erişilebilir bir lüks haline gelme olasılığı da olduğu belirtiliyor. Sektördeki potansiyel değişimler ve bu değişimlere uyum sağlamada teknoloji ile iş birliğinin nasıl bir rol oynayacağı ele alınıyor.

 Economist Impact Kıdemli Analisti Edwin Saliba, ortaya konulan senaryoların geleceği tahmin etmek değil, sigorta şirketlerine olası gelecek hakkında bilgi sunmak ve onları bu geleceğe daha iyi hazırlanmak için konumlandırmak amacıyla hazırlandığını belirtiyor.

Araştırmaya göre, zorlukların üstesinden gelmek için global iş birliği ve teknolojik ilerleme hızına belirleyici olacak. Doğal olarak zorlukların başında, iklim krizine yer veriliyor.

SAS Küresel Sigorta Baş Danışmanı Franklin Manchester, “Sigorta sektörünün 2040’a kadar çökmesi mümkün. Bu da sigortacıları artan risklere ve dayanıklılığa yönelik hazırlık yapmaya zorlamalı” öngörüsünde bulunuyor.

Senaryo 1: İzolasyon ve Düzensiz Teknolojik Büyüme

İlk senaryo, izolasyona dayalı küresel politikalar ve sınırsız teknolojik gelişmeler olabilir. Gelişmiş ülkelerin daha çok çevreci teknolojilere yatırım yapabileceği, gelişmekte olanların ise bundan olumsuz etkilenebileceği tahmin ediliyor.

Bu senaryoya göre, sigorta sektöründe eşitsizlik artabilir ve riskli bölgelerdeki sigorta boşluğu büyüyebilir.

Senaryo 2: Kullanıcı Odaklılık ve İklim Dönüşümü

Dijital kimlikler ve veri gizliliği konusundaki düzenlemeler, küresel işbirliğini artırarak, sigorta şirketlerinin önlem odaklı yaklaşım sergilemesine yol açabilir. Teknoloji kullanımının artışıyla demokratikleşmesi, sigortacıların kullanıcılarına kişiselleştirilmiş ürünler sunmasına fırsat sağlar.

Bu senaryoda sigorta, proaktif bir şekilde iklim değişikliğiyle başa çıkmayı teşvik edebilir.

Senaryo 3: İklim Direnci ve Kurumsal Sürdürülebilirlik

Büyük ekonomiler sürdürülebilirlik ve afetlere müdahale politikaları hayata geçirirken, sigorta şirketleri de risk modellemelerini ön planda tutabilir.

 Bu senaryoda, düşük gelirli ülkeler yaşam kaynaklarını korumaya çalışabilir, gelişmiş ekonomiler iklim riskine dayalı finansal ürünleri devreye alabilir.

Senaryo 4: Yetersiz İnovasyon ve Küresel Çatışmalar

Kamunun ve özel sektörün iş birliği yapmaması sonucunda, küresel çatışmalar artabilir ve iklim değişikliğiyle mücadelede zayıf performans sergilenebilir.

Böylece, sigorta sektörü, doğrudan etkilenmiş olan bölgelerde korunma açığı yaşayabilir ve yerel topluluklar kolektif risk havuzlarına yönelebilir.

SAS Risk, Suistimal ve Uyumluluk Çözümleri Sigorta Lideri Thorsten Hein, sektördeki kayıpların hızla artabileceğine dikkat çekiyor.  “Sigorta sektörü, hızla değişen bir dünyada hayatta kalmak ve gelişmek için yapay zeka gibi teknolojilere yatırım yapmalıdır. Aksi takdirde, ‘insanları koruma’ amacını yerine getirememe riskiyle karşı karşıya kalabilirler” şeklinde uyarmaktadır.

Tüm bu senaryoların detayları raporda aktarılıyor. Zaten Türkiye Sigorta Birliği özetinde de ana başlıklarıyla yer almış. Thorsten Hein uyarısından da yola çıkarak, önümüzdeki hafta yapay zeka açısından özellikle sağlık sigortacılığı özelinde bazı yaklaşımları paylaşacağım.