Endüstriyel Sağlık Ekonomileri

Endüstriyel Sağlık Ekonomileri

Geçtiğimiz hafta, koruyucu sağlık endüstrisini değerlendirmiştik. Bu hafta ise endüstriyel sağlık ekonomisine değineceğiz. Bu kapsamda, ilaçtan tıbbi cihaza kadar sağlıkla ilgili çeşitli ürünler üreten bu sürecin, güncel deyimle inovasyon olarak bilinen yenilikçiliğin itici gücünden söz edeceğiz. Hatta, değişik verilerle, sadece küresel değil ulusal ile yerel düzeydeki örnekleri paylaşacağız.

WifOR Kurucu ve CEO’su Prof. Dr. Dennis A. Ostwald ile geçtiğimiz yıl Kasım ayında, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD)’nin düzenlediği sempozyumun ana konuşmacısı olarak tanışmıştık. “Değer Temelli Fiyatlandırma ve Geri Ödeme: Türkiye İlaç Sektöründeki Zorluklar ve Fırsatlar” konulu Panel moderatörü olarak bulunduğum bu Sempozyum’da, kendisini dikkatle dinlemiştim. Bazı görüşlerini burada sizlerrle paylaşacağım.

WifOR, özel ve kamu sektörüne veri analitiği ve araştırması sağlayan bağımsız ekonomik enstitüdür (https://www.wifor.com/en/). Sağlık ve yaşam bilimleri alanında, bilimsel ölçümlerle ilgili paydaşları buluşturur.

“Sağlıklı İnsan Daha Üretkendir”

Prof. Ostwald, “Geleceği Şekillendirmek: Değer Temelli İlaç Sistemlerinde Ortaya Çıkan Trendler ve Fırsatlar” başlıklı oturumda, Türkiye ile ilgili aşağıdaki önemli saptamaları yapmıştı;

Sağlık yatırımları daha yüksek üretkenlik nedeniyle, enflasyonla mücadeleye katkı verir. Zira enflasyonu azaltmak istiyorsanız, bir ülke içindeki üretkenliği artırmanız gerekir. Sağlığa yatırım daha sağlıklı insanlar demektir. Daha sağlıklı insanlar daha üretkendir, daha üretken insanlar daha fazla büyüme yaratır, daha fazla büyüme ise daha fazla mali alan sağlar. Sağlık yatırımlarının ekonomik ayak izini, insan kapasitesi üzerindeki etkisini, insan sermayesi ve üretkenliğin ne anlama geldiğini ölçmemiz gerekiyor. Sağlığa yatırım tüm bu yönleriyle Türkiye’de ve diğer ülkelerde toplumu vuran büyük hastalık alanlarına ve sosyoekonomik yüke karşı mücadele anlamına geliyor.”

İtici Güç Olarak Endüstriyel Sağlık Ekonomisi

Prof. Dennis Ostwald, 18 Haziran 2025’de “Hessen’de Büyüme ve İstihdamın İtici Gücü Olarak Endüstriyel Sağlık Ekonomisi” konulu sunumunda, yerel ölçekte bazı veriler paylaşmış. Bunlar arasında;

  • 2023 yılında Hessen’deki endüstriyel sağlık ekonomisi, 11,8 milyar Avro ile tüm yerel sağlık ekonomisindeki katma değerin dörtte birinden fazlasını oluşturduğu,
  • 2014 yılından bu yana sektör, yıllık ortalama yüzde 4,1 oranında büyüdüğü ve bunun yılda yüzde 3,8 oranında büyüyen genel bölge ekonomisinden daha hızlı büyüdüğü,
  • Hessen endüstriyel sağlık ekonomisinde üretilen her 1 Avro için, bir bütün olarak Alman ekonomisinde 0,78 Avro daha üretilmekte olduğu

gibi kritik veriler de bulunuyor.

Paylaşımında, Türkiye’de olduğu gibi, sağlığa yapılan yatırımların sadece yerel değil, Almanya genelinde de inovasyonu, istihdam yaratmayı ve sürdürülebilir büyümeyi teşvik edeceğini anlatan Ostwald, bana da bu haftaki yazım için ilham kaynağı oldu.

Geçen haftaki değerlendirmeler ışığında, sağlık endüstrisinin ne denli önemli bir itici güç olduğunu vurgulamam gerektiğini hatırlattı.

Genel anlamda, dünya çapında endüstriyel sağlık ekonomileri büyüme ve istihdamı yönlendirir. Örneğin biraz önce yerel düzeyde örneği verilen Almanya’da, 2022 yılında endüstriyel sağlık ekonomisinin  yıllık 103 milyar Avro brüt katma değer ile 1,1 milyon kişiye istihdam sağladığı belirtiliyor.

Üç Temel Zorluk

WifOR’a göre endüstriyel sağlık ekonomisi; ilaçlar, tıbbi teknoloji, biyoteknoloji süreçleri, e-sağlık, toptan satış ve girişimci Ar-Ge faaliyetlerini içermektedir. Almanya’nın endüstriyel sağlık ekonomisindeki üç temel zorluk alanının analiz edildiği WifOR çalışmasında; nitelikli işgücü eksiklikleri, Ar-Ge ve dijitalleşme başlıkları öne çıkmış. Doğal olarak, bu alanlar yalnızca ekonomik büyümede değil, sağlık sistemleri verimliliği ile ilerlemesi üzerinde de bir etkiye sahibi olmaktadır.

Nitelikli işgücü eksikliğinde, yıllık brüt katma değerde 10,3 milyar Avro bir kayba neden olabileceği, hatta önlem alınmadığında yalnızca katma değerde 26,6 milyar Avro kadar bir olumsuz etkiye ek olarak sağlık sistemi kapasitesinde de önemli ölçüde bozulma tahmininde bulunuluyor.

Ar-Ge başlığı altında değerlendirmeler üç farklı senaryo boyutunda yapılmış. Endüstriyel sağlık ekonomisinde, yıllık yüzde 3,5’lik mevcut büyüme oranının 2030 yılına kadar Almanya’da brüt katma değer olarak 135 milyar Avro üretmesi bekleniyor. En iyi senaryoda, yıllık yüzde 4’lük büyüme oranı ile 140 milyar Avro olarak öngörenler de var. Ar-Ge’ye daha az yatırım yapılmasıyla büyüme yılda yüzde 2,9’a düşerse brüt katma değerin yaklaşık 129 milyar Avro olacağını tahmin edenler 6 milyar Avro düşüş hesaplıyorlar.

Dijitalleşme boyutuyla değerlendirildiğinde ise, bu alanda yapılacak stratejik yatırımların, 2030 yılına kadar yıllık brüt katma değeri yüzde 39 oranında artırma potansiyeline sahip olduğu, bunun 140 milyar Avro bir artış anlamına geleceği belirtiliyor. Daha düşük bir dijitalleştirme yoğunluğunun 2022’ye kıyasla yüzde 24’e kadar düşen bir orana neden olabileceği kötü senaryo olarak ifade ediliyor.

Bazı Uluslararası Örnekler

Uluslararası karşılaştırmalar açısından bakıldığında, literatürde endüstriyel sağlık ekonomisi yaklaşımı, ülkelerin bazılarında sağlık sistemleri ile ilgili adımları gerekli kılıyor.

Finlandiya’da bunun için sağlık verilerine erişim sağlanıyor, Japonya’da yaşlanan toplumun yaşam kalitesini yükseltmek için olduğu kadar iklim değişikliğiyle mücadele için de endüstriyel sağlık ekonomisinden yararlanılıyor.

Hastalardan alınan anonimleştirilmiş veriler, sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla paylaşılıyor, Ar-Ge yatırımı sağlık sistemi genelinde yapay zeka uygulanmasını hedefliyor.

Sadece; Almanya, Finlandiya ve Japonya örnekleri bile uzun vadeli hedeflere odaklanılarak, daha dayanıklı bir endüstriyel sağlık ekonomisi yapılanmasını gösteriyor.

Kavrama ve Yol Haritaları Oluşturma Gereği

Prof. Ostwald’ın vurguladığı “Geleceği Şekillendirmek” başlığında olduğu gibi, sağlık yatırımlarının oluşturduğu daha yüksek üretkenlik ve daha sağlıklı insanlarla; daha fazla büyüme, daha etkili sağlık ve hastalık yönetimi ile oluşabilecek sosyoekonomik yüke karşı daha başarılı bir mücadele süreci yaşanabilecektir.

Sorunların içinden çıkılmaz bir şekil almasını beklemeksizin, hemen önlem geliştirme ve uygulama konusunda endüstriyel sağlık ekonomisi yaklaşımına yoğunlaşmalıdır. Bu yüzden, uzun dönemli stratejik bakışla, sadece tedavi edici değil koruyucu sağlık hizmetlerinde de endüstriyel sağlık ekonomisi yaklaşımına odaklanmak, geleceğin şekillenmesi için de önemli olacaktır. Sağlık ekosisteminin tüm paydaşları bu önemi önce kavramalı sonra biran önce uygulamaya yönelik yol haritaları oluşturmalıdır.

Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü

Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü

Koruyucu sağlık endüstrisinin güçlenmesi yoluyla amacına daha çok ulaşabilecek sağlık sigortacılığı, toplumun sağlık statüsünün yükselmesinin de belirleyicisi olacaktır.

Son iki haftadır Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi başlığı altında, koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlık sigortacılığı ilişkisini değerlendirmiştik. Yapılan iki ayrı toplantının ortak temasından yola çıkarak, 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı panelistleri SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’ın vurguladığı başlıkları paylaşmıştım. Bu hafta da, 23 Mayıs 2025 tarihli vizyon toplantısının başlığı olan Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sağlık Sigortacılığının Rolü konusuna yönelik görüş ve yorumlar aktaracağım.

Moderatörlüğünü yaptığım bu paneldeki görüş ve notlarını, geçen hafta olduğu gibi paylaşmama izin veren saygıdeğer panelistler; SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’a teşekkür etmek isterim.  Ayrıca, tartışmalar sırasında gösterdikleri içtenlik ve çalışmalarını kapsamlı aktarmaları nedeniyle katılımcılardan aldıkları çok olumlu geri bildirimleri de paylaşmalıyım.

Sağlık Sigortacılığının Önemi

SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sağlık sigortacılığının rolünü önemli bulduğunu belirterek başladı. Bunu da, gelişen teknoloji ve artan sağlık hizmet kullanımında zaman zaman yaşanan gereksizlik boyutunun önüne geçmek için koruyucu sağlık endüstrisinden yararlanmak olarak açıkladı. Örneklediğinde ise; erken tanıya yönelik riskli grupların taranması gibi bilinene ek olarak, tanıda geç kalınmış hastalar, en iyi tedavi ve rehabilitasyon olanakları kullanımı, aşırı tıbbi medikalizasyon riski altındaki kişilerin belirlenmesini sıraladı.

Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan da, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sağlık sigortacılığının rolünü çok önemli olarak niteledi. Bunu, sigorta şirketlerinin gerçekleşmemiş riskleri teminat altına almaları ve doğru yapılar ile desteklenme gerekliliğiyle açıkladı. Bugünkü paradigmaların bazılarının yeniden tasarlanması ihtiyacından söz ederek; mevcut vergilerden tahsis edilerek devlet destekli bir fon ile uzun vadeli endüstri teşviklerinin çalışabileceğini belirtti. Böylelikle, temel sağlık, koruyucu sağlık gibi ayrıca verilen teminatlarla kapsamı genişleyen sigorta paketlerinin yapılandırılabileceğini aktardı.

SGK Başkan Yardımcısı, sağlık sigortacılığında öncelik verebileceği koruyucu sağlık endüstrisi alanları arasında; bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama, kanser riski olan kişilerin tarama programları, kronik hastalıkların önlenmesi programları, yaşlıların rehabilitasyon programları, bağımlılıkla (sigara, alkol, madde) mücadele ve meslek hastalıklarının önlenmesi programları gibi başlıkları sıraladı.

Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı; ruh sağlığı, kronik hastalıkların takibi, diyet ve beslenme gibi konuları en öncelikli olarak aktarırken, bunların koruyucu sağlık endüstrisi ile önlenebilir olabileceğini ifade etti.

Yöntem

Sayın Ecevit, koruyucu sağlık endüstrisini geliştirmede sağlık sigortacılığı için en etkili yöntem olarak finansmanın sağlanması ve desteklenmesi ile Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesini sıraladı.

Sayın Gürcan, koruyucu sağlık endüstrisini geliştirmenin sağlık sigortacılığı açısından en etkili yöntemlerini; zihniyet dönüşümü ile sağlık ekosistemi yapılandırması başlığı altında topladı. Tüm paydaşların “taşın altına elini koyması” gerektiğinde hareketle, sağlık sigortacılığının koruyucu sağlıkla birlikte teknik karı destekleyebilir bir iş modeline sahip olabileceğine dikkat çekti. Tazminat tutarlarını düşürücü etki yaratan modellere gelinmediği sürece, bir dönüşümü mümkün görmediğini aktardı.

Özel sağlık sigortacılığı açısından, koruyucu sağlık endüstrisinin geleceğinde sağlık sigortacılığı yoluyla teşvik sağlanabilmesi için;

  • veri yetkinlik ve zenginliğinin yeterli seviyeye gelmesi,
  • risk değerlendirmesinin ile prim hesaplamasının yaşam tarzına bağlanması,
  • beyan usülü yerine veri temelli otomatik kurallarla yönetilmesi

yoluyla

  • daha uygun fiyatlama,
  • daha kapsamlı sigortalara,
  • daha büyük bir kitlenin erişiminin sağlanabileceği gündeme getirildi.

Görüldüğü gibi, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü” başlığında, kamu ve özel sağlık sigortacılığı yaklaşımları, çok benzer. Ülkemizdeki sağlık endüstrisinin koruyucu sağlık hizmetlerine yönelmesi konusunda görüş birliği oluşmuş gözüküyor.

Panelistlerin kendi açılarından bakış açıları ve yaptıkları yorumlar, konunun önemini ve yapılacakları vurgulamada çok değerliydi. Çünkü, bugünden yapmayı planladıkları çalışmaları da şekillendirecek boyuta ulaştıklarını gösteriyordu. Hatta, model önerileri bile hazırlanmıştı.

Bu bakışı, son derece sağlıklı buluyorum. Kamunun rehberliğiyle, sigortacılığın da, hastalık sigortası yerine sağlık sigortasına dönüşmesi, sadece mevzuatta sözcük değiştirme ile değil zihniyet değiştirme ile mümkün olacaktır.

Aynı Anda Rekabet ve İşbirliği

Bu konuyu, son dönemde çok sık kullanılmaya başlanan bir kavramla birlikte düşünmeyi öneriyorum. Orjinali “co-opetition” olan kavramın adı “rekaberlik”. Sanki  paradoksal gibi gelen rekabet ve işbirliği işlevlerinin aynı anda kullanımından oluşuyor.

Diğer bir deyişle, değer oluşturmak amacıyla, kuruluşların hem rekabet etmeleri hem de işbirliği yapmalarını ifade eder. Sonuçta, birbirleriyle rekabet içinde olan ve rakip olarak yarışan kuruluşların gerekli alanlarda iş birliği içinde olmaları gerçekleşir.

Kamu ve özel sağlık sigortacılığının, rekabet etme gibi bir yaklaşımı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de düşünülemez. Doğrusu, birbirini tamamlayan ve/veya destekleyen iki sigortacılık modeli olarak düşünülmesidir.

Dolayısıyla sektörün büyümesi, daha iyi ürünler sunulabilmesi amacıyla “rekaberlik” anlayışını benimseyen kamu ve özel sağlık sigortacılığı; sağlık hizmetlerinde erişimi, hakkaniyeti, kaliteyi artıracaktır.

Ana ilke, aynı işi yapanların, bir arada düşünerek “kazan kazan” stratejisi ile yol almalarıdır. Böylece, asıl kazanan ister kamu ister özel olsun, sağlık sigortalısı olacaktır. Koruyucu sağlık endüstrisinin güçlenmesi yoluyla amacına daha çok ulaşabilecek sağlık sigortacılığı, toplumun sağlık statüsünün yükselmesinin de belirleyicisi olacaktır.

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi-II

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi-II

Bu haftaki başlık, Mayıs ayındaki iki ayrı toplantının ortak temasından alınmıştır. Bunun için de aynı konudaki ikinci yazı olarak isimlendirilmiştir. Moderatörlüğünü yaptığım bu toplantı, 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı’dır.

TUSAP Toplantısı ilk bölümünde, hep olduğu gibi, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü” konusu; kamu ve özel sağlık sigortasının iki önemli üst düzey yetkilisi tarafından tartışılmıştır.

Bu haftaki yazımda koruyucu sağlık hizmetleri ile sağlık sigortacılığı ilişkisini, önümüzdeki hafta için planladığım yazıda ise koruyucu sağlık endüstrisi  ile sağlık sigortacılığı konusunu değerlendirmelerinize sunacağım.

Öncelikle, bu yazıyı hazırlarken, moderatörlüğünü yaptığım panel sırasındaki içten ve kapsamlı cevapları, sonra da panel hazırlıklarını paylaştıkları için saygıdeğer panelistler; SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ile Bupa Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan’a özel teşekkürlerimi tekrar iletmek isterim.

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde Hedef Kitle

Uğur Ecevit; “SGK kapsamı itibariyle tüm vatandaşlara hizmet vermekte olduğu için, koruyucu sağlık hizmetlerinde de hedef kitle seçmemelidir” saptaması ile başlamıştı.

Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamına dahil olmayan aşı bedelleri ile özel durumlardan örneğin grip aşısı, pnömokok aşısı, Hepatit A aşısı ve genetik hastalıkların prenatal tanısı için yapılan tetkik bedellerinin karşılanmakta olduğunu vurguladı.

Gökhan Gürcankoruyucu sağlık hizmetlerinde hedef kitle yorumunda; “Aslında her kesim kendi sağlık gereksinimi açısından hedef kitle oluşturabilir” bakışını sundu.

Kronik hastalık sahibi bir kişinin bile, bu hastalığının farklı tetiklerinin yapılabilmesi için koruyucu sağlık kapsamına alınması gerektiğini savundu.

Beyaz yakalılarda omurga hastalıklarının oluşmaması, kadınların belli yaşlardan sonra ortaya çıkabilecek hastalıklardan korunması, genetik mirasa sahip gençlerin ise bu riskin gerçekleşmesinden korunması örneklerini sıraladı.

Süreçte; önce verinin, sonra işlenebilir verinin ve de son olarak anlamlandırılmış verinin önemine değindi.

İlk Amaç

Sayın Ecevitkamu sağlık sigortası uygulamaları ilk amacının, önleme veya tedavi teknikleri ile hasta sonuçları arasındaki ilişkileri analiz etmek olduğunun altını çizdi. Tanı süreçleri, tedavi protokolleri, ilaç geliştirme, kişiye özel tıp, hasta izleme ve bakım gibi uygulamalar için yapay zeka programlarının uygulanabileceğini, tüm bunlarda teknoloji yardımıyla sağlanabilecek verilerden ön tanılar oluşacağını, dolayısıyla hastalıklara erken teşhis konulabileceğini anlattı.

Sayın Gürcanözel sağlık sigortacılığı perspektifinden; sigorta poliçelerinin ayrıştırılması ile koruyucu sağlık sigortası kavramının olgunlaştırılması ve bu kapsamda hizmet alanların mevcut sistemdeki ürünleri daha uygun fiyatla satın alabilmesi gerektiğine yönelik öngörüsünü paylaştı. Bu arada; tazminat tutarına göre değil laboratuar sonuçlarına dayalı fiyatlama sistemiyle sağlık kuruluşlarının entegre çalıştığı, ziyaret bazlı değil tedavi bazlı ödeme sistemi gerekliliğini öne çıkardı. Süreç içinde, sağlıklı kalmaya gösterilen çabanın ödüllendirilmesi, Devlet destekli bir model ve vergi indirimi yapılabilmesi, bu kapsamda; spor salonlarına ödenen ücretler yada iyot cihazlarına yapılan harcamaları örnek verdi.

Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin Geleceği

Hastalıkları önlemenin, hastalık oluştuktan sonra tedavi etmekten hem daha kolay ve hem de daha maliyet etkili olduğunun altını çizen SGK Başkan Yardımcısı, aynı zamanda hastalıkları önlemenin işgücü kaybını da engelleyerek istihdam ve üretime katkı sağlayacağına dikkat çekti. Bu bağlamda akademik verilerle desteklenen koruyucu sağlık hizmetlerinin ödüllendirici uygulamalarla desteklenmesi konusunda, ekiplerce Sağlık Bakanlığı ile ortak çalışmalar yürütüldüğünü aktardı.

Teknoloji ve dijital gelişmelerin uygun kullanıldığında; süreçleri hızlandıracağını, operasyonel riskleri ortadan kaldıracağını, nesnellik sağlayarak yapay zeka kullanımıyla teşhis ve tedavide karar verme süreçlerinin gelişmesini ve hızlanmasını sağlayarak sağlık sektörü iş yükünü azaltmasının mümkün olduğunu ifade etti.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2024 yılında, ‘Uzaktan Hasta Değerlendirmeye Yönelik Sağlık Hizmetleri’nin geri ödeme kapsamına aldığını belirtti. Ayrıca TÜBİTAK ile ortak fatura incelemelerinde kullanılmak üzere yapay zeka projesi başlattığını aktardı.

Özel sağlık sigortacılığı geleceği açısından da; “self care” olarak adlandırılabilecek akıllı cihazlar, algoritmalar ve erken uyarı sistemleri ile birleştirilmiş uygulamaların özel sağlık sigortacılığı sisteminin içinde yer alma gerekliliğinin kaçınılmazlığına değinildi.

Bu kapsamda, birinci basamak sağlık hizmetlerinin daha ulaşılabilir ve maliyetlerinin karşılanabilir olmasında ödeyici ile hizmet sağlayıcı arasında entegre sağlık hizmeti modeli gerektiğini, bu olmazsa ekosistemin paydaşlarının ticari amaçlarının farklı yönlere doğru hareket edebilme riskinden söz edildi. Ayrıca; yanlış, hatalı ve kötüye kullanım  hedefli kullanımların da yönetilme zorunluluğunun altını çizdi.

Geçmişteki İki Deneyim

Son iki haftadır, iki ayrı toplantının ortak temasına ilişkin bir süreci paylaşıyorum. Toplantılarda, her iki sağlık sigortası kuruluşunun üst yöneticileri, geleceğe yönelik öngörülerini de içeren çalışmalarını içtenlikle aktardı. Konu, “Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi” olunca ve de Bupa Acıbadem ile SGK konusu birlikte geçince, sağlık sigortacılığı alanında kamu ve özel sektörde bu kurumlarda üstlendiğim iki ayrı deneyimi vurgulayarak bitirmek istiyorum.

Tarih sırası olarak, önce özel sağlık sigortacılığıyla başlamalıyım. 2000’li yılların ilk yarısında Hazine Müsteşarlığı temsilcisi olarak Bayındır Hayat Sigorta’da başlayan, daha sonra da Acıbadem Sigorta’da devam eden Yönetim Kurulu Üyesi görevim olmuştu. Akademisyenlik dönemimde ise, 2014-2022 yılları arasında ise, SGK Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu’nda Yükseköğretim Kurulu Üyesi olarak görevlendirilmiştim.

Bunları özellikle hatırlatmak istiyorum. Çünkü, meslek yaşamımın her döneminde, o günlerde kazandığım bilgi ve deneyimden onur duyarak yararlanıyorum.  Zira, koruyucu hizmetler, sigortacılığın da içinde olduğu, sağlığın her boyutunda ve hatta temelinde yer almaktadır.

224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair Kanun olarak bilinen Nusret Fişek Hoca’nın önderliğinde hazırlanarak 1963 yılından başlayarak Türkiye’de uygulanan koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik düzenlemeler, ilkeler temelinde 17 yıl sonra dönemin Kazakistan başkenti Alma Ata’dan adını alan Dünya Sağlık Örgütü Bildirgesi’ne bile ilham olmuştur.

Sağlık Ocağı Hekimliği ile başlayıp Sağlık Müdürü olarak devam eden, Sağlık Bakanlığı ve özel sektörden üniversiteye kadar yöneticilik yaptığım her görevde, bu ilhamın savunuculuğuyla görev yaptım. Koruyucu sağlık hizmetleri, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrenciliğimden bu güne kadar bizlerde derin izler bırakmış bir yaklaşımdı. İşte bu yüzden, mezuniyet sonrası 42. yıla gireceğim bu ayda da, bir hekim ve akademisyen olarak; konuşulanlar, tartışılanlar ve üretilenlerin, hiçbir şekilde kamu özel ayrımı yapmaksızın, ekosistem paydaşları tarafından sağlık sigortacılığında da koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli görülmesini çok önemsiyorum. Tüm bunların en kısa sürede gerçekleşerek, sağlığın sigortacılığının geleceğine katkıda bulunmasını diliyorum.

Bunların bir başka boyutu da, koruyucu sağlık endüstrisi ve sağlık sigortacılığı ilişkisiydi. Önümüzdeki hafta, kamu ve özel sağlık sigortacılığı bakışıyla koruyucu sağlık endüstrisi saptama ve yaklaşımlarına devam edeceğim.

Ama son söz olarak, Sevgili Gökhan Gürcan’ın panel için hazırladığı sunumun kapanış slaytında yer alan bir önerisiyle bitirmek istiyorum; “Risk gerçekleşmesine bağlı geleneksel modellerin yerine, yenilikçi finansman modelleriyle bütün paydaşlar koruyucu sağlığın parçası haline gelmelidir…”

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi

Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi

Bu haftaki başlık, Mayıs ayındaki iki ayrı toplantının ortak temasından alınmıştır. Katılımcı veya moderatör olduğum bu iki toplantıdan ilki 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı, ikincisi ise 29 Mayıs 2025 Türkiye Sigorta Birliği Mutabakat Çalıştayı oldu.

TUSAP Vizyon Toplantısı’nda, “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü”; kamu ve özel sağlık sigortası yetkilileri tarafından tartışılmış ve daha sonra konuya özel anket ile sayıları 80’i aşkın sektörü temsil eden üst düzey karar vericiyle birlikte değerlendirilmiştir.

Türkiye Sigorta Birliği Mutabakat Çalıştayı ise, 18-19 Eylül 2024 tarihli Arama ve 10 Ocak 2025 Önceliklendirme Konferansı devamı olarak yapılmıştır. Daha önceki toplantı katılımcılarından oluşan Sağlık Çalışma Grubu, sigortacılıkta belirlenen 13 ana başlıktan biri olarak Mutabakat Çalıştayı’na önerilerini sundu.

Olası Ön Koşullar

Türkiye Sigorta Birliği Arama Konferansı’nda sağlık sigortacılığında bazı ön koşullar tartışılmıştı, bunlar arasında;

  1. Özel Sağlık Sigortacılığında GAP Analizi yoluyla; boşluk alanları belirlenmeli, önümüzdeki 10 yıl için hedefler netleştirilmeli, aradaki boşlukların nasıl aşılacağına yönelik rol ve sorumluluk dağılımı yapılmalı,
  2. Hastalığın sigortalanması yaklaşımından, sağlığın korunması ve geliştirilmesine, hasta olunduğunda da o hastalığın yönetimi yaklaşımına geçilmeli, bu kapsamda; sağlığın korunması ve geliştirilmesi prim indirimi gibi yollarla teşvik edilmeli, tarama testleri ile erken tanı için yapılabilecek yenilikçi testler de dahil ilgili bazı tetkikler poliçe kapsamına alınmalı, birinci basamaktan (aile hekimleri) üçüncü (üniversite hastaneleri) hatta dördüncü basamak (özel dal hastaneleri) sağlık kuruluşlarına kadar bütünleşik hastalık yönetimi uygulaması desteklenmeli,
  3. Uzun süreli sağlık sigortacılığındakine benzer yaklaşımla, özel sağlık sigorta primlerinin erken yaşlarda alınmaya başlanması sağlanmalı, yenileme garantisinde yaşanan darboğazların oluşmaması için de belirlenecek gerekli durumlara yönelik güvence fonu benzeri kamu desteği verilmesi gerektiği,
  4. Devlet mutlaka prim ve/veya vergi desteği sağlamalı

Özel Sağlık Sigortacılığı Boşluk Alanları

Bu ön koşullar sonrası, özel sağlık sigortacılığı boşluk alanları olarak tartışılan sağlık sigortası önerileri şu şekilde sıralanmıştı;

  1. Tamamlayıcı sağlık sigortası fiyat/ürün revizyonu (Üniversite+şehir hastanesinde de)
  2. Uzun süreli sağlık sigortası,
  3. Yaşlı bakım sigortası,
  4. Kritik hastalıklar sigortası,
  5. Hastalıktan korunmayı ve sağlığı geliştirmeyi teşvik eden sağlık sigortası,
  6. Uzaktan sağlık ve hastalık yönetimine ilişkin sağlık sigortası,
  7. Sağlık taraması ve yenilikçi tedavilere ilişkin sağlık sigortası (generative AI destekli)

“Sağlık Sigortası Kapsamının Tedaviden Korumaya Yönelmesi” kapsamında ise;

  1. Özel sağlık sigortacılığının tanı ve tedavi risklerinin finansmanını sağlayan yapısı sürdürülürken,  sigortalıların sağlıklı kalmalarına yönelik koruyucu sağlık (birincil koruma, ikincil koruma ve üçüncü koruma) hizmetlerinin de kapsandığı ve uzun süreli sigorta kapsamında uygulamaya geçmesinin sağlanması,
  2. Sağlık hizmet sunucularının bireye sunduğu tanı, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinden elde ettiği gelirler yanında bireyin hastalık riskinin üstlenmesinde rol aldığı ve aynı zamanda sağlıklı kalma halinden de gelir elde edebildiği bir sigorta ve sunum modeli kurulmasına geçişin gerçekleştirilmesi,

başlıklarının yer alabileceği gündeme gelmişti.

Eylem Adımları

Çalışma Grubu’nun oluşturduğu eylem planında 2026 yılını da içerecek bir şekilde 13 ana eylem adımı sıralanmaktadır;

  1. Sağlık hizmet finansörleri ve sunucuları ile sağlık endüstrisinin diğer paydaşlarının ekosistem hizalanması
  2. Özel sağlık sigortacılığı ile aile hekimliğinin entegre edilmesi
  3. Bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin özel sağlık sigortaları kapsamına alınması
  4. Hastalık riskinin ve sonrasında tedavi riskinin yönetimi
  5. Erken yaşta sigortalı olunan uzun süreli sağlık sigortalarının yaygınlaştırılması
  6. Erken sigortalanmada teşvik sisteminin oluşturulması, bireyin sağlık sorumluluğuna katılımı mekanizmalarının (ödül/yaptırım) geliştirilmesi
  7. Devlet teşvik mekanizmalarının yeniden yapılandırılması
  8. Öncelikli konular belirlenerek tarama programlarıyla yenilikçi tedavilere odaklanılması
  9. Sağlık hizmetindeki kazanımlar karşılığında sağlık sigortacılığının değer temelli modele dönüştürülmesi
  10. Tanı tedavi protokolleri
  11. Mevzuat değişiklikleri
  12. Sağlık hizmet sunucuları için akreditasyon
  13. İletişim ve İkna Faaliyetleri

Geliştirme Konuları

Sonuncusu 29 Mayıs 2025 tarihinde yapılan Türkiye Sigorta Birliği’nin bu süreçteki son çalışması olan Mutabakat Çalıştayı’nda; Geliştirme Konuları olarak;

  1. Primle finansmandan bağımsız olarak çalışabilecek sektörde tartışılmakta olan yenilikçi tedaviler fonu önerisi benzeri bir kamu fonu kurulması,
  2. SGK anlaşması olmayan sağlık kurumlarında gereksiz/kötüye kullanmayı önlemeye yönelik yapay zeka destekli mekanizmalar geliştirilmesi,
  3. Yapay zeka aracılığıyla e-Nabız üzerinden koruyucu sağlık hizmetleri için giyilebilir teknoloji ve mevcut dataların kullanımıyla bir uyarı mekanizmasının kurulması, (ulusal yasal yapay zeka algoritması),
  4. Koruyucu sağlık hizmetlerine ilişkin tanı tedavi protokolleri bulunmadığı veya uygulanmadığından kuralların netleştirilmesi,
  5. Uzun süreli sigorta konusunun bu projenin hızı konusunda risk oluşturabileceği

sıralanmaktadır.

Yol Haritası

Bu hafta, tümünde içinde bulunduğum bir süreci paylaştım. Doğal olarak, ekleyecek hiçbir alt başlığım bulunmuyor. 2026 yılını da içerecek zaman planına kadar yol haritası içeren, kimlerin hangi iş adımından sorumlu olacağı tanımlanan bir çalışmadan söz ediyorum.

Bu çalışmayı yapma iradesini ortaya koyarak süreci yürüten;

Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Uğur GÜLEN ile ekip arkadaşlarına,

ARAMA Danışmanlık Kurucusu Oğuz BABÜROĞLU ve ekip arkadaşlarına ve ayrıca sağlık sigortacılığına emek ve gönül verenlere katkılarından ötürü teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki hafta, yine bu konuyla ilgili 23 Mayıs 2025 Türkiye Sağlık Platformu TUSAP 42. Vizyon Toplantısı’nı özetlemeyi planlıyorum. Diliyorum ki, konuşulanlar, tartışılanlar ve üretilenler; kamu özel ayrımı yapmaksızın sağlık sigortacılığının geleceğine katkıda bulunsun…

Sürdürülebilir Gelecek Bağlamında Sağlık Sigortaları

Sürdürülebilir Gelecek Bağlamında Sağlık Sigortaları

Artan ve yaşlanan nüfus ile daha da artacak olan tazminat prim oranlarından ürkmek yerine, onları yönetebilecek sürdürülebilir bir geleceğin giriş noktalarına odaklanmak daha akılcı olabilir. Sürdürülebilir geleceğin ilk giriş noktası olan ivme oluşturmak için sağlık sigortacılığında da inovasyon zorunludur.

Bilindiği gibi, TÜİK 2024 Doğum İstatistiklerini geçtiğimiz hafta, 13 Mayıs 2025 günü yayınladı (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Dogum-Istatistikleri-2024-54196). Paylaşılan veriler, Türkiye’nin demografik geleceği adına çok endişe verici gerçekleri içeriyordu.

Toplam doğurganlık hızının, Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 2024 yılında 1.48’e düştüğü belirlendi. 2001 yılında bu hız 2.38’di. Nüfusun yenilenme seviyesi olan 2.10’un altında olan bu hızın altında; 2017 yılında 57, 2024 yılında ise 71 ilin olduğu hesaplandı.

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısı anlamına gelir. TÜİK 2024 verilerine göre; 3 çocuk ve üzerinde olduğu il sayısı 2017 yılında 10 iken 2024 yılında sadece birdir ve Şanlıurfa’dadır. .

TÜİK, Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin 1,81 çocuk ile Bulgaristan, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin ise 1,06 çocuk ile Malta olduğunu belirtmektedir.  Böylece, toplam doğurganlık hızı 2024 yılında binde 1,48 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında 9. sırada yer almaktadır.

Sürdürülebilir Geleceğe Giriş Noktaları

Yayınlanan bu istatistiklerden çok kısa bir süre önce, Daha Sürdürülebilir Bir Geleceğe Doğru Sistemik Değişimi Yönlendirmek İçin Giriş Noktaları adlı bir makale okumuştum. Özgün adı, Entry Points For Driving Systemic Change Toward A More Sustainable Future olan makale Enayat Moallemi ve arkadaşları tarafından yazılmıştı (https://www.cell.com/action/showPdf?pii=S2590-3322%2825%2900113-7).

Küresel boyutta insani gelişmeyi sağlamanın bir sürdürülebilirlik sorunu olduğu vurgulanan makalede; hükümetler, endüstriler ve toplulukların sürdürülemez uygulamalarını yeniden yapılandırmakta olduğu anlatılmaktadır.

Yazarlar, sistemik değişimin başlatılabileceği ve sürdürülebileceği giriş noktaları olarak, üç ana başlıkta kodlanan 60 vaka 540 veri noktasıyla dokuz analitik bakışta özetlenen entegre bir çerçeveden söz etmektedir.

İlk başlık olan ivme oluşturmada; inovasyon, görevin üstesinden gelme ve pozitif baskılardan yararlanma sıralanırken, gelecekteki durumlara giden yollar adlı ikinci başlıkta; çok sektörlü dinamiklerin hesaba katılması, dayanıklı gelecekler hayali ve kişilerin ve yerlerin dahil edilmesi başlıklarına yer verilmektedir.

Son başlık olarak belirtilen uygulamadaki değişimin operasyonel hale getirilmesi kapsamında ise; yolun pratikliğinin gösterilmesi, değişimin etkinleştirilmesi ve dönüştürücü yönetişim oluşturulmasına değinilmektedir.

Teoriyi pratikle birleştirerek, dönüştürücü süreçleri anlamak için paylaşılan bir ortak dil ve yapının, olaylar ve kurumlar arası bilgi alışverişini kolaylaştıracağı tavsiye edilmektedir. Böylelikle, daha tutarlı politika tasarımının desteklenebileceği ve karar vericilerin entegre sürdürülebilirlik gündemlerini şekillendirme kapasitesinin artırılabileceğinin altı çizilmektedir.

Bu arada, ilgi duyanlar için, 16-19 Haziran 2025 tarihleri ​​arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile birlikte Times Higher Education tarafından düzenlenen Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Kongresi 2025 (The Global Sustainable Development Congress 2025) etkinliğini de hatırlatmak isterim.

Sağlık Sigortasının Geleceği

Sürdürülebilirlik ve gelecek öngörüleri kapsamında, Munich Re ve ERGO Group AG tarafından hazırlanan bir raporun bazı bölümlerini de, bu bağlamda paylaşmak yararlı olacaktır  (https://www.munichre.com/content/dam/munichre/mrwebsiteslaunches/2024-sfcr/SFCR-Munich-Re-Group-2024.pdf/_jcr_content/renditions/original./SFCR-Munich-Re-Group-2024.pdf).

Rapor; sağlık hizmetleri ortamının, yapay zeka (AI), kişiselleştirilmiş tıpdijital sağlık hizmetleri ve davranışsal analitikteki gelişmelerin etkisiyle hızla ilerlediğinden söz etmektedir. Bu eğilimlerin, hizmetlerin sunulma şeklini dönüştürmesi ve sağlık sigortacılarının bu teknolojileri iş modellerine nasıl entegre edebileceklerini yeniden tanımlamaktadır.

Bu bağlamda temel öngörüler olarak;

  1. Kişiselleştirilmiş testlerden ve tedavilerden elde edilebilecek verileri risk değerlendirme ve sigortalama süreçlerine dahil etmek için bir strateji geliştirilmesi,
  2. Talep verilerini kişiselleştirilmiş tıp teknolojileriyle bağlantılı verilerle birleştirerek analiz edebilen ve kalıplarla eğilimleri belirleyebilen gelişmiş analitik ve makine öğrenimi algoritmalarına yatırım yapılması,
  3. Sigorta süreçlerinde yapay zeka destekli çözümlerin uygulanmasına yatırım yapılması,
  4. Sigortacılık temel süreçleri iyileştirmek için sağlık verilerinin toplanma, depolanma ve analiz edilmesini sağlayan Dijital Sağlık Çözümlerine yatırım yapılması,
  5. Kötüye kullanımı (fraud) önleme stratejilerinin geliştirilmesi gibi başlıklar sıralanmaktadır.

Yapılmayanı Yapma Becerisi

Bunlar, geleceğe yönelik çok net ve somut öngörüler olduğu için ek bir yoruma gerek göstermeyecek kadar açıktır. Özellikle, başlangıçta paylaştığım doğurganlık sonuçlarıyla birlikte düşünüldüğünde, sağlık sigortacılığına yönelik olarak, oturup bir kez daha düşünmekte büyük yarar vardır.

Bu bağlamda, artan ve yaşlanan nüfus ile daha da artacak olan tazminat prim oranlarından ürkmek yerine, onları yönetebilecek sürdürülebilir bir geleceğin giriş noktalarına odaklanmak daha akılcı olabilir.

Sürdürülebilir geleceğin ilk giriş noktası olan ivme oluşturmak için sağlık sigortacılığında da inovasyon zorunludur.

İkinci aşamada, çok sektörlü dinamikler yoluyla değişim ve değişimin etkinleştirilmesi gerekecektir. Burada da, dönüştürücü yönetişim sürecine girilmesi daha doğru bir tercih olacaktır.

Temeli, yapılanı tekrar etmek yerine farklı olanı yapan bütüncül bir yaklaşım benimseyerek yaygınlaştırmaktan geçer.  Ekosistem içinde rakiplerle de işbirlikleri hatta ortaklıklar kurmak ve birlikte çalışma kültürünü yerleştirmek bu yaygınlaştırmanın en güçlü dayanağı olabilir.