İnsanlar Yaşamadıkça Yaşlanırlar

İnsanlar Yaşamadıkça Yaşlanırlar

Yaşlanan nüfusun koşullarına uygun yeni bakış açıları geliştirilmelidir. Dünya deneyimlerinden de yararlanılarak, merkezi ve yerel farklı uygulamalarla çeşitliliğe gidilmeli, model sosyal güvenlik sistemiyle ilişkilendirilmeli, sağlık bakımıyla birlikte uzun süreli bakım da göz önüne alınmalı, uygun kaynak gereklilikleri kamu ve özel sektör işbirliğiyle birlikte oluşturulmalıdır.

Bu hafta, 1800’lü yıllarda toplam 4 kez ve 14 yıl Birleşik Krallık Başbakanlığı yapmış olan William Ewart Gladstone’nun sözü ile başlamak istedim.

Hepimizin bir yaş daha aldığı yılın bu ilk ayında, özellikle sağlıklı yaş alma konusunu yayınlanmış bir rapordan alıntıları dikkatlerinize sunuyorum. Önümüzdeki ay, başka bir kurum tarafından konuyla ilgili bir başka rapor daha paylaşılacaktır.

TÜSEB Raporu

Dünyada bir çok ülkede deneyimlediği yaşlanma süreci, demografik özelliklerinin bir sonucu olarak Türkiye’de de tartışılmaya başlandı. Hatta Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Başkanlığı, ülkemizdeki politika ve model oluşturma sürecine katkı vermek için 2021 yılında, bu konuda özel ve bir kapsamlı bir rapor hazırladı https://files.tuseb.gov.tr/tuseb/files/yayinlar/20230703124223-FV7IKDhzD1kH-.pdf). Türkı̇ye Yaşlı Sağlığı Raporu: Güncel Durum, Sorunlar Ve Kısa-Orta Vadelı̇ Çözümler adlı rapor, 14 bölüm ve 488 sayfadan oluşuyor. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Raporu’na, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü-Türkiye, Kızılay, 25 üniversite, 19 dernek temsilcisi, 6 ayrı çalışma grubunda 147 konusunda uzman kişi ile katkı vermişti.

Raporun fikir önderliğinden yayına kadar geçen süreçteki gayretleri için; dönemin Enstitü Başkanı Prof. Dr. İlhan SATMAN, Geriatri konusundaki birikimlerini paylaşan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif KARAN başta olmak üzere, kamu ve özel sektör ile akademik bilgi ve deneyimlerini katan tüm değerli yazarları saygıyla anmak gerekir.

Raporda; yaşlılık sınırı olarak genellikle 65 yaş kabul edildiği, Gerontoloji’nin yaşlanma sürecini araştıran bilim dalı, Geriatri’nin ise yaşlılık tıbbı olarak isimlendirildiği belirtiliyor. İç Hastalıkları Anabilim Dalının bir yan dalı olan Geriatri’nin 65 yaş ve üstü kişilerin tüm sağlık sorunları ve hastalıkları ile ilgili tetkik, tanı, tedavi, takip görevlerini üstlenen ve başarılı yaşlanma sürecini yöneten bir uzmanlık alanı olduğu tanımlanmaktadır.

Artık, Üç Yaşlıdan İkisi Daha Az Gelişmiş Ülkelerde

Nüfusumuzun öngörülenin bile üstünde bir hızda yaşlanması, geniş aile yapısından çekirdek aileye geçiş, şehirleşme oranının artması ve tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşüm sürecinin hızlanması gibi başlıkların öne çıkan sorunlar olarak sıralandığı Rapor’da; 2025 yılında dünyadaki üç yaşlıdan ikisinin daha az gelişmiş ülkelerde yaşayacağı belirtilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre, biyolojik açıdan yaşlanma “moleküler ve hücresel hasarın kademeli olarak birikmesi sonucunda fizyolojik yedek kapasitede ve genel olarak bireysel kapasitede azalma ile birçok hastalığın ortaya çıktığı ve ölüm riskinin arttığı durum” olarak tanımlanmaktadır. Raporda, yaşlanmanın bir hastalık olmadığı, ama bu dönemde hastalıkların sıklığı ve sayısının arttığı anlatılmaktadır.

Ülkemizde 65 yaş ve üzerindeki nüfus oranının; 1950’de yüzde 3,3, 2000 yılında yüzde 6,7, 2020’de yüzde 9,5 olduğu belirtilen raporda, bu oranın 2040 yılında yüzde 16,3’e, 2080 yılında yüzde 25,6’ya yükseleceğinin  öngörüldüğü ifade edilmektedir.

TÜİK 65 ve üstü yaş nüfusunun son beş yılda yüzde 21,4 artarak 2023 yılında 8 milyon 722 bin 806 kişi olduğunu yayımlamıştır (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Yaslilar-2023-53710).  27 Mart 2024 tarihli TÜİK açıklamasına göre, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2018 yılında yüzde 8,8 iken 2023 yılında yüzde 10,2’ye yükselmiştir. Buna göre, yaşlı nüfusun 2023 yılında yüzde 44,5’ini erkekler, yüzde 55,5’ini ise kadınlar oluşturmaktadır.

Tarama Testleri ve Bağışıklama Programları

Yaşlılarda hastalıkların erken teşhisi ve komplikasyonlarının önlenmesi için tarama testlerinin uygulandığı belirtilen raporda; tarama testleri planlanırken yaşam beklentisi, tarama testinden geçme yeteneği ve kişisel tercihlerin dikkate alınması vurgulanmaktadır. Ülkemizde yaşlılar için meme, prostat, kolon, serviks ve riskli grup için akciğer kanseri tarama politikaları belirlendiği, yaşla birlikte sıklığı artan diyabet, hipertansiyon, osteoporoz, tiroid disfonksiyonu, vb. hastalıklar için taramaların sürdürülmesinin gerekliliğinden söz edilmektedir. Ayrıca, yaşlılara yönelik bağışıklama programlarının (influenza aşısı, pnömokok aşısı, herpes zoster aşısı, tetanoz-difteri-boğmaca aşısı, COVID-19 aşısı) titizlikle uygulanması, fiziksel durumların elverdiği ölçüde, yaşlıların haftada en az 150-300 dakika orta şiddette veya en az 75-150 dakika yüksek şiddette aerobik aktivite yapmasının yararından söz edilmektedir.

Birinci basamakta ileri yaştaki bireylere sunulan sağlık hizmetinin kapsamına kronik hastalıklar ve geriatrik sendromların da dahil edilmesi; bu konudaki tarama ve takiplerin aile hekimleri tarafından yapılabilmesi için eğitim ve izlem materyallerinin mevcut olduğu da anlatılmaktadır. İkinci ve üçüncü basamakta ileri yaştaki bireye poliklinik hizmetlerinde öncelik sağlanması, refakatçisi yoksa hastane tarafından eşlik edecek personel sağlanması gibi uygulamalarla hizmete erişimin kolaylaştırılmasına değinilerek, E-sağlık uygulamalarına ileri yaştaki bireylerin erişiminin sağlanması ve sağlık okuryazarlığı konusunda bilinçlendirilme gerekliliğine vurgu yapılmaktadır.

İleri yaştaki kırılgan bireylerin düşmelerinin önlenmesi için güvenli ev ortamı oluşturulması ile sosyal desteğin önemi dikkate sunularak, yaşam boyu öğrenme modeli uygulamalarının yaygınlaştırılarak topluma katılımlarının sağlanması, gönüllülük projeleri ve gençlerle iletişimlerini sağlayan toplumsal projelerle kuşaklararası iletişime ve bu sayede ileri yaştaki bireylerin zihinsel sağlıklarına katkıda bulunulma gerekliliğinin altı çizilmektedir.

Bireyin ileri yaşlara kadar fiziksel, ruhsal ve bilişsel yönden kendine yetebilmesi, bağımsız olması, “dinç/zinde yaşlı” olabilmesi geriatrik tıbbın asıl amacı olduğu ifade edilen raporda, kırılganlığı belirlemek için uygun tarama testleri rutin olarak yapılmalı; önlenmesi veya geriletilmesinde fiziksel egzersiz, beslenmenin düzenlenmesi, polifarmasi ile mücadele ve bilişsel eğitim gibi müdahalelerden yararlanılmalsı tavsiye edilmektedir.

Raporda, yaşlıda; yetersiz besin alımı, iştah kaybı, kronik hastalıklara bağlı inflamatuvar süreçler ile düşmelerin tıbbi, sosyal ve ekonomik sonuçlarının önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturduğu ifade ediliyor. Herhangi bir nedenle başvuran 65 yaş üstündeki tüm bireylerde düşme riskinin belirlenmesi, güvenli bir çevre oluşturularak riskin azaltılması istenmektedir.

Dijital Okuryazarlık

Raporda yer alan detaylı değerlendirmelere internet üzerinden erişilebilir. Ancak son olarak, dijital okuryazarlıkla ilgili başlıklara değinmek isterim. Bu yolla, hastaların sağlık hizmetlerine ulaşımının kolaylaştırılması ile  Tele-Tıp, Tele-Hemşirelik ve Tele-Rehabilitasyon hizmetlerinden yararlandırılması özellikle vurgulanmaktadır. Bu bağlamda; Tele-İzlem ve değerlendirme; fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları ile Tele-Konferans/Tele-Eğitim, Tele-Konsültasyon Tele-Danışmanlık için görüntü-bazlı, sensör-bazlı, sanal gerçeklik-bazlı veya robotik uygulamalar gibi teknolojilerin kullanılması önerilmektedir.

Yaşlılarda bilgi iletişim teknolojileri kullanımı ile hekime başvuruların azaltılması, hastaneye yeniden yatışların önlenmesi, hasta ve bakıcı eğitimi ile olumsuz koşulların ortaya çıkışının önlenmesi, hastaların vital bulgularının izlenmesi, gerektiğinde sağlık çalışanlarının müdahalesinin sağlanması ve bakım hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması mümkündür.

Giyilebilir teknoloji ürünleri ile yaşlı bireylerin hayatı kolaylaşmakta, yaşam kalitesi artmakta, fiziksel, zihinsel ve sosyal kapasiteleri iyileşmekte ve gerçek zamanlı sağlık takibi yapılabilmektedir. Kaybolma, düşme, kardiyovasküler fonksiyonlar, tremor, işitme ve görme sorunları, bası yaraları, solunum fonksiyonları, denge sorunları, diyabet, iskelet ve kas sorunları, ağız ve diş sorunları, dışkı ve idrar kontrolü ile ilgili sorunlar gibi alanlarda bu teknolojilerden yararlanılmaktadır.

“Akıllı evler” sensörler ve ev içi cihazlar ile bağlantılı yüksek teknolojiye sahip bir ağ ile donatılmış, cihazların ve uygulamaların uzaktan izlenme, erişilebilme veya kontrol edilebilme özelliklerine sahip ve sakinlerinin ihtiyaçlarına cevap verecek hizmetler sunan konutlardır. Fizyolojik ve fonksiyonel parametrelerin takibi, emniyetli ortam sağlanması ve risklerin azaltılması, izlem ve gerektiğinde yardım, sosyal etkileşimin kolaylaştırılması, bilişsel ve duyusal destek konularında etkili ve yararlıdır.

Sağlık Çalışanlarının İnovasyon Süreci Farkındalığı

Öte yandan, rapor, ülkemizde sağlık çalışanları ve süreçte yer alan diğer paydaşların inovasyon süreci konusunda farkındalık yetersizliğine de değinmektedir. Bu konuda sıralanan başlıklar arasında;

  • Fikri mülkiyet hakları konusunda yaşanan belirsizlikler,
  • Belgelendirme ve klinik çalışmalar sürecindeki desteklerin azlığı;,
  • İnovasyon sürecini teşvik eden ve kolaylaştıran politikaların, altyapı ve kaynakların yetersizliği,
  • Farklı alanlardaki kurum ve kuruluşlarla iş birliği ağlarının yetersizliği,
  • Sağlık odaklı inovasyon merkezlerinin yokluğu ve motivasyon sağlayan yol gösterici süreçleri destekleyecek ve cazip hale getirecek modellerin eksikliği sıralanmaktadır.

Ülkemize özgü sağlıkta inovasyon modeli ve politikaların geliştirilmesi, tüm süreçlerde rol alacak sağlık odaklı inovasyon merkezlerinin kurulması, tüm paydaşların yer aldığı entegre iş birliği platformlarının oluşturulması tavsiye edilmektedir.

Hedeflerde olduğu kadar, kaynaklarda da önceliklendirmenin gözetilmesi, inovasyon insan gücü altyapısı ve stratejik ihtiyaçlara göre planlama ve destekleme ile yatırım-üretim-pazar ilişkisine işlevsellik kazandırılması önerilerinde bulunulmaktadır.

Sonuç olarak, ülkemizde beklenen yaşam süresi uzamakta ve yaşlı sayısı tahminlerden daha hızlı artmaktadır. Toplumun yaşlanması başta sağlık ve bakım hizmeti olmak üzere ekonomik, sosyal, politik, vb. her alanda etkili olmaktadır. Daha önce yaşanmamış bu duruma uygun politikalar üretilmeli, mevcut ve muhtemel sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmelidir. Bireyler genç yaşlardan itibaren aktif ve sağlıklı yaşlanma konusunda eğitilmelidir. Sağlık çalışanlarının yaşlı sağlığı ve bakımı konusunda bilgi ve becerilerinin artırılması için mezuniyet öncesinde olduğu gibi mezuniyet sonrasında da eğitimleri devam etmelidir. Yaşlılarımıza etkin ve kaliteli sağlık ve bakım hizmeti sadece hekimler değil tüm sağlık çalışanlarının interdisipliner ekip çalışması ile ve tüm toplumun ilgi ve desteği ile verilebilir.

“İnsan, Yaşlı Olmaya Karar Verdiği Gün Yaşlanır”

Konuyla ilgili iki ayrı yaşanmışlığı paylaşmak isterim.

İlki Cicero ile ilgili, Cicero’ya yaşlılığında sorulmuş; “Üstad, yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz?” Verdiği yanıt kısa ve öz; “Yarışı birinci bitiren bir at, neden bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki…”

İkincisi de, yazımın başında sözünü ettiğim Birleşik Krallık Başbakanı Gladstone’a ait bazı görüşler;

“Ben her zaman yaşlılar gibi olgun düşünen gençlere, gençler gibi neşeli olan yaşlılara hayranımdır. Zaten neşeli olanlar hiçbir zaman yaşlanmazlar.

Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.

İnsan; kendine olan güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı, cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlı, umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.

Kalbi sevdikçe,  neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe,

herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar..

İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır…”

Yaşlanan Nüfusun Koşullarına Uygun Yeni Bakış Açıları

Unutmayalım ki, yaşlanma yaşamın doğal bir aşamasıdır. Bu aşamaya yönelik olarak, politika yapıcı ve karar vericilerin toplumlar için duyarlı olmalarına ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç hem hizmet hem de yeni bir modelleme açısından gereklidir.

Yaşlanan nüfusun koşullarına uygun yeni bakış açıları geliştirilmelidir. Dünya deneyimlerinden de yararlanılarak, merkezi ve yerel farklı uygulamalarla çeşitliliğe gidilmeli, model sosyal güvenlik sistemiyle ilişkilendirilmeli, sağlık bakımıyla birlikte uzun süreli bakım da göz önüne alınmalı, uygun kaynak gereklilikleri kamu ve özel sektör işbirliğiyle birlikte oluşturulmalıdır.

Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları

Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları

Yapay zeka destekli sağlık sigortacılığıyla, risk oluştuğunda ödeyen bir bakıştan ekosistem paydaşlarıyla çözüm ortaklığı sayesinde riski önleyen bir bakışa dönüşmektedir. Bunun için eş zamanlı bazı adımların birlikte atılmasında ciddi yarar olacaktır.

16 Aralık 2024 tarihli yazımda, izleyen hafta, “Sigortacılıkta Gelecek Senaryoları: 2040’a Giden Yolda Olası Yönelimler” adlı raporun özellikle yapay zeka açısından yaklaşımlarını paylaşacağımdan söz etmiştim.

Tip 1 Diyabetli Çocukların sensör aracılıyla kan şekeri izlem sistemine ilişkin düzenlemenin 12 Aralık 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanması ve yıl sonu yılbaşı sektör değerlendirmeleri önceliği yüzünden bugüne kaldı.

Ama iyi ki bugüne kalmış, çünkü geçtiğimiz hafta yapılan Türkiye Sigorta Birliği Önceliklendirme Konferansı’ndan da bazı başlıklarla da birlikte paylaşmak daha doğru olacakmış.

Sigorta Sektörünü Dönüştüren Yapay Zeka

Sigorta sektörünün küresel yapılanması olan The Global Federation of Insurance Associations (GFIA) tarafından hazırlanan rapor (https://www.tsb.org.tr/tr/AnasayfaSlider/108); sigorta sektöründe yapay zeka kullanımı ile fayda ve risklerini paylaşmaktadır. Yapay zekanın sigorta sektörünü de dönüştürdüğü ile değer zincirinde yapay zeka uygulamalarının hızla geliştirilmekte olduğu ifade edilmektedir.

Önceleri sadece sigortalı hizmetlerine odaklanan yapay zekanın (Artificial Intelligence-AI); artık risk değerlendirme, tazminat yönetimi ile satış ve dağıtım kanalları benzeri alanlara da yaygınlaşmasına  dikkat çekilmektedir. Bu sürecin, üretken yapay zeka (Generative AI), Nesnelerin İnterneti (IoT) ve açık veri gibi yenilikçi uygulamalarla daha da artabileceğinden söz edilmektektedir.

Rapor, yapay zeka kullanılan alanları dört ana başlıkta irdelemektedir. Bunlar; sigortalı hizmetleri, risk modelleme ve doğal afetler, tazminat yönetimi, kötüye kullanım (en aşırısıyla dolandırıcılık) olarak sıralanabilir.

Sigortalı hizmetleri kapsamında sigortalı beklentilerini karşılamaya yönelik olarak;

  1. Sigortalı konuşma dökümleri oluşturulması, sigortalıyla tekrar iletişime geçildiğinde bunlardan yararlanılması,
  2. Sigortalı ve temsilcilerine aynı anda poliçe seçeneklerine yönelik önerilerde bulunulması

aktarılmaktadır.

Risk modelleme ve doğal afetler başlığı altında;

  1. Sigorta kullanımı temel alınarak kişiselleştirilmiş sigorta poliçeleri oluşturulabilmekte olduğu,
  2. Sigortalı beklentileriyle tam olarak örtüşmeyen ve açıkta kalan alanlar varsa azaltılması ile
  3. Sigortalanmayan risklerin değerlendirilmesine yardımcı olmak

sayılmaktadır. Bunlar da, hava olayları, risk haritaları çıkarılması, modellemeler, risk skorlamaları gibi örneklerle somutlaştırılmaktadır.

Tazminat yönetiminde süreçlerin hızlandırılması için değerlendirme ve ödeme yapılmasına destek olunduğu belirtilerek, tazminat önceliklendirme ve sınıflandırmaların hizmet kalitesini de artırmakta olduğu vurgulanmaktadır.

Yapay zeka tabanlı sigortacılıkta; kötüye kullanım tespiti çalışmaları, büyük veri analizi, sahte tazminatların önlenmesi gibi nedenlerle maliyet azaltma yoluyla düşük prim sunma fırsatı sağlanabileceği görüşü öne çıkarılmaktadır.

Ekosistem Paydaşlarıyla İş Birliği

Rapor, sigorta sektörünün yapay zeka ile ilgili olası riskleri önemseyerek uygun iş akışları geliştirdiğini belirterek bazı örnekler vermektedir. Bunlar arasında, öncelikle, sektörün geliştirdiği iç ve dış yönetişim sistemleriyle, başka sektörlere göre daha fazla hazırlıklı olunduğunu örneklemektedir.

Yapay zekanın kullanım amaç ve zamanı konusundaki şeffaflığı ile sigortalılara vereceği güveni artıracağı ve böylece sigortacılık benimsemesinin kolaylaşacağı belirtilmektedir.

GFIA Raporu, yapay zeka ile sigortacıların, sigortalılarına en iyi hizmeti sunabilmesi ve riskleri daha iyi yönetme potansiyeli olduğunu anlatmaktadır. Bu potansiyel konusunda, politika yapıcılara, yapay zekanın etkilerini en üst düzeye çıkarmak için, ekosistem paydaşlarıyla iş birliği yapılması ve böylelikle sigortalıların temel insan haklarının da korunabileceğine yönelik bir  tavsiyede bulunulmaktadır.

Arama ve Önceliklendirme

Sevgili Oğuz BABÜROĞLU Hoca ve ekibinin profesyonelce yönetiminde; 18-19 Eylül 2024 tarihli “Arama Konferansı” sonrası, Türkiye Sigorta Birliği 10 Ocak 2025’te de ekosistem paydaşları katılımıyla “Önceliklendirme Konferansı” düzenledi.

İki toplantıdaki 100’ü aşkın katılımcının her birini  grup çalışmalarıyla katkıya zorlayan akış ve yaklaşımları için; Birlik Başkanı Uğur GÜLEN, Yönetim Kurulu ve ekiplerine, Oğuz BABÜROĞLU Hoca ile ekibine teşekkür ediyorum.

Geçen Eylül ayında yapılan Türkiye Sigorta Birliği Arama Konferansı’nda sektörü mevcut boyutundan 2 kat büyütme  vizyonu ortaya konmuştu.

Arama Konferansı’nda bu vizyona yönelik olarak, 6 değerlendirme kriteri ile önceliklendirildi. Bunlar arasında;

  1. Sigortalılık oranının artırılması,
  2. Tüketicinin sigortadan beklentilerinin karşılanması,
  3. Ekosistem uyumu ı̇çin sektörel hizalanma,
  4. Teknolojik altyapı, dijitalleşme ve ı̇novasyonun geliştirilmesi,
  5. Risk farkındalığı oluşturulması,
  6. Kaynak ve fon yaratmanın sağlanması

başlıkları sıralanmaktadır.

44,3 Milyar Dolar Primle Yüzde 4,7 Oranında Büyüklük

Sıralanan bu değerlendirme kriterlerine göre, 18 ayrı proje öne çıkmıştır. Öne çıkan projelerle, 2030 yılında yaklaşık 44,3 Milyar Dolar primle yüzde 4,7 oranında bir büyüklük oluşturulacağı öngörülmüştür.

Projelerden birisi de sağlık sigortaları kapsamının tedaviden korunmaya yönelmesi başlığını kapsıyordu.

Sağlık Sigortaları başlığı 3 farklı ürün hedefini içermekteydi, bunlar;

  1. Sağlık sigortacılığında yapılacak boşluk (gap) analizi ile nişlerin belirlenmesi, 10 yıllık hedef ve sorumlulukların netleştirilmesi,
  2. Sigortacılığın hastalıkların tedavisinden sağlığın korunması ve geliştirilmesine odaklanması; prim indirimleri ve erken tanı testleri gibi teşviklerle bunun desteklenmesi,
  3. Uzun vadeli sağlık sigortası için genç yaşta prim alınması ve yenileme garantisi için kamu desteği sağlanması

olarak sıralanmıştı.

Eş Zamanlı Adımlarla Hizalanma

İşin özü, yapay zeka destekli sağlık sigortacılığıyla, risk oluştuğunda ödeyen bir bakıştan ekosistem paydaşlarıyla çözüm ortaklığı sayesinde riski önleyen bir bakışa dönüşmektedir. Bunun için eş zamanlı bazı adımların birlikte atılmasında ciddi yarar olacaktır.

Bunlardan ilki, sağlık hizmetindeki finansörler ile kamu, özel, üniversite ayrımına girilmeksizin, tüm hizmet sunucuların, sağlık endüstrisi ve diğer paydaşların aynı hedefe yönelen bir hizalanma göstermesi olmalıdır.

Aile hekimliğinin entegrasyonu ve koruyucu sağlık hizmetlerinin de özel sağlık sigortaları kapsamına alınması sağlanmalıdır. Böylelikle, kişinin sağlık riski öncesi ve risk oluştuysa hastalık sonrası, risk yönetimi daha hakkaniyetli bir biçimde sağlanabilir.

Bu arada erken yaşta sigortalılığın teşviki ile kamunun vereceği uzun süreli sağlık sigortası teminatına ek olarak özel sigortaların da katılması dikkate alınmalıdır.

Öncelikli konularda tarama programlarıyla başlanarak yenilikçi tedavilere odaklanılması da üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir başlık olmalıdır.

Yapay zeka kullanımından niş alanlara kadar tüm bunlar; sağlık hizmetindeki kazanımlar karşılığında sağlık sigortacılığının değer temelli bir modele geçişinin tetikleyicisi olabilecektir.

2025 Yılı Neler Getirebilir?

Sağlık sektörü ekosisteminin tüm paydaşları olarak, iş yapma biçimlerimizi geliştirmek için öncelikle üretken yapay zekadan yararlanmalıyız. Bu arada,  15 gün sonra yapılacak Davos Toplantılarındaki temada olduğu gibi “Akıllı Çağ İçin İşbirliği” ortak paydasında güçlerimizi de birleştirmeliyiz.

2025 yılının bu ilk haftasında, içinde olduğumuz yeni bir yılda yaşanabilecek ama sağlık alanında da olası küresel gündem başlıkları aktarmak istiyorum.

İlk cümle olarak, 20-24 Ocak 2025 tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu ile başlamak gerekir. Siyaset, iş dünyası ve sivil toplum liderleri gibi üst düzey karar verici katılımcılar, “Akıllı Çağ İçin İşbirliği” temasındaki konuları tartışacak.

Davos’un bu yılki öncelikli konuları ise; büyümeyi yeniden hayal etmek, akıllı çağdaki endüstriler, insanlara yatırım yapmak, gezegeni korumak ve güveni yeniden inşa etme olarak belirleniyor (https://www.mckinsey.com/featured-insights/world-economic-forum/overview).

“Erken” Ölümler

Dünya Sağlık Örgütü, Mevcut ve Gelecekteki Zorluklar başlıklı çalışmasında; kalp hastalığı, felç, ruhsal hastalık ve yaralanmalar gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların arttığını belirtiyor. Birçok gelişmekte olan ülkenin “çift hastalık yükü” ile başa çıkmak zorunda olduğu ifade ediliyor. Bunlar; bulaşıcı hastalıkları önleme ve kontrole devam etmek ile çevresel sağlık risklerinden kaynaklanan sağlık tehditlerini ele almak olarak özetlenebilir. Bu bağlamda, tüm sektörlerden gruplar ve bireylerin, oluşabilecek zorluklara çözüm bulmak için yenilikçi yaklaşımlara ihtiyaç olduğu görüşü giderek daha ön plana çıkıyor (https://humanjourney.us/health/global-health/current-and-future-challenges).

Diyabet, hipertansiyon, kanser olarak sıralanabilecek bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölümler, toplam ölümlerin dörtte üçünden fazlasını oluşturmaktadır.  Bu ölümlerin yarısına yakını da  30-69 yaş arasında olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerinden alınan ve “erken” olarak nitelenen bu ölümlerin yüzde 85’inden fazlasının düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleştiği öngörülmektedir. Çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün dumanına maruz kalma veya alkolün zararlı kullanımı gibi risk faktörlerine karşı savunmasız olarak nitelendirilmektedir.

Sonuç olarak, hükümetler ve ekosistemin diğer paydaşları için; düşük maliyetli çözümler ile sektörlerin işbirliğini içeren kapsamlı yaklaşımlardan söz edilmektedir. Bunun politika ve öncelikleri yönlendirmekle mümkün olabileceği vurgulanmaktadır. Buradan yola çıkılarak da, müdahaleler erken yapıldığında, daha pahalı tedavi ihtiyacının da azalabileceği öne çıkarılmaktadır.

Kenya’da konuya özel eğitim almış hemşirelerin yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon ve kronik artriti olan hastaları tarayarak takip etmeleri bu tip müdahalelere örnek gösterilmiştir. Yine, cep telefonlarının bulaşıcı olmayan hastalıkları önleme ve yönetmede faydalı olabileceği ise bir başka örnek olarak gösterilmiştir.  Bu kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ve Be He@lthy, Be Mobile adlı ortak bir girişim, 2013 yılından bu yana benzer projeler üzerinde çalıştıklarını belirtmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün dikkat çektiği bir başka konu da, ruhsal, nörolojik ve madde kullanım bozukluklarıdır. Küresel hastalık yükünün yüzde 14’ü bu bozukluklara atfedilmektedir. Etkilenenlerin birçoğu düşük gelirli ülkelerde olan (yüzde 75) bu hastaların, ihtiyacı olan tedaviye erişemediği rapor edilmektedir.

Öte yandan, geçtiğimiz yıl, Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı kayıtlarına geçen en yüksek düzeyde yerinden edilme verilerinden söz edilmektedir. 70,8 milyon insan evlerinden zorla çıkarılmış ve 25,9 milyon mülteci ülkesinden kaçmış durumdadır. İç savaştan soykırıma ve doğal afetlere kadar birçok neden yüzünden ortaya çıkan bu durumun yarısından fazlasını da 18 yaş altı nüfus grubu oluşturmaktadır.

İnsansız Helikopter ve Uçaklar

Hastaları kaydetme, yönlendirme ve teşhis konulmasına yardımcı olmak için mobil telefon teknolojisinin teşvik edildiği vurgulanan Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında; sağlığa destek olacak farklı alanlarda vurgulanmaktadır.

Bu kapsamda; mesafe ve ağırlık sınırlamaları, felaket sonrası alanları haritalama veya fotoğraflama hatta kaçan nüfusun nerede yeniden toplandığını belirleme gibi işler örneklenmektedir. İnsansız helikopterler ve uçaklardan, yardım çalışmalarında küçük kargo kutularını teslim etmek üzere yararlanılması da bu örneklere eklenmektedir.

Yeni Doğanda Şarj Edilebilir Silikon Bant

Özellikle son on yılda, düşük ve yetersiz kaynaklara sahip ülkeler için uygun teknolojik ilerlemeyi teşvik amacıyla bir dizi girişim geliştirildiğine ayrıca dikkat çekilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında, 2018 yılında, farklı temalar üzerinde çalışan 33 ayrı proje seçildiği anlatılmaktadır. Projelerde, düşük veya yetersiz kaynaklara sahip bölgelerdeki sağlık çalışanları için tasarlanmış kaliteli veri ve ekipman üretildiği örneklenmektedir.

Yeni doğan bebeğin baş çevresine sarılan ve gerçek zamanlı dört hayati belirtiyi ölçecek şarj edilebilir bir silikon bant örneği bunlardan biridir. Bant; nabız, solunum hızı, kan oksijen doygunluğu (satürasyon) ve sıcaklığı takip etmektedir. Aşırı sıcağa ve toza veya diğer elementlere maruz kalmaya dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Toplanan veriler, hemşirelerin bebeklerin hayati belirtilerindeki herhangi bir değişiklik konusunda uyarılacağı bir gösterge paneline gönderilebilmektedir.

Bill ve Melinda Gates Vakfı, öncelik olarak belirlenen sorunları çözmek veya beyin fırtınası yapmak için hibeler vermektedir. Başarılı başvurulara da, daha sonra takip etmeleri için fon sağlamaktadır. Ancak, inhale kızamık aşısı gibi girişimci bir projenin ticarileşecek bir üretici tarafından alınmazsa başarısızlığa uğrayabileceği de aktarılmaktadır. 2014 yılında The Seattle Times, “1 milyar dolarlık yatırıma rağmen, Gates Vakfı’nın “Büyük Zorluklar” başlığı altında finanse edilen projelerin hiçbirinde, henüz gelişmekte olan ülkelerde hayat kurtarmaya ve sağlığı iyileştirmeye önemli bir katkıda bulunamadığını” bildirmiştir.

Geleceğin 17 Aşısı

Lancet’de, geçtiğimiz ay, 17 etkene karşı aşı geliştirme önceliklerinin anlatıldığı bir makale yayınlandı. “Identifying WHO Global Priority Endemic Pathogens For Vaccine Research And Development (R&D) Using Multi-Criteria Decision Analysis (MCDA): An Objective Of The Immunization Agenda 2030” adlı makaleye https://www.thelancet.com/journals/ebiom/article/PIIS2352-3964(24)00460-2/fulltext adresinden ulaşılabilmektedir.

Bölgesel hastalık yükü, antimikrobiyal direnç riski ve sosyoekonomik etki gibi kriterlere dayanarak yapılan Dünya Sağlık Örgütü çalışmasında, her yıl toplamda yaklaşık 2,5 milyon can alan HIV, sıtma ve tüberküloz gibi üç hastalık için de aşı araştırma ve geliştirme konusundaki öncelikleri tekrarlanmaktadır. Çalışmada, dünyanın tüm bölgelerinde en önemli hastalık kontrol öncelikleri ile antimikrobiyallere karşı giderek daha dirençli hale gelen etkenler için yeni aşılar geliştirmenin aciliyeti vurgulanmaktadır. Yetkililer, böylelikle sadece bugünü etkileyen hastalıkların önemli ölçüde azaltılmış olmayacağını, aynı zamanda ailelerin ve sağlık sistemlerinin karşı karşıya kaldığı tıbbi maliyetlerin azaltılacağına ilişkin verilerin de kullanılmakta olduğunu belirtmektedir.

Bağışıklama Gündemi 2030 olarak adlandırılarak küresel boyutta araştırılması, geliştirilmesi ve kullanılması gereken 17 aşı listelenmiştir. Detaylarına 06.11.2024 tarihli Dünya Sağlık Örgütü Basın Bülteni’nden kolaylıkla ulaşılabilir. A grubu streptokok, Hepatit C virüsü, HIV-1 gibi ilk sırada gerekliliği  yazılan aşıların yer aldığı bu liste,  daha fazla geliştirilmesi gerekenler ile düzenleyici onaya, politika önerisine veya uygulamaya yaklaşılanlar olmak üzere üç ayrı sınıflamaya göre düzenlenmiştir.

2025’de Yapay Zeka

2025 yapay zeka eğilimleri ile ilgili son okuduğum bir yazıdaki (https://blog.google/products/google-cloud/ai-trends-business-2025) görüşleri aktarmak ve sağlıkla da bağlantılandıran bazı tespitlerle bitirmek istiyorum.

Girdiğimiz yıla özgü yapay zeka beklentileri 5 ana başlıkta özetleniyor;

Multimodal yapay zeka ile daha fazla bağlam sunulacağı öngörülüyor, bu kapsamda metin, görüntü, ses ve videodan gelen bilgilerin işlenerek yapay zeka çıktılarının doğruluğunun önemli ölçüde artacağından söz ediliyor,

Yapay zeka aracılarıyla karmaşık iş akışlarının daha basitleştirilerek yönetebileceği, böylelikle iş süreçlerinin otomatikleştirebileceği ve çalışanların desteklenebileceği vurgulanıyor,

Kurumsal arama sistemlerinin anahtar kelime tabanlı sorgulamalarla sınırlı olmayacağı, verilere daha hızlı erişim ile bunları kullanmak için görüntü, ses, video ve konuşma istemlerinin kullanılabileceği ifade ediliyor,

Yapay zeka destekli çözümler yoluyla kullanıcı deneyimlerinin takibinde sağlanacak iyileşmelerle gelir, verimlilik ve marka sadakatinin artması bekleniyor,

Yapay zeka güvenlik sistemlerinin güçleneceği, tehditlerin belirlenerek yanıt sürelerinde hızlanma olacağı, ancak sistemlere zarar vermeye karar verenlerin de daha karmaşık saldırılar için yapay zekadan yararlanacağının dikkatten kaçmaması uyarısında bulunuluyor.

Ekosistemin Paydaşlarıyla “Akıllı Çağ İçin İşbirliği”

Yeni yılın bu ilk yazısında; Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel yapıların 2025 için beklediklerini aktarmayı hedeflemiştim. Dilerim, sıraladığım beklentilerle ve kaynaklarından daha derinlemesine bilgilere ulaşılarak, bu yıl nelere öncelik verilebileceğine ilişkin tetikleyici başlıklar yakalayabilmişimdir.

Sağlık sektörü ekosisteminin tüm paydaşları olarak, iş yapma biçimlerimizi geliştirmek için öncelikle üretken yapay zekadan yararlanmalıyız. Bu arada,  15 gün sonra yapılacak Davos Toplantılarındaki temada olduğu gibi “Akıllı Çağ İçin İşbirliği” ortak paydasında güçlerimizi de birleştirmeliyiz.

Çünkü küresel günceli koşar adımla eş zamanlı izlemek için, sigortacılıkta ödeme modellerinin de içinde olduğu sağlık hizmetinin her bileşenine yapay zekayı ekleme, değer zinciri etkisini en üst düzeye taşıyabilecektir. Böylelikle, 2025 yapay zeka eğilimleri ile ilgili bir önceki alt başlıkta vurgulandığı gibi, bir yandan gelir, bir yandan verimlilik, bir yandan da marka sadakatinin artmasını beklemek iyimserlik olmayacaktır.

Sağlıklı Yaş Almak

Sağlıklı Yaş Almak

Yaşlanma, bir sağlık sorunu oldu ama daha önemli bir sorunu da beraberinde getirdi; bunun adı sağlıksız yaşlanma… Sadece sorun olarak değil çözüm olarak düşünülürse, sağlıklı yaşlanma, ülkemizde de tartışılan, ancak yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin hepsinde uzun süredir gündemde olan bir konu oldu.

Hepimizin bir yaş daha alacağı 2024 yılının bu son haftasında, sizlerle giderek artan yaşlanma konusunu dikkatinize sunmaya çalışacağım. Yaşlanma, bir sağlık sorunu oldu ama daha önemli bir sorunu da beraberinde getirdi; bunun adı sağlıksız yaşlanma… Sadece sorun olarak değil çözüm olarak düşünülürse, sağlıklı yaşlanma, ülkemizde de tartışılan, ancak yaşlanan nüfusa sahip ülkelerin hepsinde uzun süredir gündemde olan bir konu oldu.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşların dokümanlarından, Onbirinci Kalkınma Planı ve iş dünyası kuruluşlarının danışmanlık şirketleriyle birlikte yaptığı çalışmalara kadar, birçok çalışmanın temasını oluşturdu.

Geçtiğimiz Kasım ayında, OECD Avrupa Komisyonu da bu konuya ilişkin bir rapor yayınladı. Raporun tam adı; Bir Bakışta Sağlık: Avrupa 2024, Avrupa Birliği Döngüsünde Sağlık Durumu (Health at a Glance: Europe 2024: State of Health in the EU Cycle.

Avrupa’da sağlıkta karşılaşılan zorlukları aktaran rapor, iki bölümden oluşuyor (https://doi.org/10.1787/b3704e14-en).

İlk bölüm, Avrupa’daki sağlık işgücü eksikliklerini inceliyor, geri planındaki etkenleri araştırıyor. İkinci bölüm ise yaşlanan nüfusun sağlığında son dönemde yaşananları içeriyor. Bu bölümde, sağlıklı uzun ömürlülüğü teşvik etme öncelikleri tartışılıyor (https://www.oecd.org/en/publications/health-at-a-glance-europe-2024_b3704e14-en.html).

65 Yaş Sonrası Yaşanan Yirmi Yılın Yarısından Fazlası Kronik Hastalıklarla Geçiyor

Avrupa ülkeleri, uzun yıllardır demografik değişimle uğraşıyor. 65 yaş üstü nüfus oranının 2023’te yüzde 21’den 2050’ye kadar yüzde 29’a çıkacağı öngörüsünün yer aldığı raporda, 65 yaşındaki yaşam beklentisinin artık 20 yılı aştığı belirtiliyor. Yirmi  yılın yarısından fazlasının da kronik hastalık ve engellilik gibi yaşanmamışlıklarla geçtiğinden söz ediliyor. Bu durumun özellikle erkeklerden daha uzun yaşayan kadınlar için geçerli olduğu, bu nedenle de sağlıklı yaşam beklentisinde neredeyse cinsiyet yönünden hiç fark bulunmadığı aktarılıyor.

Rapor, sağlıklı uzun ömürlülüğü teşvik etmeninsağlık ve uzun vadeli bakım sistemleri üzerindeki yükü azaltabileceğini vurguluyor. Kadın ve erkekler arası yaşlılıktaki hastalık yükünün önemli bir kısmının, yaşam boyunca temel risk faktörlerinin ele alınarak önlenebileceği vurgulanıyor. Buna, 2024 Lancet Demans Önleme Komisyonu Çalışması örnek verilebilir. Raporda, 14 risk faktörü ile yüzde 45’i bulan oranlarda demans belirtilerinin önüne kolaylıkla geçilebileceği belirtilmektedir (Lancet 2024; 404: 572–628, https://doi.org/10.1016/S0140-6736(24)01296-0).

Yetersiz fiziksel aktivitenin yaşlılıkta kardiyovasküler hastalıklar, depresyon ve diğer birçok hastalığın gelişimine büyük ölçüde katkıda bulunduğu bilinmektedir. 65 yaş üstü insanların yalnızca yüzde 22’si yeterli fiziksel aktivitede bulunduğu dikkate alındığında, kronik hastalıklar için önemli bir risk faktörü olan obezite oranlarında da yaşla birlikte artma eğilimi gözleniyor.

Sekiz Yıllık Ülkeler Arası Yaşam Beklentisi Farkı

Avrupa Birliği ülkelerinde doğumda yaşam beklentisinin 2023’te 81,5 yıl olduğu ifade edilen raporda, en yüksek ve en düşük yaşam beklentilerine sahip ülkeler arasında sekiz yıllık bir farktan söz edilmektedir. Buna göre; İspanya, İtalya ve Malta, Avrupa Birliği ortalamasının iki yıldan fazlası yaşam beklentileri gösterirken, Letonya ve Bulgaristan beş buçuk yıldan fazla bu ortalamanın altında kalmaktadır.

Özellikle, bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde kalp damar hastalıklarından kaynaklanan ölüm oranları, Avrupa’nın batısına göre yedi kat yüksek tespit edilmiştir. Raporda, 15 yaş grubunda fiziksel ve psikolojik birden fazla sağlık şikayeti bildirme oranının da Avrupa Birliği ülkeleri genelinde, 2017-2018’de yüzde 42’den 2021-22’de yüzde 52’ye yükseldiği aktarılmaktadır. COVID-19 kapanmalarının etkisi, sorunlu internet ve sosyal medya kullanımı yüksek oranları, siber zorbalığa maruz kalma, aşırı ekran süresi gibi başlıkların gençlerde ruh sağlığı etkisinin yakından izlenmesi tavsiye edilmektedir.

Ölümlerin Beşte Birinden Fazlası Yaşam Tarzı Risk Faktörlerinden

Raporda; tütün ürünleri kullanımı, zararlı alkol tüketimi, yetersiz beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve obezite gibi etkenler yaşam tarzı risk faktörleri olarak sıralanıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde, 2021 yılı hastalık ve ölüm yükünde; sigara içme, aşırı alkol kullanımı ve yüksek vücut kitle indeksinin atfedilen etkisi, yaklaşık 1,1 milyon ölüm ile tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 21’ine karşılık gelmektedir.

Avrupa Birliği ülkeleri genelinde, risk faktörleri yaygınlığının sürmekte olduğu açıklanan raporda;  2022’de yetişkinlerin yüzde 18’inin sigara içtiği, beşte birinin yoğun alkol tükettiği yer almaktadır.

Ergenlerin sadece yüzde 15’i Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği fiziksel aktivite seviyelerini karşıladığı, 15 yaşındakilerin yüzde 20’sinden fazlasının aşırı kilolu olduğu açıklanmaktadır.

Malta, Yunanistan ve Romanya’da bu oranın yüzde 25’i aştığı belirtilmektedir. Bu oran, düşük gelirli ailelerin ergenlerinde  yüksek gelirlilere göre yüzde 60’tan fazla yüksek bulunmuştur. Yetişkinlerde ise aşırı kilolu oranı yarıdan fazlaya ulaşmakta, düşük ve yüksek eğitim seviyeleri arası fark ise yüzde 14 olarak belirtilmektedir.

Antibiyotik Direnci Maliyeti 6,6 Milyar Euro

Geçtiğimiz hafta değindiğim antimikrobiyal direnç konusunda, Avrupa Birliği ülkelerinde de ürkütücü boyutlara ulaşılmış durumdadır. Her yıl yaklaşık 35.000 ölüm ve 6,6 milyar Avro tahmini doğrudan maliyet raporlanmaktadır.

2022-2023 arasında test edilen bakterilerin yüzde 32’sinin temel antibiyotiklere dirençli bulunduğu belirtilmektedir. Bu oran Romanya, Yunanistan, Kıbrıs ve Bulgaristan’da yüzde 50’yi aşmaktadır.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında antibiyotik tüketimi, yaklaşık dört kat değişmekte, sonuçta antibiyotik kullanımını optimize etmek için antimikrobiyal yönetimine yönelik iyileştirmeler vurgulanmaktadır.

Yaş Almışlarda da Aşılama

Aşılama, genelde bilinenin aksine, sadece çocuklar için önemli değildir. Özellikle yaş alanların korunmasında  yaşamsal önemi vardır. 2021 sonunda, Avrupa Birliği ülkeleri 60 yaş üstü nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ının COVID-19 aşılamasını tamamladığını gösteren rapor, ikinci hatırlatma dozunda eşitsizlikler yaşandığını göstermektedir.

İrlanda ve Danimarka’da bu eşitsizlik oranı yüzde 75’in üzerindeyken, Bulgaristan, Romanya, Slovak Cumhuriyeti ve Litvanya’da yüzde 5’in altında olarak ifade edilmektedir. Grip aşılama oranlarının da salgının ilk yılında yükseldiği, 2021 ve 2022’de düştüğü belirtilmektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde aşı tereddüdü ve erişim sorunları ile aşı güvenliğine ilişkin kamuoyu algısı yüzde 94 ile yüzde 60 arasında değişmektedir.

OECD Avrupa Komisyonu Raporu’nda sıralanan tüm bu tespitler ile diğer küresel ve Türkiye’de farklı kurumların yaptığı çalışmalar birleştirilerek, mutlaka kamu ve özel sektör bir arada yol alınmasında fayda olacaktır;

  • Dünyanın bütün ülkelerinde yaş almışların ihtiyacı olabilecek sağlık ve bakım hizmetlerinde yapılanlar taranmalı, ülkemiz koşullarına en uygun iyi uygulama örnekleri belirlenmelidir,
  • Sağlıklı yaş almayı teşvik edecek uzun süreli bakım hizmetleri uygun finansman yöntemleriyle birlikte düşünülmelidir,
  • Bu kapsamda, sosyal sigortacılık anlayışıyla ihtiyaca göre bakım sigortası finansman modeli tasarlanarak uygulamaya geçirilmelidir,
  • Bu model, gerektiğinde kamu sigortacılığı destekli tamamlayıcı özel sigortacılığını da içermelidir,
  • Evde bakım hizmetleri yerel ve merkezi yönetimlerin koordinasyonu ile düzenlenmelidir,
  • Yaşam boyu sağlık anlayışı ve sağlıklı yaş alma bilinci geliştirilmesine yönelik programlar hızla uygulamanmalıdır,
  • Erken teşhis ve tarama programları yaş alanlara yönelik olarak da kapsamlı bir biçimde ve olabildiğince süratle yaygınlaştırılmalıdır,
  • Hizmet kapasitesi ve kalitesini özel sektörle birlikte arttırabilecek projeler ile bunlara yönelik gereken teşvik ve muafiyetler sağlanmalıdır,
  • Gerekli insan kaynağı yetiştirme ve istihdam mekanizmaları geliştirilmelidir,
  • Yaş alanların yaşam kalitesini gözeten çevre düzenlemeleriyle birlikte planlanmalıdır,
  • Dijital teknolojilerle, kullanıcı dostu uzaktan takip platformları oluşturulmalı ve geri ödeme modelleriyle işbirliği içinde çalışması sağlanmalıdır.

Basamaklar Arasında Dijital Entegrasyon

Yıllardır söylendiğinin tersine, yakın gelecekte artık genç nüfusumuzla “Fırsat Penceresi” olamayacağız…

O zaman, buna yönelik politikalar hızla tasarlanmalı ve uygulamaya geçirilmelidir. Ne yazık ki, ülkemizde Genel Sağlık Sigortası yasalaşma sürecinde “çok uzun bir süreç” yaşanmıştır. Yasa tasarısının Bakanlar Kurulu’na sunum tarihi olan 1967 yılından tam 41 yıl sonra yasalaşarak uygulama için düğmeye basıldığı hatırlandığında, neden “çok uzun bir süreç” ifadesini kullandığım daha iyi anlaşılacaktır. Sigortacılıkta 41 yıl sonra başlangıç, sadece aktüeryal denge sorunu oluşturmuş olabilir. Oysa ki, yaşlı bakım sigortasındaki gecikme, sağlıksız yaşlanan nüfusun getirdiği sorun da düşünüldüğünde, içinde sosyo-ekonomik boyutlarıyla birlikte aktüeryal dengeyi çok çok aşan sorunları akla getirmelidir.

Dünyada bir kaç gün sonra gireceğimiz 2025 yılında, 11.3 trilyon dolar sağlık harcaması olacağı öngörülüyor. Demografik değişim, bu harcamanın büyük bir kısmının kronik hastalıklarla birlikte sağlıklı yaşlanma çabaları için harcanacağını düşündürebilir.

Yine, 2025 yılında, yapay zeka ile bütünleşmiş dijital sağlık teknolojileri ve uzaktan bakım çözümlerinin, sağlık hizmetlerinde dönüşümü hızlandırabilecek yeni yeni fırsatlar getirebileceğini göstermektedir. İşin özü ise, yaşlı sağlığına yönelik hizmetleri de içerecek şekilde, sağlık hizmetlerinin tamamında tüm basamaklar arası dijital entegrasyonda odaklanmaktadır.

Sadece biz hizmet kullanıcıları için değil tüm sağlık sektörü için üretken ve verimli bir 2025 yılında sağlıklı yaş almak dileğiyle…

Önemli Küresel Sağlık Başlıkları, 2024

Önemli Küresel Sağlık Başlıkları, 2024

2024 yılının son haftasına girerken, planladığım yazıları bir kaç hafta daha erteleyerek, yıl içinde dikkat çeken küresel sağlık haberlerini hatırlatmak istedim. 17 Aralık 2024 tarihli Dünya Ekonomik Forumu web sayfasında yayınlanan dokümanda sağlık, 6 başlıkta değerlendirilmiş; iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisi, bulaşıcı hastalık salgınları, teknolojinin sağlığı nasıl iyileştirdiği, kadın sağlığı, sağlık ve iş, antimikrobiyal direnç.

2024 yılının son haftasına girerken, planladığım yazıları bir kaç hafta daha erteleyerek, yıl içinde dikkat çeken küresel sağlık haberlerini hatırlatmak istedim. 17 Aralık 2024 tarihli Dünya Ekonomik Forumu web sayfasında yayınlanan dokümanda sağlık, 6 başlıkta değerlendirilmiş (https://www.weforum.org/stories/2024/12/top-global-health-stories-2024/);

  1. İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisi
  2. Bulaşıcı hastalık salgınları
  3. Teknolojinin sağlığı nasıl iyileştirdiği
  4. Kadın sağlığı
  5. Sağlık ve iş
  6. Antimikrobiyal direnç

İklim Değişikliği En Büyük Risk

Oliver Wyman ile Dünya Ekonomik Forumu’nun birlikte hazırladığı 16 Ocak 2024 tarihli İklim Değişikliğinin İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkisini Ölçme Raporu (Quantifying The Impact Of Climate Change On Human Health), gelecek yirmi yılda iklim değişikliğinin küresel sağlığı nasıl yeniden şekillendireceğini aktarıyor (https://www.weforum.org/publications/quantifying-the-impact-of-climate-change-on-human-health/).

Rapor, iklim değişikliğini azaltma ve ona uyum sağlamada başarısız olmanın; en büyük küresel riski oluşturacağını vurguluyor. Artan patojenler ve artan kirlilik, kötüleşen aşırı hava koşulları ve özellikle kaliteli sağlık hizmetlerine sınırlı erişimi olan savunmasız kesimlerde artan sağlık eşitsizliklerine dikkat çekiyor.

2050 yılına kadar 14,5 milyon ek ölüm, 12,5 trilyon dolarlık ekonomik kayıp ve sağlık sistemlerine 1,1 trilyon dolarlık ek maliyetten söz ediliyor. Sel, kuraklık ve sıcak hava dalgaları, küresel sağlık için en hızlı üç iklim riski olarak sıralanıyor.

Bu tespitlere yönelik olarak, sağlık sistemi dayanıklılığını iyileştirmek için iki odak alan da  belirtiliyor; iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin önlenmesi ve iklim olaylarından kurtulmanın güçlendirilmesi…

Kızamıkta Yüzde 20 Artış

2024’te bazı bulaşıcı hastalıkların yükselişi veya geri dönüşünden söz edilen dokümanda; kızamık, maymun çiçeği, dang humması konusuna özel olarak değiniliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 Kasım ayındaki açıklamasına göre, 2023 yılında dünya genelinde kızamık vakalarının yüzde 20 artarak 10,3 milyona ulaştığı, aşılarla ilgili yanlış bilgilerle çocukluk çağı aşılamalarında 30 yılın en büyük düşüşünün görüldüğü ifade ediliyor.

MPox olarak bilinen maymun çiçeği hastalığıyla ilgili olarak, Ağustos ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bulunan virüsün yeni bir suşunun keşfini izleyen dönemde, Dünya Sağlık Örgütü halk sağlığı acil durumu ilan etmişti. Ayrıca; Kanada, Almanya, Hindistan, İsveç, Tayland, Birleşik Krallık gibi ülkelerde de bu hastalık bildirimleri yaşanmıştı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Ocak ve Eylül 2024 arasında 12,7 milyondan fazla vak’a bildirimiyle, Dang Humması da 2023’teki sayısının neredeyse iki katına ulaşmıştır.

Teknolojinin Sağlığı İyileştirmesi

Generative AI olarak adlandırılan üretken yapay zeka 2024 yılı içinde gündemdeki ayrıcalıklı yerini korumaya devam etmiştir. Dokümanda; Hasta Öncelikli Sağlık: Bakım Deneyimini Yeniden Şekillendirme, hasta odaklı jeneratif AI kullanım örnekleri sıralanmaktadır. Bunlara yönelik kabullenme engelleri ile bunları aşmak için odaklanılan eylemler konusunda dünya deneyimleri aktarılmaktadır.

Dünya Ekonomik Forumu 2024 Ocak ayında, yapay zekanın sağlık sistemlerinde artan stresi yönetmesi ve israfı azaltması konusundaki desteğinin araştırıldığı bir makale yayınlanmıştır (https://www.weforum.org/stories/2024/01/ai-in-healthcare-could-bridge-a-significant-capacity-gap/). Yapay Zeka ile Sağlık Hizmeti Kapasitesinin Artırılması (Boasting Healthcare Capasity with AI) adlı bu makalede; düşük ve orta gelirli ülkeler başta olmak üzere, bazı örneklerde güvenilmez sonuçlar ve yanlış uygulamalar gibi zorlukların sürdüğü aktarılmaktadır.

Kadınlar Hayatlarının Yüzde 25’ini Sağlıksız Geçiriyor

McKinsey Sağlık Enstitüsü ile Dünya Ekonomik Forumu’nun 17 Ocak 2024 tarihinde birlikte hazırladığı bir Forum Raporu’nda ortaya konan çarpıcı bir istatistikten söz edilmektedir. Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşamalarına rağmen, hayatlarının yüzde 25’ini sağlıksız bir durumunda geçirmektedir (https://www.mckinsey.com/mhi/media-center/new-report-highlights-one-trillion-potential-of-closing-womens-health-gap).

Aynı çalışmada, Kadınların Sağlık Açığını KapatmakYaşamları ve Ekonomileri İyileştirmek İçin 1 Trilyon Dolarlık Fırsat başlığıyla, sağlık eşitliğinin önündeki engelleri ve ileriye doğru hareket etmenin ve eylemi yönlendirmenin yolları da vurgulanmaktadır.

Bill ve Melinda Gates Vakfı’ndan Alaa Murabit ve Dünya Ekonomik Forumu’ndan Amira Ghouaibi ise küresel liderlerin kadın sağlığını nasıl savundukları hakkında bir yazı yazmışlar. 12 Kasım 2024 tarihli bu yazıda, ilerlemenin kadınların seslerinin sağlık tartışmalarının odağında olma zorunluluğunu  savunmaktadır (https://www.weforum.org/stories/2024/11/how-global-leaders-transforming-conversation-womens-health/).

Bireysel Ruh Sağlığının Küresel Ekonomiye Etkisi

Dünya Ekonomik Forumu dokümanında, işyerinde geçirilen zamanın fazlalığı göz önünde bulundurulduğunda, işlerin hem bireysel sağlığı hem de küresel ekonominin sağlığını önemli ölçüde etkilediği bir başlık olarak yer almaktadır.

Bir üst yönetici çalışanın ruh sağlığı ile kar marjı arasındaki ilişkiyi ve üst düzey yöneticilerin herkes için sonuçları iyileştirmedeki önemini bu dokümandaki bir video ile açıklanmaktadır (https://www.weforum.org/stories/2024/12/top-global-health-stories-2024/).

Antimikrobiyal Direnç Birleşmiş Milletler Gündeminde

Raporda, antimikrobiyal direncin, 2024 yılında da küresel çapta büyük bir tehdit olmaya devam ettiği açıklanmaktadır. Fleming’in antibiyotiği keşfinden ilaç direncinin yükselişine kadar olan sürecin; küresel sağlık, gıda güvenliği ve kalkınma üzerindeki etkilerine vurgu yapılmaktadır.

20-21 Eylül 2024’te New York’ta yapılan yıllık Birleşmiş Milletler üst düzey zirve gündeminde bu konu da yer almaktaydı. Toplantıda, antimikrobiyal direnç ilişkili ölümlerin 2030 yılına kadar yüzde 10 oranında azaltılması için 100 milyon dolarlık taahhütte bulunulmuştu. Ekim ayında ise Küresel Antibiyotik Ar-Ge Ortaklığı İcra Direktörü Manica Balasegaram, bu direnç ölümlerinin 2050 yılına kadar 169 milyon kişiye ulaşabileceği öngören yeni bir araştırma açıklamıştır.

Sürdürülebilir Sağlık Politikaları İçin Küresel Süreçlerin Yakın Takibi

Tüm bu alt başlıklar, küresel gündemde sağlığın önemini değişik boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Sağlık politikası karar vericileri, kaynak sağlayıcıları, hizmet sunucuları ve endüstri bu başlıkları dikkate alarak gelecek planları yapmalıdır. Her biri ev ödevi niteliğindeki politika adımları, buna göre planlanmalı, uygulamaya geçirilmeli ve gerektikçe gelinen noktalar gözden geçirilmelidir. Daha üç ay önce yapılan son Birleşmiş Milletler üst düzey zirvesinde bile gündeme gelebilen bu konularda, günlük iş yoğunluğundan stratejik yönetime daha az zaman ayırabilen sağlık yöneticileri duyarlı olmalıdır. Çünkü sürdürülebilir sağlık politikaları bu tür küresel süreçler yakından izlenerek oluşturulabilir.